ünlü Bilim Adamları Ve Hayatları

İsimli konu WH 'Eğitim Kültür' kategorisinde, ¢σєηтяãσ üyesi tarafından 26 Eylül 2010 tarihinde yazılmıştır. ünlü Bilim Adamları Ve Hayatları hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. ünlü Bilim Adamları Ve Hayatları




    1910 yılında Selanik''te doğdu. Yüksek öğrenimini Fransa''da Ecole Normale Superieure''de tamamladı (1932). Bir 100süre 100Galatasaray Lisesi''nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi''nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya''ya gitti. 1938 yılında qöttingen Üniversitesi''nde doktorasını bitirdi. Yurda döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi''nde profesör ve ordinaryus profersörlüğe yükseldi. Burada 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji''nde Matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında 100Türkiye 100Bilimsel ve 1Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bilim kolu başkanı oldu.
    Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri''nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya 1Üniversitesi''nde 1konuk öğretim üyesi 1olarak görev yaptı. 1967 yılında yurda dönüşünde Orta Doğu 101Teknik 101Üniversitesi''nde öğretim üyeliğine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK''a bağlı Gebze Araştırma Merkezi''nde görev aldı. 1985 ve 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı.
    Arf İnönü Armağanı''nı (1948) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü''nü kazandı (1974). Cebir ve Sayılar Teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum 1990''da 3 ve 7 Eylül tarihleri arasında Arf''in onuruna Silivri''de 1gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve Geometri üzerine ilk konferanslarda 1984''te İstanbul''da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur.Cahit Arf 1997 yılının Aralık ayında bir kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan ayrıldı...

    GELENBEVİ İSMAİL EFENDİ (1730 - 1790)

    1730 yılında şimdiki Manisa''nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail''dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.
    Önce, kendi çevresindeki 1bilginlerden ilk 2bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul''a gitmiştir. Burada, çok 2değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlandı ve matematiğini oldukça ilerletti. Müderrislik sınavına girerek kazandı ve 33 yaşında müderris oldu. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verdi.
    Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamit paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli hasan paşa''nın istekleri üzerine, Kasımpaşa''da açılan Bahriye Mühendislik Okulu''na altmış kuruşla matematik öğretmeni 2olarak atandı. Bu atama ona parasal yönüyle bir rahatlık getirdi.
    Bazı silahların hedefe vurmaması, padişah III. 2Selim''i kızdırmış ve Gelenbevi''yi huzura çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Hedefe olan uzaklığı tahmin ederek gerekli düzeltmeleri yapmış ve topların hedefe vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi''nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.
    Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere tam otuz 2beş eser bırakmıştır. 2Türkiye''ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi''dir.

    EL-HARİZMİ


    Ebu Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmi, Özbekistan''da doğdu. 2Doğum tarihi kesin 2olarak bilinmemektedir. Hayatı hakında çok fazla 2bilgi bulunmamaktadır. Batı bilim
    El Harizmi''nin 2en çok ilgi gören eserleri Kitabü''l muhtasar fi''l Cebr ve''l Mukabele ve Kitabü''l muhtasar fi Hisabü''l Hindi dir.
    Harizmi, doğu bilim 3dünyasında cebir ilmine ilişkin ilk eser yazan 3kişidir. Bu bilim dalı daha önce az çok işlenmiş ve kısmen geometriden ayrı bir ilim dalı olmaya başlamıştı. Birinci dereceden denklemler çözülebiliyordu, hatta hesaplama metodlarıyla ikinci dereceden denklemlere 3çözüm bulunuyordu. Fakat henüz ikinci derece denklemlerin köklerini bulma yöntemi geliştirilmemişti.
    İşte El Harizmi''nin El Cebr ve''l Mukabele kitabı ikinci dereceden denklemlerin 3çözüm yolunu sistemli 3olarak işleyen ilk eser niteliğindedir ve 600 yıldan 3uzun bir süre (15. yüzyıla kadar) el üstünde tutulmasının nedeni de budur.
    Harizmi''nin Denklem Grupları
    El Harizmi, adı geçen eserinde denklemleri iki grupta toplamaktadır:
    Birinci grupta, 3çözümleri derhal bulunabilen bizim bugünkü sembollerle ifade edersek
    x2 = ax
    x2 = n
    ax = n
    şeklindeki denklemlerdir.
    Bunların 3çözüm kurallarını gösterdikten sonra El- Harizmi ikinci denklem grubuna geçer
    x2 + ax = n
    x2 +n = ax
    ax + n = x2
    Ve bunların çözümünü bugün bildiğimiz metotla yapar.
    Bu 3kitapta ayrıca, ikinci dereceden denklemlerin hangi durumlarda iki kökünün , hangi du-rumlarda çift kökünün olacağını ve hangi durumlarda denklemin reel kökü olamayacağını çok açık bir şekilde belirtmiştir. Bu kuralları bir öğretmen yeteneğiyle ortaya koyduktan sonra El Harizmi , bu kuralları geometrik 4olarak ispatlamıştır.
    Harizmi''nin bu eseri matematik tarihi bakımından çok 4önemli gelişmelere dayanak ve başlangıç olmuş 600 yıldan biraz daha fazla (15. y.y. sonuna kadar) matematik öğretimi için temel sayılmıştır. Eser, Endülüs medreseleri aracılığıyla Batı''ya geçmiştir. İlk Latince çevirisi 1183''te yapılmıştır. Roger Bacon, Fibonacci gibi bilim adamaları eseri hayranlıkla incelemişler, ve kendi öğretilerinde bu eserden faydalanmışlardır. 1486 yılında Leipzig 4Üniversitesi''nde okutulmaya başlanmıştır. 1598 -1599 yıllarında hala cebir biliminde tek kaynak Harizmi''nin bu eseridir.
    El Harizmi matematiğin yanı sıra astronomi ve coğrafya ilimlerinde de eserler vermiştir. Astronomik cetvellerle ilgili 4kitaplar yazmış ve bu eserler 12. y.y. da Latince'' ye çevrilmiştir. Bunun yanısıra Ptolemy''nin coğrafya kitabını düzeltmelerle yeniden yazmış, 70 tane bilim adamıyla birlikte çalışarak 830 yılında bir 4dünya haritası çizmiştir. Dünyanın çevresini ve hacmini hesaplama çalışmalarında yer almıştır. Güneş saatleri, usturlaplar ve saatler üzerine yazılmış eserleri de vardır.


    HÜSEYİN TEVFİK PAŞA

    Hüseyin Tevfik Paşa (1832-1901) Vidin''de doğmuş, 4genç yaşta İstanbul''a gelmiş ve Askerî Okul''da okumuştur. Burada, matematik derslerindeki yeteneğiyle Cambridge 4Üniversitesi''nden mezun olmuş olan matematik hocası Tahir Paşa''nın dikkatini çekmiş ve Tahir Paşa kendisine 4özel dersler vermiştir. Tahsilini bitirdikten sonra Harbiye''ye cebir hocası 4olarak atanmış, Tahir Paşa ölünce onun matematik dersleri de Hüseyin Tevfik Paşa''ya kalmıştır. Harbiye''deki hocalığı devam ederken, Tophâne Tecrübe ve Muayene Komisyonu''na da getirilmiştir. 1868''de Paris''teki Mekteb-î Osmanî''ye müdür muavini olarak gönderilmiş ve aynı 4zamanda balistik ve tüfek imalatı üzerine incelemelerde bulunmakla görevlendirilmiştir. Bu arada matematik 5bilgisini geliştirmek için üniversiteye de devam etmiş ve Paris''te kaldığı iki yıl boyunca bazı makaleler yayımlamış ve 5bilimsel toplantılara katılmıştır.
    Hüseyin Tevfik Paşa, 1872''de Amerika''daki bazı silah fabrikalarına ısmarlanan tüfeklerin imalatını ve şartnâmeye uyulup uyulmadığını kontrol etme göreviyle Amerika''ya gönderilmiştir. 1878 yılına kadar Amerika''da kalmış ve bu 5süre içinde matematikle uğraşmıştır; Lineer Cebir adlı 5İngilizce kitabını bu sırada yazmış ve Argand''ın kompleks sayılarla ilgili teorisinde ileri sürdüğü çarpımı üç 5boyutlu uzaya uygulamanın bir yolunu bulmuştur.
    Eserinin önsözünde şöyle söylemektedir: "Bu 5kitapta incelenen lineer cebir, dünyanın Sir William Hamilton''a borçlu olduğu quaterniyonlara çok benzer. Lineer cebir, quaterniyonların bütün potansiyellerine 5sahiptir ve güçlüğü daha azdır. Quaterniyonlar üniversitelerde öğretilmektedir ve kabul görmüş bir 5bilgidir. Lineer cebirin de aynı kabülü görüp görmeyeceğini, hattâ quaterniyonların yerini alıp almayacağını şimdiden bilmiyorum".
    Kendi sisteminin üstünlüğünü ise şöyle ifade etmiştir:
    "Quaterniyonların çarpımı, 5isim olarak bile düzlem geometride ele alındığında, bizi üç 5boyutlu uzayda çalışmaya zorlamaktadır; halbuki lineer cebirde yalnızca iki 6boyut ele alındığı 6zaman bir üçüncü boyutu düşünme durumunda değiliz".
    Hüseyin Tevfik Paşa''nın bu eseri tercüme değildir ve 6konuya özgün katkı yapması açısından çok 6önemlidir.
    Tevfik Paşa''nın başka pek çok görevleri olmuş, 6Fransa ve Amerika''da kaldığı sıralarda 6Fransızca ve İngilizce''yi, bu dillerde 6kitap yazabilecek kadar iyi öğrenmiştir. Gazi Ahmed Muhtar Paşa ve Yusuf Ziya Paşa ile birlikte Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiye''nin ve Dârüşşafaka''nın kurucularındandır. Burada matematik dersleri vermiş, yine bu sıralarda 6arkadaşlarıyla çıkarttığı Mebâhis-i İlmiyye adlı aylık dergiye makaleler yazmıştır. Bu dergide yayımladığı makaleleri arasında "Mahsûsât ve Gayr-ı Mahsûsât" isimli felsefî bir yazısı, ayrıca türev ve fonksiyonlar üzerine yazıları bulunur.
    Hüseyin Tevfik Paşa, daima devlet memuriyetiyle görevli olmasına rağmen, matematik bilimlerle ilgilenmeye 6zaman ayırabilmiş, zengin bir kütüphane oluşturmuş, çevresindeki Sâlih Zekî gibi yetenekli gençlere, vakit ayırmış, periyodik yayınlarla 6entellektüel bir ortamın oluşmasına gayret sarf etmiştir.

    KERİM ERİM

    İstanbul Yüksek Mühendis mektebi''ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi''nde Albert Einstein''in yanında 7doktorasını yaptı (1919). 7Türkiye''ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. 7Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi''nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mühendis Mektebi''nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul 7Teknik Üniversitesi''ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi''nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı''na getirildi.
    1940 - 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi''ne bağlı Matematik Enstitüsü-''nün başkanlığını yaptı. 7Türkiye''de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağ-daş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırıl-masına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim''in 7Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:
    Nazari 7Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral 7Hesap(1945), Über die Traghe-its-formen eines modulsystems(Bir modül sisteminin 7süredurum biçimleri üstüne - 1928)


    MATRAKÇI NASUH ( .... - 1564)

    Türk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih 7konularında 8kitaplar da yazmış çok yönlü bir 8bilgindir.
    8Doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533''ü vermekteyse de, bunun doğru olmadığı bugün kesinleşmiştir. Çeşitli kaynaklarda onun 1547''den, 1551''den, 1553''ten sonra ölmüş olabileceği ileri sürülmektedir. Yaşamı üstüne 8bilgi de yok denecek kadar azdır. Saraybosna yakınlarında doğduğuna, dedesinin devşirme olduğuna ilişkin kesinleşmemiş ipuçları vardır.
    Enderun''da okumuştur. Matrakçı ya da Matrakî adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynandığı ve eskrime benzeyen bir tür savaş oyunu olduğu bilinen "matrak" oyununda çok 8usta olmasından ve belki de bu oyunun mucidi bulunmasından ileri gelmektedir. Nasuh ayrıca çok 8usta bir silahşördü. Bu nedenle Silahî adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde "üstad" ve "reis" olarak tanınması için 1530''da I. Süleyman (Kanuni) tarafından verilmiş bir beratı da vardı. Çeşitli silahların nasıl kullanılacağını ve dövüş yöntemlerini anlatan Tuhfetü''l-Guzât adlı bir kılavuz 8kitap bile yazmıştı.
    Nasuh, 8özellikle geometri ve matematik alanlarında 8önemli bir bilim
    Nasuh bir tarihçi olarak da 8önemli yapıtlar vermiştir. Mecmaü''t-Tevârih adıyla Taberî Tarihi''ni Türkçe''ye çevirmiştir. Ayrıca Tarih''i Sultan Bayezid ve Sultan 9Selim ile Tarih''i Sultan Bayezid adlı iki kitabında bu padişahlar dönemindeki olayları anlatmıştır. Süleymannâme adlı kitabının üç ayrı nüshasında 1520-1537, 1543-1551 ve 1542-1543 arasında geçen olayları ele almıştır. Kanuni''nin 1534 Irak seferini Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han''da 1538 Karaboğdan seferini!de Fetihnâme-i Karaboğdan'' da 9konu etmiştir.
    Nasuh 28 Nisan 1564''te öldü.

    adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiştir. Matematiğe ilişkin iki kitabı Cemâlü''l-Küttâb ve Kemalü''l- Hisâb ile Umdetü''l-Hisâb''ı I. 9Selim (Yavuz) döneminde yazmış ve padişaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu 9uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak kullanılmıştır.

    ÖMER HAYYAM

    Asıl adı Giyaseddin Ebu''l Feth Bin İbrahim El Hayyam'' dır. 18 Mayıs 1048''-de İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almıştır.Fakat o soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır.Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina''dan sonra Doğu''nun yetiştirdiği 109en 109büyük bilgin olarak kabul ediliyor-du. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında 9önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için 9zamanın bütün bilgilerini bildiği söylenirdi. O herkesten 9farklı olarak yaptığı çalışmaların çoğunu kaleme almadı, oysa O is-mini çokça duyduğumuz teo-remlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan 9ender kayıtlara da-yanılarak Ömer Hayyam''ın çalışmaları şöyle sıralanabilir:
    Yazdığı 10bilimsel içerikli 10kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanın-da Bir Özet, Varlıkla İlgili 10Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. Enbüyük eseri Cebir Risalesi''dir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sı-nıflandırmayı yapan 10kişidir. O cebiri, sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini a-maçlayan bilim olarak tanımlardı. Matematik bilgisi ve yeteneği 10zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştır. Nitekim, Hayyam 13 10farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizi-mi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır.
    Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur. Binom teoerimini ve bu açılımdaki katsayıları bulan ilk 10kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir).Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzana-cak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi''ni ve Rubaiyat''ı Semerkant''ta kaleme almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam bu şehirde bir araya gelmiştir. Dönemin hakanı Melikşah, adı devlet düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaşayan veziri Nizamül-mülk''e çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkant''ta tanışan Nizam onu İsfa-han''a davet eder. Orada buluştuklarında O''na devlet hülyasından bahseder ve bu 10büyük ha-yalinin 10gerçekleşmesi için Hayyam''dan yardım 10ister. Fakat Hayyam devlet işlerine karışmak istemez ve teklifini geri çevirir.4 Aralık 1131''de doğduğu yer olan Nişabur'' da fani dünyaya veda eder..

    SALİH ZEKİ (1864 - 1921)


    XIX. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş, 11değerli eserler vererek, 57 yaşında hayata gözlerini kapamış, bir ilim ve fikir adamıdır. Salih Zeki Bey, 1864 yılında İstanbul''da doğmuştur. Ortaöğrenimini Darüşşafaka''da görmüş, yüksek öğrenimini Paris''te elektirk mühendisliği bölümünü bitirmiştir.
    Salih Zeki, Darüşşafaka ve Mühendis Mektebi''nde matematik ve fizik dersleri okutmuştur. Daha sonraki çalışmalarının tümünü üniversiteye vermiştir. Bugünkü 11gerçek üniversitenin kurucusu salih Zeki''dir. 11Türkiye''ye, matematik, fizik ve fen derslerini batılı yöntemleriyle ilk getiren odur. Birçok gazete ve dergide çıkan güzel yazılarıyla Türk gençliğini edebiyat kadar matematiğe yönelten ve matematiği sevdiren yine o olmuştur.
    Salih Zeki, aydın fenciler silsilesinin 11en dikkate değer son halkasıdır. İlk ve ortaöğrenimin ihtiyacı olan matematik, geometri, cebir, astronomi, trigonometri ve fizik kitaplarından başka binlerce sahifeyi bulan, yüksek seviyedeki Darülfünun ders kitapları yazmış; felsefi konularda telif-tercüme eserler bırakmış, bilim tarihi ile ilgili incelemeler yayınlamış, bizzat Mizan-ı Tefekkür adlı bir matematik kitabı yazmış, anıt bir eser olarak Kamus-ı Riyaziyat''ı hazırlayarak bunun ilk cildini yayınlamıştır.

    SELMAN AKBULUT (1949)

    Prof. Dr. Selman Akbulut, 1971 yılında California Üniversitesi (Berkeley) Matematik Bölümü''nden mezun olmuştur. Prof. Dr. Akbulut, 1975 yılında aynı üniversitede 11doktora eğitimini tamamlayarak, 1976 yılında Wisconsin Üniversitesi''nde yardımcı doçent olarak göreve başlamıştır.
    1978 - 1980 yılları arasında Rutgens Üniversitesi''nde, 1980 - 1981 yıllarında Michigan State Üniversitesi''nde Yardımcı Doçent; 1983 - 1986 yılları arasında aynı üniversitede Doçent olarak çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Akbulut 1986 yılında profesörlüğe yükselmiştir ve halen Michigan State Üniversitesi''nde görev yapmaktadır.
    Prof. Dr. Akbulut, 1975 - 1976, 1980 - 1981 yıllarında Advanced Study Institute''da, 1982 - 1983 yıllarında Max - Planck Enstitüsü ve 1984 - 1985 yıllarında California Üniversitesi, Mathematical Sciences Research Institute''de çalışmalarda bulunmuştur.
    Prof. Dr. Akbulut, Türk Matematik Derneği, Amerikan Matematik Derneği ve Doğa - Türk Matematik Dergisi Editörler Kurulu''na üyedir.
    Prof. Dr. Selman Akbulut''un Uluslararası Science Citation Index''ce taranan hakemli dergilerde çıkmış 29 yayını vardır ve bu yayınlara 1991 yılı sonu itibariyle 239 atıf yapılmıştır.

    PROF. DR. TOSUN TERZİOĞLU

    Tosun Terzioğlu 1942 yılında İstanbul’da doğdu. 1961 yılında Robert Koleji’nden mezun olduktan sonra, lisans derecesini 1965 yılında, matematik dalında İngiltere-Newcastle-upon-Tyne Üniversitesi''nden; doktorasını 1968 yılında, aynı dalda, 11Frankfurt Üniversitesi''den aldı. Michigan, Wuppertal ve Orta Doğu 11Teknik Üniversitesi''nde ders veren Tosun Terzioğlu, 1974-1975 ve 1989-1991 yıllarında Orta Doğu 11Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanlığı; 1977-1982 yıllarında ise aynı üniversitede Fen ve Edebiyat Fakültesi Dekanlığı yaptı.
    1977-1981 yılları arasında TÜBİTAK Temel Bilimler Araştırma Grubu üyesi, 1979-1981 arasında üniversitelerarası kurul üyesi, 1990-1991 arasında ODTÜ Senato üyesi ve 1992-1997 yıllarında da TÜBİTAK Başkanı olarak 11hizmet verdi. Terzioğlu, aynı dönemde
    11Türkiye 12Teknoloji Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu, KOSGEB İcra Kurulu üyeliği ve 1993-1997 döneminde de NATO Bilim Komitesi 12Türkiye Temsilciliği yaptı. 1996-1997 yıllarında 12Bilimsel ve 12Teknik Araştırma Vakfı-BİTAV Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenen Terzioğlu, 1997-2000 döneminde de TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı oldu. 1997-2001 yılları arasında TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyeliği yapan Terzioğlu, 1990 yılından bu yana Türk Matematik Derneği Başkanlığı görevini, 1997''den bu yana Sabancı Üniversitesi Rektörlüğünü,
    "2002’den bu yana da Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı-TÜSEV Yönetim Kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Editörlük ve Yazı Kurulu üyelikleri de bulunan Terzioğlu, ayrıca Matematik alanında 50’nin üzerine 12bilimsel makalenin ve 2 kitabın yazarıdır. 1974’de TÜBİTAK Teşvik, 1986’da ise bilim ödülünü alan Prof. Dr. Tosun Terzioğlu, evli ve iki 12çocuk babasıdır."

    ALİ KUŞCU (1474-1525)

    Türk-İslam Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koyduğu eserleriyle haklı bir şöhrete 12sahip Ali Kuşçu, Osmanlı Türklerinde, astronominin önde gelen bilgini sayılır. "Batı ve Doğu Bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim olarak tanır." Öyle ki; müsteşrik W .Barlhold, Ali Kuşcu''yu "On Beşinci Yüzyıl Batlamyos''u" olarak adlandırmıştır. Babası, Uluğ Bey''in kuşcu başısı (doğancıbaşı) idi. Kuşçu soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı Ali Bin Muhammet''tir. 12Doğum yeri Maveraünnehir bölgesi olduğu ileri sürülmüşse de, adı geçen bölgenin hangi şehrinde ve hangi yılda doğduğu kesinlikle bilinmektedir.
    Ancak 12doğum şehri Semerkant, 12doğum yılının ise 15. yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduğu kabul edilmektedir. 16 Aralık 1474 (h. 7 Şaban 879) tarihinde İstanbul''da ölmüş olup, mezarı Eyüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır. Ölüm tarihi; torunu meşhur astronom Mirim Çelebi''nin (ölümü, Edirne 1525) Fransça yazdığı bir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır. Mezar yerinin 1819 yılına kadar belirli olduğu ve hüsnü muhafazasının yapıldığı; ancak 1819 yılından sonra, Ali Kuşcu''ya ait mezarın yerine, 13zamanının nüfuzlu bir devlet adamının mezar taşının konmuş olduğu anlaşılmaktadır. Uluğ Bey''in Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasında, Semerkant''ta ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaşta iken astronomi ve matematiğe geniş ilgi duymuştur.
    Devrinin 113en 113büyük bilginlerinden; Uluğ Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün Cemşid ve Mu''in al-Din el-Kaşi''den astronomi ve matematik dersi almıştır. Önce,Uluğ Bey, tarafından 1421 yılında kurulan Semerkant Rasathanesi ilk müdürü, Gıyaseddün Cemşid''in, 113kısa 113süre sonra da Rasathanenin ikinci müdürü Kadızade Rumi''nin ölümü üzerine, Uluğ Bey Rasathane-ye müdür olarak Ali Kuşcu''yu görevlendirmiştir. Uluğ Bey Ziyc''inin tamamlanmasında 13büyük emeği geçmiştir. Nasirüddün Tusi''nin Tecrid-ül Kelam adlı eserine yazdığı şerh, bu konuda da gayret ve başarısının 13en güzel delilini teşkil etmektedir. Ebu Said Han''a ithaf edilen bu şerh, Ali Kuşcu''nun ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuştur. Kaynakların değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcu yalnız telih eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilgin olarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi) gibi astronomların da yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle beraber, Ali Kuşcu''yu eski astronominin en 13büyük bilginlerinden birisi olarak belirtebiliriz.

    ESERLERİ:
    Ali Kuşcu''nun 13özellikle, matematik ve astronomi ile ilgili eserleri, 13gerçek ilmi kişiliğini ortaya koymaktadır. Bu eserlerinin adları şunlardır;
    Risale-i fi''l Hey''e (Astronomi Risalesi)
    Risale-i fi''l Fehiye (Fetih Risalesi)
    Risale-i Hisap (Aritmetik Risalesi)
    Risale-i Muhammediye (Cebir ve 14Hesap konularından bahseder)
    Tecrid''ül Kelam (Sözün Tecridi)
    Risale-i Adudiye Unkud-üz zvehir fi Man-ül Cevahir (Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salkım) Vaaz İstiarad.

    AHMET FERGANİ

    9. yüzyılın başlarında dünyaya 14geldiği kabul edilen ünlü matematik ve astronomi bilgini Ahmet Ferganî, çağının bilim ve kültür merkezlerinden olan Türkistan''ın Fergana bölgesindendir. Bilim ve kültür tarihimizin birinci elden kaynakları olan tezkireler (biyografik eserler)de 14doğum tarihi ile ilgili bir bilgi bulunmamakla birlikte kendisi gibi bir astronom olan babasının adının Muhammed, dedesinin ise Kesir olduğu kayıtlıdır.

    Ahmet Ferganî, ilk öğrenimini ünlü bilginlerin yetiştiği Fergana''da yaptı ve 14büyük bir ihtimalle astronomi konusundaki bilgilerini babasından aldı. Belli bir seviyeye 14geldikten sonra da mevcut bilgilerine yeni bilgiler katmak amacıyla da, çağının bilim, kültür ve aynı 14zamanda halifelik merkezi olan Bağdat''a 14geldi. Ömrünün yarısına yakınını burada geçiren Ferganî, 14kısa sürede matematik ve astronomi konularındaki bilgisini Bağdat bilim çevresine kabul ettirip, bilimin gelişmesine olan katkılarıyla bilim tarihinde adlarından övgüyle bahsedilen Abbasi halifelerinden Me''mun ve el-mütevekkil döneminin en ünlü bilginleri arasına girdi
    861 yılında halife el-Mütevekkil tarafından Nil ırmağı kıyısında yapılan ölçüm işlerini yürütmesi için Mısır''a gönderilen Ferganî''nin, bundan sonraki yaşamı bilinmiyor.

    MOLLA LÜTFİ (? - 1495)

    İ15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıd dönemlerinde yaşamış meşhur matematikçilerdendir. Sinan Paşa’nın ve Ali Kuşçu’nun talebesi olmuş, Ali Kuşçu’dan öğrendiği matematik bilgilerini Sinan Paşa’ya aktarmıştır. Böylece Sinan Paşa, onun vasıtasıyla matematik öğrenmiştir. Sinan Paşa’nın tavsiyesiyle, Fatih, Molla Lütfi’yi, 14özel kütüphanesinin müdürlüğüne getirmiştir. Molla Lütfi, bu sayede pek çok 14değerli kitaptan değişik bilimleri öğrenme fırsatına 15sahip olmuştur. Sinan Paşa, Fatih tarafından Sivrihisar’a sürülünce, Molla Lütfi de hocası ile birlikte gitmiş, Sultan II. Beyazıd’ın tahta çıkmasının ardından hocasıyla birlikte İstanbul’a dönmüştür. Önce Bursa’daki Yıldırım Beyazıd Medresesi’nde, sonra Filibe’de ve Edirne’de medrese hocalığı yapmıştır.

    Molla Lütfi, çevresindeki devlet erkanına ve bilginlere latife yaparak onları eleştirdiğinden, çoğu kimse tarafından sevilmezdi. Fatih Sultan Mehmet’le bile iki 15arkadaş gibi şakalaşırdı. Kendisini çekemeyen bazı kimselerin, dinsizlik suçlamaları nedeniyle kovuşturmaya uğradı ve Sultan Beyazıd döneminde idam edildi.
    Ölümü üzerine pek çok kimse yas tutmuş, tarihler düşmüş ve şehit sayılmıştı.

    Molla Lütfi’nin, çoğu Arapça olan eserleri 17. yüzyıla kadar elden düşmemiştir. Taz’ifü’l-Mezbah (Sunak Taşının İki Katının Bulunması Hakkında) adlı kitabı iki bölümden oluşur. Birinci bölümde kare ve küp tarifleri, çizgilerin ve yüzeylerin çarpımı ve iki kat yapılması gibi geometri konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise meşhur Delos problemi incelenmiştir. Molla Lütfi’nin, bu problemi, İzmir’li Theon’un eserinden öğrendiği anlaşılmaktadır. İzmir’li Theon, İskenderiye kütüphanesinin müdürü Eratosthenes’e atıfla, Delos adasında büyük bir veba salgını çıkınca, ahalinin, Apollon rahibine müracaat ederek bu salgının geçmesi için ne yapmak gerektiğini sorduklarında, rahibin tapınaktaki sunak taşını iki katına çıkarmalarını tavsiye ettiğini, böylece kolaylıkla çözülemeyecek bir matematik problemi ortaya çıkmış olduğunu yazar. Mimarlar bu işi başaramıyınca, Platon’un yardımını isterler. Platon, rahibin sunak taşına ihtiyacı olduğundan değil, Yunanlılara matematiği ihmal ettiklerini ve küçümsediklerini söyleme maksadında olduğunu bildirdikten sonra, problemlerin orta orantı ile çözüleceğini ifade etmiştir. Molla Lütfi, işte bu hikayeye dayanarak eserini yazmıştır. Kitabında, küpün iki kat yapılmasının, yanına başka bir küp ilave etmek demek olmayıp, onu sekiz defa büyütmek demek olduğunu açıklar. Molla Lütfi Mevzuatü’l Ulüm (Bilimlerin Konuları) adlı eserinde de yüz kadar bilimi tasnif etmiştir.

    ULUĞ BEY (1393 - 1449)
    Türk matematikçilerinden birisi olan Uluğ Bey, Timur''un 15erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oğludur. Asıl adı Mehmet''tir. Fakat o, daha çok Uluğ Bey adı ile ünlü olmuştur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Timur''un öldüğü sıralarda Uluğ Bey Semerkant''ta bulunuyordu. Semerkant ve Maveraünnehir, Mirza Halil Sultan''ın saldırısı ve işgali üzerine babasının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Babası buraları yeniden yönetimine alarak on altı yaşında olan Uluğ Bey''e yönetimini bırakmıştır. Uluğ Bey, bu tarihten sonra, hem hükümeti yönetmiş ve hem de öğrenimine devam etmiştir.

    Uluğ Bey, bilgin ve olgun bir padişahtı. Boş zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuşmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı. Uluğ Bey, dikkatlice okuduğu kitabı kelimesi kelimesine hatırında tutacak kadar belleği vardı. Matematik ve astronomi bilgileri oldukça ileri düzeydeydi. Bir söylentiye göre, kendi falına bakarak, oğlu Abdüllatif tarafından öldürüleceğini görmüş ve bunun üzerine oğlunu kendisinden uzak tutmayı uygun görmüştür. Baba ile oğlu arasındaki bu soğukluk, Uluğ Bey''in küçük oğluna karşı olan yakınlığı ile daha da şiddetlenmiş ve sonunda Uluğ Bey''in korktuğu başına gelmiştir.

    Uluğ Bey, Semerkant''ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadı Zade bu medreseye başkanlık etmiştir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant''a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmişti. Rasathanenin 15yapım ve rasat aletleri için hiç bir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiştir.
    Gözlemevinin yönetimini Kadı Zade ile Cemşid''e vermiştir. Cemşid, gözlemlere başlandığı sırada ve Kadı Zade de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm işleri o zaman genç olan Ali Kuşçu''ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine Uluğ Bey, ünlü Zeycini düzenlemiş ve bitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuştur. Zeyç Kürkani bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç''in iki makalesi 1650 yılında Londra''da ilk olarak basılmıştır. 15Avrupa dillerinin birçoğuna, çevrilmiştir. 1839 yılında cetvelleri 15Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen basılmıştır.
    Zeyç Kürkani''nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaşlarından sonra Türkiye''ye getirilmiş ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Bir hile ile oğlu Abdüllatif tarafından 1449 yılında öldürülmüştür.
    26 Eylül 2010
    #1
  2. ünlü Bilim Adamları Ve Hayatları Cevapları

soru sor

ünlü Bilim Adamları Ve Hayatları