Sermaye Pİyasasi

İsimli konu WH 'Ansiklopedi' kategorisinde, spartakus üyesi tarafından 18 Kasım 2007 tarihinde yazılmıştır. Sermaye Pİyasasi hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. SERMAYE PİYASASI

    SERMAYE PİYASASI NEDİR?

    Basit ve geniş bir tanımla sermaye piyasası sermaye arz ve talebinin karşılaştığı piyasadır. O halde önce “sermaye”nin tarifiyle söze başlamak gerekiyor. Sermaye piyasası açısından sermayenin tarifi iktisat kitaplarındaki sermaye tarifinden farklı olacaktır. Konumuza göre, sermaye, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonlardır. Burada hemen pratik bir yaklaşımla, orta ve uzun vadeli fonların tahvillere, sonsuz vadeli fonların ise hisse senetlerine tekabül ettiğini vurgulamak gerekir.

    Buna göre, 3 - 4 yıldan kısa vadeli ve özellikle vadesiz fonların alış - verişi sermaye piyasasıyla ilgili sayılmaktadır. Dolayısıyla, son yıllarda enflasyonun yan ürünü olarak ortaya çıkan vadeli, ya da her an paraya çevrilebilir belgeleri ve hatta özel tahvil ve bonoları da sermaye piyasası aracı olarak kabul etmek mümkün değildir. Bunlar 1979 - 1983 döneminde bir çeşit paralel bankacılık sistemi oluşturmuşlardır.

    O halde sermaye piyasası, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonların arz ve talebinin aracı kuruluşlar aracılığıyla ve menkul kıymetlere bağlı olarak karşılaştığı piyasadır.

    Yukarıdaki tarifin içine girmeyen her türlü sermaye hareketleri, örneğin, teşkilatlı ve teşkilatsız para, kredi, döviz, altın, ticari senet gibi doğrudan doğruya veya dolaylı olarak fon transferlerine sebep olan bütün alış verişler sermaye piyasasından daha geniş bir kavram olan mali piyasanın çerçevesi içinde kalır. Bu sebeple, sermaye piyasası da mali piyasanın bir parçasıdır.
    Mali piyasa genel finans sistemi içinde kısa vadeli fonların arz ve talep edildiği bölüm para piyasası olarak kabul edilir. Para piyasasına geçici ve mevsimlik nakit sıkıntısınıın giderilmesi için, sermaye piyasasına ise genellikle sabit yatırımlar ve devamlı işletme sermayesinin finansmanı için başvurulur. Para piyasasında kaynaklar vadeli ve vadesiz mevduat, sermaye piyasasında ise devamlılık arz eden tasarruflardır.

    Çeşitli farklı yönlerine rağmen bu iki piyasa birbiriyle ilişki halindedir. Fon talep edenler yatırım amaçlarına göre bu iki piyasadan birine veya her ikisine de başvurabilirler.

    Sermaye piyasasında arz ve talep bazı araçlar yardımı ile karşılaşır. Bu araçlara sermaye piyasası araçları ve menkul kıymetler diyoruz. Sermaye fonları menkul kıymetlerin alım satımı yoluyla el değiştirir. O halde sermaye piyasasını menkul kıymetler piyasası ile birlikte düşünmek zorundayız. Zaten sermaye piyasası kavramı ile menkul kıymetler piyasası kavramı çok defa iç içe girmekte ya da eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Menkul kıymetler piyasası ise özellikle tahvil ve tahvil türevleriyle hisse senedi ve hisse senedi türevlerini içermektedir.

    Biraz derinliğine inilirse, sermaye piyasasıyla menkul kıymetler piyasasındaki hareketlerin gerçekte ters yönlü olduğu anlaşılır. Sermaye piyasasında “mal” sermaye fonlarıdır. Menkul kıymetler piyasasında ise tahvil, hisse senedi gibi “kağıtlar” dır. Bir kimse 100.000 liralık hisse senedi satın almak istediği zaman bu, sermaye piyasası yönünden sermaye arzı, menkul kıymetler piyasası yönünden ise menkul kıymet talebi anlamı taşır. Görüldüğü gibi, sermaye piyasası ile menkul kıymetler piyasası gerçekte eş anlamlı değil, ters anlamlı kavramlardır. Birinde arzı teşkil eden bir hareket, diğerinde talebi oluşturmaktadır. Bu ters yönlülüğe rağmen, menkul kıymetler piyasasının, sermaye piyasası içinde ve onun bir parçası olduğunu da söylemek mümkündür. Ya da başka bir açıdan bakarak, asıl piyasanın sermaye piyasası olduğu, menkul kıymetlerin ayrı bir piyasa oluşturmayıp, sadece sermaye piyasasında fonların el değiştirmesinde kullanılan araçlar olduğu da ileri sürülebilir. Menkul kıymetler piyasasında da, diğer piyasalarda olduğu gibi arz - talep kanunu geçerli olmakla beraber, bazı hallerde bu kanun tersine işler. Diğer piyasalarda bir malın fiyatı düşünce ona karşı talep artar. Menkul kıymetler piyasasında ise bazı hallerde fiyat düşerken talep de azalabilir. Alınıp satılan malın fiziki bir değeri olmaması, doğrudan doğruya bir ihtiyacı karşılamaması ve spekülatif karakterli olması arz ve talepte tersine elastikiyet yaratabilir.

    SERMAYE PİYASASININ ÖNEMİ VE EKONOMİDEKİ YERİ

    Sermaye piyasasının ekonomideki yeri ve önemi, ülke ekonomisi bakımından, tek başına ekonomiye yararlı olamayan küçük tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak damlalardan göller meydana getirmesinde ve büyük yatırımlara dönüşmesindedir. Sermaye piyasası, az gelişmiş ülkelerdeki yurtiçi tasarruf açığının kapanmasına yardımcı olabilir. Fertler açısından ise, sermaye piyasası, tek başına gelir getiren bir yere yatırılamayacak kadar küçük fonların verimli yerlere yatırılmasına ve sahiplerine bir ek gelir getirmesine imkan sağlamaktadır. Ayrıca, küçük sermayeler kişisel işler yapılabilse bile, kişisel yatırımlarda teşebbüs ve yönetim sorunu çıkacaktır ki, elinde küçük bir sermaye bulunan, fakat bununla kişisel bir yatırım yapmaya sağlığı, bilgi ve tecrübesi ve zamanı olmayan kimseler sermaye piyasasının sağladığı imkanlardan yararlanırlar. Diğer yandan, böyle küçük sermaye sahipleri kendi teşebbüs ve yönetim sorunu Diğer yandan, böyle küçük sermaye sahipleri kendi teşebbüslerinde çeşitli risklere maruz kalacaklardır. Oysa, sermaye piyasasında bu fonlar değişik menkul kıymetlere yatırıldığında risk dağılımı yoluyla riskin asgariye indirilmesi mümkün olmaktadır. Bu noktada yatırım uzmanlığı ve portföy idaresi önem kazanmaktadır ki, memleketimizin bu alanda en büyük noksanı da buradadır.

    Sermaye piyasasının bu saydığımız fonksiyonları yalnız menkul kıymetler yoluyla değil, daha geniş bir kavram olan mali piyasa içinde bankalar aracılığı ile de sağlanabilir. Sermaye piyasası ve bankacılık sistemi, sözünü ettiğimiz mali piyasanın birer kesimidir. Mali piyasa içinde aynı fonksiyonları ifa eden bankacılık kesimi varken, ayrıca bir sermaye piyasasının ortaya çıkmasının farklı tarafları nelerdir? Bu soruların cevaplarını aşağıdaki faktörlerde aramak gerekir :

    1. Sermaye piyasası tasarruf sahipleriyle orta ve uzun vadeli talep eden kuruluşlar arasında direkt iletişim kurulmasına, sermayenin mobilizasyonunda aracıların ortadan kalkmasına veya fonksiyonlarının azalmasına (disintermediation) imkan hazırlar, küçük tasarrufların doğrudan doğruya ve daha süratle yatırımlara aktarılmasını sağlar. Bankalar yoluyla küçük tasarrufların yatırımlara aktarılması daha dolambaçlıdır. Küçük meblağlar önce bankalarda birikecek, sonra şirketlere intikal edecektir.

    Klasik bankacılığın ekenomideki fonksiyonu bir emme-basma tulumbaya benzetilir. Ekonominin çeşitli kesimleri ve değişik coğrafi bölgeler aynı andan kaynağa ihtiyaç duymazlar. Bir yerde kaynak ihtiyacı en üst düzeyde iken, başka yerde kaynak fazlası bulunur. Bankacılık sistemi, kaynak fazlası bulunan bölge veya kesimden mevduat olarak emer ve kaynak ihtiyacı olan bölge veya kesime basar. Ancak bankacılık sistemi bu fonksiyonu biraz pahalıya maleder. %50 faizle mevduat topladığı bir dönemde bunun kaynak kullananlara maliyeti %100’e yaklaşır. Tabii, bunun çeşitli sebepleri vardır. Sermaye piyasası ise, anonim şirketlerin menkul kıymet ihraç ederek aracısız fon ve kaynak sağlamasına imkan verir. Sermaye piyasasında da aracılar vardır. Fakat bu piyasadaki aracılık zorunlu bir aracılık değildir.

    2.Sermaye piyasası araçlarının bir bölümü (hisse senetleri ve benzerleri) şirketlere öz kaynak sağlar. Böylece iktisadi kalkınmanın hızlanmasına ve sağlıklı finansman kaynaklarına kavuşturulmasına yardımcı olurlar. Para piyasası ve araçları ise şirketlere yalnız yabancı kaynak sağlar. Sermaye piyasasının etkin çalışması, şahısların tüketim eğilimlerini azaltarak ve tasarruf eğilimlerini yükselterek ekonomide sermaye birikimini artırır.

    3.Enflasyonist ortamda, küçük sermaye sahipleri paralarına gelir sağlamak kadar sermayeye değer artışı (büyüme) sağlamak, en azından sermayenin değerini yitirmesine mani olmak ister. Bunu da ancak hisse senetleri sağlar. Bu nedenledir ki, menkul kıymetler denilince ön planda hisse senetlerini düşünmekteyiz. Hisse senetleri iki yoldan değer artışı sağlarlar: Birincisi; hisse senedi, ait olduğu şirketin faaliyetlerine ve faaliyet sonucundaki gelişmeye bağlı olarak değer kazanır.Bu gelişme yalnız cari rakamlar da olabilir, o zaman sadece enflasyon oranında bir gelişme vardır. Ya da enflasyon oranının üstünde, yani reel gelişme sözkonusudur. İyi seçilmiş şirketlere yapılan hisse senedi yatırımlarıyla bu reel gelişmeyi ve yatırımda reel değer artışını sermaye piyasasında sağlamak mümkündür. Hisse senetlerinin değer artışı sağlamasının ikinci yolu sermaye artırımları, piyasa tabiriyle “yavrulama”dır. Reel gelişme gösteren şirketler kapasitelerinin sonuna gelip dayandıklarında gelişmenin devamı ancak tesis yatırımlarıyla mümkün olabilir. Bu yatırımların gerçekleşmesi için ortaklara başvurulur. Böylece rüçhan hakkı doğar. Gelişen şirketlerde rüçhan hakkı başlı başına bir değerdir. Çünkü hisse senedini nominal değeriyle satın alma hakkını vermektedir.Bu gibi şirketlerde sermaye artırımının kararlaştırılmasıyla birlikte, hatta sadece bu konuda söylentilerin çıkmasıyla hisse senetleri hemen değer kazanır. Portföy sahibi ister değerlenen hisse senedini satarak bu değer artışını paraya çevirir, isterse rüçhan hakkını bizzat kullanarak hisse senedinin yavrusunu da portföyünde tutar, gelecek yıllar için ucuz fiyatla verimli bir yatırım yapmış olur. Üçüncü bir yol da hisse senetlerini elde tutup sadece rüçhan hakkını satmaktır.

    Hisse senetleri bütün bu avantajlara ilaveten sahibine her yıl temettü de sağlamaktadır. Gerçi hisse senetlerinde, yıllık gelir hisse senedinin cari değerine oranlandığı zaman net randıman tahvillerin altındadır. Ancak, gelirle değer artışı ve yavrulama birlikte düşünüldüğü zaman hisse senetlerinin sağladığı randıman tahvillerin çok üstünde olabilmektedir.

    4.Menkul kıymetlerin önemini yalnız bilgisiz ve amatör küçük tasarruf sahiplerine tasarruflarını değerlendirme ve ek gelir sağlama açısından değerlendirmek yanlış olur. Menkul kıymetlere bilinçli ve bilgili olarak yatırım yapanlar, gelecekteki belirsizlikleri önceden tahmine dayalı spekülatif kazançlar da beklerler. Spekülasyon sosyal açıdan sevimsiz bir terim olmakla beraber, spekülatörlerin liberal ekonomide önemli bir yeri vardır. Spekülatörler bir malı mevsiminde yani bol ve ucuz olduğu zaman alır, kıt ve pahalı olduğu zaman satarlar. Böylece o malın bol olduğu mevsim ve zamanda fiyatının çok düşmesine, kıt olduğu zamanda çok pahalanmasına mani olurlar. Piyasada fiyatların büyük dalgalanmalar yapmasına imkan vermemiş olurlar. Ancak bunun için spekülatörlerin sayıca, tek başına piyasayı etkilemeyecek kadar çok olması gerekir. Aksi halde spekülatörler bu fonksiyon tersine çeverip kendileri toplumun zararına büyük kazançlar sağlayabilirler. Menkul kıymetlere yatırım yapan herkes az çok spekülatif kazanç sağlamaya umar. Bazen umduğunu bulur. Bazen de tersi olabilir.

    5.Sermaye piyasası, işletmelere, bankalar sektörünün sağladığı fonlara nazaran daha düşük maliyetli fonlar sağlayabilmektedir. Tahvillerde faiz oranı banka mevduat faiz oranlarında daha yüksek olmakla beraber, bankaların masrafları faiz maliyetine eklendiğinde banka kredileri maliyet itibariyle tahvil yoluyla sağlanan kredi maliyetini aşmaktadır. Tahvilin uzun vade avantajı da buna eklenirse, şirketler de fon temini için sermaye piyasasına yönelmeleri daha iyi anlaşılır.

    Hisse senetleriyle sağlanan fonlarda ise ne vade, ne de ödenmesi gerekli faiz sorunu vardır. Yalnız, bu yüzden, birçok halka açık kuruluşlar hisse senedi ihraç yoluyla sağlanan fonları sıfır maliyetle kredi gibi görmeye başlamışlar ve küçük ortaklarını temettü dağıtmamak suretiyle mağdur durumda bırakmışlardır. Hisse senedi sağlanan sermayenin de en azından bir alternatifi olduğunu unutmamak gerekir.

    SERMAYE PİYASASININ SOSYAL YÖNÜ

    Sermaye piyasasının, dolayısıyla, sermaye piyasası araçlarının asıl önemi sosyal adalet kavramı açısındandır. Bilindiği gibi, sosyalizmin başlıca sloganlarında biri, üretim araçlarının mülkiyetinin, gelirinin ve yatırım kararlarının topluma ait olması ve elde edilen karın topluma dağıtılmasıdır. Marksizim bunu üretim araçlarının toplumsal mülkiyet yoluyla gerçekleştirme iddiasındadır. Kapitalizm ise bunu anonim şirketlere ve sermaye piyasası yoluyla Sosyalizmden çok daha önce gerçekleştirmiştir. Böylece halk kapitalizmi doğmuştur. Denilebilir ki, Amerika’yı Amerika yapan halk kapitalizmidir. Sosyalist rejimlerin Amerika ve Batı Avrupa’da bütün gayretine rağmen fazla taraftar bulamamış olmasının sebebini de burada aramak gerekir.

    Batı ülkelerinde, kendisi işçi de olsa, herkes az çok kapitalisttir, pek çok şirkete ortaktır, hatta kendi çalıştığı şirketin hissedarıdır. Yani kendi kendisinin patronudur. Böyle bi işçi sınıfının ideolojik akımlara daha az maruz bulunacağı da şüphe götürmez. Memleketimizde de kendi mensuplarını ortak etmiş kuruluşlar vardır. Böyle şirketlere iş verimi ve çalışanların bağlılığı daha yüksek, çalışma barışı daha sürekli olmaktadır.

    Halka açık kuruluşların çok geliştiği ülkelerde, üretim araçları mülkiyetinin kamuya ait olduğu kamu sektörü (public sector) ile mülkiyetin az sayıda kişilere ve büyük kapital sahiplerine ait olduğu özel sektör (private sector) yanında, mülkiyetin çok sayıda kişilere, geniş halk topluluklarına ait olduğu bir halk sektörü (üçüncü sektör) oluşmaktadır. Halk sektöründen söz edilebilmesi için, 20-30 bin ortaklı çok büyük şirketlerin oluşması, bunlarda yönetimin küçük bir sermaye grubunun hakimiyetinde bulunmaması ve bu gibi şirketlerin sayısının çok olması gerekir. Bu sektörün sosyal ve ekonomik amaçları şöyle sıralanmaktadır:

    -Geniş halk topluluklarının küçük tasarruflarını büyük işletmeler içinde bir araya getirmek. Hızlı bir kalkınma için gerekli sermaye birikimini sağlamak,

    -Üretim araçları mülkiyetini geniş halk topluluklarına yaymak,

    -Toplumda daha dengeli bir gelir dağılımı sağlamak,

    -Halkı ekonomik kararlarda söz sahibi yaparak demokrasinin ekonomik yanıtını tamamlamak,

    Ancak bu son konuda halk sektörünün amacına varıp varmadığını kesinlikle söylemek mümkün olmamaktadır. Zira 20-30 bin ortaklı bir şirkete en yüksek karar organı olan genel kurulu toplama ve birtakım kararlar alma son derece güç olmaktadır. Bu konuda, Almanya’da ortakların coğrafi bakımdan çok geniş bir alana yayılmış olmaları, toplantıya hepsinin katılamayacağı, katılanlarında, birkaç hisse sahibiyim diye ortaya çıkan birtakım demogogların etkisinde kalacakları düşünülerek, esas genel kuruldan önce, ortaklara bilgi vermek amacıyla bölgesel genel kurullar yapılmaktadır. Amerika’da ise, dağınık pay sahiplerinin olaylarına işlerlik kazandırmak için proxy (vekalet) toplama sistemi gelişmiştir. Almanya'da mektupla oy kullanma imkanı getirilmiştir.

    Aynı sorunlar bir holding öncülüğünde kurulan halka açık 10-15 bin ortaklı şirketlerde de söz konusu olduğu için, bazı ülkelerde yönetimle ilgilenmeyen halk ortaklarına oy hakkı olmayan, buna karşılık kar payında biraz daha avantajla hisse senetleri satılmaktadır. Bu sistem hem küçük halk ortaklarının, hem de yönetici grubun işine gelmektedir.

    Halk söktörünü kurma konusunda bizde de çok eski tarihlerden beri bazı denemeler yapılmıştır. İttihat ve Terakki Döneminde kurulan ahali şirketleri ile günümüzde kurulan pek çoğu işlemez durumda bulunan işçi şirketleri yada hemşehri şirketleri Türkiye’de halk sektörü denemelerine örnek gösterilebilir.

    Sermaye piyasasının sosyal yünü üzerinde dururken, son olarak hisse senetlerine yatırım yapmanın özellikle emekliler için iyi bir meşgale olduğunu da belirtmek gerekir. Bu meşgale zamanla bir merak, bir hobby haline gelebilir. Piyasayı, fiyat hareketlerini izlemek, genel kurulları takip etmek, sermaye artırımlarını kaçırmamak, rüçhan hakkını kullanmak apel yatırmak, kopon kesmek, temettü tahsil etmek, temettülerin bir bölümüyle yeniden yatırım yapmak emekliler için ideal meşgaledir denilebilir. Bazı emeklilerin zamanla bu işi öğrenerek yalnız yan gelir sağlamak değil, hisse senetlerine yaptıkları spekülatif yatırımlarla para kazandıkları ve adeta yeni bir meslek edindikleri görülmektedir. Ancak, konuyu iyi bilmeden kendi başına ya da iyi niyetili olmayan kişilere danışarak spekülatif yatırımlarda bulunmanın çok riskli olduğunu hemen ilave edelim.

    Bu arada, sermaye piyasasının sosyal yönden zayıf tarafları da vardır. Bunları da kısaca şöyle sıralayabiliriz:

    1.Sermaye piyasası büyük kuruluşların yararına işler, küçük kuruluşların tahvil ve hisse senedi ihraç ederek bunları halka satma şansı büyük ve isim yapmış kuruluşlardan daha azdır.

    2.Orta ve dar gelirli sınıfların tasarruf gücünün zayıf olduğu ülkelerde ve zamanlarda sermaye piyasasının nimetlerinden yalnız yüksek gelirli zümreler yararlanabilir.

    3.Bilançoların iyi denetlenmediği piyasalarda, bazı şirketlerin yönetim kurullarına hakim büyük ortakların bilanço üzerinde oynayarak, karın az olduğu ya da az gösterildiği yıllarda hisse değerini düşürerek hisse senetlerini piyasadan ucuz fiyatla toplamak, müeakip yıl karı yüksek göstererek hisseleri yüksek fiyatla satmak ve bu oyunu devam ettirmek imkanı bulabilirler. Memleketimizde de bazı şirketlerin bu şekilde oyunlara alet edildiği görülmüştür ve görülmektedir.

    4.Bazı şirketlerin üst ve orta kademe yöneticilerinin satış, kar, temettü, sermaye artırımı gibi konularda elde ettikleri bilgileri bizzat ya da başka spekülatörlerle işbirliği yapmak suretiyle kendi çıkarları için kullanmaları mümkündür. İnsider İnformation ve İnsider Trading denilen bu durum gelişmiş ülkelerde daha da yaygın olup, bunlara karşı çeşitli önlemler alınmaktadır.

    SERMAYE PİYASASININ YAPISI

    Sermaye piyasasının yapısını; hukuki çerçeve, sermaye piyasasının kurumları, sermaye piyasasının araçları, menkul kıymet arz edenler, menkul kıymet talep edenler ve aracılar olarak incelemek gerekir. Gerek araçlar, gerek aracı ve yardımcı kuruluşlar, gerekse hukuki çerçeve ileride kendi bahislerine özel olarak ele alınacakdır. Burada piyanın kendi bünyesiyle alıcılar üzerinde duracağız.

    Sermaye pisasasında fonlar kıymetli evrak hükmündeki belgeler karşılığında el değiştirdiğine göre, fon sahipleri bu belgeleri iki şekilde satın alabilirler; ya ilk ihraçtan, ya da ikinci elden. İşte bu sebeple sermaye piyasası iki kesim halinde oluşur.

    BİRİNCİL PİYASA: Tasarruf sahiplerini tahvil ve hisse senedi gibi hak temsil eden belgeleri doğrudan doğruya ihraç eden kuruluşların veya bunlara ihraçta aracılık eden kurumlardan alabildikleri durumlarda birincil piyasa,(primary market) sözkonusudur. Birincil piyasada önemli olan, menkul kıymetleri, ihraçtan almaktır. Arada bir banka veya aracı kurum bulunması bu alımın birincil piyasada olmasına mani değildir.

    İKİNCİL PİYASA: Menkul kıymetleri ihraçtan alanlar bunları paraya çevirmek istedikleri takdirde, sonsuz vadeli belgelerde (hisse senetlerinde) hiçbir zaman, orta ve uzun vadeli belgelerde (tahvillerde) vadeden önce, bunları ihraç eden kuruluşa rücu edemezler. İkincil piyasa (secondary market) bu durumdaki menkul kıymetlerin para çevrilmesini sağlayan piyasadır ve menkul kıymetlerin likiditesini artırarak birincil piyasaya talep yaratır, onun gelişmesini sağlar. Bu bakımdan, sermaye piyasasında ikincil piyasa kadar önemlidir. Gelişmiş piyasalarda ikincil piyasının iş hacmi birincil piyasadan defalarca büyüktür.

    İkincil piyasanın en iyi teşkilatlanmış bölümü menkul kıymet borsalarıdır. Borsalardan başka bir de borsa dışı (over the counter:tezgah üstü) piyasa vardır. Borsada yapılan işlemler hacim bakımından, hem de rayiç fiyatların tespiti bakımından çok önemlidir. Hacmi büyük de olsa, borsa dışı piyasa borsaya bağımlıdır.

    İkincil piyasanın menkul kıymet satmak isteyenlere sağladığı kolaylığın yanında, bu belgelerden satın almak isteyenlere sağladığı kolaylık da önemlidir. Yalnız birincil piyasa mevcut olsaydı, tasarruf sahipleri ellerine para geçtiği zaman ihraç halinde hangi kuruluşun tahvil ve hisse senetleri varsa ancak onlardan edinmek imkanıyla sınırlı kalırlardı. Oysa ikincil piyasada, o güne kadar ihraç edilmiş hemen bütün kıymetleri -rayiç bedelini ödememek şartıyla-bulmak mümkündür.

    İkincil piyasa, bir yönüyle de, gelişmelerin değerlendiği yerdir. Kurulan bir anonim şirketin hisse senetleri, şirketin başarısına ve gelişmesine göre değerini ikincil piyasada bulur.

    Birincil piyasa daha çok sermaye piyasası bilinciyle, ikincil piyasa ise menkul kıymetler piyasası bilinciyle çalışır. Birincil piyasada uzun vadeli fonların tasarruf sahibinden firmalara intikali söz konusu olur ve birincil piyasada yapılan tahvil ve hisse senedi satışları sonucunda firmanın bünyesine taze para halinde yeni sermaye girer.

    Oysa, ikincil piyasada el değiştiren menkul kıymetler fonları kullananlardan kopuktur. İkincil piyasadakiler kendi aralarında menkul kıymetleri alıp satarlar, kıymetler ve paralar aralarında el değiştirip durur. Bu hareketler fonları kullananları direkt olarak etkilemedği gibi, artık burada alınıp satılan şey sermaye fonları değil, birtakım kağıtlardır. Herhangi bir mal alınıp satılıyormuşcasına kağıtlar alınıp satılır, bunların fiyat farklarından kar veya zarar edilir, ikincil piyasanın birincil piyasaya kaynak sağlamakta büyük bir önemi vardır ve birincil piyasanın kapasitesini ikincil piyasa etkiler.

    ARZ VE TALEBİ BESLEYEN KAYNAKLAR

    Menkul kıymetler piyasasından talep faktörünü besleyen kaynakların başında, genel para arzı , halkın tasarruf imkanları, tasarruf eğilimi, sosyal sigorta fonları ve sigorta şirketlerine ait kurumsal tasarruflar ve özellikle emekli ikramiyeleri gelir. Sosyal güvenlik sistemi geliştikçe menkul kıymetlere karşı talep de artacaktır. Orta çapta portföy sahiplerinin çoğunluğunu emekliler meydana getirmektedir. Tasarruf edilen fonların daha büyük ölçüde menkul kıymetler piyasasına akması, şüphesiz, menkul kıymetlere yatırım yapma yönünde halkın bilinçlenmesine ve güven duygusu kazanmasına bağlıdır.

    Arzın kaynaklarına gelince, bunlar öncelikle, güvenilir kurucular tarafından kurulan yeni halka açık şirketler, mevcut şirketlerin halka açılması ve mevcut halka açık şirketlerin sermaye artırımlarıdır. Hatta, bu sonuncu kaynak çok defa öncekilerden de önemlidir. İMKB 1.Pazarında kayıtlı büyük, şirketlerden birinin %100 oranında yapacağı sermaye artırımı, sermaye piyasasına mahalli çapta birkaç yeni şirketin sağlayacağı kaynaktan daha önemli ve daha güvenceli bir katkıda bulunur. Her ne kadar sermaye artırımlarında yeni tedavüle çıkan hisse senetleri esas itibariyle yine eski ortaklar tarafından satın alınırlarsa da, bunların bir bölümünü kısa veya uzun sürede mutlaka elden çıkaracaklardır. Bunların piyasaya dökülmesi, menkul kıymetler piyasasında mal arzını besleyen en önemli kaynağı oluşturur.

    ÖZELLEŞTİRME

    Son yıllarda özellikle hisse senedi piyasasında en önemli arz kaynaklarından biri olarak özelleştirme (privatization) operasyonlarını görüyoruz. Özelleştirme, iki yoldan piyasaya materyal sağlar: biri özel şirketlerin kamu portföyünde bulunan hisse senetlerinin borsada ya da borsa dışında satışa sunulması, diğeri de, anonim şirket şeklinde olan veya olmayan, yüzde yüz kamu kuruluşu olan KİT’lerin halka satışıdır. Kamunun elindeki büyük arz kaynağının iyi zamanlama ve iyi fiyatlandırma yapılmadan harekete geçirilmesi piyasaya faydadan çok zarar verebilmektedir.

    Kamu portföyündeki hisse senetlerinin her iki yoldan halka satışı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından yapılmaktadır. Çeşitli bakanlıkların elinde bulunan özelleştirme konusu kuruluşlar veya hisse senetleri bu idarenin portföyünde toplanmakta ve buradan halka yada paket satışlar halinde sermaye gruplarına ve yabancı yatırımcılara satılmaktadır.

    GELİŞMİŞ ÜLKELERDE SERMAYE PİYASALARI

    Gelişmiş ülkelerde sermaye piyasaları, iş hacmi, halka açık kuruluşların sayısı ve halka arz edilen menkul kıymet hacminin büyüklüğü, halkın piyasaya katılma oranı, aracı kuruluşların çokluğu ve çeşitliliği, düzenleyici hukuki çerçevenin zenginliği bakımından bizim sermaye piyasamızdan farklıdır. Sermaye piyasası en gelişmiş ülkeler aynı zamanda sanayide en gelişmiş ülkelerdir. Sermaye piyasası ve borsalar bir gelişmiş kapitalizmin kurumlarıdır.

    Sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ekonomilerde piyasaya giren tasarrufların çoğu kişisel tasarruflar değil, kurumsal tasarruflar’dır (institutional savings). Bu tasarrufları çeşitli menkul kıymetlere yatıran kurumlara da kurumsal yatırımcılar (institutionaml inverstors) denir. Hayat sigortası başta olmak üzere, sigorta şirketleri, emekli sandıkları, vakıflar sermaye piyasasına en büyük ve istikrarlı uzun vadeli fonları sağlarlar.

    Sermaye piyasalarının gelişme derecesinde en geçerli ölçü borsalar ve borsalardaki iş hacmidir. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde, menkul kıymetler elden ele dolaşmaz. Banka veya takas merkezlerinde saklanır, el değiştirme, halinde dahi kasalardan çıkmaz. Aynı cins menkul kıymetler banka ve takas merkezlerinin kasalarında global olarak (hep bir arada) saklanır. Bir hisse senedinin kime ait olduğu ancak ilgili servisteki takip hesabı’ndan (custodial account) anlaşır. İsviçre bankalarında takip kartonuna dahi, müşteri isterse, isim yazılmamakta müşteriye bir şifre kartı verilmektedir. Yalnız şifre kartında müşteri ismi yazılıdır. Bazı hallerde şifre numarasının hangi müşteriye ait olduğu sadece müdüriyet tarafından bilinmektedir.

    Aynı bankanın iki müşterisi arasında banka aracılığı ile bir alım satım olduğu zaman, satıcının talimatı üzerine satış konusu kıymetler satanın hesabından düşülerek alanın hesabına işlenir. Hatta alıcı ile satıcı ayrı şehirlerde ya da ayrı ülkelerde olsa bile durum değişmez. Alım satımlar yeni sahibine hükmen yada hesaben teslim edilmek üzere kağıt üzerinde yapılır. Günümüzde buna bilgisayar üzerinde demek daha doğru olur.

    Müşteri adına menkul kıymetleri saklama hizmeti (custodian service-safe keeping) İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda yapılmaktadır. Saklama globaldr. Bu sayede kupor kesimleri makine ile yapılır, bedelleri topluca tahsil edilir, kıymetlerin iadesi istendiğinde iade aynen değil, mislen yapılır. Yani aynı seri numaralı kıymet değil, aynı miktar kıymet iade edilir.

    Saklama hizmetli şu işlemleri kapsamaktadır,

    -Muhafaza,
    -Kupon kesimi, faiz ve temettülerin ilgili şirketlerden tahsili,
    -Tahsil edilen paraların portföy sahibinin hesabına geçirilmesi,
    -Sermaye artırımlarının portföy sahibine mektupla haber verilmesi, artırıma katılacaksa yardımcı olunması,
    -Yeni hisse senetlerinin teslim alınıp saklamaya konulması,

    Birçok banka ve aracı kurumlar saklama hizmeti ile birlikte, portföy yönetimi ve alımsatım hizmeti (trust department-fidcuiary service) vermektedir. Bankalarımızda gittikçe yaygınlaşan bir şekilde menkul kıymetler departmanları (securities departmants) açılmaktadır.

    TÜRKİYE’DE SERMAYE PİYASASI VE GELİŞMESİ

    OSMANLI DÖNEMİ

    Memleketimizde sermaye piyasasının mazisi sanıldığından daha eskidir. Avrupa’da yaşanan sanayi devrimi ve sömürgecilik hareketleri büyük anonim şirketlerin ortaya çıkmasına ve bunların halka açılmasına yol açtığında, Türkiye’de yaşayan yabancı tacirler ve azınlıklar bu şirketlerin tahvil ve hisse senetleriyle ilgilenmeye başlamıştır, tedavül eden paranın altın para olması, kambiyo kontrolünün bulunmaması ve kapitülasyonların kendilerine sağladığı serbesti sayesinde dışarıya para çıkararak yabancı şirketlerin tahvil ve hisse senetlerini satın almışlardır. Daha sonra “Tanzimat hareketinin de etkisiyle Türkler de bu konuya ilgi göstermişlerdir. Dışarıdan alınan kıymetlerin el değiştirmesi kısa zamanda bizde de bir piyasa oluşturmuş, buna da Galata Bankerleri önayak olmuşlardır. 1854 Kırım Harbi dolayısıyla çıkarılan borçlanma tahvilleri, bunu takiben devletin çeşitli vesilelerle çıkardığı tahviller, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirketlerin, özellikle şimdi, elektrik, gaz ve tramvay şirketlerinin, meşrutiyetten sonra da yerli şirketlerin tahvil ve hisse senetleri piyasada alınıp satılmıştır.

    Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları ve Kurtuluş Savaşı’nın kargaşalığı piyasayı etkilemekle beraber Cumhuriyetin ilanından sonra kapitülasyanların kaldırılması, yabancı şirketlerin millileştirilmesi, kambiyo kontrolünün getirilmesi, altın para ekonomisinden milli ve dışa kapalı devletçi ekonomi düzenine geçilmesi bu ilk sermaye piyasamızı söndürmüştür.

    CUMHURİYET DÖNEMİ

    Ülkemizde sermaye piyasasının yeniden doğuşu 1960’lı yıllarda Hürriyet tahvilleri ve tasarruf bonoları ile başlar. Tasarruf bonoları tamamen, Hürriyet tahvilleri ise kısmen mecburi tasarruf mahiyetinde olduğu için, kısa zaman sonra bunları alanlar paraya çevirme imkanı aramaya başladılar. Piyasada bazı işbilir kimselere de bunları faiz oranlarına ve vadelerine göre kırarak satın aldılar. Zamanla ara simsarlar da türedi ve bu iş arzuhalcilere kadar indi. Alıcılar üstüne belli bir kar koyarak bunları parasını değerlendirmek isteyenlere sattılar. Böylece ilk defa ikinci el menkul kıymetler piyasası doğmuş oldu. Cari faiz oranı ise o günlerde %12’nin üzerindeydi. İkinci el alım ve satımlarda fiyat, faiz randımanı %12 olacak şekilde ayarlanıyordu.

    HOLDİNGLERİN VE HALKA AÇIK ŞİRKETLERİN ORTAYA ÇIKMASI

    Tasarruf bonoları 1980’lerde tamamen piyasadan çekildi. Fakat menkul kıymetler piyasası artık kurulmuştur. Daha önce kapalı aile şirketi olarak kurulan pek çok şirket de ölümler ve veraset yoluyla kapalı olmaktan çıktı. 1970’li yıllarda bazı büyük holdingler halka açılmanın avantajlarını paralel yeni yatırım holdinglerin tesis ettiler. O dönemden bugüne gerçekten faydalı ve başarılı pek çok halka açık şirket kaldı. Aynı tarihlerde görülen yurt dışına işçi akımı da Anadolu’nun çeşitli köşelerinde pek çok işçi şirketlerinin kuruluşunu beraberinde getirdi. Yazık ki bu şirketlerin çoğu hep mahalli esnaf ve eşrafın yönetiminde kalarak başarılı olamadılar. “Bir holding+bir banka+100 küçük ortak” formülü genelde başarılı olmuş ve sermaye piyasasının bugünkü gelişme düzeyine gelmesine de yardımcı olmuştur.

    TÜRKİYE SINAİ KALKINMA BANKASI

    Bu arada Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın hisse senedi piyasasının oluşmasına katkısını unutmamak gerekir. Bu banka, kuruluşta iştirak ettiği ve kredi sağladığı şirketlrdir. Kuruluş dönemi tamamlanıp kara geçtikten sonra, portföyündeki hisse senetlerini primli fakat makul bir fiyatla halka satmak suretiyle hem sermaye piyasasına kaynak sağlamış, hem böylece zaman zaman likide ettiği fonlarla yeni kuruluşları desteklemiş, hem de kendisi kar sağlamıştır.

    TÜRKİYE KALKINMA BANKASI

    1974 yılında DESİYAB ünvanıyla kurulan Türkiye Kalkınma Bankası daha ziyade kuruluşuna yardımcı olduğu, başarısızlık halinde rehabilite ettiği (iyileştirdiği) işçi ve hemşehri şirketlerini halka açma ve sermaye piyasasına kazandırma gayreti içindedir.

    TÜRK BANKACILIĞININ MENKUL KIYMET TİCARETİNE GİRMESİ

    Daha önce bazı denemeler yapılmış olmasına rağmen, ticari bankalar arasında ilk defe Türkiye İş Bankası 1974 yılında bir menkul kıymetler departmanı kurarark ciddi şekilde piyasada menkul kıymet alım satımı yanında, ihraç aracılığı, saklama, kupon tahsili, rüçhan hakkı kullanımı gibi hizmetler de vermeğe başladı. Bu eserin, yazarının kuruluş ve gelişmesine 11 yıl emek verdiği bu ünite ile, borsanın kuruluşundan 11 yıl önce ciddi bir kuruluş bu piyasaya girerek piyasanın kurumsallaşmasında ilk adımı atmış oldu. Bu ünite sürekli fiyat listeleri yayınlayarak bir bakıma borsa gibi, çalıştı ve borsanın kurulmasından sonra diğer bankalarda peşpeşe bu örneğe göre menkul kıymet departmanları kurdular.

    BANKERLER OLAYI

    Türkiye’de sermaye piyasasının gelişmesinde tasarruf bonoları, yatırım holdingleri, işçi ve hemşehri şirketleri, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın çalışmaları başlıca kilometre taşlarını teşkil eder. Bunlara 1979-1982 yıllarına damgasını vuran bankerler olayını da eklemek gerekir.

    Bankerler olayının başlıca sebebi o yıllarda görülen hiper-enflasyondur.Yüksek enflasyon mevduat ve tahvil faizlerini negatif gelir haline getirmiş, zamanın mevzuatı mevduat ve tahvil faizlerinin enflasyon gerisinde bıraktığı için, tahvil ve mevduat sertifikası satışları ikincil piyasaya intikal etmiş ve ikincil piyasa mantar gibi bankerlerin bitmesine sebep olmuştur.

    O dönemde tahvil ihracına yalnız bankalar aracılık edebiliyordu. Bankaların tahvil ihracına ilişkin esasları da Merkez Bankası belirliyordu. Bankalar Merkez Bankası’nın sıkı denetimi altında bulunduğundan, belirli faiz oranlarını üstüne çıkılamıyordu. Enflasyonun %60’ı aştığı sıralarda resmi tahvil faiz oranı brüt %28’de kalmıştır. O dönemde henüz Sermaye Piyasası Kanunu mevcut olmadığından bankerler gayet serbest şekilde çalışıyordu.

    Böylece bir hammade toplanan milyarların nereye ve nasıl plase edildiğine gelince, işte asıl felaket orada kendisini göstermiştir. Toplanan paralar hiçbir zaman aklı başında bir bankanın yapacağı şekilde palse edilememiş ve büyük kısmı batak haline gelmiştir. Bu da, on binlerce kişiyi çalıştıran bir bankanın yaptığı işin uzman darolara sahip olmayan kuruluşlarca yapılamayacağını göstermiştir.

    2499 SAYILI SERMAYE PİYASASI KANUNU VE SERMAYE PİYASASI KURULU

    En az 10 yıldan beri sözü edilen Sermaye Piyasası Kanunu, bankerlar olayının da baskısıyla nihayet 28.07.1981 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Sermaye Piyasası Kanunu, getirdiği hükümler ve kurumlarla şüphesiz sermaye piyasamızın düzenlenmesi konusunda büyük bir boşluğu doldurmuş, piyasanın iktisadı gelişmesinin içinde yer alacağı hukuki çerçeveyi oluşturmuştur. Sermaye Piyasası Kanunu’nun getirdiği yeniliklerden kendi basinde etraflıca söz edeceğiz.

    YENİDEN DEĞERLEME KANUNU

    Yeniden değerleme, (revuluation) kısaca, şirketlerin aktifinde bulunan bina, demirbaş, makine , nakil vasıtası gibi sabit kıymetlerin defter kıymetlerinin enflasyon vesair sebeplerle farklılaşmış, gerçek piyasa değerine eşitlenmesidir.

    21.1.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2791 (R.G.:22.1.1983/17936) sayılı “Vergi Usul Kanunu ile Değerli Kağıtlar Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun” yeniden değerlemeyi vergiden muaf tutmak suretiyle fiilen uygulanabilir hale getirmiştir. Bu kanuna göre yeniden değerleme 1972 ve 1982 yılları arasındaki 11 yıllık süreyi kapsamaktadır. Sabit kıymetlerin satın alma tarihlerine göre, 1972 yılı 11 olmak üzere, müteakip yıllara birer birer azalan katsayılar verilmiştir.

    Daha sonra 3094 sayılı kanunla yeniden değerleme sürekli hale getirilmiştir.

    Yeniden değerlemenin sermaye piyasasının gelişme çizgisindeki önemi, yeniden değerleme sonunda elde edilecek değer artışının bir değer artışı fonunda toplanarak bilançoların pasifinde gösterilmesi ve istendiği takdirde bu fonun şirket sermayesine kalbedilmesi suretiyle, yeni hisse senetleri bastırılarak bedelsiz olarak dağıtılabilmesindedir. Bu bedelsiz hisse senedi dağıtımı 1983 yılında hisse senetlerinde görülen hızlı değerlemenin başlıca sebebidir.

    1980’li yıllarda yaşanan enflasyon ve enflasyonla mücadele konusunda alınan moneter tedbirle, özellikle faiz oranlarının yükselmesi, piyasada yabancı kaynak maliyetini birden bire yükseltmiş ve finansal kaldıraç (financial leverage) faktörünü de etkilemiştir. Geçmiş dönemlerdeki ucuz faiz (hatta negatif faiz) esasına göre sermaye bünyesini oluşturmuş olan şirketler, bozulan öz sermaye/yabancı sermaye dengesini öz sermaye lehine düzeltmek için peşpeşe sermaye artırımlarına başvurmuşlardır ki, bu olay menkul kıymetler piyasasındaki “mal” arzını artırma konusunda çok yararlı olmuştur. Birçok şirket bu konuda yeniden değerlemeden de yararlanma yoluna gitmiştir. Şöyle ki, bilançoda yeniden değerleme fonundan bedelsiz sermaye artırımı yapılırken, bir o kadar da bedeli sermaye artırımı yapılmış, şirketler bedelsiz hisselerin teşvikiyle rüçhan haklarını ortaklara kullandırmakta zorluk çekmemişlerdir. Yeniden değerlemenin sermaye piyasasına olumlu etkilerinde bir de, tahvil ihraç imkanlarını genişletmek olmuştur. Yeniden değerleme fonunun sermaye ya da ihtiyatlara eklenmesiyle, sermaye ve ihtiyatları ölçü alan tahvil ihraç sınırları genişlemiştir.

    Diğer yandan, 1983 yılı içinde çok yüksek değerlere varmış bazı hisse senetleri bedelsiz yeni hisse senetleri verilerek sermayenin sulandırılması sayesinde amatör yatırımcıların alım gücüne ve anlayışına uygun değerlere inmiştir.

    TÜRK SERMAYE PİYASASININ GELİŞMESİ

    Türk sermaye piyasası artık oluşmuştur. Fakat gelişme düzeyinin Türk ekonomisinin gelişme düzeyine paralel bulunduğu söylenemez. Yeni kurulan Menkul Kıymetler Borsası’nın gelişmesi her şeyden önce piyasının gelişmesine bağlıdır. Piyasanın gelişmesi de memleket ekonomisinin gelişmesinden ayrı düşünülemez. Dolayısıyla bütün bunlar zamana bağlı uzun vadeli sorunlardır. Fakat bu demek değildir ki kısa ve orta vadede de bu konuda bir şey yapılamaz.

    Bir piyasanın gelişmesi alıcıların, satıcıların, aracıları ve alım-satım konusu “mal” ın bol olmasına bağlıdır. 60 milyonluk, ortalama geliri 2000 doların üzerinde bir toplumda alıcı ve satıcıların aldığı kader olarak kabul edilemez. Alım-satım konusu malın da az olduğu söylenemez, zira bugün Türkiye’de 20 binin üzerinde anonim şirket vardır. Alıcı ve satıcı miktarı potanisyel olarak müsait, mal miktarı yeterli aracılar da iş imkanı olduğu zaman mantar gibi bitebiliyor, o halde eksik olan nedir? Malın piyasaya ve de borsaya intikalini, yani 20 bin küsür anonim şirketin yeterli bir bölümünün hakla açılmasını sağlamak gerekiyor. Halen halka açık durumda olan şirketlerle sermaye piyasamız büyük bir gelişme gösteremez.

    Kapalı aile şirketleri sermaye bünyesinde veraset yoluyla meydana gelen bölünmeler dolayısıyla, nesiller değiştikçe daha az kapalı hale gelmektedir. Ama sermaye piyasamızın nesiller boyunca beklemeye tahammülü yoktur. Bunların küçük bir bölümü (%12-25) halka açıldığı takdirde para darlığı baskısından kurtulmaları da mümkün olacaktır.

    Hisse senetlerine karşı talebin canlandığı konjonktürlerde sermaye piyasamazın en önemli sorunu menkul kıymet arzındaki yetersizlik gibi görülür. Menkul kıymet arzının, özellikle hisse senedi arzının çoğalması halka açık şirketlerimizin çoğalmasına ve bunların halka açık bölümünün büyümesine bağlıdır. Halen halka açık sayılan şirketlerde bu bölüm ortamala %15-20 civarında kalmaktadır.

    Büyük şirketlerin halka açılmaktakı isteksizliğini şirkete yabancı sokmamak, şirketin kontrolünü elden bırakmamak isteğine bağlamak adet olmuştur. Ancak şirket yönetimini elde tutma içgüdüsünün bu isteksizliği tek başına açıklaması zordur. Halka açılan bir şirketin yönetim ve kontrolünün elde tutulması için lider grubun %20-25’lik bir hisse oranına sahip olmasının yeterli olduğunu, hatta oy hakkı bakımından imtiyazlı hisselerle bunun daha da kolaylaştırılabileceğini şirket sahiplerinin çoğu bilmektedir. O halde başka sebepler de vardır.

    Bu sebeplerin en önemlisi ikame teorisi ile açıklanmaktadır. Bir şirketi kuranlar katlandıkları güçlüklerden başka, yıllara boyu yatırımlarından hiçbir gelir elde edemeden beklemek zorunda kalırlar. 7-8 yıl sonra temettü dağıtmaya başlayan bir şirketin hisse senetleri hemen değerini bulunmamaktadır. Bu arada enflasyon değer ölçülerini değiştermektir. Böyle bir şirketin sermaye arttırımı yapması halinde, 7-8 yıl önceki para değeriyle yatırım yapmış bulunan eski ortaklarda şirkete yeni giren ortaklar yani haklara sahip olmaktadır. Ticaret Kanunumuzun eski ortaklara tanıdğı rüçhan hakkı ancak hisse bedeli çok yüksek olan şirketlerde eski ortakların haklarını koruyabilmektedir. 7-8 yıl kara geçmek içi çabalamış ve kara geçmiş bir şirketin hisseleri henüz başabaşın pek az üstündedir. Bu durumda, şirket sermaye artırımı yapmak isterse, oluşacak rüçhan hakkı primi eski ortakları tatmin etmeyecektir.

    Bir de, aynı şirketin yeniden kurulması halinde gerekecek miktarının hisse başına karşılığı hisselerin piyasa değerinin çok üstünde ise, kurucu ortaklar şirket hisselerini halka satmayı zararına satış gibi mütalaa edeceklerdir.

    Yeniden değerleme kurucu ve eski ortakların haklarını büyük ölçüde karşılamaktaysa da, iki yönden eksik kalmaktadır:

    1.Bu kanun arsaları yeniden değerleme konusu yapmamaktadır. Oysa, şirketlerin özvarlığında zaman içinde en büyük değer artışı gayrimenkullerde olmaktadır.

    2.Yeniden değerleme şirketlerin peştemallık değerini değerlendirmemektedir.

    İşte bu yetersizlikler yüzünden eski ve kurucu ortakların hakları dengelenemediği için, halka açılma hareketi yetersiz kalmaktadır. Bunu telafi etmek için iki tedbir düşünülebilir:

    1.Yeniden Değerleme Kanunu’nun kapsamında olmayan arsaları da yeniden değerleme konusu yapmak.

    2.Sermaye artırımlarında yeni hisselerin değerinin üstünde bir bedelle halka arzına imkan vermek.

    Mevzuatımıza göre bunların her ikisi de mümkündür, ancak bu defa da iki yeni mesele ortaya çıkmaktadır:

    1.Gerek Yeniden Değerleme Kanunu kapsamı dışında yeniden değerleme yapmak, gerekse yeni hisseleri primli olarak satmak vergi konusudur. Şirketlere büyük çapta vergi yükü altında bırakır. Primli satışta şirket yeni ortaklardan nakit prim sağlamakta olduğu için, bunun bir bölümünün vergi olarak ödenmesi göze alınabilirse de, gayrimenkullerin yeniden değerlemesinde böyle bir nakit girişi yoktur, dolayısıyla, adeleti sağlamak hem pahalıya mal olacak, hem de şirkette nakit kanamasına sebep olacaktır.

    2.Bu iki yoldan kurucu veya eski ortakların hakları sağlansa bile, bu defa yeni ortaklar için yeni hisseler pahalılaşmaktadır. Yeni ortaklar, eskilerin aksina, hisselere değer biçerken şirketin net aktif değerini, yeniden kurma maliyetini ya da peştemallık değerini gözönüne almazlar, satın alacakları hisselerin bugünkü ve gelecekteki getirisini düşünürler. Buna göre bulunacak hisse değeri ise hiçbir zaman kurucu ortakların beklentisini karşılamaz. Bu durum, borsada satıcının istediği fiyatla alıcının verdiği fiyatın birbiriyle çakışmaması olayına benzer bir durum yaratır. Satış gerçekleşmez.

    Bu kilitlenmeyi önlemek için, her iki tarafı da tatmin edecek ve bir denge noktasında birleşitirilecek bazı tedbirlere ihtiyacı vardır. Bunlar şirketlerin dışında devlet tarafından getirilebilecek tedbirlerdir.

    1.Yeniden değerlemede arsalara da yer vermek. Amortisman artışı yüzünden devlet zarar etmeyecektir. Zira arsalarda amortisman sözkonusu değildir.

    2.Yeniden değerleme kanunu kapsamı dışındaki mahkeme kararıyla yapılacak yeniden değerlemede vergi istisnası veya indirimi getirilebilir.

    3.Primli hisse satışlarından doğacak kazançta vergi kolaylıkları sağlanabilir. Hiç vergi alınmayabilir. Prim kısmı kar-zarara değil, sermaye hesabına alınır.

    SERMAYE PİYASAMIZIN GELİŞMESİ İÇİN GEREKLİ TEDBİRLER

    Hisse Senedi Arzını Artırmaya Yönelik Tedbirler

    1.Teşvik belgesi ve/veya orta ve uzun vadeli kredi isteyen şirketlerde düşük borç/öz varlık oranı aramak. Şirketler borç/özvarlık oranını düşürmek için halka açılma yolunu seçebilirler.

    2.Yatırım ve kalkınma bankalarıyla iştirak bankalarını, olumlu fizibiliteye sahip şirketlere kuruluşta iştirak edip, hisseler olgunlaşıp pazarlanabilir hale gelince primli olarak satma operasyonlarını teşvik edici tedbirler almak.

    3.Büyük ticari ve kalkınma bankalarını iştirak portföylerindeki mevcut hisse senetlerini halka satmaya teşvik edici tedbirler almak.

    4.Genişleme ve modernizasyon yatırımları için teşvik isteyen anonim şirketler bu teşvikleri belli bir orandaki yeni hisseleri hakla arz etme şartıyla vermek.

    5.Şirketlerin sermaye artırımlarında başabaşın altın da fiyatla hisse senedi ihracına SPK denetimi altında imkan vermek üzere T.Ticaret Kanunu’nda değişiklik yapmak. Bu tabir özellikle düşük karlı şirketler için yararlı olacaktır.

    Hisseleri piyasada zaten başabaşın altında işlem gören bu gibi şirketlerin sermaye artırmaları imkan dahiline sokulacak olursa, pek çoğu yüksek banka faizi ödemek yerine, ortaklarına makul düzeyde temettü tercih edeceklerdir. Hisseleri piyasada 800 lira eden bir şirketin sermaye artırımı yaparak kendi ortaklarına 1000 liradan yeni hisse satması anlamsızdır.

    6.Yeni şirketlere kuruluş ve faaliyete geçiş yıllarında (gestation period) ortaklarına bir temettü benzeri (quasi dividend) dağıtma ya da faiz ödeme imkanını vermek üzere bunu matrahtan düşülebilir gider (deductible expenditure) ya da amortismana tabi aktif (intangible asset) saymak.

    7.Belli kriterler koyarak halka açık (publicly - held) şirketlerde kurumlar vergisini düşürmek, buna karşılık kapalı (closely - held) şirketlerde vergi oranını yükseltmek.

    8.Şirketlerin ortaklarına nakdi temettü (cash dividend) gibi hisse - temettü (stock dividend) dağıtabilmelerine vergi mevzuatımızda imkan sağlamak.

    Talebi Geliştirmeye Yönelik Tedbirler

    1. Fertlerin tasarruflarıyla hisse senetlerine yatırım yapmaya her yoldan teşvikini sağlamak. Bunun başlıca yolu eğitimdir.

    2. Kurumların menkul kıymetlere yatırım yapmasını sağlayacak, teşvik edecek ve bu konudaki engelleri ortadan kaldıracak tedbirler almak. Özellikle emekli sandıkları, sigorta ve reasürans şirketleri ve vakıfların menkul kıymetlere, özel sektör hisse senetlerine yatırım yapması konusundaki yasal ve fiili engelleri kaldırmak.

    3. Şirket ve kurumların nakit yönetimi (cash management) amacıyla menkul kıymetlere kısa vadeli yatırım yapmasına imkan sağlamak.

    4. Hisse senedi yatırım fonlarının çoğalmasını teşvik etmek.

    SERMAYE PİYASAMIZIN DIŞA AÇILMASI

    Sermaye piyasamızın dışa açılması şu konuları içerir :

    1.Yabancıların Türk menkul kıymetlerine yatırım yapması:

    a.Yabancıların Türkiye’de, Türk piyasasında yatırım yapması

    b. Türk şirketlerinin yabancı borsalara kote edilerek yurt dışında alınıp satılması

    2. Türk vatandaşlarının yabancı menkul kıymetlere yatırım yapması :

    a. Türklerin dışarıya para götürerek dışarıda yabancı menkul kıymetlere yatırım yapması

    b. Yabancı şirketlerin menkul kıymetlerinin Türk borsalarında kote edilip, alınıp satılması

    Bunların gerçekleşmesi halinde sermaye piyasamızın dışa açılmasından söz edilebilir. Bunların gerçekleşmesi ise pek çok şarta bağlıdır. Bunların başında Türkiye’nin ödemeler dengesinin kurulması, Türk parasının fiilen konvertibl hale gelmesi, sermaye hareketlerinin serbest bırakılması gelir. Yabancılar Türkiye’de yatırım yapmak için, faiz ve temettü gelirlerin yanısıra, gereğinde, yatırdıkları anaparanın kolayca geri transferini (repatriation) isterler. Türk şirketlerinin yabancı borsalara kote edilmesi de en azından faiz ve temettü gelirlerinin kolayca transferini gerektirir.

    Mevzuatımıza göre yabancıların Türkiye’de menkul kıymetlere yatırım yapmaları serbesttir. 7.7.1984 tarih ve 18451 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanmış bulunan Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkında 30 sayılı kararın 15. maddesine göre :

    Her türlü menkul kıymetin ithali ve ihracı ile yabancı paralar üzerinden düzenlenen menkul kıymetlerin Türkiye’de yurt dışında yerleşik kişilere satışı serbesttir.

    Döviz bozdurulmak suretiyle satın alınan Türk menkul kıymetlerine (kara iştirakli tahviller ile kar ve zarar ortaklığı belgeleri dahil) ait gelirler ile bunların satış bedellerinin transferleri bankalarca yapılır.

    Bankalar, transfer sırasında menkul kıymetlerin borsa değeri, bu yoksa nominal değerden döviz bozdurularak satın alınmış olduğunun döviz alım belgesi ile tevsikini isterler.

    Türk parasının kıymetini koruma mevzuatı geçen yıllar içinde çok sadeleştirilmiştir. Ancak bu defa da, yukarıdaki 15. madde gereğince transferlerin nasıl yapılacağı konusunda boşluk meydana gelmiştir. 20 Temmuz 1988 tarih ve 19878 sayılı Resmi Gazete ile yayınlanan Türk Parasını Koruma Hakkında 30 sayılı Karara İlişkin Tebliğ bu konuya açıklık getirmiş, fakat serbestçe geri transfer imkanını yalnız Türk menkul kıymetlerine yatırım yapacak yabancı yatırım fonlarına tanımıştır. Şimdilik ve ihtiyat saikiyle böyle sınırlı şekilde tanındığını sandığımız geri transfer imkanı şüphesiz ileride tüm yatırımcılara temsil edilecektir.
    Önemi dolayısıyla Tebliğe aynen yer vermek daha uygun olacaktır.

    Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karara
    İlişkin Tebliğ
    Sayı : 88 - 30 / 12

    Madde 1 - Yurt dışındaki yatırım ortaklıkları ve yatırım fonlarınca, Türkiye’de Sermaye Piyasası Kanunu’na göre faaliyet gösteren bankalar dahil aracı kurumlar vasıtasıyla, döviz bozdurmak suretiyle, Türk menkul kıymetleri satın alınabilir. Bu menkul kıymetlere ait faiz veya temettü gelirleri ve menkul kıymetlerin satış bedelleri ile menkul kıymetlerin satışından doğan değer artış farklarına ilişkin gelirler, bu tebliğ esasları çerçevesinde, yeniden menkul kıymetlere yatırılabilir ya da yurt dışına bankalar aracılığı ile transfer ettirilebilir.

    Madde 2 - Söz konusu yatırım ortaklıkları ve yatırım fonları, Türk menkul kıymetleri üzerinde, bankalar dahil aracı kurumlar vasıtasıyla, bu kuruluşlarla yapılacak sözleşmeler çerçevesinde işlem yapabilirler. Bu şekilde iktisap edilen menkul kıymetler, fon faaliyette bulunduğu sürece, Türkiye’de bir banka ya da aracı kurumda muhafaza edilebilir.

    Borsada işlem gören şirketlerin hisse senetleri borsa ve bankalar dahil aracı kurumlarca, diğer menkul kıymetler ise, bankalar dahil aracı kurumlarca, kayda alınarak işlemlerin tebliğ esaslarına uygunluğu sağlanır. Borsa yönetimi ve bankalar dahil aracı kurumlar, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’na bu işlemlerle ilgili üç aylık dönemler halinde ve dönemi izleyen bir hafta içinde bilgi verirler.
    Madde 3 - Bu tebliğe göre Türkiye’deki şirketlerin hisselerini satın alan yatırım ortaklıkları veya fon yönetimleri, bu şirketlerin yönetim kurullarına veya genel kurlarına bakılmak veya başka bir şekilde faaliyetlerine müdahale etmek istemeleri halinde, iştirakin Yabancı Sermaye Mevzuatı çerçevesinde Devlet Planlama Teşkilatı’nca (Yabancı Sermaye Başkanlığı) tescili şarttır.

    Madde 4 - Yurt dışındaki yatırım ortaklıkları ve yatırım fonlarınca tamamen veya kısmen Türk menkul kıymetlerinden oluşan fortföyler tesis edilmesi için Hazine ve Dış Ticaret müsteşarlığından izin alınması şarttır. Verilecek bu izin ile, oluşturulacak portföyün büyüklüğü ve / veya portföyün Türk şirketlerinin menkul kıymet tutar ve / veya tutarlarının toplam portföy değeri içindeki oran ve / veya oranlarına ve her bir Türk şirketinin sermayesinde sahip olunacak orana konulacak sınırlamalar ile yatırım ortaklığı veya fonun, faaliyete geçiş dönemi dahil, faaliyet süresi, faaliyete geçiş döneminde portföye uygulanacak esaslar, çıkarılacak katılma belgeleri ve faaliyetlerle ilgili sair hususlar belirlenir.

    Madde 5 - Yurt dışındaki yatırım ortaklıkları veya yatırım fonlarınca düzenlenecek katılma belgeleri yurt dışında yerleşik kişilere, Fon ve / veya Fon’un görevlendirdiği kuruluşlarca satılabilir, katılma belgelerinin Türkiye’de satışı ise Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın iznine tabidir.

    Sermaye piyasasını dışa açma konusu tüm kalkınmakta olan ülkelerde önemle üzerinde durulan bir konudur. Güney Kore ve Tayland gibi ülkeler yabancıların milli şirketlere doğrudan doğruya yatırım yapması yerine, kurulan milli fonların yabancılara açılması yolunu tercih etmişlerdir. Bundan amaç, yabancıların milli şirketlerin kontrolünü ele geçirmesini önlemek olduğu kadar, milli hisse senetleri üzerinde yabancıların büyük mali imkanlarla spekülatif hareketlerde bulunmasını önlemektir. Uzakdoğu ülkelerinde kurulan bu gibi fonlara “exotic funds” denilmektedir.

    Memleketimizde de bunlara benzer bir Türkiye Fonu kurulmuştur. Toplam 60 milyon dolar tutarında olan bu fonun portföyüne önceleri paket alımlar (doğrudan doğruya şirketlerin büyük ortaklarından), kısmen kamu portföyündeki özel sektör hisse senetleri, kısmen özelleştirme hisse senetleri ve kısmen borsadan satın alınan hisse senetleri konulmuş ve fon hisse senedi ağırlıklı olarak kurulmuştur. Fon New York, Londra ve Frankfurt borsalarında kote ettirilmiş ve bu piyasalarda satılmıştır.

    Sermaye hareketlerinde tam bir serbestlik sağlanabildiği takdirde, Türk sermaye piyasası, kurulmasına çalışılan dünya borsalar kuşağı içinde Ortadoğu halkasını oluşturmak için gerekli potansiyele sahiptir. Zira Ortadoğu’daki rakip piyasalardan fazla olarak 60 milyonluk bir iç pazara da hitap etmektedir.

    SERMAYE PİYASASI VE BANKALAR

    Sermaye piyasası ile para piyasası (bankalar) firmaların fon ihtiyacını karşılamak bakımından paralel bir fonksiyona sahiptir. Bu sebeple, gelişmiş sermaye piyasalarında bankalar piyasanın aktif aracı kurumları arasında sayılır.

    Memleketimizde ise sermaye piyasasındaki gelişmelerin zaman zaman banka sektöründe endişeler yarattığı görülür. Sermaye piyasası gelişirse halkın tasarrufları firmalara doğrudan doğruya intikal eder, böylece bankalar devreden çıkmaz mı? Tahvil ve hisse senedi almak isteyenler bankalardan mevduatını çekmez mi?

    Önce şunu belirtelim ki, şahısların ceplerinde taşıyabileceklerinden, ya da ticari kuruluşların kasalarında tutabileceklerinden daha büyük para meblağlarının bankacılık sisteminin dışında kalması mümkün değildir. Halk parasını bankadan çekip tahvil ve hisse senetlerine yatırsa bile, bu paraları alanlar yine bankaya yatıracaklardır. Ama bu defa ticari mevduat olarak. Ticari mevduat faizi daima tasarruf mevduatından, özellikle vadeli mevduattan düşük olduğuna göre, bankacılık sisteminin bu dönüşümden karlı çıkacağı bile söylenebilir. Burada asıl mesele bir bankadan çekilen paranın ticari mevduata dönüşmüş olarak hangi bankaya geleceğidir. Hatta, aynı bankaya geri gelse bile hangi şubeye döneceğidir. Bundan kuşku duyan bankacılar ve şube müdürleri menkul kıymetleri kendileri için rakip olarak görmüşlerdir. Kendinden emin olan bankaların ise sermaye piyasasının gelişmesine katkıda bulundukları görülmektedir.

    Bankaların sermaye piyasasındaki faaliyeti yatırım ve kalkınma bankaları ile ticaret ve mevduat bankaları olmak üzere iki kategoride toplanır. Ancak, mevduat veya ticaret bankacılığının sadece para piyasasında faaliyet gösteren mali kurumlar olduğu görüşü artık değişmiştir. Mevduat bankaları da bugün bütün dünyada yatırım ve kalkınma bankalarının konularında faaliyet gösteren ve sermaye piyasasında hizmet veren kurumlar haline gelmişlerdir. Ülkemizde de mevduat bankaları eskiden beri sanayi kuruluşlarına iştirak etmiş, bu kuruluşların tahvil ve hisse senedi ihracına aracılık yapmışlar, gereğinde tahvillere garanti vermişlerdir. Ancak bankalarımız bunun dışında, ikinci el hisse senedi ve tahvil alım satım, undertwriting işlemleri ve önce iştirak edip sonra hisselerin halka açma gibi işlemlere itibar etmemişlerdir. Mevduat bankalarımızın sermaye piyasasında aktif rolü daha ziyade yatırım ve kalkınma bankaları oynamıştır.

    Yatırım ve kalkınma bankalarının kaynakları zaten uzun vadeli fonlara dayalıdır. Mevduat bankalarının kaynakları ise kısa vadeli fonlardan gelmektedir. Dolayısıyla, mevduat bankaları sermaye piyasasında faaliyet göstermekle kısa vadeli fonları uzun vadeli fonlara çevirmiş olurlar ki, böylece hem sanayinin hem de sermaye piyasasının gelişmesine yardımcı olmuş olurlar.

    Gerek yatırım ve kalkınma bankaları, gerekse mevduat bankaları, sermaye piyasasında aktif rol oynayabilecek şekilde teşkilatlandıkları takdirde, ileride “Sermaye Piyasasında Aracı Kuruluşlar” bahsinde ele alacağımız her türlü aracılık hizmetlerini yapabilecekleri gibi, yeni kurulan sanayi şirketlerine kuruluştan iştirak etmek ve bu şirketler kara geçtiklerinde portföyünde bulunan hisse senetlerinin bir bölümünü halka satmak suretiyle hem bu şirketlere kuruluşta bir avans gibi yatırdıkları sermayenin geri dönmesini ve başka yeni kuruluşlara kullandırılmasını sağlarlar, hem de halkın çekinmeden güven içinde satın alabileceği kara geçmiş şirket hisse senetlerini halka ve sermaye piyasasına kazandırmış olurlar. Tabii ki bankalar bu işten kar da sağlayacaktır. Yeni bir anonim şirketin hisse senetlerini nominal değerden ortaklara verilir. Oysa şirket kara geçtiği zaman bu hisse senetleri prim yapacaktır. Banka da bunları halka piyasa değeri üzerinden, yani primli fiyatla satacaktır. Böylece o şirketin kuruluşu ile kara geçişi arasındaki 3 - 5 yıllık süre içinde bağladığı sermayenin nemasını da almış olacaktır. Esasen, gelişmekte olan ülkelerde yeni kurulan şirketlerin akibeti belli olmadığı için, halkın yeni kurulan şirketlere kuruluşta ortak olması sakıncalı olmayan halk ortaklarını hayal kırıklığına uğratmakta bu da sermaye piyasasının aleyhine olmaktadır.
    Son yıllarda başarılı sonuç veren “bir banka + bir holding + halk ortakları” formülü Türkiye için geçerlidir. Burada, holding yatırım ve yönetim sorumluluğunu, banka da ileri de halka açılacak kısım için geçici finansman yükünü üzerine aldığından , halk için çok daha güvenceli bir yatırım imkanı ortaya çıkmaktadır. Böylece bankalar bu geçici ortaklık rolünü birer döner sermaye şeklinde oynayarak peşpeşe pek çok sanayi kuruluşunu ülke ekonomisine ve sermaye piyasasına kazandırabilirler. Tabi ki , şirket kara geçtiği zaman halka açılacak hisse senetlerinin yapacağı prim bankanın kuruluşta koyduğu sermayenin faizini karşılar mı, bu da bankanın riskidir. İyi hesaplanması , iyi bir fizibilite araştırmasına dayanması ve yeni kuruluşun faaliyetlerinin çok yakından murakabe edilmesi gerekir. Bu sebeple bu tip yatırımlara risk sermayesi yatırımı (venture capital investment) denilmektedir.

    Amatör yatırımcı açısından , kara geçmiş şirket hisse senedini 1000 lira yerine 2000 liradan almak yeni kuruluştan nominal fiyatla hisse almaktan her halükarda daha iyidir.

    YATIRIM VE KALKINMA BANKALARI

    Türkiye’de borsanın kurulmasından önce biri kamu sektöründe, üçü de özel sektörde olmak üzere 4 kalkınma bankası (development bank) faaliyet göstermekte iken, yeni kurulan yatırım bankalarıyla bu sayı artmıştır.

    Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) bir özel sektör bankasıdır. Ortakları arasında Türkiye İş Bankası başta olmak üzere bazı milli bankalar vardır.

    Banka, öz kaynaklarında ve büyük çapta tahvil ihraç etmek suretiyle sağladığı fonlarla Türk Lirası kredileri açabilmekte ve yeni kurulan şirketlerin hisse senetlerini portföyüne alabilmektedir. Ayrıca Dünya Bankası vesair dış kaynaklardan sağlanan döviz kredilerini de Türkiye içinde kullandırma görevini yapmaktadır. Asıl önemli fonksiyonu yukarıda anlattığımız mekanizma ile sınai şirketlerin halka açılmasını sağlamaya çalışmaktır.

    Sınai Yatırım ve Kredi Bankası (SYKB) , kredi konusunda benzer fonksiyonları olmakla beraber, şimdilik sermaye piyasasına bir katkısı bulunmamaktadır. Hissedarları milli bankalardır.

    Türkiye Kalkınma Bankası (TKB) (eski adıyla DESİYAB), yurt dışı işçi tasarruflarını yurt içinde yatırımlara aktarılmasına dönük olarak yatırım ve kalkınma bankacılığı yapmak üzere kurulmuştur. İştirak bankacılığı yapabilmektedir. Kredi ve iştirakleri daha ziyade gerici yörelerdeki teşvik kapsamında bulanan, çok ortaklı ve finansman sıkıntısı çeken şirketleri desteklemeye yöneliktir. Son yıllardaki asıl önemli fonksiyonu sermaye ve yönetim yetersizliğinden güç duruma düşen işçi şirketleriyle çok ortaklı hemşehri şirketlerini rehabilitasyona tabi tutarak, durumunu düzeltip kara geçenlerin hisse senetleri tekrar halka arz etmektir. Bu fonksiyonuyla TKB sermaye piyasamızın oluşması ve gelişmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

    SERMAYE PİYASASININ ARAÇLARI:

    MENKUL KIYMETLER VE DİĞER SERMAYE PİYASASI ARAÇLARI

    Sermaye piyasasında, fonların arz ve talep edenler arasında el değiştirmesine aracılık eden menkul kıymetler, “Kıymetli evrak”ların bir alt bölümünü oluşturmaktadır. Türk Ticaret Kanununu’nun ‘TTK) 557.maddesine göre kıymetli evrak; “içindeki hakkı senetten ayrı olarak ileri sürülemeyen ve bu haktan ayrı olarak başkalarına devredilemeyen senetler” olarak tanımlanmaktadır. Tanım yeterince açık olmamakla birlikte, yapılabilecek yorum; kıymetli evrakta saklı hakkın talebi için senedin ibrazının, söz konusu hakkın devri içinse senedin tesliminin veya devrinin şart olduğudur.

    Türk Ticaret Hukuku öğreti ve uygulamasında kıymetli evrak kabul edilen belgeleri şu şekilde sıralamak mümkündür.

    - Ticari senetler
    - Ticari senetlere benzer senetler
    - Makbuz senedi, varant, taşıma senedi
    - Konşimento, deniz ödüncü senedi
    - Hisse senetleri, ilmühaberler
    - Temettü ve faiz kuponları, talonlar
    - Tahviller
    - İntifa sentleri
    - Kar ve zarar ortaklığı belgeleri
    - Gelir ortaklığı senetleri
    - Mevduat sertifikaları
    - Yatırım fonu katılma belgeleri
    - Banka bonoları ve banka garantili bonolar
    - Opsiyon senetleri
    - Emre ve hamiline yazılı sigorta poliçeleri
    - Hamiline düzenlenen banka tasarruf hesap cüzdanları
    - 3794 sayılı Kanun’la getirilen oydan yoksun paylar ve varlığa dayalı menkul kıymetler
    Bu sayılanların bir kısmı aynı zamanda menkul kıymet kapsamına girmekle birlikte, örneğin bir konşimentonun ya da bir banka tasarruf hesap cüzdanının menkul kıymet kabul edilmeyeceği açıktır.

    Türk hukuk mevzuatında, “menkul kıymet” kavramı da yeterince açıklıkla tarif edilmemiştir. Menkul kıymet terimi ilk olarak, 1929 yılında çıkarılan 1447 sayılı “Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası Kanunu” ile hukuk literatürümüze girmiştir. Bu kanuunn 1. maddesinde; devlet, vilayet ve belediyeler tarafından çıkarılan istikrazlar, esham ve tahviller ile hazine bonolarının , Türk Anonim şirketleri tarafından çıkarılan esham ve tahvillerin, ... ve ecnebi esham ve tahvillerin borsada alınıp satıldığı belirtilerek bunların menkul kıymet olduğuna işaret edilmiş, menkul kıymet tarifi verilmemekle birlikte, nelerin menkul kıymet olduğu açıklanmıştır.

    Menkul kıymet kavramının geniş bir içeriğe sahip ilk kanuni tarifi 30 Temmuz 1981 tarihli Sermaye Piyasası Kanunu’nda görülmektedir. Buna göre “Menkul Kıymetler: Ortaklık veya alacaklılık sağlayarak belli bir meblağı temsil eden, hisse senetleri, tahviller ve hazine bonoları gibi kıymetlerdir. Kanun maddesi. “Bunlar dışında kalan kıymetli evrak ile mali değerleri temsil eden veya ihraç edenin mali yükümlülüklerini içeren her türlü evrakın halka arz ve bu yolla satışı da menkul kıymetler hükümlerine tabidir” şeklinde devam etmektedir.

    3794 sayılı Kanun’da ise menkul kıymet kavramı yeniden, şuşekildetanımlanmıştır.


    “Menkul kıymetler: Ortaklık veya alacaklılık sağlayan, belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan , dönemsel gelir getiren, misli nitelikte, seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları kurulca belirlenen kıymetli evraktır”

    Kurulun yaptığı bu tanımlama 7 unsur içermektedir ;

    1. Ortaklık veya alacaklılık sağlama
    2. Belirli bir meblağı temsil etme
    3. Yatırım aracı olma
    4. Dönemsel gelir getirme
    5. Misli nitelikte olma
    6. Seri halinde çıkarılma
    7. İbareleri aynı olma

    Menkul kıymet tanımından sonra, Kanun’un maddesi, diğer sermaye piyasası araçlarını da şöyle tanımlamaktadır.

    “Diğer Sermaye Piyasası Araçları : Menkul kıymetler dışında kalan ve şartları Kurul’ca belirlenen evraktır. Şu kadar ki, nukut ile çek , poliçe, bono ile mevduat sertifikaları bundan müstesnadır".

    Bu ifade, yukarıda sayılan 7 şartın tamamını yerine getirmese de, Kurul tarafından düzenlemesi yapılacak ve ihraç halinde kayda alınacak kıymetli evrakların da sermaye piyasası aracı olarak kabul edileceğini ve Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine tabi olacağını vurgulamaktadır. Finansman bonoları, banka bonoları, banka garantili bonolar, oydan yoksun paylar ve varlığa dayalı menkul kıymetlerin halka arzına ve kurul kaydına alınmasına ilişkin esasları ihtiva eden tebliğler de yayınlanmış olduğundan bunların sermaye piyasası araçları olduğunu kabul etmek gerekecektir. Öte yandan, Kanun’un 4. maddesinde yer alan, “Genel ve katma bütçeli idareler ve T.C. Merkez Bankasınca ihraç olunacak sermaye piyasası araçlarının Kurul’a kaydettirilmesi zorunlu değildir” ifadesinden Gelir Ortaklığı senedi, Hazine bonosu ve devlet tahvili gibi evrakların da sermaye piyasası aracı olarak kabul edildiği anlamı çıkmaktadır.

    Bu açıklamalara bağlı olarak, ileriki sayfalarda, menkul kıymet ya da diğer sermaye piyasası araçları aşağıdaki sırayla ele alınmıştır.

    -Hisse senetleri
    -Tahviller
    -Katılma intifa senetleri (K.İ.S.)
    -Oydan yoksun hisse senetleri (OYHS)
    -Banka bonoları
    -Banka garantili bonolar
    -Finansman bonoları
    -Varlığa dayalı menkul kıymetler (VDMK)
    -Gelir ortaklığ senetleri (GOS)
    -Devlet tahvilleri ve hazine bonoları

    Hisse Senetleri

    Hisse Senetlerinin Tanımı

    Türk Ticaret Kanunu’nda hisse senedinin doğrudan doğruya bir tanımı bulunmamakta, ancak 269.maddeyle, anonim ortaklık: “bir ünvana sahip, esas sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan ortaklık” şeklinde tanımlanmakta ve “ortakların sorumluluğu, taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır” denerek, hisse senetleri için kesin bir tanım yapılmamakla birlikte, bumların nitelikleri belirlenmiş olmaktadır.

    Türk hukuk lügatında hisse senedi;“ortaklık sermayesinin birbirine eşit kısımlara ayrılmış parçalarından her birinin karşılığı olmak üzere, kanunda gösterilen şekillere uygun kıymetli evraktır” şeklinde tanımlanmaktadır.

    Doktrinde yaygın olan tarif ise şöyledir: “Hisse senedi, sermayesi paylara bölünmüş ve karşılığında kıymetli evrak niteliğinde pay senedi çıkarılabilen sermaye ortaklıklarının kanuni şekillere uygun olarak düzenledikleri belgeler olup, sermayesinin belirli bir oranını temsil ve sahiplerine o oranda ortaklık hakkı sağlayan senetlerdir ve kıymetli evrak vasfına sahiptirler.

    Hisse senidi şirket sermayesinin belirli bir kısmını temsil eder. Ortaklığın ihraç etmiş olduğu tüm hisse senetlerinin itibari (nominal) değerlerinin toplamı,esas sermaye (veya kayıtlı sermaye sisteminde çıkarılmış sermaye) miktarına eşittir. Şirket bakımından her hisse senedi bir “hukuki birim” oluşturur, yani hukuken bölünmesi mümkün değildir. Bir hisse senedinin birden fazla sahibi varsa, bunlar şirkete karşı haklarını ancak ortak bir temsilci aracılığıyla kullanabilirler. Pay sahipliğinden doğan haklar bir bütün olarak hisse senedinde toplanır, dolayısıyla hisse senedi sahibi her türlü ortaklık haklarından yararlanma olanağına sahiptir. Bu haklar:

    1. Şirket karından pay alma hakkı
    2. Şirket yönetimine katılma ve oy kullanma hakkı
    3. Rüçhan hakkı
    4. Tasfiyeden pay alma hakkı
    5. Şirketin faaliyetleri hakkında bilgi alma hakkıdır.

    T.T.K.’na göre sermayesi paylara bölünmüş bir şirketin hisse senedi ihraç etmesi zorunlu tutulmamış olmakla birlikte, Sermaye Piyasası Kanunu, 7. madde, 4. fıkra hükmü ile, hise senetlerin halka arzedilen veya arzedilmiş sayılan ortaklıklarda hisse senedi ihracı ve pay sahiplerine teslimi zorunlu kılınmıştır. Kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş anonim ortaklıklarda hisse senetleri satış esnasında alıcıya teslim edilir. Esas sermaye sistemindeki anonim ortaklıklar ise sermaye artırımının tescilini takip eden en geç otuz gün içinde hisse senetlerini alıcılara teslim ederler. Nama yazılı hisse senetleri içn bu süre doksan gündür.

    Tahviller

    Tanım, ihraca ilişkin Esaslar ve Tahvil Sahiplerinin Hakları

    Türk hukukunda, TTK m.420 hükmüne göre “Anonim Ortaklıkların ödünç para bulmak için itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetlerine tahvil denir.

    Kanuni tariften de anlaşılacağı üzere, tahviller Anonim Ortaklıkların borç para temini suretiyle kredi ihtiyaçlarını tatmin amacıyla seri halde çıkardıkları borç senetleridir. Bu bakımdan, ortaklığın münferit şahıs ve kuruluşlara verdiği borç senetleri tahvil değildir. Öte yandan , tahviller esas itibariyle, ortaklıkların ihtiyaç duydukları borç para temini için çıkardıkları para borcu senetleridir. Bu bakımdan paradan başka borç ve alacaklar için tahvil düzenlenemez ve bu özellik tahvilleri , mal ve hizmet karşılığı verilen adi ve kıymetli evrak niteliğindeki para borcu senetlerinden ayırır.

    Kanuni tariften anlaşılan bir başka husus da , tahvil çıkarma yetkisinin sadece anonim ortaklıklara tanınmış olmasıdır. Ancak daha sonra çıkarılan yasalarla bazı Kamu İktisadi Teşebbüslerine, anonim şirket statüsünde olmasalar bile tahvil çıkarma yetkisi tanınmıştır.

    1976 yılına kadar tahvil ihraçları izne tabi bulunmamakta, sadece T.C. Merkez Bankası'na satıştan sonra bilgi verilmekteydi. Bu tarihten sonra tahvil ihracı izne tabi olmuştur. Sermaye Piyasası Kurulu kuruluncaya kadar izin mercii T.C. Merkez Bankası iken, Banka, 5.10.1982 tarihli tebliği ile bu yetkiyi Sermaye Piyasası Kuruluna devretmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu esas itibariyle halka arz edilsin, edilmesin, kamu sektörü tahvilleri dışındaki bütün tahvil ihraçları kurul iznine tabi tutulmuş, ancak daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, 3794 sayılı Kanun ile, Kurul’dan izin, Kurul’a kayıt şekline dönüşmüştür. Kamu kuruluşlarının tahvil ihraçları ise Kurul kaydına tabi olmayıp, sadece Kurula bilgi verilir.

    Sermaye Piyasası Kurulu anonim ortaklıkların tahvil ihraçlarına ilişkin esasları son olarak 14 Temmuz 1992 tarih ve seri II, No : 13, “Tahvillerin Kurul Kaydına Alınmasına İlişkin Esaslar Tebliği” ile düzenlenmiştir. Söz konusu tebliğin çeşitli maddeleri uyarınca tahvil ihracına ilişkin bazı koşullar aşağıdaki gibi sayılabilir.

    - İhraçcılar, esas sözleşmeleri veya varsa kendi özel mevzuatları ile tahvil ihracına yetkili organın kararının alınmasından sonra tahvillerin kayda alınması için Kurul’a yazılı olarak başvururlar (m.5.). Halka açık Anonim şirketlerde karar organı, genel kurul veya yönetim kuruludur. Kayıt başvurusunun, yetkili organ kararlarının alındığı tarihten itibaren en çok 1 yıl içinde yapılması zorunludur. Başvurular en çok 30 gün içinde sonuçlandırılır; başvuru belgelerindeki noksanlıkların tamamlanması için verilen süreler, otuz günlük sürenin hesabında dikkate alınmaz.(m.6.)

    -Kayda alınan tahvillerin satışına ilişkin olarak bir kayıt belgesi düzenlenir. Kayıt belgesinin, Kurul’un kayda alma kararı tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde alınması zorunlu olup, bu belge alınmaksızın ihraç ve satış işlemlerine devam olunamaz.

    -Tahvil ihraç başvurusu, bir yıllık bir dönem içinde yapılacak tahvil ihraçlarının tümünü kapsayacak şekilde yapılabileceği gibi her ihraç için ayrı ayrı da yapılabilir. Başvuru bir yıllık dönem içinde yapılacak tahvil ihraçlarının tümünü kapsayacak şekilde yapıldığı takdirde satışın tahvillerin Kurul kaydına alınmasında itibaren bir yıl içinde yapılması şarttır. Bu dönem içerisinde tahviller, tertipler veya tertibe bağlı seriler halinde satılabilir. Her tertip veya serinin satışından en az 30 gün önce onay için kurula başvurulur. Her ihraç için kurula ayrı kayıt yaptırılması halinde satışın en çok 120 günde tamamlanması zorunludur. (m.5.)

    - Satış süresi içinde satılamayan veya aracı kuruluş tarafından da satın alınmayan tahviller, satış süresinin bitişini izleyen engeç altı işgünü içinde, noter huzurunda tespit edilir ve iptal olunur. (m.17.)

    - Kurul kaydına alınma, ihraç edilen tahvillerin ve ilgili ihraçcıların kurul veya kumuca tekellüfü anlamına gelmez ve reklam amacıyla kullanılamaz (m.4.)

    - Tahvillerin vadesi 2 yıldan az olmamak üzere serbestçe belirlenebilir. Vade başlangıç tarihinin belirlenmesinde satış süresinin son günü vade başlangıç tarihi olarak kabul edilir. Tahviller seriler halinde satışa sunulduğunda, serilerin vadelerinin başlangıç tarihleri, her seri için belirlenen satış sürelerinin son günüdür(m.8.)

    - Tahvillerin anaparası, vade bitiminde bir defada ödenir. İki yıldan uzun vadeli tahvillerin anaparası, ilk taksidi vadenin başlangıç tarihinden itibaren en erken birinci yılın sonuna, son taksidi ise tahvil vadesinin bitim tarihine rastlayacak şekilde, yıllık eşit taksitlerle de ödenebilir. İtfa planının, tahvillerin arka yüzünde ve ayrıca izahname ve sirkülerde yer alması zorunludur. (m.9.)

    -Halka arzedilecek tahvillerin satış süresi kayıt belgesi tarihinden itibaren 6 iş gününden az olmamak ve 3 ayı geçmemek üzere belirlenir ve izahnamede gösterilir.(m. 23.)

    - Tahvillere ödenecek faiz ve bununla ilgili esaslar tahvil metni, izahname ve sirkülerde açıkça belirtilmek koşuluyla ihraçcılarca belirlenir. Faiz ödemeleri 3 ayda bir, 6 ayda bir veya yılda bir defada kuponlara bağlı olarak yapılabilir. Aynı tertibe dahil farklı serilerdeki tahviller için değişik faiz tesbit edilebilir.

    Tahvil sahipleri, ortaklığın alacaklısı durumundadırlar. Bu nedenle şirket karından pay alma ya da yönetime katılma gibi hakları yoktur. Verdikleri borç karşılığında dönemsel olarak faiz geliri elde ederler. Buna karşılık anonim ortaklıkların, tahvil sahiplerine olan faiz borçları, ortaklarına yapacakları ödemelere nazaran öncelik taşımaktadır. Diğer bir deyişle normal dönemde faiz ödemeleri, kar payı ödemesinden, tasfiye halinde de yine alacaklılara yapılacak ödemeler ortaklara yapılacak ödemelerden önceliklidir. Ortaklık zarar ettiği dönemlerde dahi faiz borçlarını ödemek durumundadır.

    Öte yandan, tahvil sahipleri ortaklık haklarına sahip bulunmamakla birlikte, gerek Ticaret Kanunumuz gerekse SP Kanun, çeşitli hükümler vasıtasıyla tahvil yatırımcılarının menfeatlerini koruma imkanlarını düzenlemektedir. Tahvil sahiplerinin ortaklık alacaklısı sıfatlarından doğan hakların başlıcaları şunlardır:

    1. Kuruluştaki vesikaların doğru olmaması, esas sermaye hakkında yanlış beyanlarda bulunulması gibi, kuruluştaki hileleri ifade eden hususlarda, tahvil sahiplerinin, kurucular ile kurucuların fiillerine iştirak edenler aleyhine yahut bu hususta ihmalleri görülen ilk idare meclisi ve denetçiler aleyhine dava açma hakları vardır.

    2. Yönetim kurulunun ve dışardan atanan müdürlerin mesuliyetini gerektiren hallerde de tahvil sahipleri sorumluluk davası açma hakkına sahiptirler.

    3. Tahvil sahipleri, ortaklık esas sermayesinin azaltılması halinde, alacaklarının ödenmesini veya teminat gösterilmesini isteyebilirler.

    4. Ortaklık pay sahipleri sayısının beşten aşağı düşmesi, ortaklığın kanunen gerekli organlarının birinin mevcut olmaması veya genel kurulun toplanmaması hallerinde tahvil sahipleri durumun düzeltilmesini isteyebilir. Aksi taktirde ortaklığın feshi için mahkemeye başvurabilir.

    5. Tahvil sahipleri, esas sermayenin üçte ikisini kaybeden ortaklığın feshini dava edebilirler.

    6. Anonim ortaklığın nevi değiştirmesi yani limited ortaklığa çevrilmesi halinde de tahvil sahipleri, alacaklarının ödenmesini veya teminat gösterilmesini talep edebilirler.

    3. Katılma İntifa Senetleri (K.İ.S.)

    Türk Ticaret Kanunu’nun 402. maddesine göre, anonim şirketler;

    -Bedeli itfa olunan payların sahipleri,
    -Alacaklılar
    -Kurucular
    -Veya bunlara benzer bir sebeple şirketle ilgili olanlar lehine genel kurul kararıyla intifa senedi ihdas edebilirler.

    Yine TTK’nun 403.maddesine göre, “intifa senedi sahiplerine azalık hakları verilemez, ancak safi kazanca veya tasfiye neticesine iştirak yahut yeni çıkarılacak hisse senetlerini alma hakları tanınabilir” Kanunun saydığı mali hakların bir veya birkaçının yahut tamamının birlikte tanınması mümkündür, ancak kar teşekkül etmez, tasfiyede yeterli bakiye kalmaz veya yeni hisse senedi çıkarılmaz ise talep hakkı da doğmaz.

    Uygulamada intifa senetleri daha ziyade kuruculara verilmektedir. Ancak bunun yanında;
    -Alacaklılara verilen intifa senetleri
    -Ayni sermaye karşılığı, ortaklara verilen intifa senetleri
    -Çeşitli hizmetleri nedeniyle üçüncü şahıslara verilen intifa senetleri

    de görülebilmektedir. Borsada, “kurucu” hisse senetleri diye bilinen senetler, şirket kurucularına kuruluş esnasındaki hizmetleri karşılığında bedelsiz olarak verilen kurucu intifa senetleridir. Bunlar nama yazılı olarak çıkarılır, tasfiye neticesinden pay almazlar ve oy hakları yoktur. Bazı şirketlerde kurucu intifa senetleri adi hisselere nazaran çok yüksek değer kazanabilmektedir. Zira bunların sayısı ve tümüne tahsis edilen kar oranı sabit olduğu için, şirket büyüdükçe ve karı arttıkça, kurucu intifa senetlerine isabet eden temettü devamlı yükselir. Borsada tanesi 15 - 20 milyon lira fiyat bulan kurucu intifa senetleri bulunmaktadır.

    Ticaret Kanunumuzda, intifa senetlerinin itibari değeri konusunda bir hüküm bulunmadığı gibi, bu senetlerin nakit karşılığı çıkarılmaları gereği de bulunmamaktadır. Genelde de kuruluş aşamasında ve de sonradan çıkarılan intifa senetleri nakit karşılığında verilmektedirler.

    SP Kurulunun ilk kez 13 kasım 1983 tarih ve Seri III No: 1 tebliğle, son olarak da 14 Temmuz 1992 tarih ve seri III No: 10 Tebliğle ihracına ilişkin esasları geliştirdiği katılma intifa sentleri (K.İ.S.) ise, belli bir nominal değere sahip ve nakit karşılığı çıkarılması gereken bir menkul kıymet türüdür. Son tebliğin 4.maddesi K.İ.S.’ni şöyle tanımlamaktadır: “Ortaklıklar, nakit karşılığı satılmak üzere, ortaklık haklarına sahip olmaksızın kardan pay alma, tasfiye bakiyesinden yararlanma, yeni pay alma ve bu tebliğde belirleneen olanakların bir bölümünden veya tamamından yararlanma haklarını sağlayan K.İ.S. çıkarabilirler”.

    Bir ortaklığın K.İ.S. türünden bir menkul kıymet çıkarabilmesi için öncelikle esas sözleşmesinde, ona bu yetkiyi veren değişikliğin yapılması gerekir. Bundan sonra KİS’lere tanınacak tüm haklarla, hisse senetleri ile KİS arasındaki ilişkilerin gösterileceği izahname hazırlanır. Bunlara geçmiş üç yıla ait kesinleşmiş bilanço, kar ve zarar tablosu, fonların akış tablosu ile bu tabloların kesinleşmiş bilanço, kar ve zarar tablosu, fonların akış tablosu ile bu tabloların gelecek üç yıla ait proformaları ve SP Kurulunun istediği diğer belgeler eklenerek, Kurul’a kayıt için başvuruda bulunulur. Kayda alınmadan sonra üç ayı aşmayacak şekilde belirlenen satış süresi içinde satışın gerçekleşmesi, süre bitiminde satılamayanların 6 işgünü içinde noter huzurunda iptal edilmesi gerekir. Çıkarılan K.İ.S. tamamen satılmadıkça ve satılmayanlar iptal edilmedikçe yeni K.İ.S. çıkarılamaz.

    Ortaklıkların çıkarabilecekleri K.İ.S. tutarı, ödenmiş sermayeleri ve yedek akçeleri toplamından çok, bu toplamın altında birinden az olmayacak şekilde üzerlerinde nominal değer yazılı olarak çıkarılacaklardır. (m.6 ). Nominal değer 1000 TL veya katları şeklinde belirlenebilir ve ana sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla K.İ.S. primli olarak çıkarılabilir. K.İ.S. karşılığı sağlanan meblağ bilançoda, sermaye kaleminin altında ayrıca gösterilir.

    K.İ.S. sahiplerine kar payı ödemesi yapmak için, ödenmiş sermaye ile K.İ.S. sermayesi toplamı içinde, K.İ.S. sermayesinin oranı hesaplanır. Bu oran dağıtılacak kar ile çarpılarak KİS sahiplerine düşen kar payı belirlenir ve SP Kanununun önermiş olduğu yöntem çerçevesinde 1.temettü dağıtımı yapılır. Diğer bir deyişle 1.temettü dağıtımı açısından K.İ.S lerle diğer hisseler arasında biraz fark yoktur. KİS ortaklarına birinci temettüye ek olarak sağlanabilecek diğer menfaatler esas sözleşmede düzenlenir.

    KİS’in yeniden satılmak üzere KİS sahiplerinin talebi üzerine geri satın alınması öngörülebilir. Ancak bu durumda, geri satın alma ihraç tarihinden itibaren 2 yıl geçmeden yapılamaz. Geri satın alınacak miktar KİS sermayesinin %10’undan fazla olamaz ve geri satın alınan KİS’in en kısa sürede yeniden elden çıkarılması gerekir. Çıkarılmış KİS sermayesinin sürekli olarak azaltılması ise, sermayenin azaltılmasının gerçekleşmesi şartına bağlı olup Kurul’un iznine tabidir.

    KİS’ler sahiplerine yönetime katılma hakkı sağlamamakla birlikte, öz sermaye kalemi olarak kaydedildiğinden, firmalara, menkul kıymet ihraç ederek nakit temin etmek, sermaye yapılarını güçlendirmek imkanlarını sağlamakta, öte yandan mevcut ortakların yönetimdeki söz haklarının ve oy oranlarının azalmasına yol açmamaktadır.

    Oydan Yoksun Hisse Senetleri (O.Y.H.S.)

    Oydan yoksun hisse senetleri mevzuatımıza 3794 sayılı kanunla girmiştir. Bu kanunla, 2499 sayıalı kanunun 14. maddesinin arkasına 14/A maddesi eklenmiş ve “Anonim Ortaklıklar esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak şartıyla, kar payı imtiyazı sağlayarak, oy hakkından yoksun paylar ihraç edebilir ve bunları temsil eden hisse senetlerini halka arz edebilirler” denmiştir.

    Oydan yoksun hisse senetlerine ilişkin düzenleme, 31 Temmuz 1992 tarih, Seri 1, No: 15 tebliğ ile yapılmıştır. Bu tebliğde belirtildiğine göre ortaklıkların OYHS ihraç edebilmeleri için ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarının, kayıtlı sermaye sistemine geçiş için mevzuatta öngörülen asgari ödenmiş sermaye miktarından az olmaması ve ortaklığın başvuru tarihinden geriye doğru ard arda 2 yıl dönem karı elde etmiş olması aranan şartlar arasındadır. ( Tebliğ m. 8.) Ortaklıkların çıkarabilecekleri OYHS itibari değer toplam tutarı ödenmiş veya çıkarılmış sermayenin 1 / 2 sini geçmemek üzere esas sözleşmelerinde gösterilir. (m.9), OYHS’nin nama yazılı olması zorunludur. (m.5.)

    OYHS ihracı için kar payında imtiyaz tanınması zorunludur. OYHS sahipleri diğer ortaklarla birlikte kanun ve tebliğlerde belirtilen miktarda birinci temettüden payları oranında yararlanırlar. OYHS sahipleri dağıtılan birinci temettüye ek olarak, kalan kardan, pay başına düşen birinci temettünün esas sözleşmede belirtilen oranında kar payı alırlar. OYHS sahiplerine tanınan imtiyazlı kar payı ayrılmadıkça, başka yedek akçe ayrılmasına, ertesi yıla aktarılmasına ve yönetim kurulu üyeleri ile memur, müstahdem ve işçilere kardan pay dağıtılmasına karar verilemez.(m.11.)

    Ortaklıkların yapacakları sermaye arttırımlarında, T.T.K. m.394 hükmüne göre, OYHS sahiplerinin diğer ortaklarla birlikte, sermaye payları ile orantılı olarak yeni pay alma hakları vardır.(m.14.) Bu hak bedelsiz arttırımlarda da geçerlidir(m. 15.)

    Ortaklık, ard arda 3 yıl kar dağıtamazsa veya mevzuata aykırı olarak, her hangi bir yıl mevcut karı dağıtmazsa, OYHS sahipleri, bu durumların kesinleştiği genel kurul toplantı tarihini izleyen yıl, esas sermayeye katılmaları ile orantılı olarak oy hakkını elde ederler ve buna bağlı olarak, imtiyazlı bu paylar adi pay haline dönüşür. Esas sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla da ve ihraçtan en az 10 yıl sonra OYHS’lerin adi hisse senedine dönüşmesi mümkündür.

    Görüldüğü gibi bazı farklılıklara karşın OYHS’ler KİS benzeri menkul kıymetler olarak düşünülmüştür.

    Kar - Zarar Ortaklığı Belgeleri (K.O.B.)

    Kar ve zarar ortaklığı belgesi, “faiz” kavramı yerine “kar ve zarara ortak olma” kavramını ikame etmek isteyen bir anlayışın ve anonim ortaklıklara belli fonlar yatırarak karşılığında “kar” elde etmek arzusunun yarattığı bir menkul kıymettir.

    Sermaye Piyasası Kurulu, Bakanlar Kurulu’nun 7 Temmuz 1984 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan “Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karar’ında değinilmesi üzerine, 13 Aralık 1984 tarih ve Seri III, No: 2 tebliğiyle, KOB’lara ilişkin hükümler getirmiştir. Bu konudaki son düzenleme ise 14 Temmuz 1992 tarih ve seri III No: 11 tebliğle yapılmıştır. Söz konusu tebliğin 3. maddesine göre, “ortaklıklar, kar ve zarara ortak olmak üzere,iştigal sahalarına giren tüm faaliyetlerin gerektirdiği finansman ihtiyaçlarını karşılamak için, yurtiçinde ve yurt dışında satılmak üzere, “kar ve zarar ortaklığı belgesi” adı altında menkul kıymetler ihraç edebilirler ve halka arz yoluyla satabilirler”. Yine aynı madde uyarınca, menkul kıymet alım satımı ile iştigal eden ortaklıklar KOB çıkaramazlar. KOB ihraç etmiş olan ortaklıklar, başka bir nedenle Kurul denetiminde bulunmuyorlarsa, bu belgeler itfa edilinceye kadar kurul denetimine tabidirler.

    Ortaklıklar, bağımsız denetimden geçmiş son mali tabloda yer alan çıkarılmış sermaye veya ödenmiş sermaye ile genel kurulca onaylanmış son mali tabloda görülen yeniden değerleme değer artış fonu ve yedek akçelerin toplamından varsa zararlar indirildikten sonra bulunan miktarın Kurul’ca belirlenip Resmi Gazetede ilan edilecek bir emsalle çarpımı sonucu bulunacak tutara kadar KOB çıkarabilirler. İhraç limiti içinde, KOB’ların ihracı için Kurul kaydına konu olan her miktar, “tertip” adını alır. Ortaklık, bir tertip içindeki KOB’ları bir defada ihraç edebileceği gibi, en çok 3 seri halinde de satışa sunabilir. İhraç edilecek her bir KOB 1.000.000 TL veya katları tutarında, hamiline veya nama yazılı şekilde ihraç edebilir. En kısa vade 3 ay, en uzun vade 7 yıl olabilir. Özel finans kurumlarının ortaklıklara katılmasını sağlamak amacıyla çıkarılabilecek KOB’lerde vade 15 yıl, halkın özel finans kurumları hesaplarına katılmasına ilişkin olarak çıkarılabilecek KOB’larda 2 yılı aşamaz.

    Kar - zarar ortaklığı belgeleri yarı hisse senedi, yarı tahvil niteliğinde menkul kıymetlerdir. KOB sahiplerinin yönetimde oy hakları yoktur. Ayrıca KOB lar belli bir vadeye sahiptir. Bu nedenlerle de hisse senedinden farklılıklar gösterirler. Bu belgelere ödenecek kar paylarının faiz gideri gibi vergi matrahından indirilebilmesi, K.O.B. ları tahvile, özellikle de kara iştirakli tahvile yaklaştırır. Ancak K.O.B. ların bu tür tahvillerden önemli bir farkı karın yanında zarara da iştirakin söz konusu olmasıdır. Ortaklık mali yılı zararla kapatmışsa, her bir K.O.B. nin payına düşen zarar hesaplanarak nominal değerinden düşülür. Sonraki yıllarda kar edilmesi halinde öncelikle bu açık kapatılır ve karın, nominal değeri tamamlandıktan sonra kalan kısmı belge sahiplerine dağıtılır. Ancak itfa tarihine kadar işletmenin sürekli zararlar etmesi halinde K.O.B. sahiplerinin değil kar elde etmek, yatırdıkları paranın bile bir kısmını geri alamama olasılıkları vardır. Çıkarılacak KOB’ların üzerine, kara ve zarara katılacağı ve bu belgelere kar garantisi verilemeyeceği, açıkca yazılır.

    Kar - zarar ortaklığı belgeleri ülkemizde çok yaygın kullanım alanı bulabilecek bir araç olmakla birlikte, uygulamada pek rağbet görmemesinin en önemli nedenlerinden biri, bu belgelere ödenecek kar payı oranının hesaplanmasındaki güçlüktür. Tebliğin detaylı tariflerinin kısaca özetini aşağıdaki cümlelerle toparlamak mümkündür.

    İhraç edilmiş KOB’ların tümünün ortaklığın uyguladığı yıllık hesap dönemi itibariyle kar veya zarara katılma oranı, KOB’ların ortaklıkta kalış süreleriyle çarpılan nominal değerleri toplamının, aynı şekilde hesaplanan KOB özkaynaklar ve eğer varsa katılma intifa senetleri (KİS) değerleri toplamına olan oranına göre belirlenir. Kar veya zarar miktarının tesbit edilebilmesi için, ortaklıktaki tüm KOB‘lara düşen global kar veya zarar miktarının belirlenmesinden sonra, bir tertip veya seriye düşen kar veya zarar miktarı bulunur; daha sonra da biraz KOB’a düşen kar veya zarar miktarı belirlenir. Kar ve zarar payının belirlenmesi ve anapara ödeme zamanları, ortaklığın uyguladığı yıllık hesap döneminin son gününe gelecek şekilde belirlenecektir.

    Ülkemizde halen, dört özel finans kurumu tarafından ihraç edilmiş kar zarar ortaklığı belgesi mevcuttur.

    Banka Bonoları ve Banka Garantili Bonolar

    Banka bonoları ve banka garantili bonolar, yatırım ve kalkınma bankaları,(mevduat toplamayan bankalar) ile anonim şirketlerin ihtiyaç duydukları zaman, ihtiyaç duydukları miktarda bono ihdas etmek suretiyle direkt finansman sağlamalarına imkan veren sermaye piyasası araçlarıdır. Bunlar seri halinde ve kitle senedi olarak ihraç edilmezler, dönemsel gelir getirmezler. Uygulamada halka arz edildikleri de söylenemez. Halka arz edildikleri farz edilerek SPK izniyle ihraç edilirlerse de, ilan ve toplu satıştan ziyade ikili ilişkiler içinde büyük miktarlarda ve belli yerlere plase edilen senetlerdir. Bunların tahvil ihracından farkı, tahvil ihracındaki formalitelere tabi bulunmaması, tahvil ihracı gibi masraflı ve zaman kaybettirici olmaması ve en önemlisi, bir sürü formalite ve külfete katlanmışken büyük miktarlarda çıkarılan tahvillerin aksine, lazım olduğu zaman ve lazım olduğu kadar çıkarılması, vade bakımından da tahvilden daha esnek bulunmasıdır.

    3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 13. maddesi dolaylı olarak banka bonosundan söz etmekte ve “Kalkınma ve Yatırım Bankalarının” genel esaslar dairesinde, tahvil, bono ve benzeri menkul kıymet ve kıymetli evrak ihracı suretiyle sermaye piyasasından kaynak sağlamalarının mevduat sayılmayacağını hükme bağlamaktıdır. Sermaye Piyasası Kurulu da 14 Temmuz 1992 tarihli “Banka bonoları ve banka garantili bonoların Kurul Kaydına Alınmasına ilişkin esaslar” adlı, Seri III. No: 12 tebliğiyle her iki finansal araç türüne açıklama getirmiştir. Tebliğin 2.maddesinde şu tanımlar bulunmaktadır:

    Banka bonoları; bankanın bu tebliğ hükümlerine göre borçlu sıfatıyla düzenleyip, Kurul’ca kayda alınmasını müteakip ihraç ettiği emre veya hamiline yazılı kıymetli evraktır.

    Tebliğ hükümlerine göre ihraç edilecek bonolar Sermaye Piyasası uygulamaları bakımından menkul kıymet niteliğinde kabul edilmiş, ihraç edilecek bonoların Kurul’a kaydettirilmesi zorunlu tutulmuştur. (m.6.)

    Kalkınma ve yatırım bankalarının tebliğ hükümlerine göre satabileceği bonolardan herhangi bir anda tedavülde bulunanların nominal tutarları toplamı, bankanın yetkili organlarınca onaylanmış son bilançosunda görülen ödenmiş sermayesi ve yeniden değerleme değer artış fonu toplamından varsa zararların düşülmesinden sonra kalan miktarı geçemez. Halka açık anonim ortaklık niteliğindeki bankaların tedavül limitinin hesabında yedek akçeler de dikkate alınır.(m.7) Ancak, bu tebliğin yayınından sonra, 27 Ocak 1993 tarih ve 21478 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, “Tahvil ve Sermaye Piyasası Aracı Niteliğindeki Diğer Borçlanma Senetleri İhraç Limitlerine Dair Karar” ile, kalkınma ve yatırım bankalarının, Sermaye Piyasası Kurulu’nca belirlenen tedavül limitlerinin 6 katına kadar banka bonosu ve banka garantili bono ihraç edebilecekleri belirtilmiştir.

    Banka bonolarının vadesi en az 90 en çok 360 gün olmak üzere satış sırasında belirerek tanzim anında bononun üzerine yazılır. Banka garantili bonolarda ise satışın yapıldığı tarih itibariyle vadelerine en az 90, en çok 720 gün kalmış olması zorunludur. Bonoların faiz oranlarının tespitinde banka yönetimi yetkilidir.

    Yine tebliğ hükümlerine göre, halka arz yoluyla satılacak bonoların nominal değerleri 5.000.000. TL.den az olmamalıdır. Bonoların satışında iskonto esası uygulanır, yani bonoların üzerinde yazılı olan değer anapara ve faizi kapsar. örneğin 10.000.000 TL. nominal değerli ve 1 yıl vadeli bono, faiz oranı % 25 olarak belirlendiğinde, 8.000.000 TL‘na satılacak, vade sonunda ödenecek 10.000.000 TL.’nın 8.000.000 TL.’si anapara, 2.000.000 TL.’si faiz ödemesi olacaktır.

    Bonoların ikinci el piyasada alım satımı serbesttir. Bu hüküm bonoların ihraç etmiş olan banka için de geçerlidir. Bonoların borsaya kote edilmeleri sözkonusu olmayıp, yalnızca yapılan işlemler tescil edilmektedir.

    İ.M.K.B.’nin 1992 yılı Faaliyet Raporu’ndaki verilere göre, banka bonosu ve banka garantili bono ihraçları 1991 yılında 726 milyar, 1992 yılında 770 milyar lira olmuştur.

    Finansman Bonoları

    Finansman bonosu, ortaklıkların kısa süreli finansman gereksinmelerini banka dışı kaynaklardan sağlamalarına fırsat tanıyan yeni bir finansal araç olarak para ve sermaye piyasasına sokulmuştur.

    Başka bir tarifle, “finansman bonoları, kısa vadeli işletme sermayesi ihtiyaclarını karşılamak için büyük şirketler tarafından ihraç edilen kısa vadeli ve teminatsız senetlerdir. Bu tarihten çıkarılan sonuçlar, finansman bonolarının daha çok, işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamak üzere ihraç edildikleri ve daha ziyade büyük şirketler tarafından çıkarıldıklarıdır.

    Sermaye Piyasası Kurulu, 31 Temmuz 1992 tarih ve Seri III. No: 13, tebliğiyle, finansman bonolarının kurul kaydına alınmasına ilişkin esasları düzenlemiştir. Bu tebliğin çeşitli maddeleri değerlendirilerek, finansman bonolarının ihraç koşullarını ve çeşitli özelliklerini aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür.
    Finansman bonosu ihracı için anonim ortaklık statüsündeki ihraçcıların esas sözleşmelerinde buna yetki veren hüküm bulunması ve bu konuda genel kurulca karar alınmış olunması zorunludur. Sermaye Piyasası Kanun’una göre, finansman bonosu ihraç yetkisi, esas sözleşme ile yönetim kuruluna devredilebilir.(m.10)

    Halka açık anonim ortaklıkların ihraç edebilecekleri azami finansman bonosu tutarı, Kurul’un ilgili tebliğ hükümlerine göre hazırlanmış ve genel kurulca onaylanmış son yıllık bilançoda görülen çıkarılmış veya ödenmiş sermaye ve yedek akçeler ile yeniden değerleme değer artış fonunun toplamından varsa toplam zararların düşülmesinden sonra kalan miktarı geçemez.(m.6.) Ancak bu bu ihraç limitinin, tahvil ve sermaye piyasası aracı niteliğindeki diğer borçlanma senetleri ihraç limitine uygulanan katsayılardan yararlanabileceğini kabul etmek gerekir. Öte yandan bir borçlanma aracının ihracında, ortaklığın tedavülde bulunan diğer tüm borçlanma araçlarının tutarının dikkate alınması ve ihraç miktarının ortak limiti aşmayacak şekilde belirlenmesi gerekeceği açıktır. Sadece, hazine garantisini ihtiva eden finansman bonolarında, mevzuatta öngörülen ihraç limitleri uygulanmaz. Çıkarılan finansman bonoları tamamen satılmadıkça veya satılmayanlar iptal edilmedikçe yeni finansman bonosu çıkarılamaz.(m.6.) İhraç edilecek finansman bonolarının küpür büyüklüğü 5 milyon liradan az olamayacaktır.(m.7.)

    İhraç edilecek finansman bonolarının kayda alınması için genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren 1 yıl, yönetim kurulu kararının alındığı tarihten itibaren 1 ay içinde SP Kurulu’na yazılı olrak başvuruda bulunma zorunluluğu bulunmaktadır.(m.10) Kayda alınan finansman bonolarının satış işlemi, Kurul kaydına alınma tarihinden itibaren 1 yıl içinde bitirilmelidir.
    Taşıdıkları teminata göre finansman bonoları 5’e ayrılır:

    -Garanti kaydı taşımayan finansman bonoları : A tipi
    -İhraçcıya karşı taahhüt edilmiş banka kredisi ile desteklenmiş finansman bonoları: B tipi,
    -Banka garantisi taşıyan finansman bonoları : C tipi,
    -Hazine garantisi taşıyan finansman bonoları : E tipi,
    -Bir anonim ortaklığın müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla ödeme vaadini ihtiva eden finansman bonoları: F tipi,
    olarak adlandırılır. (m.8.)

    Finansman bonolarının satışında da banka bonoları ve banka garantili bonolarda olduğu gibi iskonto esası uygulanır, yani satılan finansman bonolarının üzerinde yazılı bedel, anaparayı ve faizi kapsar. Finansman bonolarının vadesi 30 günden az 360 günden çok olmamak üzere 30 gün ve katları şeklinde belirlenebilir. Vadenin başlangıç tarihi , finansman bonolarının satışa sunulduğu ilk gündür. Finansman bonoları, vadenin 1/4‘ünü geçmeyecek satış süresi içinde her gün, iskonto esasına göre aşağıdaki formülle hesaplanan değer üzerinden satılır. (m.5)



    SF : Satış fiyatı
    ND : Nominal değer
    r : İskonto oranı
    b : Gün sayısı olarak vade
    a : Vadeye kadar kalan gün sayısı



    Formülde kullanılan iskonto oranı, ortaklığın yetkili organları tarafından serbestçe belirlenebilecektir.

    Finansman bonolarının halka arzının aracı kuruluşlar vasıtasıyla yapılması zorunlu tutulmuştur (m.16). İhraçtan sonra, finansman bonolarının ikinci el piyasada alım satımı serbesttir (m.27). Finansman bonolarının da borsaya kote edilmeleri söz konusu olmayıp, yalnızca yapılan işlemler tescil edilmektedir.

    Kısa vadeli banka kredilerine göre daha ucuz bir alternatif teşkil etmeleri ve şirketin önceden belirlediği finansman gereksinmesinin zamanlamasına uygun olarak istenilen zamanlarda 30’ar gün farklı esnek vadelerle ihraç edilebilmeleri nedeniyle finansman bonoları, şirketler açısından oldukça cazip ve giderek ilgi çeken bir finansal araç teşkil etmektedirler. Nitekim, finansman bonosu ihraçları, 1987 yılında 55.8. milyar Tl. iken , hızlı bir artış göstererek 1991 yılında da 667.4 milyar liraya, 1992 yılında 1 trilyon 46 milyar 630 milyon liraya yükselmiştir.

    Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler (V.D.M.K.)

    Varlığa dayalı menkul kıymet kavramı da 3794 sayılı kanunla getirilmiştir. Söz konusu Kanun’un 12. maddesiyle, 2499 sayılı Kanun’un 13. maddesine, aşağıdaki 13/A maddesi eklenmiştir :

    “Alacaklar ve duran varlıklar karşılık gösterilerek Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler ihraç edilebilir. Bunları ihraç edecek kuruluşlar, ihraç şartları, karşılık gösterilebilecek alacak ve varlık türleri, ihraç limiti, değerleme ilke ve esasları, nitelikleri kurul tarafından çıkarılacak tebliğlerle düzenlenir. Varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracında 13. maddede belirtilen limitler uygulanmaz”.

    Bu şekilde, varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracında, tahvil ve sermaye piyasası aracı niteliğindeki diğer borçlanma sentleri ihraç limitinin üzerine çıkılabileceği belirtilmiştir. Diğer bir deyişle söz konusu limitin tayininde varlığa dayalı menkul kıymetler(V.D.M.K.) dikkate alınmayacaktır.

    Sermaye Piyasası Kurulu, V.D.M.K.larla ilgili düzenlemeyi, 31 Temmuz 1992 tarihli, ser III. No: 14 “Varlığa Dayalı Menkul Kıymetlerin Kurul Kaydına Alınmasına ve genel finans ortaklıklarının kuruluş ve faaliyet ilkelerine Dair Esaslar Tebliği” ile yapmıştır. Bu tebliğ ile, varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracı ve halka arzı amacıyla kurulan anonim ortaklıklar, Genel Finans Ortaklıkları olarak tanımlanmıştır (m.2).

    Tebliğdeki açıklamalara göre V.D.M.K.lere konu olabilecek alacak türleri:

    -Tüketici kredileri,
    -Konut kredileri,
    -Finansal kiralama sözleşmelerinden doğan alacaklar,
    -İhracat işlemlerinden doğacak alacaklar,
    -Diğer alacaklar

    Şeklinde tanımlanmıştır (m.4) Bankalar ve Finansal Kiralama şirketleri kendi alacakları karşılığında doğrudan, bankalar ve Genel Finans Ortaklıkları, alacaklar (başkalarının) temellük ederek, karşılığında V.D.M.K. ihraç edebileceklerdir.

    Bu şekilde tanımlanan menkul kıymet, Amerika’da konut krediler karşılığı çıkarılan ve “mortrage” diye adlandırılan menkul kıymete benzemekte olup, şirketlerin alacaklarını likide etmelerine olanak sağlayacak bir menkul kıymet görünümü arzetmektedir. Ancak şirketlere (banka ve finansal kiralama şirketleri hariç) kendi alacaklarını kendilerini menkul kıymete dönüştürmeleri hakkı tanınmamış olup, bu işlem için Genel Finans Ortaklıkları adı altında yani bir mali kurum tanımlanmıştır.

    Genel Finans Ortaklıklarının kurulabilmesi için Kurul’a başvurmuş olmaları ve;

    -TTK.nın ani kuruluş hükümleri çerçevesinde anonim ortaklık şeklinde kurulmaları
    -Ödenmiş sermayelerinin 10 milyar liradan az olmaması,
    -Hisse senetlerinin nakit karşılığı çıkarılması ve tamamının nama yazılı olması
    -Ticaret ünvanlarında “Genel Finans Ortaklığı” ibaresinin bulunması,
    -Esas sözleşmelerinin TTK, Kanun ve Tebliği hükümlerine uygun olması,
    -Yöneticilerin müflis olmadığının ve yüzkızartıcı bir suçtan hükümlülüklerinin bulunmadığının tesbit edilmiş olması gerekir (m.7).

    Bankalar tarafından ihraç edilenler dışında, ödenmesi banka garantisine dayanmayan V.D.M.K. ihraç edilemeyecek, ayrıca V.D.M.K.ların nominal değerleri toplamı ilgili alacakların ihraç tarihindeki tutarının %90’ını aşamayacaktır.

    V.D.M.K.lar iskonto esasına göre satılabileceği gibi, dönemsel ve değişken faiz ödemeli olarak da ihraç edilebilir. İskonto veya faiz oranı ve ödeme planı, ihraca dayanak teşkil eden alacakların vade yapısı ve getirileri dikkate alınmak ve vade uyumunu sağlamak kaydıyla, ihraçcı tarafından serbestçe belirlenebilir.

    1993 yılı sonuna kadar herhangi bir Genel Finans Ortaklığı kurulmamış ancak bankalar V.D.M.K. ihracına büyük ilgi göstermişlerdir. 1992 yılında 16 trilyon 247 milyar 135 milyon liralık V.D.M.K. ihraç izni verilmiş, SP Kurulu tarafından kayda alınan ihraç tutarı 14.3 trilyon lira olmuştur. Varlığa dayalı menkul kıymetlerin ikinci el piyasa alım satımı serbesttir.

    Gelir Ortaklığı Senetleri (G.O.S.)

    Gelir Ortaklığı senedi, köprü, baraj, elektrik santralı, karayolu, demiryolu, telekomünikasyon sistemleri ile sivil kullanıma yönelik deniz ve hava limanları ve benzerlerinden kamu kurum ve kuruluşlarına ait olanların gelirlerine gerçek ve tüzel kişilerin ortak olması için çıkarılacak senetlerdir. Buna göre;

    i)Gelir ortaklığı senedi, ulaşım, haberleşme, enerji kesiminde kamuya ait olan alt yapı tesislerini ilgilendirmektedir.
    ii)Sözü edilen tesislerin mülkiyeti ve işletmesi ile ortaklık senedi alanların hiçbir ilgisi yoktur.

    G.O.S.lar Toplu Konut ve Kamu Oraklığı Kurulunun kararı ile çıkarılabilir ve ihracına karar verilen G.O.S.lar Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı idaresi (Kurumun ikiye ayrılmasından sonra, Kamu Ortaklığı İdaresi) tarafından bastırılır. Bastırılan senetler bir veya birkaç bankanın aracılık yüklenimi ile halka arz edilir. Senetlerin çıkarılmasından amaç, senetlerin satışından sağlanacak fonlarla kamu yatırımlarının hızlandırılmasıdır. G.O.S. sahiplerine güvenilir ve istikraralı bir gelir temini gözönünde bulundurularak, G.O.S. sahiplerine verilecek gelir veya bu geliri hesaplamaya ait usul, çıkarılacak her tertip senetler için, önceden T.K.K.O Kurulu tarafından tesbit ve ilan edilir.

    Gelir Oraklığı Senetlerinin önemli bir özelliği getirilerinin zaman içinde değişme göstermesi, bu açıdan hisse senediyle benzerlik arz etmesidir. Öte yandan, sermaye değil, yalnızca gelire ortaklık sağlaması, 3-5 yıl gibi belli bir vadeyle sınırlı olmaları (Elektrik-Köprü senetleriyle vade 1 yılı kadar inmiştir), bunları daha çok tahvil ürüne yaklaştırmaktadır.

    1992 yılı Haziran ayına kadar G.O.S.lar borsa kotunda bulunmayıp, kot dışı pazarda işlem görmekte, yapılan işlemler borsada tescil edilmekteydi. 1992 Haziran'ından beri G.O.S.ların menkul kıymet piyasasında işlem görmesi mümkün olmuştur. Ancak bu piyasada G.O..S. işlemlerine rağbet edilmemiş olup, G.O.S. işlemleri yine tescil işlemleri olarak devam etmektedir. 1992 yılına G.O.S.işlemlerinde büyük bir sıçrama olduğu anlaşılmaktadır.

    Hazine Bonoları ve Devlet Tahvilleri

    Devlet tahvilleri ve hazina bonoları, kamu kesiminin, uzun veya kısa vadeli borçlanmaya amacıyla çıkardığı borçlanma senetleridir. Gerçekte devlet tahvillerinin özel sektör tahvillerinden, hazine bonolarının da finansman bonolarından prensip olarak farklılıkları yoktur. Devlet, bütçe açıklarını kapatmak, kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak veya kamu yatırımlarının finasmanını sağlamak gibi amaçlarla menkul kıymet ihraç edebilir. Bu menkul kıymetler, bir taraftan özel kanunlara tabi olması, diğer taraftan faiz ve ana para alacağının ödenmemesi gibi bir risk taşımaması sebeiyle özel sektör menkul kıymetlerinden ayrılmaktadır.

    Devlet tahvilleri, 1 yıl, 1.5 yıl, 2 yıl ve 3 yıl vadeli olarak ihraç vedilir ve 1 yıldan uzun vadeli olalar 6 ayda bir faiz ödemesi yaparlar. İhale, alıcıların getiri oranının düşürerek kendi aralarından rekabet ettikleri bir "tek taraflı mezat piyasası" yapısındadır. İhaleye katılanlar istedikleri (nominal) getiri oranını örneğin %50 olarak belirtirler ve bu durumda 6 aylık kupon faizi %25 olarak belirlenir.

    SERMAYE PİYASASI KURULU

    Sermaye Piyasası Kurulu'nun Amacı

    Sermaye Piyasası Kurulu, SPK'nın kendisine verdiği görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş, tüzel kişiliğe sahip bir kuruluştur.

    Kurul'un kuruluş aşamaları yasada açıkca belirtilmiştir. Sermaye Piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını sağlamak, kurulan başlı amacıdır. Kurul ayrıca, kamunun aydınlatılması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması, mülkiyetin yaygınlaştırılması ve borsanın gelişmesini sağlayacak ortamın hazırlanmasını öngörür. Bunun için denetleme, inceleme, araştırma ve açıklamalar yapar. Kurulun genel amaçları ise, tasarrufları ülke ekonomisinin yararına yönlendirmek ve halkın ekonomik kalkınmayı etkin bir şekilde katılmasını sağlamak olarak özetlenebilir.

    Bir dış denetleme gözetim ve düzenleme kurumu olan Kurul, yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanır.

    Görev ve Yetkileri

    Sermaye Piyasası Kurulu'nun görev ve yetkileri yasa ve yönetmelikler ile belirlenmiştir. Bu görev ve yetkiler:

    -Sermaye piyasası araçlarının ihracını, halka arz ve satış şartlarını düzenlemek ve denetlemek,

    -İhraç ya da halka arz olunacak sermaye piyasası araçlarını Kurul kaydına almak ve kamu yararının gerektirdiği durumlarda halka arz ve satışını geçici olarak durdurmak,

    -Varlığa dayalı menkul kıymetlerin şartlarını ihraç ve arz ilkelerini düzenlemek, gerektiğinde finans ortaklıkları , risk sermayesi yatırım fonları, risk sermayesi yatırım ortaklıkları ile risk sermayesi yönetim şirketlerini denetlemek,

    -Bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş ve çalışma esaslarını belirlemek ve yetkili kuruluşları ilan etmek,

    -Kamunun aydınlatılmasını sağlamak amacıyla genel ve özel nitelikte kararlar almak ve finansal tablo ve raporların standartlarını belirlemek, kendisine iletilen denetim raporlarını incelemek,

    -İhraççıların, sermaye piyasası kurumlarının, borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasaların yasaya uygunluğunu izlemek ve denetlemek,

    -Sermaye piyasasını ilgilendiren her türlü yayını izlemek, yanıltıcı olanları yasaklamak,

    -Halka açık anonim ortaklıkların genel kurullarında, vakeleten oy kullanılması ile ilgili esasları belirlemek,

    -Menkul kıymetlerin geri alma ve satma taahhütlü ile alım satım işlemleri ve açığa satış ile ilişkili kuralları belirlemek,

    -İlgili Bakanca istenecek incelemeleri yapmak, çalışmaları hakkında ilgili Bakana rapor vermek ve sermaye piyasası ile ilgili mevzuat değişiklikleri hakkında önerilerde bulunmak.

    Örgüt Yapısı

    Kurul biri başkan olmak üzere yedi üyeden oluşur. Kurul Başkanı, Bakanlar Kurulu tarafından atanır. Kurul üyelerinin yüksek öğrenim görmeş (özellikle işletmecilik, iktisat, maliye, bankacılık ve hukuk dallarının birinde) olması gerekir. Görev süreleri üç yıldır.

    Merkezi Ankara'da bulunan Kurul'un üst örgütü, Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurul başkanına bağlı Genel Sekreterlikten oluşur. Kurul karar organını, Genel Sekreterlik ise yürütme organını oluşturur. Kurul Başkanı, karar organı yanında yürütme organının da başıdır. Kurul'un örgüt yapısı aşağıdaki şemada gösterilmiştir.








    Şekil 1: SERMAYE PİYASASI KURULU ÖRGÜT ŞEMASI


























    Kurul'un daire başkanlıklarından oluşan hizmet birimleri Genel Sekreterlik bünyesinde örgütlenmiştir. Üç daire başkanlığı oluşturulmuştur.

    Denetleme Dairesi Başkanlığı: Halka açık anonim ortaklıklar ile sermaye piyasasında faaliyet gösteren bankalar, aracı kurumlar ve diğer yardımcı kuruluşların işlem ve hesaplarını Kurul adına denetler.

    İnceleme, Değerlendirme ve İzleme Dairesi Başkanlığı: Halka açık anonim ortaklıklar ile diğer yardımcı kuruluşların başvurularını inceleyip sonuçlandırmak, sermaye piyasasındaki kuruluşları, sermaye piyasası araçlarını ve bunlarla ilgili işlemlerle, ilan ve reklamları izlemekle görevlidir.

    Diğer Birimler: Kurul'un bunların dışında,araştırma, geliştirme, idari ve mali işler ve hukuk danışmanlığı gibi işlerini yürüten birimleri vardır.

    SERMAYE PİYASALARINDA PİYASA TÜRLENMELERİ

    Sermaye piyasasını, tasarrufların hisse senedi ve tahvil gibi menkul değerlere dönüştürülmesine, menkul değerlerin de gerektiğinde paraya çevrilmesine olanak veren genel bir ortam olarak görmek mumkündür. Sermaye Piyasası, işlevlerini çoğunlukla, gereksinmelere göre biçimlenen ve ayrı özelliklere sahip bulunan farklı ortamlarda, başka bir deyişle, değişik piyasa, türleri içinde gerçekleştirmektedir.

    Birincil piyasa

    Tasarruf sahiplerinin hisse senedi ve tahvil gibi menkul kıymetleri doğrudan doğruya ihraç eden kuruluşlardan ya da kuruluşlara, ihraçta aracılık eden kurumlardan sağlamaları durumunda, birincil piyasa söz konusudur. Bu durumda iki seçenek ortaya çıkmaktadır. Doğrudan çıkarım, dolaylı çıkarım.

    Doğrudan Çıkarım: Menkul kıymet ihraç eden kurum, piyasaya fon arz edenlerle doğrudan ilişki kurma yoluna seçmişse, bu durum menkul kıymetlerin doğrudan çıkarımıdır. Doğrudan çıkarımı aşağıda şekilde gösterebiliriz.



    Şekil 2 DOĞRUDAN ÇIKARIM


    İhraç Edilen Men.Kıy.
    Fon Akımı




    Dolaylı Çıkarım

    Menkul kıymet ihraç eden kurum fon arz edenlerle bir aracı kurum yolu ile ilişki kuruyorsa, bu durum, dolaylı çıkarım olarak nitelendirilir.

    İki türlü dolaylı çıkarım söz konusudur. Birincisinde, aracı kurum hiçbir yüklenim altına girmeksizin menkul kıymetlerin satış işlemine aracılık yapar. Satış süresi içinde satılamayan menkul kıymetleri ihraç eden kuruma geri verir.

    İkinci durumda ise, aracı kurum menkul kıymetlerin satışına garanti verir. Satış süresinde satılamayan menkul kıymetleri kendi fortfüyönü alır ve bedelini ihraç eden kuruma öder. Dolaylı çıkarım şekil ile şöyle gösterebiliriz.



    Şekil 3 Dolaylı Çıkarım


    İhraç Edilen Aracı Kurumlar İhraç Edilen
    Menkul Kıy. Menkul Kıy.
    Fon Akımı Fon Akımı




    Kaynak: Peter S.ROSE, Money and Capital Market,Texas,1983,
    s.35.

    Arada bir aracı kurum bulunması menkul kıymet alımının birincil pazarda olmasına engel değildir. Birincil pazarda önemli olan munkel kıymetleri ihraçtan (çıkarımdan) almaktır.

    İkincil Piyasa

    İkincil piyasa, daha önce birincil piyasaya ihraç edilmiş olan menkul kıymetlerin alınıp satıldıkları ortamdır.

    Sermaye piyasasında ikincil piyasa birincil piyasa kadar önemlidir.


    Örgütlenmiş Piyasalar menkul kıymetlerin belirli kurallar altında işlem gördüğü, fiziki bir yerleşim yerinin ve haberleşme kolaylıklarının olduğu borsa türünden piyasalardır. Borsadaki işlemler arz ve talep kurallarına uygun olarak gerçekleştiğinden menkul kıymetler için doğru fiyatın oluşması sağlanabilmektedir.

    Serbest Piyasa olarak nitelenen örgütlenmemiş piyasalar, yatırım araçlarının bir yerleşim bölgesi olmaksızın ve kote edilmeden alınıp satılabildiği piyasalardır.

    İkincil piyasalarda menkul kıymetler, yatırımcılar arasında el değiştirdiğinden fon kullananlar bu değişimden doğrudan etkilenmezler, ikincil pazarda alınıp satılan, sermaye fonları değil birtakım kıymetli kağıtlardır.

    Üçüncül Piyasa

    Üçüncül piyasa borsaya kayıtlı hisse senetlerinin işlem gördüğü bir tezgah üstü(over-the-counter) piyasadır. Üçüncül piyasada satıcılar, borsa bankerliği belgesi olmayan kişi ve kurumlardır. Üçüncül piyasadaki satıcılar, düşük komisyonlar karşılığı küçük müşteri hizmetleri vererek sağladıkları maliyet tasarrufları ile borsa aracı kuruluşlar karşısında rekabet yaparlar.

    ABD uygulamasında, kurumsal yatırımcıların hisse senedi piyasasında ağırlıklı etkileri bulunmaktadır. Bu katkı, toplam işlem miktarının %20-25'i düzeyine ulaşmaktadır.
    Dördüncül Piyasa

    Finansal yatırımcılar arasında (yatırımcıdan yatırımcıya) doğrudan menkul kıymet aktarımlarıın. blok alıcı ve satıcılar arasındaki iletişim ağı ile çalışan, dördüncül piyasadır. burada blok deyimi ile tek işlem de büyük sayıda hisse senedinin örneğin 10.000 adet ya da fazlasının aktarıma konu olduğu belirtilmektedir.

    SERMAYE PİYASASININ FONKSİYONLARI

    Sermaye piyasasının fonksiyonları ekonomik ve sosyal kriterlere göre ayrılarak açıklanabilir. Toplumun sosyolojik gelişmesinin, tarım üretim aşamasında sanayi üretim aşamasına geçiren sermaye piyasaları olmuştur. Halkın tasarruflarının satınalma gücü biçiminde birikimi temin edilerek ilave kapasite yaratıcı yatırımların gerçekleştirilmesi suretiyle uzun bir süre tarımdan elde edilen milli hasılalar, günümüzde endüstri toplumlarında sanayiden elde edilmektedir.

    Sanayi toplumların tarım toplumlarını kendine doğru çeken ekonomik baskısı sermaye piyasası tarafında yerine getirilmektedir. Çünkü marjinal verim arayışındaki sermaye potansiyeli bölgelerarası sürekli hareket eden bir yapı taşımaktadır. Bölgelerin şehirler, ya da ülkeler itibariyle siyasi bir suretle ayrılmasının önemi yoktur. Suni engellerin uzun süreli sermaye akımına neden olan sermaye piyasaları sayesinde kırılması kaçınılmaz ekonomik sonuçtur. Denilebilirki, iki farklı bölgede oluşan sermaye piyasaları marjinal verime bağlı olarak sermayenin akımını temin edecektir. Bu akım marjinal farklılıkların belli bir eşitliğe ulaşmasına kadar devam eder.

    Sermaye piyasaları halkın satınalma güçlerinin arzulu, yada zoraki tasarruflar biçiminde toplanılarak yatırımlara aktarılmasında da görev üstlenir. Zorakilik öne sürüldüğü zaman topal işleyen bir piyasanın varlığı sözkonusu olacaktır. Örneğin halkın tasarruflarının vergiler adı altında Devlet tarafından toplanarak yatırımlarda kullanılması gibi. Halbuki, devletin tahvil satarak gönüllü tasarrufları yatırıma kanalize etmesini sermaye piyasası temin edecektir.

    Sermayenin oluşturulması için belli organların teşekkül etmesi gerekecektir. Kimi zaman bu görevi Devlet üstlenebilir. Müteşebbisin gerçek kişi ya da tüzel kişi olmasının önemi yoktur. Bankaların, müteşebbislik dönemini de yaşayan insanoğlu, menkul kıymetler borsaları kanalından halkın müteşebisliğini de ekonomik bir dönem olarak yaşayacaktır.

    Gelirlerinden tasarruf eden gerçek ve tüzel kişilerin reel satınalma güçlerini korumaları ve reel satınalma gücünde artışlar, beklentileri onların arz edenler biçiminde ekonomik fonksiyon üstlenmelerine neden olacaktır. Toplumun ilerlemisini zorladığı ekonomik gelişme Devlete ilave yükler verdiği sürece onun satınalma gücünü talebeden fonksiyonu sermaye piyasasında her dönemde görülür. Kar peşinde koşan müteşebbisin ilave yatırımları gerçekleştirmek üzere hareketi ona sermaye ve tasarrufları talebeden bir ekonomik işlev kazandırır.

    Sermayenin akımını, oluşmasını arz ve talebinin karşılaşmasını teminedecek tüm vasıtalar ekonomik olarak meydana gelmek zorundadır. Öncelikle;

    -sermayeyi temsil edecek bir vasıtanın gerekliliği vardır.
    -bu vasıtaların hareketin arz ve talebe göre oluşturacak sistemin işlemesi gereklidir.

    Sadece sermayeyi temsileden değil, aynı zamanda sermayeyi oluşturacak satınalma gücünü temsil eden vasıtalar dahi ekonomik olarak meydana gelir. Para, kıymetli maden ve sair satınalma gücü temsileden vasıtaların zaman dönemi içerisinde etkinlikleri olmuştur. Herbir aşamanın kendine özgü fonksiyonel işlevi sermaye akımında da oluşmasında büyük rol oynamıştır.

    Vasıtaya bağlanmadan sermayenin akımı ve oluşması ile arz ve talebinin karşılaşması kolay olamaz. Kimi zaman imkansızdır. Böyle bir zorunluluk sermaye piyasasının işlevi için satınalma gücü biçimindeki tasarrufları temsil eden vasıtalar, sermaye biçimine dönüşmüş üretim faktörlerini temsil eden vasıtaları otomatik olarak meydana getirir.

    Sermaye arz talebinin karşılaşması ise belli bir ölçeğe göre olacaktır. O da faiz hadleridir. Bir taraftan yatırımların marjinal verimine bağlı olarak oluşan sermaye talebi ile tasarruflara bağlı olarak oluşan sermaye arzının karşılaşması faiz hadlerini meydana getirecektir. Faiz ölçeği hem sermayenin bölgelerarası akımını, hem oluşmasını temin edecektir.

    Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında sermaye piyasalarının fonksiyonlarını aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:





    -Sermaye Piyasaları sermayenin ve sermayeyi oluşturacak satınalma gücünün bölgelerarası akımını temineder,
    -Sermaye piyasaları sermayenin oluşmasını sağlar,
    -Sermaye piyasaları sermayeyi ve onu oluşturacak satınalma güçlerini temsil eden vasıtaları yaratır,
    -Sermaye piyasaları sermayenin akımını ve oluşmasını temin eden uzuvları meydana getirir,
    -Sermaye piyasaları sermaye arzı ve talebini karşı karşıya getirir,
    -Sermaye piyasaları, sermaye birikimine bağlı olarak toplumların sosyolojik gelişmelerini tarım üretimi aşamasından sanayi üretimi aşamasına geçmesine neden olur. Herbir gelişmişlik aşamalarına göre farklı sosyal katmanların oluşmasını temin eder.

    Tasarruf-Yatırım İlişkileri

    Örnek olarak bir petrol şirketine 20 lira koyarak bir yıl sonra 30 TL geri alan bay C kendi açısından yatırım yapıyor gibi gözükmekle birlikte, gerçekte ekonomik anlamda yatırımı yapan petrol şirketididr. Omlaya mikro açıdan bakıldığından; bay C bugünkü tüketiminden kısarak elde ettiği fonları yatırıma dönüştürmüş.Gelecek yıl kullanabileceği tüketim olanaklarını artırmıştır. Olay makro açıdan incelendiğinde ise bay C'nin petrol şirketine 20 TL vermesi yalnızca bir fon transferidir. Yatırım yaparak gelir artışı sağlayan, ve bay C'nin 20 lirasını 3/0 lira haline getiren petrol şirketidir. Daha açık bir ifadeyle, bay C'nin yaptığı "tasarruf", petrol şirketinin yaptığı bir "yatırım" dır.

    Bazen kişilerin kendi tasarruflarını kendilerinin yatırıma dönüştürebilmeleri mümkündür. Örneğin bir çiftçi, gelirinin bir kısımını, tarlasının sulanmasını sağlayacak olan bir su kanalının yapımına harcarsa hem tasarruf hem de yatırım yapmış olacaktır. Bugünkü tüketiminin bir kısmından vazgeçmesi tasarruf, tarlasının verimini artırıp gelecekte daha fazla ürün elde etmek amacıyla su kanalı yapması ise yatırımdır.

    Ancak çağdaş bir piyasa ekonomisinde bu gibi durumlara nadir olarak rastlanır.Genelde ekonomilerde, tasarufta bulunarak tüm gelirin harcamaktan kaçınanlarla, yatırım yapmak isteyenler çoğu kez değişik kişiler veya gruplardır. Bu nedenle de belli kesimlerin planladıkları yatırımların toplamının eşit olması, gerçekleşmesi mucize sayılabilecek bir rastlantıdır. Ekonominin belli bir gelişme ve büyüme hızının sağlayabilmesi için gerekli yatırımların boyutlarını yaklaşık olarak saptamak mümkündür. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde (ülkemiz de dahil olmak üzere) yurtiçi tasarrufların yeterli düzeyde olmaması nedeniyle, gerekli yatırımların gerçekleştirilebilmesi de mümkün olmamaktadır. Tasarufların yetersiz kalmasının belli başlı sebeplerini şöyle sıralamak mümkündür:

    -Genel gelir düzeyinin düşük olması nedeniyle, bir çok kişinin tasarruf etme gücü zaten ya çok kısıtlı ya da hiç yoktur.

    -Yüksek enflasyon kişilerin tasaruf arzusunu kırmaktadır. Kişiler, tasarruflarını enflasyon oranını üzerinde değerlendirebileceklerine güvenemediklerinden tüketime yönelmeyi tercih etmektedirler.

    -Dağınık ellerde toplanmış tasarrufları toparlayarak, yatırım yapmaya istekli bireye veya kurumlara aktaracak, güven verici bir kurumsal düzen oluşmamıştır. Yani finans kesimi yetersiz düzeydedir.

    Mali Piyasaların Ekonomiye Etkileri

    Gelişmekte olan bir ekonomide, mali piyasaların ya da finans kesimin gelişmesinin ekonomiye sağlayacağı yararlar şu noktada toplanabilir:

    -Gelir ve refah artışına katkı: Gelişmiş bir mali piyasa kaynakların en verimli bir biçimde dağılımını sağlayabilir. Fertlerin düşük verimli yatırımlar yapmaları yerine, kaynakların kurumsal yatırımcıların eline geçerek, yüksek verimli yatırımlarda değerlendirilmesi milli gelir ve refah artışına katkı sağlayacaktır.

    -Vade ayarlamaları:Gelişmiş bir mali otamda gerekse fon sunanlar, gerekse fonlardan yararlananlar için alternatif piyasalar ve kaynaklar ortaya çıkar. Fon sunanlar, bu fonlarını kısa, orta veya uzun vadeli değerlendirmek isterken, yine kısa, orta veya uzun vadeli fon ihtiyacı olan kişiler mevcuttur. Gelişmiş bir mali piyasa, çeşitli kurum ve araçlarla, iki kesim arasındaki vade ayarlamalarına olanak sağlar.

    -Miktar ayarlamaları:Mali piyasalar, dağınık durumdaki küçük tasarrufların, güven sağlayan geniş tabanlı bir finans havuzunda bir araya getirilip biriktirilmesini sağlar. Böylece, tek başlarına yatırım yapmaya yeterli olmayacak boyutlardaki fonlar birleşerek büyük yatırımlarada dönüşebilir.

    -Risk ayarlamaları: Gelişmiş mali piyasalarda, risk bakımından farklılıklar gösteren çeşitli mali araçlar bulunacaktır. Böylece yatırımcılar risk tercihlerine göre istedikleri mali araca yatırım yapabileceklerdir. İyi çalışan bir mali piyasada risk ile geliri arasında doğru ilişki bulunmalı, daha yüksek riskin karşılığı, daha yüksek getiri olmalıdır. Ancak yüksek kazanç için daha fazla risk göze alındığında, yüksek kazanç kadar yüksek zarara da uğranabileceği kabul edilmelidir.

    -Büyük ölçekli firmaların kurulması:Finans kesimine akan birikmeler ile sanayi kesimi arasında etkin işleyen kanalların kurulmasıyla, sanayi kesiminde büyük ölçekli sermaye şirketlerinin doğup büyümesine olanak verilir.

    -Rekabet artışı:Mali piyasaların gelişmesi, mali kurumlar arasında, menkul kıymetler arasında, yatırım danışmanlığı, yönetim, değerlendirme gibi çeşitli fonksiyonlar arasında rekabeti de artıracaktır. Tabi bunun için rekabeti kısıtlayıcı kurumsal ve yasal engellemelerin bulunmaması gerekir. Rekabet sonucu, piyasa faiz oranını reel büyüklüklere göre belirlenmesi şansı artarken, tasarrufların kazandığı faiz oranıyla kredi faiz oranları arasındaki diğer bir deyişle fon arzedenlerin sağladığı kazanç oranıyla, fon kullanımının maliyeti arasındaki fark giderek kapanacaktır.

    -Mülkiyetin geniş halk topluluklarına yayılmasıyla toplumda daha dengeli bir gelir dağılımı sağlanması:özellikle sermaye piyasasının gelişmesi ve küçük tasarruf sahiplerinin hisse senetlerine yatırım yaparak sınai işletmelere ortak olması hem mülkiyetin yayılmasına olanak sağlayacak, hem de küçük tasarrufların kar payı geliri elde etmesiyle gelir dağılımında nisbi bir düzelme sağlanabilmesi mümkün olacaktır.

    Tüm bu faktörler gözönüne alındığında, bir ekonomide mali piyasaların gelişmişliğinin ölçülerini şöyle saymak mümkündür.

    i)Mali araçların çeşitliliği
    ii)Vade, miktar ve risk ayarlama ile fon aktarma maliyetlerinin düşüklüğü,
    iii)Tasarrufların ve varlıklar finansla araçlara dönüşme oranı

    Türkiye'de ise mali araçların çeşitliliğinin çok az, vade, miktar ve risk ayarlamalı ile fon aktarma maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bireylerin varlıklarını finansal araçlara dönüşüm oranının çok yetersiz kaldığını söylemek mümkündür.

    Faiz Oranlarının Sermaye Piyasasına Etkisi

    T.C.Merkez Bankası Kanunu'nun verdiği yetkiye istinaden özel sektörce çıkarılacak tahvillerin faizlere bankaca tespit edilmektedir. Halen mer'i tebliğ gereğince değişik faizli tahvillerde faiz oranı, bankalarca bir yıl vadeli tasarruf mevduatına uygulanan azami faiz oranını 1.2 katsayı ile çarpılması sonucu bulunan orandır. (%40x1.2=%48) sabit faizli tahvillerde faiz oranları, bankalara bir yıl vadeli tasarruf mevduatına uygulanan azami faiz oranını 0.8 ile 1.2 katsayıları arasında, şirketçe serbestçe tespit edilecek bir oranla çarpılması suretiyle bulunacak oranlardır. (%40 x 0.8 = %32 ile %40 x 1.2 = %48)

    Merkez Bankası'nca, banka faizlerine göre yüksek tespit edilmiş tahvil faizleri, birikmiş fonlarını plase etmeyi düşünenleri sermaye piyasasına yöneltirken, tersi bir politika, fonların bankaları tercih etmesiyle sonuçlanabilir.

    Merkez Bankası'nca tespit edilen tahvil faizleri, aynı zamanda krediye ihtiyaç duyan teşebbüs sahiplerinin bu fonları bankalardan mı, yoksa tahvil ihraç ederek mi temin etmeleri hususunda alacakları kararlarda etkili olmaktadır.

    Tahvil faizlerini doğrudan belirleme yetkisine sahip olan Merkez Bankası, bu yolla , ayrıca işletmelerin finans ihtiyaçlarını öz kaynak aktararak mı, yoksa borçlanarak mı sağlayacakları yolunda alacakları kararları da yönelendirmektedir. Kredi ve tahvil faizlerinin, enflasyon oranının üzerinde tespit edilmesi halinde, dış kaynağa olan aşırı talep düşecek, hisse senedi ihracı teşvik edilecektir.

    Merkez Bankası'nın genişleyici bir para politikası uygulaması sonucu piyasadan çoğalan likiditeden işletmeler doğrudan akacak miktar artacaktır. Bu durum şirketlerin tahvil çıkaran borçlanma motifini azaltıcı etki yapacaktır. Artan likiditen ötürü düşen banka faizleri işletmelerin daha çok bankalardan kredi talep etmesine neden olacaktır. İşletmelerin sermaye artırım (Hisse senedi çıkarılması) veya tahville borçlanma gereğini duymayacağı bu ortamda menkul değer arzında bir azalma meydana gelecektir. Elinde tahvil bulunanlar, mevduat faizleri düştüğünde, aynı yatırımdan daha fazla kar sağlayacaklarından, tahvillerini ellerinde tutmaya çalışacaklar ve bu durum, tahvil piyasasındaki arzı azaltacaktır. Mevduata göre daha fazla kar getiren tahvillere olan talep ise artacak tasarruflarını plase etmek isteyenler, sermaye piyasasını tercih edeceklerdir. Kıt arz karşısında artan talep, tahvil fiyatlarını yukarı çekeceğinden bir müddet sonra tahvillerin nemaları düşecektir. Bu gelişme tahvil neması ile, mevduat faizi arasında, önemli bir fark kalmayana kadar sürecektir.

    T.C.Merkez Bankası'nın kredi, mevduat ve tahvil faizlerini doğrudan tespit ettiği 1980 yılına kadarki gelişmelere baktığımızda, Merkez Bankası'nın tahvil faizlerini daima mevduat faizlerinin üzerinde tespit ederek, fonların sermaye piyasasına akışını teşvik ettiğini görmekteyiz. Kredi faizlerinin, tahvil faizlerinden düşük olduğunu gösteren rakamlara bakarak, sonuca varmak değerlendirme açısından yanıltıcı olur. Gerçek kredi maliyetinin çeşitli uygulamalar (blokaj uygulaması gibi) sonucunda kağıt üzerindeki kredi faizinden yüksek olduğu hususu dikkate alınırsa şirketlerin tahvil ihracı suretiyle borçlanmaları özendirilmemiştir, denemez.

    Para-Kredi Politikası Tesbit Eden Belgeler ve Bu Politikanın Esasları

    Para-kredi politikamızı tespit eden dökümanlar, Beş Yıllık Kalkınma Planı, Yıllık Programlar ve Hükümet Programlarıdır.

    Sözkonusu bölgelerde belirtilen para-kredi politikamız, şu şekilde özetlenebilir:

    -Halk tasarruflarını artırma ve bankacılık sistemine yöneltme için gerçekçi faiz politikası uygulanması
    -Yatırım yapmayı özendirme
    -Kredilerde, bilhassa yatırım ve ihracat kredilerinde uygulamaya imkan verme
    -Enflasyonun kontrol altına alınması için dar para politikası uygulanması, fiatların makul seviyede tutulması
    -Kamu sektörünün sağlıklı ve daha gerçekçi kaynaklara finansmanını sağlama, sübvansiyonların azaltılması, KİT ürünleri fiatlarının piyasa şartlarına göre tesbiti,
    -Yabancı sermayenin teşvik edilmesi ile birlikte, kalkınmamızın kendi öz kaynaklarımıza ve milli tasarruflarımıza dayandırılması
    -Tasarrufların ekonomk ve sosyal hedeflere en yararlı bir şekilde yöneltilmesi, üretken faaliyetlere öncelik tanınması
    -Ödemeler dengesinde darboğazın aşılması için ihracat gelirlerinin ve diğer döviz gelirlerinin arttırılması; bu maksatla gerçekçi ve günlük döviz kuru politikası uygulanması

    Merkez Bankası'nın Uyguladığı Para Kredi Politikası

    Para ve kredi politikasının ana gayesi makul bir fiat istikrarı içinde Beş Yıllık Kalkınma Planları ve Yıllık Programlarda kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi olduğuna göre, Merkez Bankası'nın bu politikanın uygulanmasında izlediği yol, ekonomik sektörlerin, bilhassa üretken sektörlerin para ve kredi ihtiyacını karşılamak ve ihracatı teşvik etmek şeklinde özetlenebilir.

    Merkez Bankası, istikrar politikası ve bu politikanın ekonomik yapıyı piyasa ekonomisinin şartlarına dönüştürme gerekleri doğrultusunda faaliyet göstermiştir.

    Bu cümleden olarak Merkez Bankası:

    -Kamu kesiminin açık finansman politikasının terki nedeniyle giderek kredileri içindeki kamu kredileri oranını azaltmıştır.
    -Özel kesim kredileri oranını arttırmıştır.
    -Özel kesim kredileri içinde ihracat ve yatırım kridilerin payını yükseltmiştir.
    -Kısa vadeli dış borçların daha olumlu bir ödeme planına kavuşturulması amacıyla anlaşmalar yapmış ve garantisiz ticari borçların TL ile ödenmesi konusunda düzenlemeler getirmiştir.
    -Esnek kur uygulamasına geçerek günlük kurları yayınlaşması başta ihracat olmak üzere, işçi dövizleri girişi ve turizm gelirlerinde artış sağlamıştır.

    Para ve Sermaye Piyasaları Arasındaki İlişkiler

    Para ve sermaye piyasaları arasındaki ilişkilerin yoğunluğu, işlerliğin doğru gözlenmesi bakımından, her iki mekanizma arasındaki benzerlik ve yakınlıklar ile farklılıkların belirtilmesini gerektirmektedir.

    Para ve sermaye piyasaları arasındaki benzerlik ve hareketler, temelde her iki mekanizmanın birlikte ve geçişli olarak, kullanımıyla ilgilidir. Şöyle ki,

    -Kredi verenler kendi yatırım politikalarına ve umdukları gelire bağlı olarak fonlarını bu iki piyasadan birine ya da her ikisine aktarabilirler.

    -Kredi alanlar da her iki piyasadan yararlanabilirler.

    -Fonlar her iki piyasa arasında gidip gelebilir

    -Bazı kurumlar özellikle bankalar her iki piyasada çalışabilirler.

    Para ve sermaye piyasalarında faaliyet gösteren unsurlar açısından da ortak noktalar ve tekrarlanmalar sözkonusudur.

    Tablo 1. "Para ve Sermaye Piyasalarında Faaliyet Gösteren Unsurları", bu yönüyle göstermiştir.








    Tablo. 1 PARA VE SERMAYE PİYASALARINDA FAALİYET GÖSTEREN UNSULAR







    Ffon arz edeneleneo






    Kaynak:Peter S.ROSE, Money and Capital Markets
    The Financial System in the Economy,Texas, 1983,s.12.

    Belirtilen ortak özelliklerine rağmen para ve sermaye piyasaları arasında ana bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar şöyle özetlenebilir.

    -Para piyasanın kaynakları süreli ve süresiz mevduattır. Sermaye piyasası ise uzun süreli tasarruflara dayanır.

    -Para piyasasına geçici nakit ve işletme sermayesi sıkıntısının giderilmesi, sermaye piyasasına sürekli sermaye bulunması ve sabit yatırımları finanse ederek kaynakların elde edilmesi amacıyla girilir.

    -Para piyasasının araçları ticari senetler, sermaye piyasasınınkiler ise menkul kıymetlerdir.

    -Para ve sermaye piyasalarının getirileri sürelerine bağlı olarak farklıdır. Para piyasasında süre kısa olduğu için risk ve faiz oranı düşüktür. Sermaye piyasasında ise sürenin uzun olması nedeniyle her iki oran yüksektir.

    Bu iki piyasa arasındaki farklılaşma aşağıdaki Tablo 2 de gruplandırılmıştır.



    Tablo.2 PARA VE SERMAYE PİYASALARI ARASINDAKİ FARKLILAŞMA





















    Sermaye Piyasasının Para Piyasasına Göre Avantajları Nelerdir?

    1-Sermaye piyasası direkt olarak alıcı ile yatırım yapılan şirket arasında bir ilişkidir. Para piyasalarında ise arada bankacılık sistemi bulunmaktadır.

    2-Sermaye piyasası 2 türlü getiri sağlar:

    a)Hisse senedi iyi seçilmiş şirketler enflasyon üzerinde reel bir getiri sağlar.

    b)Hisse senetlerinin "rüçhan hakları" vardır. Yatırımcı bunları satar , elinde tutar veya hisse senedini tutup rüçhan haklarını satar.

    3-Hisse senetlerinin spekülatif amacı vardır.

    4-Hisse senetleri "0" maliyetli fon sağlamakla beraber, bankalar kredi için karşılık ayırdıkları için şirketlere banka kredi daha pahalı gelmektedir.

    Sermaye Piyasasının Gelişmesi İçin Gerekli Şartları

    Kapitalist ekonomik sistemin bir parçası olan sermaye piyasasının kurulup gelişmesi için bazı koşullamanın varlığı gereklidir. Bu şartlar,

    a)Fert başına milli gelir ve tasaruf eğiliminin yükselerek iç tasarruflarda bir artış sağlaması

    b)Özel ve kamu girişimcilerinin uzun vadeli fon ihtiyacının artmış olması,

    c)Sermaye piyasasında çok sayıda yatırım projelerinin bulunması,

    d)Sermaye arz ve talebinin karşılaşmasını sağlayan kurum, vasıta ve mahallerin düzenlenmiş bulunması,

    e)Menkul kıymetleri alınan ve satılan işletmelerin faaliyetlerine ilişkin parasal ve teknik bilgileri kapsayan mali raporların sürekli bir şekilde piyasada bulunmaları ve tasarruf sahiplerini yatırımlara yönelten kararların alınmasıda en önemli rolü oynayan bu raporların doğruluğunu saptayan tarafsız, profesyonel ve yetkili bir örgütün kurulması ve adeta işletmelerin nefes alışları izlenmeledir.

    Sermaye piyasasını hisse senetleri ve tahvillerin satıldığı bir pazar olarak düşünürsek, bu pazarda satışa çıkarılan malların çokluğu ve çeşitliliği alıcıları çekmesi bakımından büyük önem taşır. Başka bir deyişle, sermaye piyasasındaki yatırım projelerinin çokluğu, tasarruf sahiplerini çeşitli alternatifler sunması bakımından sermaye piyasasının gelişebilmesi için olumlu katkılarda bulunacaktır. Bu nedenle, ülkemiz sermaye piyasasının gelişebilmesi için sermaye piyasasının sanayi kuruluşlarının büyük bir çoğunluğunca kullanılır hale getirmek gerektiğidir.

    Bir İktisat Politikası Aracı Olması Bakımından S.P.

    Sermaye piyasalarını, diğer hususlar yanında, bir iktisat politikası aracı olarak da önemli görevler üstlenebileceği anlaşılmaktadır. Özellikle, ekonomik gelişmeyi büyük ölçüde engelleyen enflasyon ve bunun zararlı sonuçlarına karşı sermaye piyasalarının etkili bir araç olarak kullanılmaları mümkündür. Bilindiği gibi sözkonusu piyasalar, kısa vadeli fonların uzun vadeli yatırımlara edilmesinde süre dönüştürme fonksiyonu görmektedirler. Diğer taraftan enflasyona gidişin göstergelerinden biri olarak kabul edilen yurtiçi tasarrufları mobilize edebilmekteki yetersizliğin aşılmasında da sermaye piyasası kolaylaştırıcı bir fonksiyon görebilmek durumundadır.

    Türk Ekonomisini adeta kronikleşen bir enflasyonist yapıya sahip olduğu bilindiğine göre, alınacak tedbirler arasında sermaye piyasasına da görev düşeceği tabiidir.

    Ayrıca, sermaye piyasasının, tasarrufları mobilize etmekte sahip olduğu avantajlar dolayısıyla bölgelerarası dengeli gelişim politikasına da kolaylık sağlanması mümkün gözükmektedir.

    Sermaye piyasasını iktisat politikası açısından önemli kılan hususlardan bir diğeri de açık piyasa işlemleridir. Açık piyasa işlemleri, devletin, para istikrarını sağlamak ve korumak için Merkez Bankası aracılığıyla, ekonominin likidite durumuna göre, menkul kıymetler alması veya satmasıdır. Devletin bu işlemlerden etkin biçimde yararlanabilmesi, sözkonusu kıymetlerin yer aldığı sermaye piyasasının gelişmişlik durumuyla yakından ilgilidir.

    Sermaye Piyasasının Olumsuz Yönleri

    1. Sermaye piyasasında büyük kuruluşlar "halka arz" bakımından küçüklere göre; büyük tasarrufçularda küçük tasarrufçulara göre daha avantajlıdır.

    2.Bilançolar iyi denetlenmediği takdirde, bazı şirketler oyunlarla bunları değiştirip şirket için yanlız imaja yol açar: Böylece o yıl karı düşük gösterip hisse senedi fiyatlarını ve payları kendileri toplar.

    3.Bazı şirketlerde çalışanların yöneticileri satış, kar, temettü, sermaye artırımını bildikleri için hisse senetlerini kendi çıkarlarına kullanabilirler. Buna "inside trading" denir.

    DEĞERLENDİRME

    Türkiye'de sermaye piyasasını oluşturan alt piyasalar beş ana grup altında bölümlendirilmiştir. Bu sınıflandırmaya göre;

    1.Sermaye piyasasında işlem gören menkul değerlerin pazara ilk defa sunulmuş olup olmadığına ğöre,

    2.Kurumsal pazar yerinin olup olmamasına göre,

    3.Pazarın coğrafi genişliğine göre,

    4.Pazarda alınıp satılan menkul değerin türüne göre,

    5.Menkul değerin orijine göre.

    Bizim bu çalışmamızda özellikle sermaye piyasalarında işlem gören menkul değerlerin birinci ve ikincil piyasaya sunulmasıyla ilgili türleri ele alınmıştır.

    Birincil Piyasa: Firmaların ve kamunun fon tedarik etmek amacıyla menkul değerleri ilk defa ihraç ettikleri ve fon arz edenlerle karşılaştıkları piyasalardır.

    İkincil Piyasalar: Birincil sermaye piyasaların daha önce sunulmuş ve halen dolaşımda bulunan menkul değerlerin işlem gördüğü piyasalardır. İkincil piyasaların en önemli kurumları menkul kıymet borsaları ve finansal aracı kuruluşlardır.

    Türk Sermaye piyasasına şekil veren 3794 sayılı Sermaye Piyasası Kanunuyla sermaye piyasası kurumları şunlardır:

    -Sermaye piyasası kurulu,
    -Halka açık şirketler,
    -Aracı kurumlar
    -Yatırım ortaklıkları,
    -Yatırım fonları.
    -Sermaye piyasasında faaliyet göstermesine izin verilen diğer kurumlardır.

    Mali piyasanın hacimce en büyüğü olan para piyasasının kurumları ticari bankalar, yatırım ve kalkınma bankaları, Merkez Bankası, sosyal güvenlik kuruluşlarıdır.

    Ülkemizde 1981 yılında çıkarılan Sermaye Piyasası Kanunu, sermaye piyasası kurulu ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının da kurulmasıyla ancak 1985 yılında canlanmıştır.

    Sermaye piyasasından kamu ve özel kesim yararlanmaktadır. Bu iki kesimin fon talep yapısı genellikle farklıdır. Sermaye piyasasından sağlanan fonların akım halinde ve stok halinde fon kaynakları olarak incelenmesi uygundur. Sermaye piyasasında işlem gören menkul değerlerin vadeleri birbirinden çok farklıdır. Hisse senetlerinin vadesi sonsuz kabul edildiği halde tahvillerin vadesi maksimum yedi yıldır. Bu durumda vadeleri bir yılın ötesine uzanan menkul değerler karşımıza stok olarak çıkmaktadır.

    Stok halinde menkul değerlerin kamu kesiminde 1986 yılında %77 olan ağırlığı 1992 yılında %70'e düşmüştür. Keza özel kesimde ise 1986 yılında %23 olan stok ağırlığı 1992 yılında %30 olmuştur.

    İkincil piyasalarda fon akımları 1986-1992 yılları itibariyle kamu kesimi ağırlıklı olmuştur. Bu oran kamu kesiminde ortalama %90, özel kesimde ise %10 dur.

    Ülkemizde sermaye piyasasından ve para piyasasından sağlanan fonların ağırlıklarının belirlenmesinde sermaye piyasası ve para piyasası birlikte analiz edilmiştir. Bu analizler kendi içerisinde, para baz alınarak, GSMH baz alınarak ve devlet borçları baz alınarak yapılmış ve aşağıdaki sonuçlar tespit edilmiştir;

    -Kendi içlerinde yapılan analizde 1986 yılında 16.5 trilyon olan toplam stokun %24'ü sermaye piyasasına, %76 sı ise para piyasasına ait olduğu anlaşılmıştır.

    -Genel ekonomi içerisinde kredi ve menkul değerler stoku birlikte alındığında sermaye piyasının ağırlığı 1986 yılında %24 den artarak 1992 yılında %45 olmuştur.

    -Kamu kesimini sermaye piyasasından akım halindeki fonlarını ortalama %90'ını, özel kesim ise %10 unu kullandığı anlaşılmıştır.

    -Kamu kesimi, menkul değer stoklarının 1986-1992 yılları itibariyle %667.1 ini kullanmış, özel kesim ise ancak %32.9 unu kullanabilmiştir.

    -1986-1992 döneminde kamu kesimi, sermaye ve para piyasasındaki stok değerlerinin ortalama %36 sını kullanmasına rağmen bu oran kredi stokunda kamu kesimi için %25.8 olmuştur.

    -Para stoku baz alınarak yapılan analizde, para stokunu oranlandığında menkul kıymet stoklarının %13 den %28'e doğru arttığı, kredi stokununsa %31 ile %34 arasında değişen ağırlığa sahip olduğu görülmekteder. Menkul değer stoklarındaki artışın sebebi kamu kesimin borç stokunun yükselmesi ve özel sektörde özellikle şirket hisse senetlerin hacim olarak artıştır.

    -GSMH baz alınarak yapılan analizde, menkul değerler stoklarının ekonomideki ağırlığının %12-22 arasında değiştiği, 1990 yılında bu ağırlığın Körfez krizi nedeniyle %14de kaldığı, 1992 yılında tekrar %22 ye yükseldiği görülmektedir. Kredi stoklarının ise GSMH ya oranla ağırlığı 1986 yılında %28lerde iken 1992 yılında %27 lere indiği görülmektedir. Bu orana göre ekonomideki büyük kurumların son yıllarda banka kredileri yerine sermaye piyasası kaynaklarını tercih ettikleri anlaşılmaktadır.

    -İç ve dış borçlar baz alınarak yapılan analizde; menkul değer stoku ile iç borç stoku arasında yüksek bir pozitif korelasyonun olduğu görülmüştür. Bunun sebebi devletin iç borçlanmasında sermaye piyasasının kaynaklarına başvurmasıdır. Menkul değer stoklarının değeri toplam borç stoku içerisinde 1986 yılında %12 iken 1992 yılında %23lere çıkmıştır.

    NELER YAPILMALIDIR?

    Türkiye'nin ekonomik gelişmesinin süratlenebilmesi için, yani çarkların dönebilmesi çin sermayeye ihtiyacımız vardır. Ekonomik büyüklüklerin değişmesi karşısında belli üretimin ve belli yatırımların artık sınırlı fonlarla gerçekleştirilebilmesi imkansız hale gelmiştir. Çünkü yatırımların hacim ve büyüklükleri değer olarak artmıştır.

    Türkiye'nin içinde bulunduğu konjüktürel yapıdan dolayı sermaye piyasasının canlandırılabilmesi için,

    -Enflasyon oranını çok yüksek seviyede olmaması ve bu oranın belli bir seviyede tutulması

    -Enflasyonun oranının üzerinde bir faiz ile çıkarılacak tahvil, sermaye piyasasını olumlu yönde hareketlendirebilecektir ve tahvil faizlerin sabit oranı olmayıp değişken tutulması cazibeyi güçlendirecektir.

    Bugün işçi ve hemşehri şirketleri sermaye yetersizliği içindedir. Bu tür şirketler gerçekten halka açıktır. Halka açık şirketler sermaye piyasası için kaçınılmaz araçlardır. Bunlar iyi organize edilerek sermaye piyasasının gelişmesini frenleyen, olmaları sağlanmalıdır. Aksi takdirde sermaye piyasasının gelişmesini frenleyen, kapalı aile holding ve şirketlerin mülkiyetlerine geçerek sermaye piyasası gelişmeyi umutlarının yıkılmasına neden olacaktır. Çünkü bu şirketler sermaye yetersizliği ve kur farklarından dolayı güç duruma düşmüşlerdir. Birçok işçi şirketleri ve hemşehri şirketleri iflas etmek ve el değiştirmek zorunda kalmıştır.

    Sermaye piyasasının gelişmesinin, tasarrufların ülke kalkınmasına yarar olacak sanayi yatırımlarının finansmanında kullanılmasına imkan sağlayacağı herkes tarafından bilinmesine rağmen bugüne kadar sermaye piyasası arzu edilen yönde geliştirilememiştir.

    Hisse senedi piyasasının canlanması için hisse senedi ile değişitirebilir tahvil ihracı yaygınlaştırılmalıdır. Tasarruf sahibi firmanın iyiye gittiğini, çeşitli imkanları görünce vade sonunda firmaya ortak olabilir ve firma içinde bu yöntem tasarruf sağlayıcı imkanlara yol açarak likiditesini artırır.

    Enflasyon ortamında en şanslı menkul kıymet tahvildir. Aslında sermaye piyayası için ideal olan hisse senedidir, fakat enflasyon hisse senedinin tedavülüne engel olmaktadır.

    Sermaye piyasasının gelişmesi ve ilk hareketin doğması için bankalar iştiraklerini tasfiye etmelidirler. Bunun sonucunda ortaya halkın güvenini kazanmış ciddi kuruluşların hisse senetlerinin piyasaya intikali sağlanmış olacaktır. Bu da piyasada hareketlilik sağlayacaktır.

    Finansman sorununu çözebilmek için ve ekonomide fon akımlarının etkili olabilmesi yönünden yerli sermaye gruplarının bankaları kendi yönetim ve denetimleri altında tutma çabaları sona erdirilmelidir.

    Bankacılık her ülkede faaliyetleri kamuca düzenlenmiş ve kamu kontrolü altında tutulan bir sektördür. Denetimin yetersiz oluşu ekonomide kaynak dağılımını kötüleştirdiği gibi , gelir dağılımını daha bozabilmekte ve ekonomik istikrar sağlanamamaktadır.

    Bugün bankalarda gösteren aşırı ölçüde kaynak maliyeti, riski artan krediler, zayıflayan likidite durumları, banka karlılık oranlarının düşüşü bu sorunları belgelemektedir. Bugün bankalardaki kabarık şube sayısı, maliyetlerini artıran önemli bir unsurdur.

    Banka fonlar ihracat potansiyeli olan ve kar elde edebilecek nitelikteki kuruluşlara yöneltilmelidir.

    Bankalar dengesiz kaynak kullanımı ve dengesiz iştirak politikasından vazgeçmelidirler.

    SONUÇ

    Türkiye'de sermaye piyasasının istenilen düzeyde gelişmiş olmamasının nedenlerini, bu piyasa için gerekli görülen koşulların yeterince sağlanamamış olmasında aramak gerekir. Sermaye piyasasını geliştirecek finansman kurumlarının yetersiz düzeyde oluşunun yanısıra, sermaye piyasasına akacak kurumsal tasarrufların sınırlı oluşu. Türk sermaye piyasasının gelişmesinde çok önemli bir engeldir. Ülkemizde, sermaye piyasasını fon bakımından besleyecek sigorta şirketleri, emekli sandıkları ve yatırım ortaklıkları gelişmemiştir. Zorunlu sigorta sisteminin kaynak kullanımıda kanunla sınırlandırdığından, bu kesimdende sermaye piyasasına önemli bir fon akımı beklenemez. Bu durumda, sermaye piyasasına uzun vadeli fon arzı ancak bireysel tasarruflardan gelecektir. Türkiye gibi tasarruf hacmi küçük ve son olaylar nedeniyle de tasarrufların daha çok bankalara yönelik olduğu bir ülkede sermaye piyasasına akabilecek fonlar son derece de sınırlı bulunmaktadır.

    Sermaye piyasasını olumsuz yönde etkileyen bir diğer etmen, "enflasyon" dur. Tasarruf sahipleri tasarruflarının hızla değer kaybına uğraması nedeniyle spekülatif yatırımlara kaymaktadırlar. Türkiye'de içinde bulunulan bunalımlı dönemde, finansal kesimlerden endeksleme uygulamasının gönüllü tasarrufları arttıracak fon arzı yönünden olumlu etkiler olacaktır. Anak, endekslemenin diğer etkileri ve enflasyon hızının ne yönde etkileneceğini ortaya koyabilmek daha ayrıntılı bir araştırmayı gerektirmektedir.

    Son yıllarda ülkemizde, sermaye piyasası hareketlerinin yoğun bir şekilde hızlandığı, bu gelişmelerin düzensiz, plansız ve denetimsiz bir ortamda gerçekleşmeler sonucunda sermaye piyasasının çok büyük sarsıntılar geçirdiğini söyleyeyebiliriz. Sermaye piyasasının gelişebilmesi için güvene ihtiyaç duyulmaktadır. Bu piyasayı denetleyecek, düzen gerektirecek önlemlerin gerekliliği ortadadır. Sermaye pazarının gelişebilmesi, ülkelerde ekonomik, politik ve sosyal istikrarın bulunması halinde sözkonusu olabilecektir. Bunun yanında milli gelir artışı ve bu gelirin adil bir bölüşümde sermaye pazarında gelişme için bir koşuldur. Halka açılma için şirketler özendirilmeli, işçi şirketleri sermaye piyasasından faydalanabilecek şekilde örgütlendirilmelidir. Ayrıca yeniden değerleme yasasının şirketlerin pay senedi ihraçına teşvik edilmesinde büyük önemi vardır. Sermaye piyasasının en önemli unsuru olan borsanın düzenlenmesi ve çalışır hale getirilip tüm ülkede belirli merkezlerde kurulması çalışmaları çabuklaştırılmalıdır.

    Ayrıca, para ve sermaye piyasa birbiriyle sürekli ilişkili pazarlar olduklarından banka sektöründe de gerekli düzenlemelere gidilmelidir.

    Serbest piyasa ekonomisinin bir gereği olan sermaye piyasasının gerekli koşllarının sağlanamaması, bu piyasanın gelişememesine yol açacaktır. Yasal düzenlemeler kuşkusuz gerekli ancak, yeterli değildir. Sermaye piyasasının sağlıklı bir yapıya kavuşabilmesi, gerekli ekonomik koşulların sağlanmasıyla sıkı sıkıya bağlıdır.

    Yapılan bu analizlerin sonucunda; Türk Ekonomisinde sermaye piyasasında kamu kesiminin büyük bir ağırlığının olduğu görülmektedir. Akım olarak bu ağırlık %90 ve stok olarak ağırlık %70 dir.

    1985 yılı sonunda 10894 olan anonim şirket sayısı 1991 yılında 32163 olmasına rağmen bugün Türk Sermaye Piyasasında 1092 şirket işlem yapmaktadır.

    Bu rakam özel kesimin Türk sermaye piyasasında finansal yönden tam olarak yararlanmadığını göstermektedir.

    Bununla beraber yakın gelecekte sermaye piyasasının açılacak anonim şirket sayılarında önemli artışlar beklenebilir.

    Sermaye Piyasasının ekonominin hizmetinde olabilmesi için hem akım ve hem de stok olarak kamu kesiminin sermaye piyasasındaki ağırlığının azaltılması gerekir. Bu politika ise siyasal tercih meselesidir. Kamunun piyasa üzerindeki ağırlığı azaltılmadıkça, sermaye piyasasında çarpıklık devam edecek, fon maliyetlerinin belirlenmesi kamu ağırlıklı olacak, özel sektörce prodüktif kullanılacak fonlar gayri prodüktif kamu kurumlarına aktarılacak ve bunlardan Türk Ekonomisi menfi yönde etkilenecektir. Bu sebeple Türk Sermaye Piyasasının özel sektör ağırlıklı hale getirilmesi kaçınılmazdır.
    18 Kasım 2007
    #1
  2. Sermaye Pİyasasi Cevapları

soru sor

Sermaye Pİyasasi

Alakalı Aramalar:

  1. tasarufların sermaye piyasası yoluyla yatırıma yönlendirme