Saman Sarisi

İsimli konu WH 'Şiirler' kategorisinde, ProOf üyesi tarafından 5 Aralık 2007 tarihinde yazılmıştır. Saman Sarisi hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. SAMAN SARISI


    Vera Tulyakova'ya derin saygilarimla

    I

    Seher vakti habersizce girdi gara ekspres
    kar içindeydi
    ben paltomun yakasini kaldirmis perondaydim
    peronda benden baska da kimseler yoktu
    durdu önümde yatakli vagonun pencerelerinden biri
    perdesi aralikti
    genç bir kadin uyuyordu alacakaranlikta alt ranzada
    saçlari saman sarisi kirpikleri mavi
    kirmizi dolgun dudaklariysa simarik ve somurtkandi
    üst ranzada uyuyani göremedim
    habersizce usulcacik çikti gardan ekspres
    bilmiyorum nerden gelip nereye gittigini
    baktim arkasindan
    üzt ranzada ben uyuyorum
    Varsova'da Biristol Oteli'nde
    yillardir böyle derin uykulara dalmisligim yoktu
    oysa karyolam tahtaydi dardi
    genç bir kadin uyuyor baska bir karyolada
    saçlari saman sarisi kirpikleri mavi
    ak boynu uzundu yuvarlakti
    yillardir böyle derin uykulara dalmisligi yoktu
    oysa karyolasi tahtaydi dardi
    vakit hizla ilerliyordu yaklasiyorduk gece yarilarina
    yillardir böyle derin uykulara dalmisligimiz yoktu
    oysa karyolalar tahtaydi dardi
    iniyorum merdivenleri dördüncü kattan
    asansör bozulmus yine
    aynalarin içinde iniyorum merdivenleri
    belki yirmi yasimdayim belki yüz yasimdayim
    vakit hizla ilerliyordu yaklasiyorduk gece yarilarina
    üçüncü katta bir kapinin ötesinde bir kadin gülüyor sag elimde kederli bir
    gül açildi agir agir
    Kübali bir balerinle karsilastim ikinci katta karli pencerelerde
    taze esmer bir yalaza gibi geçti alnimin üzerinden
    sair Nikolas Gilyen Havana'ya döndü çoktan
    yillarca Avrupa ve Asya otellerinin hollerinde oturup içtikti yudum
    yudum sehirlerimizin hasretini
    iki sey var ancak ölümle unutulur
    anamizin yüzüyle sehrimizin yüzü
    kapici ugurladi beni gocugu geceye batik
    yürüdüm buz gibi esen yelin ve neonlarin içinde yürüdüm
    vakit hizla ilerliyordu yaklasiyordum gece yarilarina
    çiktilar önüme ansizin
    oralari gündüz gibi aydinlikti ama onlari benden baska gören olmadi
    bir mangaydilar
    kisa konçlu çizmeleri pantolonlari ceketleri
    kollari kollarinda gamali haç isaretleri
    elleri ellerinde otomatikleri vardi
    omuzlari migferleri vardi ama baslari yoktu
    omuzlariyla migferlerinin arasi bosluktu
    hattâ yakalari boyunlari vardi ama baslari yoktu
    ölümlerine aglanmayan askerlerdendiler
    yürüdük
    korktuklari hem de hayvanca korktuklari belli
    gözlerinden belli diyemem
    baslari yok ki gözleri olsun
    korktuklari hem de hayvanca korktuklari belli
    belli çizmelerinden
    korku belli mi olur çizmelerden
    oluyordu onlarinki
    korkularindan ates etmege de basladilar artsiz arasiz
    bütün yapilara bütün tasit araçlarina bütün canlilara
    her sese her kiviltiya ates ediyorlar
    hattâ Sopen Sokagi'nda mavi balikli bir afise ates ettiler
    ama ne bir siva parçasi düsüyor ne bir cam kiriliyor
    ve kursun seslerini benden baska duyan yok
    ölüler bir SS mangasi da olsa ölüler öldüremez
    ölüler dirilerek öldürür kurt olup elmanin içine girerek
    ama korktuklari hem de hayvanca korktuklari belli
    bu sehir öldürülmemis miydi kendileri öldürülmeden önce
    bu sehrin kemikleri birer birer kirilip derisi yüzülmemis miydi
    derisinden kitap kabi yapilmamis miydi yagindan sabun saçlarindan sicim
    ama iste duruyordu karsilarinda gecenin ve buz gibi esen yelin içinde sicak
    bir firancala gibi
    vakit hizla ilerliyordu yaklasiyordum gece yarilarina
    Belveder yolunda düsündüm Lehlileri
    kahraman bir mazurka oynuyorlar tarihleri boyunca
    Belveder yolunda düsündüm Lehlileri
    bana ilk ve belki de son nisanimi bu sarayda verdiler
    tören memuru açti yaldizli ak kapiyi
    girdim büyük salona genç bir kadinla
    saçlari saman sarisi kirpikleri mavi
    ortalikta da ikimizden baska kimseler yoktu
    bir de akvareller bir de incecik koltuklar kanapeler bebekevlerindeki gibi
    ve sen bundan dolayi
    bir resimdin açik maviyle çizilmis belki de bir tas bebektin
    belki bir piriltiydin düsümden damlamis sol mememin üstüne
    uyuyordun alacakaranlikta alt ranzada
    ak boynun uzundu yuvarlakti
    yillardir böyle derin uykulara dalmisligin yoktu
    ve iste Kirakof sehrinde Kapris Bari
    vakit hizla ilerliyor gece yarilarina yaklasiyoruz
    ayrilik masanin üstündeydi kahve bardaginla limonatamin arasinda
    onu oraya sen koydun
    bir tas kuyunun dibindeki suydu
    bakiyorum egilip
    bir koca kisi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
    sesleniyorum
    seni yitirmis geri dönüyor sesimin yankilari
    ayrilik masanin üstündeydi cigara paketinde
    gözlüklü garson getirdi onu ama sen ismarladin
    kivrilan bir dumandi gözlerinin içinde senin
    cigaranin ucunda senin
    ve hosça kal demege hazir olan avucunda
    ayrilik masanin üstünde dirsegini dayadigin yerdeydi
    aklindan geçenlerdeydi ayrilik
    benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
    ayrilik rahatligindaydi senin
    senin güvenindeydi bana
    büyük korkundaydi ayrilik
    birdenbire kapin açilir gibi sevdalanmak birilerine ansizin
    oysa beni seviyorsun ama bunun farkinda degilsin
    ayrilik bunu farketmeyisindeydi senin
    ayrilik kurtulmustu yerçekiminden agirligi yoktu tüy gibiydi diyemem
    tüyün de agirligi var ayriligin agirligi yoktu ama kendisi vardi
    vakit hizla ilerliyor gece yarilari yaklasiyor bize
    yürüdük yildizlara degen Ortaçag duvarlarinin karanliginda
    vakit hizla akiyordu geriye dogru
    ayak seslerimizin yankilari sari siska köpekler gibi geliyordu
    ardimizdan kosuyordu önümüze
    Yegelon Üniversitesi'nde seytan taslara tirnaklarini batira batira dola-
    siyor
    bozmaga çalisiyor Kopernik'in Araplardan kalma usturlabini
    ve pazar yerinde bezzazlar çarsisinin kemerleri altinda rok end rol oynu-
    yor Katolik ögrencilerle
    vakit hizla ilerliyor gece yarilarina yaklasiyoruz
    vuruyor bulutlara kiziltisi Nova Huta'nin
    orda köylerden gelen genç isçiler madenle birlikte
    ruhlarini da alev alev döküyor yeni kaliplara
    ve ruhlarin dökümü madenin dökümünden bin kere zordur
    Meryem Ana kilisesinde çan kulesinde saat baslarini çalan borozan gece
    yarisini çaldi
    Ortaçagdan gelen çigligi yükseldi
    sehre yaklasan düsmani verdi haber
    ve sustu girtlagina saplanan okla ansizin
    borazan iç rahatligiyla öldü
    ve ben yaklasan düsmani görüp de haber veremeden öldürülmenin acisini
    düsündüm
    vakit hizla ilerliyor gece yarilari isiklarini yeni söndürmüs bir vapur
    iskelesi gibi arkada kaldi
    seher vakti habersizce girdi gara ekspres
    yagmurlar içindeydi Pirag
    bir gölün dibinde gümüs kakma bir sandikti
    kapagini açtim
    içinde genç bir kadin uyuyor camdan kuslarin arasinda
    saçlari saman sarisi kirpikleri mavi
    yillardir böyle derin uykulara dalmisligi yoktu
    kapadim kapagi yükledim sandigi yük vagonuna
    habersizce usulcacik çikti gardan ekspres
    baktim arkasindan kollarim iki yanima sarkik
    yagmurlar içindeydi Pirag
    sen yoksun
    uyuyorsun alacakaranlikta alt ranzada
    üst ranza bombos
    sen yoksun
    yeryüzünün en güzel sehirlerinden biri bosaldi
    içinden elini çektigin bir eldiven gibi bosaldi
    söndü artik seni görmeyen aynalar nasil sönerse
    yitirilmis aksamlar gibi Viltava suyu akiyor köprülerin altindan
    sokaklar bombos
    bütün pencerelerde perdeler inik
    tiramvaylar bombos geçiyor
    biletçileri vatmanlari bile yok
    kahveler bombos
    lokantalar barlar da öyle
    vitrinler bombos
    ne kumas ne kiristal ne et ne sarap
    ne bir kitap ne bir sekerleme kutusu
    ne bir karanfil
    sehri duman gibi saran bu yalnizligin içinde bir koca kisi yalnizlikta on kat
    artan ihtiyarligin kederinden silkinmek için Lejyonerler Köprü-
    sü'nden martilara ekmek atiyor
    gereginden genç yüreginin kanina batirip
    her lokmayi
    vakitlari yakalamak istiyorum
    parmaklarimda kaliyor altin tozlari hizlarinin
    yatakli vagonda bir kadin uyuyor alt ranzada
    yillardir böyle derin uykulara dalmisligi yoktu
    saçlari saman sarisi kirpikleri mavi
    elleriyse gümüs samdanlarda mumlardi
    üst ranzada uyuyani göremedim
    ben degilim bir uyuyan varsa orda
    belki de üst ranza bos
    Moskova'ydi üst ranzadaki belki
    duman basmis Leh topragini
    Birest'i de basmis
    iki gündür uçaklar kalkip inemiyor
    ama tirenler gelip gidiyor bebekleri akmis gözlerin içinden geçiyorlar
    Berlin'den beri kompartimanda bir basimayim
    karli ovalarin günesiyle uyandim ertesi sabah
    yemekli vagonda kefir denen bir çesit ayran içtim
    garson kiz tanidi beni
    iki piyesimi seyretmis Moskova'da
    garda genç bir kadin beni karsiladi
    beli karinca belinden ince
    saçlari saman sarisi kirpikleri mavi
    tuttum elinden yürüdük
    yürüdük günesin altinda karlari çitirdata çitirdata
    o yil erken gelmisti bahar
    o günler Çobanyildizina haber uçurulan günlerdi
    Moskova bahtiyardi bahtiyardim bahtiyardik
    yitirdim seni ansizin Mayakovski Alani'nda yitirdim ansizin seni oysa
    ansizin degil çünkü önce yitirdim avucumda elinin sicakligini senin
    sonra elinin yumusak agirligini yitirdim avucumda sonra elini
    ve ayrilik parmaklarimizin birbirine ilk degisinde baslamisti çoktan
    ama yine de ansizin yitirdim seni
    asfalt denizlerinde otomobilleri durdurup baktim içlerine yoksun
    bulvarlar karli
    seninkiler yok ayak izleri arasinda
    botlu iskarpinli çorapli çiplak senin ayak izlerini birde tanirim
    milisyonerlere sordum
    görmediniz mi
    eldivenlerini çikarmissa ellerini görmemek olmaz
    elleri gümüs samdanlarda mumlardir
    milisyonerler büyük bir nezaketle karsilik veriyor
    görmedik
    Istanbul'da Sarayburnu akintisini çikiyor bir romorkör ardinda üç
    mavna
    gak gak ediyor da vak vak ediyor da marti kuslari
    seslendim mavnalara Kizil Meydan'dan romorkörün kaptanina sesleneme-
    dim çünkü makinasi öyle gümbürdüyordu ki sesimi duyamazdi
    yorgundu da kaptan ceketinin dügmeleri de kopuktu
    seslendim mavnalara Kizil Meydan'dan
    görmedik
    girdim giriyorum Moskova'nin bütün sokaklarinda bütün kuyruklara
    ve yalniz kadinlara soruyorum
    yün basörtülü güler yüzlü sabirli sessiz kocakarilar
    al yanakli kopça burunlu tazeler sapkalari yesil kadife
    ve genç kizlar tertemiz simsiki gayetle de sik
    belki korkunç kocakarilar bezgin tazeler sapsal kizlar da var ama onlardan
    bana ne
    güzeli kadin milleti erkeklerden önce görür ve unutmaz
    görmediniz mi
    saçlari saman sarisi kirpikleri mavi
    kara paltosunun yakasi ak ve sedef dügmeleri kocaman
    Pirag'da aldi
    görmedik
    vakitlarla yarisiyorum bir onlar öne geçiyor bir ben
    onlar öne geçince ufalan kirmizi isiklarini görmez olacagim diye ödüm
    kopuyor
    ben öne geçtim mi isildaklari gölgemi düsürüyor yola gölgem kosuyor
    önümde gölgemi yitirecegim diye de bir telâstir aliyor beni
    tiyatrolara konserlere sinemalara giriyorum
    Bolsoy'a girmedim bu gece oynanan operayi sevmezsin
    Kalamis'ta Balikçinin Meyhanesine girdim ve Sait Faik'le tatli tatli
    konusuyorduk ben hapisten çikali bir ay olmustu onun karacigeri
    sancilar içindeydi ve dünya güzeldi
    lokantalara giriyorum estirat orkestralari yani cazlari ünlülerin
    sirmali kapicilara bahsis sever dalgin garsonlara
    gardroptakilere ve bizim mahalle bekçisine soruyorum
    görmedik
    çaldi geceyarisini Stirasnoy Manastiri'nin saat kulesi
    oysa manastir da kule de yikildi çoktan
    yapiliyor sehrin en büyük sinemasi oralarda
    oralarda on dokuz yasima rastladim
    birbirimizi birde tanidik
    oysa birbirimizin yüzünü görmüslügümüz yoktu fotograflarimizi bile
    ama yine de birbirimizi birde tanidik sasmadik el sikismak istedik
    ama ellerimiz birbirine dokunamiyor aramizda kirk yillik zaman duruyor
    uçsuz bucaksiz donmus duruyor bir kuzey denizidir
    ve Stirasnoy Alani'na simdi Puskin Alani kar yagmaya basladi
    üsüyorum hele ellerim ayaklarim
    oysa yün çorapliyim da kunduralarimla eldivenlerim kürklü
    çorapsiz olan oydu bezle sarmis postallarinda ayaklarini elleri çiplak
    agzinda ham bir elmanin tadi dünya
    on dördünde bir kiz memesi sertligi avuçlarindaki
    gözünde türkülerin boyu kilometre kilometre ölümün boyu bir karis
    ve haberi yok basina geleceklerin hiçbirinden
    onun basina gelecekleri bir ben biliyorum
    çünkü inandim onun bütün inandiklarina
    sevdim sevecegi bütün kadinlari
    yazdim yazacagi bütün siirleri
    yattim yatacagi bütün hapislerde
    geçtim geçecegi bütün sehirlerden
    hastalandim bütün hastaliklariyla
    bütün uykularini uyudum gördüm görecegi bütün düsleri
    bütün yitireceklerini yitirdim
    saçlari saman sarisi kirpikleri mavi
    kara paltosunun yakasi ak ve sedef dügmeleri koskocaman
    görmedim


    II

    On dokuz yasim Beyazit Meydani'ndan geçiyor çikiyor Kizil Meydan'a
    Konkord'a iniyor Abidin'e rastliyorum da meydanlardan konusu-
    yoruz
    evveli gün Gagarin en büyük meydani dolasip döndü Titof da dolasip
    dönecek hem de on yedi buçuk kere dolanacak ama daha bundan
    haberim yok
    meydanlarla yapilardan konusuyoruz Abidin'le tavan arasindaki otel
    odamda
    Sen irmagi da akiyor Notr Dam'in iki yanindan
    ben geceleyin penceremden bir ay dilimiymis gibi görüyorum Sen
    irmagini rihtiminda yildizlarin
    bir de genç bir kadin uyuyor tavan arasindaki odamda Paris damlarinin
    bacalarina karismis
    yillardir böyle derin uykulara dalmisligi yoktu
    saman sarisi saçlari bigudili mavi kirpikleriyse yüzünde bulut
    çekirdekteki meydanla çekirdekteki yapidan konusuyoruz Abidin'le
    meydanda firdönen Celâlettin'den konusuyoruz
    Abidin uçsuz bucaksiz hizin renklerini döktürüyor
    ben renkleri yemis gibi yerim
    ve Matis bir manavdir kosmos yemisleri satar
    bizim Abidin de öyle Avni de Levni de
    mikroskobun ve füze lumbuzlarinin gördügü yapilar meydanlar renkler
    ve sairleri ressamlari çalgicilari onlarin
    hamlenin resmini yapiyor Abidin yüz elliye altmisin meydanliginda
    suda baliklari nasil görüp suda baliklari nasil avlayabilirsem öyle görüp
    öyle avlayabilirim kivil kivil akan vakitlari tuvalinde Abidin'in
    Sen irmagi da bir ay dilimi gibi
    genç bir kadin uyuyor ay diliminin üstünde
    onu kaç kere yitirip kaç kere buldum daha kaç kere yitirip kaç kere
    bulacagim
    iste böyle iste böyle kizim düsürdüm ömrümün bir parçasini Sen irmagina
    Sen Misel Köprüsü'nden
    ömrümün bir parçasi Mösyö Düpon'un oltasina takilacak bir sabah çise-
    lerken aydinlik
    Mösyö Düpon çekip çikaracak onu sudan Paris'in mavi suretiyle birlikte
    ve hiçbir seye benzetemiyecek ömrümün bir parçasini ne baliga ne
    pabuç eskisine
    atacak onu Mösyö Düpon gerisin geriye Paris'in suretiyle birlikte suret
    eski yerinde kalacak.
    Sen irmagiyla akacak ömrümün bir parçasi büyük mezarligina irmaklarin
    damarlarimda akan kanin hisirtisiyla uyandim
    parmaklarimin agirligi yok
    parmaklarim ellerimle ayaklarimdan kopup havalanacaklar salina salina
    dönecekler basimin üstünde
    sagim yok solum yok yukarim asagim yok
    Abidin'e söylemeli de resmini yapsin Beyazit Meydani'nda sehit düsenin
    ve Gagarin Yoldasin ve daha adini sanini kasini gözünü bilmedigi-
    miz Titof Yoldasin ve ondan sonrakilerin ve tavan arasinda yatan
    genç kadinin
    Küba'dan döndüm bu sabah
    Küba meydaninda alti milyon kisi aki karasi sarisi melezi isikli bir
    çekirdek dikiyor çekirdeklerin çekirdegini güle oynaya
    sen mutlulugun resmini yapabilir misin Abidin
    isin kolayina kaçmadan ama
    gül yanakli bebesini emziren melek yüzlü annecigin resmini degil
    ne de ak örtüde elmalarin
    ne de akvaryumda su kabarciklarinin arasinda dolanan kirmizi baliginkini
    sen mutlulugun resmini yapabilir misin Abidin
    1961 yazi ortalarinda Küba'nin resmini yapabilir misin
    çok sükür çok sükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem gayrinin
    resmini yapabilir misin üstat
    yazik yazik Havana'da bu sabah dogmak varmisin resmini yapabilir misin
    bir el gördüm Havana'nin 150 kilometre dogusunda deniz kiyisina yakin
    bir duvarin üstünde bir el gördüm
    ferah bir türküydü duvar
    el oksuyordu duvari
    el alti aylikti oksuyordu boynunu anasinin
    on yedi yasindaydi el ve Mariya'nin memelerini oksuyordu avucu nasir
    nasirdi ve Karayip denizi kokuyordu
    yirmi yasindaydi el ve oksuyordu boynunu alti aylik oglunun
    yirmi bes yasindaydi el ve oksamayi unutmustu çoktan
    otuz yasindaydi el ve Havana'nin 150 kilometre dogusunda deniz
    kiyisinda bir duvarin üstünde gördüm onu
    oksuyordu duvari
    sen el resimleri yaparsin Abidin bizim irgatlarin demircilerin ellerini
    Kübali balikçi Nikolas'in da elini yap karakalem
    kooperatiften aldigi piril piril evinin duvarinda oksamaya kavusan ve
    oksamayi bir daha yitirmeyecek Kübali balikçi Nikolas'in elini
    kocaman bir el
    deniz kaplumbagasi bir el
    ferah bir duvari oksayabildigine inanamayan bir el
    artik bütün sevinçlere inanan bir el
    günesli denizli kutsal bir el
    Fidel'in sözleri gibi bereketli topraklarda sekerkamisi hiziyla fiskirip
    yeserip ballanan umutlarin eli
    1961'de Küba'da çok renkli çok serin agaçlar gibi evler ve çok rahat evler
    gibi agaçlar diken ellerden biri
    çelik dökmege hazirlanan ellerden biri
    mitralyözü türkülestiren türküleri mitralyözlestiren el
    yalansiz hürriyetin eli
    Fidel'in siktigi el
    ömrünün ilk kursunkalemiyle ömrünün ilk kâadina hürriyet sözcügünü
    yazan el
    hürriyet sözcügünü söylerken sulaniyor agizlari Kübalilarin balkutusu bir
    karpuzu kesiyorlarmis gibi
    ve gözleri parliyor erkeklerinin
    ve kizlarinin eziliyor içi dokununca dudaklari hürriyet sözcügüne
    ve koca kisileri en tatli anilarini çekip kuyudan yudum yudum içiyor
    mutlulugun resmini yapabilir misin Abidin
    hürriyet sözcügünün resmini ama yalansizinin
    aksam oluyor Paris'te
    Notr Dam turuncu bir lamba gibi yanip söndü ve Paris'in bütün eski
    yeni taslari turuncu bir lamba gibi yanip söndü
    bizim zanaatlari düsünüyorum siirciligi resimciligi çalgiciligi filan düsü-
    nüyorum ve anliyorum ki
    bir ulu irmak akiyor insan eli ilk magaraya ilk bizonu çizdiginden beri
    sonra bütün çaylar yeni baliklari yeni su otlari yeni tatlariyla dökülüyor
    onun içine ve kurumayan uçsuz bucaksiz akan bir odur.
    Paris'te bir kestane agaci olacak
    Paris'in ilk kestanesi Paris kestanelerinin atasi
    Istanbul'dan gelip yerlesmis Paris'e Bogaz sirtlarindan
    hâlâ sag midir bilmem sagsa iki yüz yasinda filân olmali
    gidip elini öpmek isterdim
    varip gölgesinde yatsak isterdim bu kitabin kâadini yapanlar yazisini
    dizenler nakisini basanlar bu kitabi dükkâninda satanlar para verip
    alanlar alip da seyredenler bir de Abidin bir de ben bir de bir saman
    sarisi belâsi, basimin.



    Tiren, Varsova - Krakof - Pirag -
    Moskova - Paris - Havana - Moskova
    1961




    Nazım Hikmet Ran
    5 Aralık 2007
    #1
  2. Saman Sarisi Cevapları

soru sor

Saman Sarisi