Mevlânâ muhammed rukıyye

İsimli konu WH 'Sahabeler' kategorisinde, ▫нαтαsιż¢&#9 üyesi tarafından 25 Eylül 2011 tarihinde yazılmıştır. Mevlânâ muhammed rukıyye hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. Mevlânâ muhammed rukıyye

    MEVLÂNÂ MUHAMMED RUKIYYE

    Evliyânın büyüklerinden. Hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur. 1494 (H. 900) senesinden sonra vefât etti. Muhammed Rukıyye, zâhirî ilimlerde eşsiz bir âlim olup, tasavvuftaki derecesi çok yüksekti. Vâz ve nasîhat ettiği zaman, dünyâ sevgisini ve muhabbetini gönüllerden çıkarmaya çalışırdı. Çok sayıda talebe yetiştirdi.

    Mevlânâ Muhammed; ârif, âlim, takvâ ehli, dünyâ sevgisini kalbinden çıkarmış, kalbi Allahü teâlânın sevgisi ile dolu mübârek bir zâttı. Çok ibâdet ederdi. Tasavvuf yolunu Yûsuf Mahdûm'dan öğrendi. Mevlânâ Muhammed'in yedi oğlu oldu. Çocukları, kendisi hayattayken talebe yetiştirmeye ve insanlara doğru yolu göstermeye başladılar.

    Mevlânâ Muhammed, talebelerine şöyle buyurdu: "Size bu yolda lâzım olan, mücâhede ve riyâzeti elden bırakmamak, bu yolun âdâbına gereği gibi riâyet etmek, bu yolun temeli olan doğru söze ve helâl yemeye devâm etmektir."

    Hocam Yûsuf Mahdûm şöyle buyurmuştur: "Sadık talebe önce halvet ve uzlete çekilmeli, oruç tutmalıdır. Yeme, uyku ve konuşmanın az olmasına, devamlı abdestli olmaya ve beş vakit namazı cemâatle kılmaya dikkat etmelidir. Her gün Kur'ân-ı kerîmden yüz âyet-i kerîme okumalıdır. SonraAllahü teâlâyı çok zikretmelidir. Hergün yüz İhlâs sûresi, yüz istigfâr ve Resûlullah efendimizin rûh-i şerîflerine yüz salevât-ı şerîfe okumalıdır. Buna devâm eden kimsenin Ârif-i billah olması mümkündür. Bundan fazlasını yapmak daha iyidir. Büyüklerimiz buyurdular ki: "Susmak, açlık, az uyumak, uzlet ve zikre devâm yolumuzun aslıdır."

    Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: "Ya hayır söyle veya sus. Susan kurtulur." Yâni sükût eden kimse, dünyâda düşmanlarından, âhirette ise ateşten kurtulur. Eshâb-ı kirâmdan Ukbe bin Âmir buyurdu ki: Resûlullah efendimize; "Dünyâ ve âhirette kurtuluş ne ile olur?" diye suâl ettim. Resûlullah efendimiz; "Dilini muhâfaza eyle. Zarûret olmadıkça evinden çıkma. Günahlarını hatırlayıp, ağla. Kurtuluş bunlarla olur." buyurdu.

    Tasavvuf yolunun esâsı, devamlı Allahü teâlâyı zikretmek, hatırlamaktır. Kur'ân-ı kerîmde meâlen; "Allahü teâlâyı her hâlinizle çok anın ki, (dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşup azaptan) kurtulabilesiniz." buyrulmaktadır (Cum'a suresi 10). Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede kurtuluşu, çok zikre bağlı kılmıştır. Mu'âz bin Cebel'in rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, Resûl-i ekrem efendimiz; "Cennet ehli, dünyâda zikretmeden geçirdikleri zamanları için pişmân olurlar." buyurmuştur. Fudayl bin İyâd hazretleri de; "Allahü teâlâyı zikreden, zikirle nîmetlenir, sevap kazanır, günahtan kurtulur." buyurdular.

    Bir mürşid-i kâmile talebe olmak isteyen kimse, dînin emir ve yasaklarına uymak ve tasavvuf yolunun edeplerine riâyet etmek sûretiyle, mürşid-i kâmilin işâret buyurduğu şekilde ibâdet ve tâatle meşgûl olunca, hem nefsini ıslâha, hem de ilâhî mârifetlere kavuşur: "Nefsini tanıyan, Rabbini tanır." hadîs-i şerîfi gereğince, cehâletten uzaklaşır, irfân derecelerine ve Rabbine yakınlık makâmına kavuşur ve büyük velîlerden olur.

    AFETLER

    Mevlânâ Muhammed Rukiyye buyurdu ki: Dilin yirmi bir âfeti vardır. Bu âfetler şunlardır:

    1) Fâidesiz konuşmak. 2) Bâtıla dalmak, yâni içki meclislerini, fâsıkların yaptığı işleri, zenginlerin rahatını, sultanların zulmünü güzel görerek anlatmak. 3) Sözde başkalarına galip gelmek için münâkaşa ve mücâdele etmek. 4) Düşmanlık. 5) Halk beğensin diye konuşmak. 6) Edebe uygun olmayan sözler söylemek. 7) İki dilli ve iki yüzlü olmak. 8) Bir kimseyi yüzüne karşı medh etmek. 9) Günâhı ve suçu olmayan bir müslümanı alaya almak. 10) Günâha götürecek latîfeler yapmak. 11) Bir müslümanla alay etmek. 12) Bir müslümanı bir toplumda maskara yapmak. 13) Müslümanın sırrını başkasına duyurmak. 14) Verdiği sözü yerine getirmemek. 15) İki müslüman arasında söz taşımak. 16) Yalan söylemek. 17) Yalan yere yemin etmek. 18) Küfre sebeb olan sözleri söylemek. 19) Konuşulmaması gerekeni konuşmak. Şeyh Sa'dî buyuruyor ki: "Şu iki şey aklın noksanlığındandır: Konuşulacak yerde konuşmamak, konuşulmayacak yerde konuşmak." 20) İnsan ve hayvana lânet etmek. 21) Gıybet etmek.

    1) Hediyyet-ül-İhvân; Süleymâniye Kütüphânesi, Hacı Mahmûd Kısmı, No: 4587
    2) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.14, s.202

    Ancak Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerin açıklamaları ışığında bakıldığında Allah-u Teâlâ'nın özel bazı hikmet ve ilimler verdiği biri olduğu anlaşılır. Ayrıca sır alemine vakıf olan bir çok âlim de onun yaşadığını ve çeşitli vazifeler yaptığını bildirmektedirler.

    KUR'AN-I KERİM'E GÖRE HIZIR ALEYHİSSELAM

    Kehf suresi 65. ayette "Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik" buyurulmaktadır. Tefsir alimleri zikredilen bu zatın Hızır Aleyhisselam olduğu üzerinde fikir birliğine varmışlardır.

    İNSANLARA NASIL GÖRÜNÜR?

    Bu konuda söylenebilecek net bir şey yoktur. Zira yardımcı olmak veya sohbet etmek istediği kişiye ak sakallı bir pir-i fâni suretinde de görünebilir, tanıdığı bir insan suretinde de. Hatta sevmediği bir kişi suretinde bile gelebilir.

    Eskilerin "Her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bilirsen Kadir Gecesine de kavuşursun Hızır Aleyhisselam'a da" sözleri boşa söylenmemiştir. Onu görmeyi dert edinmiş kimseler bir gün mutlaka onunla karşılaşırlar.

    Ancak kalpleri Allah'ın kullarına ne kadar sevgi dolu ise, insanlara karşı ne kadar önyargısız iseler onu hissetmeleri veya tanımaları da o kadar kolay olur.

    Dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Karşılaşılan kişinin Hızır Aleyhisselam olduğunu yanında veya sonradan anlamış olabiliriz ancak aynı kişi ile tekrar karşılaşıldığında yine o olduğu zannedilmemelidir.

    Zira Hızır Aleyhisselam aynı kişi suretini genellikle ikinci kez kullanmaz. Ayrıca 40 gün aksatmadan sabah namazını cemaatle camide eda edenlerin Onunla mutlaka karşılaşıp görüşecekleri de Hızır Aleyhisselam'ın sırrına vakıf olanlar tarafından nakledilmiştir.

    HIZIR ALEYHİSSELAM'DAN NASIL NASİPLENİLİR?

    Hızır Aleyhisselam bazen darda kalanlara yardım etmek için, bazen de Allah'ın ledun ilmi öğrenen sevgili kullarına ilim öğretmek için gider ve kendisine bildirilen kimseler ile beraber olup onların nasiplenmesine vesile olur.

    Birçok yaşanmış hadiseyi gözönüne aldığımızda Hızır Aleyhisselam ile beraberken, onun gerçek kimliğini bilerek onunla beraber olan kişi sayısı yok denecek kadar azdır.

    Ancak O'na her daim dualarında yer veren ve Onunla karşılaşacağı anı hep tetikte bekleyen bazı Allah dostları bu lütfa nail olurlar ve O'nun gerçek kimliğini bilerek istifade ederler.

    Takdir-i İlahi'dir ki çoğunlukla karşılaştıkları kişinin Hızır Aleyhisselam olduğunu farkettiklerinde O çoktan sırra karışıp uzaklaşmış olur. Zira beraberken genellikle ağır bir gaflet olur ve O olduğunu aklımıza bile getiremeyebiliriz.

    Aslında önemli olan onunla karşılaşmış ve ondan nasiplenmiş olmaktır. Ancak elbette gönlümüz bunu bilerek yaşamaktan yanadır. Bunun yollarından biri kalbi her zaman temiz tutmaktır.

    Çünkü Hızır Aleyhisselam ile karşılaşıldığında kalpte mutlaka bazı farklı duygular olacaktır. Kalbini dinlemeyi bilen ve bu şifreyi çözenler de bu nimetten bilerek faydalanma imkanına kavuşacaklardır.

    Hızır Aleyhisselam'ı görenler anlatıyor...

    Sultan II. Mahmud Han zamanında yaşlı bir kadıncağız duymuş ki, Hazreti Hızır her gün yatsı namazında, Yeni Câmî'de görülürmüş. Kendisi de zâten Hızır Aleyhisselâm'ı görmeyi öteden beri çok istermiş.

    Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yeni Câmî'ye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya.

    O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısından bir yaşlı amca çıkagelmiş.

    Neye bakarsın hâtun?
    -Dediler ki, bu câmîde her gece Hızır Aleyhisselâm görünürmüş. Onu görmeye geldim.
    -Peki onu görsen nasıl tanıyacaksın?

    -Bilmem.
    - O zaman buradan geçse, sen onu tanıyamazsın.
    -Doğru, nasıl da akıl edemedim.

    -Bak öyleyse, sana onu nasıl tanıyacağını öğreteyim.
    -Olur
    -Arkamdaki câmîyi görüyor musun?

    -Evet
    -Işıklarına bak. Söndü mü şimdi?
    -Evet, söndü.

    - Şimdi bir daha bak, ışıklar tekrar yandı mı?
    -Baktım. Evet şimdi de yandı.

    -Peki öyleyse. İşte aynı böyle, arkasında duran câmînin ışıklarını olduğu yerden kıpırdamadan yakıp söndüren birisini görürsen, işte o Hızır'dır.

    -Doğru mu?
    -Doğru

    Hay Allah râzı olsun, demiş ve kadın beklemeye devâm etmiş. Fakat tabiî herkes dağıldığı halde, târife uygun kimse çıkmamış. Bizimki de mahzun eve dönmüş. Kocası sormuş:


    -Gördün mü Hızır Aleyhisselâm'ı?
    -Yok, göremedim.

    -Vah vah.
    -Olsun, göremedim ama, nasıl görülür çok iyi öğrendim.

    Ramazan… Cuma günü… Cuma vakti… Cami… Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde… Girenlerin arasında… O… Hızır… Hızır aleyhisselam da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor…

    Hızır’ aleyhisselâmın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta. Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır aleyhisselâm adamı dürtüklüyor:

    Uyuyacaksın, der. Adam:
    -Uyumam, beni rahat bırak.
    Hızır aleyhisselâm ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek: -Uyuyacaksın dedim, der.
    Adam: -Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.

    Hızır aleyhisselâm susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah-ü tealaya yönelerek:
    -Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi yok.
    Cevap gelir: -Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden…
    25 Eylül 2011
    #1
  2. Mevlânâ muhammed rukıyye Cevapları

soru sor

Mevlânâ muhammed rukıyye