Ibretlik hikayeler :)

İsimli konu WH 'Hikayeler' kategorisinde, !.Akeneton.! üyesi tarafından 12 Nisan 2011 tarihinde yazılmıştır. Ibretlik hikayeler :) hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. Varlığını gizleyip fakirliğini ortaya çıkarmış yaşlı bir cimrinin hazin hikâyesini kâğıda dökmek istiyorum. Dilencilik babasından kalmıştı. Dilenci olarak yetişmişti. Zaten bu iş öğrenilmesi zor olmayan, yazma okuma gerektirmeyen ve hiçbir emek sarf ettirmeyen kimlere tatlı bir uğraştı. İçire içire ve sindire sindire sinesine yerleştirmişti. Kuşkusuz böyle yetişenlerin çocukluklarında ne bir mürebbiye eğitimi ne de aile eğitimi görülmemiştir. Kimi ailelerle kıyaslanınca öyle olduğunu sanırım, her zaman kendi hallerinden memnuniyet içindedirler. Aile eğitimi, medrese ya da mürebbiye… İşte bunlar tembelliği ve bozuk davranışları önlemek için gereklidir. Anne ve babaların düzenli terbiyeleri olmadıkça, iyi nesillerin yetişemeyeceğini hep söylemişimdir. Bunu ancak anne ve baba verebilir. İyi yetişmiş çocuklar ailelerin yanında büyük mutluluk içinde yaşarlar ve topluma faydalı birey olurlar.
    Onu bizim mahallede yaşlı haliyle tanıyordum. Bizim evden bir iki sokak uzaktaydı. Daracık bir alanda, köşe başında eski bir mekândı. Yaşlı olduğuna rağmen aktifti ve yalnız yaşamaktan bir hayli mutlu gözüküyordu. Çok iri yarı bir adam değildi. Kendindeydi, hareketlerini kontrol edebiliyordu, ne yaptığının farkında gözüküyordu. Üzerinde eskimiş, siyah renkli, yamalı bir cübbe ve yıpranmış bir şapkası vardı. Hatta elbisesi o kadar yamalı ve pisti ki sanki vücuduna boyanmış bir resim gibi andırıyor ya da kazıyla çıkartılmış antika bir heykel parçasına benziyordu. Ayakkabılarıysa siyah lastikten yapılmıştı ve galiba ayaklarından iki numara büyüktü. Ayakkabısının parlaklığı göze çarpmaktaydı. Su derisine az dokunurdu, yıkanmazdı. Kirli ve kokmuş giysileri her tarafa yayılıyordu. Yaşlı olduğu halde kibar bir konuşması vardı. Hoş ve acıklı bir yüz ifadesi, rahat ve muhtaç tavırları vardı. Bu yaşa gelene kadar binlerce kez dilendi ve bütün topladıklarını harcamayarak biriktirmiş olmalıydı. Çünkü eline geçen nimetlerin çok değerli olduğunu görmeye başladığı anda eksilmesini asla istemezdi.
    Bazı günler verimli geçerdi. Bilhassa dini bayramlar, faziletli günler ve cuma namazlarından sonra çok hareketli ve bereketli hâsılatlar topladığını herkes biliyordu. Evet, böyle zamanlar çok neşeli aylardı. Yıllardır yaşadığı halde kıyafetlerini değiştirdiğine rastlamak mümkün değildi. Topladığı parayı ne yaptığını ya da nasıl harcayıp harcamadığını soran da ilgilenen de olmamıştı. Ancak sadece bir kişinin onu uzaktan ve yakından takip ettiğini geç de olsa öğrenmiştik.
    İnsanlara yaklaşınca onları en duyarlı damarlarından etkileyip, Allah’ın verdiklerinden isteme hakkı normalmiş gibi el uzatıyordu. Bütün halk bu adamı nezaketle karşılayarak şefkatle bakıyorlardı. Ayrıca onu acı içinde bırakmak istemezlerdi, sanırım. Her zamanki gibi kendini acındırarak dilenmeye çalışıyordu. Davranışları oldukça acındırıcı ve üstelik inandırıcı, son derece samimiydi. Hâlbuki semavi kitaplarında meteliksiz fakirlere ve kimsesiz muhtaç olan kişilere yardım Ayeti inmişti. Onun için insanlar böyle yardıma muhtaç kişilere iyilikle yaklaşıp yardım ederlerdi.
    Onun hakkında çok şey işittiğimiz oldu. Her sabah belli yerleri, dükkânları, camileri dolaşıp dileniyor, akşamüstü evine dönüyordu. Akşamki dolaşmanın etkisiyle gözleri daha da sönmüştü. El ve ayak hareketleri daha da ağırlaşmıştı. Özellikle elinden hiç düşmeyen eski bir file boş olarak onunla çıkıyor ve dolu erzaklarla dönüyordu.
    Topladıkları bozuk paraları evinde paslanmış teneke kutularında saklıyordu. Büyük paraları ise kendi çarşaflarına, yorganlarına ve eskimiş giysilerine yama yaparak gizlediğini sonradan öğrendik. Bu dilenci adam özellikle mahalledeki camiye daha fazla takılıyordu. Abdest alırken yamalı cübbesini hiç önemsemeden bir kenara atıp abdestini alıyordu ve cemaatten önce farz namazını bitirip hızlıca caminin girişinde dilenmek için nöbet tutuyordu.
    Evi bir evliya mezarının bitişiğindeki odadaydı. Küçük, eski, tek pencereli, çubuk demirlerle çevrili, evliyanın mekânına nazır olan bir odaydı. Evliyanın yerini temizliyor ve sürekli mum yakıyordu. Evliya için gelen yardımlar ve atılan paraları topluyordu. Odanın içinde ancak tek bir yatak ve az bir boşluk vardı. Odaya tek bir alçak basamakla çıkılıyordu. Kapısı kayın ahşaptan yapılmıştı. Üzerindeki yağlı boya iyice silinmişti. Mahallede elektik olduğu halde odasını mumla ya da gaz lambasıyla aydınlatıyordu. Loş bir odaydı. Böyle küçücük, havasız bir odadan bıkmadığı, kokmuş, yıpranmış yorganlar ve kirli çarşaflar, paçavra halılar ve kırık sandalyelerin artık ona gerçekten zevk verdiği anlaşılmaktaydı. Ben çocuk iken arada sırada evden ona yemek getirirdim. Bazen mahallenin çocuklarıyla ona beraberce gidiyorduk ancak ben odasında bir dakika bile durmak istemezdim.
    Mahallenin çocuklarından biri çok afacandı ve çok yaramazlığından dolayı sokaktan ayrılmazdı. Bu çocuk yaşlı dilenciye çok fazla takılıyordu ve onu çok rahatsız ediyordu. Bir keresinde dilenci adam dışarıdayken evine hırsız girdiğini bütün odayı alt üst edip bozuk paradan başka bir şey bulamayınca da gittiğini duyduk. Her halde onu takip eden aynı hırsız birkaç defa daha evine girmiş, çoğunda da bir şey bulamayınca evini talan edip gitmişti. Bu takiplerinin sonunda hırsız yaşlı adamı bekleyip, evden çıkar çıkmaz içeri dalmıştı. Hırsız hep onu takip ediyordu anlaşılan ve en sonunda parasını nerede sakladığını öğrenmişti. Kapının kilit deliğinden paraları sakladığı yerleri gördüğü kesinlik kazanmıştı. Ve o gün, evden daha az yamalı bir cübbeyle çıktığı görülmüştü.
    Dilenci adam eve döndüğünde eskimiş giysilerini, yatak, yorgan örtüsünü, cübbesini ve kumbaralarını bakıp bulamayınca deliye döndü. Kızgın suratını göstermeye başladığında bir başka surete dönüşüp kendini yitiriyor ve vahşileşmiş bir evcil köpek gibi halk onunla tanışıyordu. Bağırtıları bütün komşularına ve aynı hızla çevresine yayıldı. Başının belada olduğunu anlaması uzun sürmedi. Etrafına birçok insan toplanmaya başladı. Bazıları onu sakinleştiriyor, sırtını sıvazlıyor, bazılarıysa ona yeni elbise, para vermeye söz veriyordu. Bazıları da değişik sözlerle üzüntüsünü hafifletmeye çalışıyordu. Çılgınca kendini yerden yere atıyordu. “Soyuldum, soyuldum!” deyip duruyordu. Adamın bu görüntüsü herkese rahatsızlık vermişti. Sanki çok aziz bir yakınının ölüm haberini almış gibiydi ya da vücudunda bir uzvunu kaybetmişti. Gırtlağından boşalan iniltileriyle herkesin üzerine doğru atladı. Saatler, dakikalar, saniyeler geçtikçe adamın feryatları eşyalarının geri gelemeyeceğini idrak ettikçe daha da arttı. Onun bilinen sakinliği ve dil kibarlığı adeta bir anda siliniverdi. Şimdi eski ama değerli olan eşyalarını düşünürken ve çığlıklarını dağıtırken kalbinin derinliklerine keskin bir bıçak saplanmış gibi hissediyordu.
    Halk ona şaşkın şaşkın bakıyordu. “Allah aşkına evinde soyulacak ne var ki? Kırık sandalye ve paçavralar hariç başka değerli bir eşyan mı var?” dediler. Uzun bir uğraştan sonra yavaş yavaş gözyaşları azalmaya başladı ve artık akmaz hale gelince sakinleşmişti. Aşırı derecede ruhen çöküntüye uğramıştı. “Sana en güzel elbiseleri, yorgan takımlarını ve kumbaraları alırız” demeye başladılar. Bu sözleri çok tekrarlayıp durdular. Ancak bir türlü kabullendirip sakinleştiremediler. Onu sakinleştirmek için çok çaba sarf ettiler. Yine de bağırıp çağırıp “benim yorganlarım, çarşaflarım!” diye sayıklayıp duruyordu. “Onları istiyorum. Başkasını istemem, onları istiyorum!” diyerek ağlayıp kendini yerden yere acı bir şekilde vuruyordu. Kafasını duvarlara tosluyordu. “Eşyalarımı getirin, eşyalarımı getirin!” diye bağırırken halktan yalvararak yardım istedi. “Üç tane yorgan, üç tane çarşaf, iki elbise ve dört tane kumbaram vardı, hepsi de gitti. Yıllarca biriktirdiklerim bir anda uçuverdi.” Artık ağlamaktan sesi kısıldı.
    Halkın onu bu haliyle bırakmaya da vicdanları hiç el vermemişti. Halk ona, “bu eskimiş eşyalar için kendini o kadar mahvetme,” diye şiddetle ikaz da bulunmuştu. Fakat bu çalınan paçavralara karşı çok ağladığını ve yenilerini ret edip beğenmediğine bir türlü anlam veremediler.
    “Daha önce ne verirlerse hayır demezdi” diyerek hayrete düştüler. Her şeyin yepyenisini sundukları halde, üzüntüsüne bir türlü çözüm sağlayamadıklarından dolayı şaşkınlıkları iyice artmıştı. Onun çalınan eşyalarına çalıntı bile denmez diye düşündüler. Ayrıca o kadar üzülüp ağlamasına çok şaşırmışlardı. Dilenci adamın feryatları, ağlamaları, hıçkırıkları o kadar üzücüydü ki, duvarların kulakları olsa duyduklarında ağlarlardı. Öyle yarı baygın bir şekilde ortada dolanıyordu. Bütün sunulan teklifleri ret etmek pek akıl karı bir seçim olamazdı. “Acaba bu işin arkasında bilmediğimiz bir şey mi var?” diye akılarından geçer gibi oldu. Bir daha ona sordular, “tekliflerimizi az buldun diye mi beğenmiyorsun? Daha fazlasını vermeye hazırız, yeter ki artık ağlamayı kes!” diye biraz sert konuştular. Önce oturmasını istediler.”Bize anlat tekrar dediler”. Fakat pek işe yarayacak gibi gözükmüyordu. Hakikatten herkes elinden geleni yaptı.
    Ağlamayı kestikten sonra “aslında başından beri size söylemeliydim” dedi. “Siz bu konuda hiçbir şey bilmiyorsunuz. Durum çok daha farklıydı. Utancımdan bir şey söyleyemedim çünkü herkes beni fakir ve muhtaç olarak tanıyordu. Bu paçavra dediğiniz eşyalarım, bu benim en değerli servetim, bütün paralarım hepsi içinde saklıydı. Halktan ve sizin sayenizde miktarını sayamadığım mal elde ettim. Yardımlarınız için size minnettarım. Yaklaşık yarım asırdan fazla dilencilik yaptım. Sadaka, zekât topladım ve hiç harcamadan biriktirdim. Kendime hiç bakmadım. Ne doğru dürüst bir evde kaldım ne de güzel bir yaşantım oldu. Çocuklarım olduğu halde onlara hiç bakmadım, onlara bakmamak için şehre geldim. İmamın yardımıyla evliyanın bitişiğindeki odayı verdiler. Çocukluğumdan beri dilencilik yaptım. Babamın zorlamasıyla dilenciliğe alıştım. Evlendim ve çocuklarım oldu, aşırı cimriliğimden dolayı eşimle ve çocuklarımla ayrı kaldım. Şimdiyse her şeye yeniden başlamak imkânsızdı. Bana hırsızı yakalayın, çaldıklarını getirin!”diyerek yalvarıp yakardı. “Ömür boyunca bütün elde ettiklerimi eski elbiselerimin, çarşaflarımın ve yorganlarımın içine yama yaparak dikip sakladım. Kaç kere evime hırsız girmişti. Evimin altını üstüne getirmişlerdi ama bir şey bulamamışlardı. Çalınan çarşaf ve yorganlarım hayatımdaki en kıymetli varlıklarım ve en değerli eşyalarım olduğunu defalarca söyleyebilirim.” Tekrar ağlayıp durdu. Ardından acı ve gözyaşları yanaklarının üzerinden kayıp yere düşüyordu.
    Kafası öne eğikti ve omuzları da neredeyse birbirlerine yapışacaktı. Kemiklerine kadar işleyen üzüntü, ellerin yanaklarına yapışmasına neden oluyordu. Yerde biçimsiz bir şekilde zıplayıp oturuyordu. Mahalledeki bir kişi şüpheliydi ve çevredeki komşular onun hakkında çok konuştu ama tam kesin delil olamayınca polise başvurmamışlardı. Bütün gün ağlayıp durmuştu. Mahalle halkı yavaş yavaş dağılmaya başlayıp yalnız bırakıldı. Zavallı adam evine doğru ilerlerken, bir yandan da şimdi ne yapacağını, nasıl bir gece geçireceğini, eşyaları geri alıp almayacağını düşünüyordu. Zaten ciğerleri patlayana kadar bağırmış, ağlamıştı. Yüzü solgun ve vücudu bitkin bir halde duvarlarda sendeleyip yürüyordu. Kendi kendine fısıldayıp duruyordu. Ona yemek verildi. Yemek yemeden yatağına doğru yönelip uzanmıştı. Kaç çeşitli yemek getirildi ve hepsi birbiriden nefis olduğu halde bir lokma ya da bir yudum su bile ağzına almamıştı. Çünkü ertesi sabah yemekler bütünüyle olduğu gibi bulunmuştu. İştahı tamamen kesilmişti, anlaşılan. Bu hırsızlık olayı canını çok acıttı. Başına gelenlerin üzüntüsü adeta hayatına mal oldu.
    Herkes yatağında mışıl mışıl yatıyordu ama cimri adamın o geceyi nasıl geçirdiğini Allah’tan başka kimse bilmezdi. Evde ertesi sabah ölü olarak görülmüştü. Her halde akşam ölmüştü. Çünkü yüzündeki değişiklikler normalinden farklıydı. Yüzüstü kafasını yastık altına gömmüş, bir kolu yatak kenarından sarkarak vücudunun her noktasında morarma ve gergin halde yatağında örtüsüz olarak bulunmuştu. Her tarafı soğumuştu. Yavaşça kaldırıp düzgün hale getirilmişti. Yıkanıp temizlenmiş ve muhtemelen erken vakitte de defnedilmişti. Defin esnasında mezarı başında çok fazla insanın bulunmadığını öğrendik.
    Herkes fakir ve muhtaç diye tanıyordu. Bazıları “cimrinin sonu böyle olur”, bazılarıysa “hiç hayat nimetlerinden faydalanmadan ölüp gitti”, bazıları da “bu kadarını sakladığını kimse tahmin edemezdi, topladı topladı ölüp gitti.” Diyerek yorumlar yapıyorlardı. Öbür dünyada her topladığı kuruşun hesabını vereceğini bilmez miydi? “Kimsesi yok, çocuğu da yok diye bize yutturup dileniyordu, işte dilenci adam kahrından ölmüş” dediler. Aslında çocukları vardı, sonradan öğrendik. Çoğu da okumuş kültürlü insanlardı. Babalarına hiç benzemiyorlardı. Dilencilikten bir türlü babaları vazgeçiremediler. Kimi avukat, kimileri öğretmen de olmuşlardı. Adamın aşırı cimrililiğinden dolayı anneleri çocuklarını alıp perişan halde onu terk edip gitmişti. Çocukların anlattıklarına göre onlara çok eziyet çektirmişti. “Biz ondan razı olmasak bile gene Allah Teâlâ onun hataları ve noksanları af etsin” diye kısık sesle söylediler. “Hiç onun varlığıyla ilgili kimseye söz etmezdi, annem de bilmezdi. Çok zor şartlarla büyüdük.” üstüne basarak kısaca söyleyebildiler. Görünüşe bakılırsa ölüm nedenini duydukları halde hiçbir üzüntü ya da tepki göstermediklerine dikkat çekti. Çok problemdi zaten. Halk, “eğer mezar yerini ararsanız, onun defin edildiği yere götürebiliriz. Üzüntüden öldü işte, o üzüntüyü kaldıramadı…” mezarını göstermişlerdi. Ve her desteği sağlamaya çalıştılar.
    Evet, hikâyenin öz manasına ve sonuna geldik. Cimrinin sonunda ya parası uçup gider ya da yararını görmeden ölüp gider. Muhakkak ki bir zıtlık vardı, iyilik yapmak ve yapmamak, Allah’a karşı sorumlu olmak ve olmamak, kanaatli olmak ve olmamak, daha açık tabir etmek gerekirse bütün aç gözlü olanların, cimrilerin, yalancıların ve fırsatçı olanların kalplerinde kaybolmuş bir iyiliğin çareliği başka insanların bedeninde aradıklarını görürsün. Onun için hiçbir zaman dürüst olamaz ve iyilikte yapmaz, hep başkalarından beklerler.
    Cimri adam, pislik içinde doğup yaşamıştı, zelil olarak hayatını sürdürüp yaşlanmıştı, rezil olarak ve kimsesiz ölmüştü. Allah’ın ayetini hatırlatarak bitirmek istiyorum, “…altın ve gümüşü biriktirip, Allah yolunda sarf etmeyenler var ya, işte onları acıklı bir azap ile mücadele!” tövbe süresi (34)
    Esra mor saçlı 17 yaşında bir cici saf bir kızdır. Esra\’nın evi çok büyüktür. Çatı katını çok sever. Ve her akşamüzeri çayını orada yudumlar. İnsanları seyreder. O akşam tatildi. İşi yoktu.
    Esranın sevgilisi Can sarı saçlı 19 yaşında ve oldukça çekici ve çapkındır. O gün Esraya telefon açtı.
    -Alo aşkım.
    -Efendim can?
    -Napıyorsun?
    -Hiç çayımı içiyorum.
    -Gel çok iyi bir yer biliyorum. Manzarası mükemmel. Sana ordan birşeyler ısmarlamak istiyorum. Gelirmisin canım?
    -Elbette aşkım. Bekle yarım saate kadar ordayım .
    Dırınk.
    Ve metroda buluştular. Uzun zamandır görüşemiyorlardı. Öpüştüler koklaştılar. Ve metro geldi.
    Hepsi Ayşe teyzenın meşhur olan dürümünü ve yanında ayran içtiler. Karınları doymuştu. Şimdi manzara seyretme zamanıydı.
    -Ay aşkım burası çok güzelmiş. Nerden buldun burayı?
    - BeN bulurum aşkım. Sen yeterki iste. ..
    -Aaa aşkım parayı vermeyi unuttuk kadına.
    -Aaa doğru söylüyorsun. Verip gelirmisin aşkım sana zahmet olmazsa parasını vereyim de. ..
    -Tamam aşkım ne demek.
    Ve Esra kadına parasını ödemeye gider.
    Esra Can \’ı ölesiye cok seviyordu. Onun için canını bile verebilirdi. …
    Esra parayı ödemek için kadının yanına gider. Ama Can fırsat kollamaktadır. Üstte Esradan da güzel bir kız vardır. Üstelik yalnızdır. Onunla tanışmak için Esra\’yı bu yüzden göndermiştir.
    Ve Can hemen yukarı çıkmıştır. Kızla tanışmıştır.
    -Selam şeker bayan.
    -SeLaM.
    -Çok güzelsiniz.
    -Teşekkür ederim. sEnde çok tatLsn.
    -Senin yanında ne kalırki benim tatlılığım.
    -Çok mersi.
    -Birşey söylemek istiyorum sana.
    -Evet.
    -şEYY…
    O sırada Esra gelir. Ve dediği cümleyi duyar.
    Can onun geldiğini görür ve hemen onun yanına gider.
    Neyi açıklayacaktı ki? Onu sevdiğini mi? Yoksa Esra!yı aldatdığını mı?
    Esra koşarak ağlamaya başlar.
    Esra çok sinirliydi. Canını bile verebilecek kişinin bunu yapacagını hiç düşünmüyordu.
    Can apaçık kendisinin gitmesini fırsat kollamıştı….
    Esra bir anlık öfkesiyle kendini uçurumdan atmayı düşünüyordu. Can bunu yapamaz o kendine kıyamaz diye düşünüyor müdahale etmiyordu. Ama Esra öyle düşünmüyordu. Gayet kendini atacaktı…
    eVET şaka maka değildi. Esra kendini attı…. Aşağıda dere vardı ve hiç derin değildi. Hemen altında toprak çamur vardı. Ölümü çok feci olacaktı… Hemde çoookk …. Cann ne kadar da olsa hayır diye bağırmış olsada onu alıp geri getirmiyordu. Bir anlık çapkınlığı ölüme sahip olmuştu. Yaptıgından çok utanıyordu pişmandı. dUMMMKK….
    Ve Esra\’nın başı yerinden koparak öldü.
    Bir ders ,bin Bir Ibret.
    Hazreti Ömer,Medine’ye birkaç mil mesafede bir yere gidiyor. Uzaklarda,hüngür hüngür ağlayan üç çocukla çevrili bir kadın görüyor. Kadın,bir tencereyi karıştırmakta, bir şeyler pişirmektedir. İnsanlar hakkındaki “Büyük” tabirinden daha büyük Hazreti Ömer,kadına çocukların niçin ağladığını soruyor. Çünkü anaları,onlara iki günden beri yemek verememiştir; çaresi kalmayınca da tencereye su koyarak un kaynatıyormuş gibi taklit yapmaktan ve böylece çocukları oyalamaktan gayri elinden bir şey gelmez olmuştur. Hazreti Ömer,hemen Medine’ye gidiyor;taşıyabileceği kadar un,yağ,hurma alarak sırtına vuruyor ve aynı yere dönüyor. Halifeyi arkasından takip eden kölesi yalvarıyor:

    -Müsaade et de ben taşıyayım.
    -Hayır! Kıyamet günü benim yüküme ortak olacak değilsin!..
    Hazreti Ömer,kadının yanına geliyor. Gıdaları teslim ediyor. Kadının neşe ve saadetten uçuşunu mahzun gözlerle seyrediyor. Ateşin yakılmasını bizzat üzerine alıyor. Yemek bittikten ve çocuklar,artık gözleri kuru,oynamaya başladıktan sonra,anaları ellerini açıp ta gönlün içinden şu çığlığı koparıyor:
    -Allah sana mükafatını versin! Ömer’in oturduğu makama sen layıksın,o değil!
    Ve Hazreti Ömer,Ömer’in kendisi olduğunu söylemeden,inci gibi gözyaşlarıyla süslü gözler ve gözlerinde gölge gölge düşüncelerle Medine’ye dönüyor.
    bir evin bir oglu babayı ameliyat masasında kaybetmiş hayata kırgınlıgı başlamıştı aile bagları çok güçlüydü ailesi biran önce onun yuva kurmasını istiyordu kaç kıza gittiyse begenmedi günün birinde bir 2 arkadaşıyla geyiğine bir falcıya giderler falcı 15 gün içinde ani bir aşk 25 gün içinde evlilik der gülüp çıkarlar mekanı için verdiği işçi ilanlarındaki elemanlara bakıyordu kısa boylu dudagını üstü benli hafif ama belirgin gamzesi oan üstü başı perişan kız onu şaşırttı iş görüşmesine böyle nasıl geldi diye düşünürken kıza tamam alındın diye yanıt verdi 1 kaç gün böyle geçti mutfakçı kız bir gün ona 1 dilim kakaolu pasta ikram etti ben yaptım arkadaşlar kakaolu tatlıları sevdiğinizi söyledi belki bu tatlı keyfinizi yerine getirir dedi veee pasta yendi yarım saat sonra terleme daralma başladı kız kolonya döküp rahatlatmaya çalıştı oglanın ablası bu olaydan rahatsız olmuş mutfakçıya karşı tuhaf nefrete benzer duygularla onu uzaklaştırmak hatta işine son vermeyi düşünüyordu derken 10 gün içinde oglan kıza sırılsıklam aşık oluyor büyük çiçekler elbise almalar veeailesine evlenecegi kızı buldugunu söyler aile şaşkınlık içinde kimdir necidir demelerine fırsat olmadan kızı istemek için gün alırlar velhasıl sözde kızın babası uzun yol tır şoförü oldıugu için söze deyil ama nişana yetşcekmiş evleride yakın bi tarihate sigortadan çıkan yangında yandıgı için annesinin pisikoljisinin bozuklugu ve ev ortamı için kusura bakmamamız gerektiğini vurguladıoglan tarafı baba yerine amasını büyük eniştesini götürdüler gümüş tepside çikolata taşlarla süslü devasal arajman çiçek buketi ıvır zıvır kapıda büyük teyze karşılar dakka 1 gol 1 erkeklerin içeri giremiycegini kendi erkeklerin evi terk ettiklerini sebebin ise oglan tarafını alevi oluşu ortam büyükler tarafından yumuşatır içeri girilir kızın erkek vekili 23yada 27 yaşlarında ya var ya yok küçük bacının eşini koyarlar allahın emri anılır nişan günü belirlenir ama amcanın ve oglanın eniştesinin suratları asılmıştır kız tarafının sözcüsü hem gelin olucak kız hemde teyzesi istekleri kısaca şöyle düğün salonu siyah bwm araba gelin aracı vede kız kaynana yanından ayrı bir eve asla geçmiycek gelinlik ve nişanlık satın alınıcak maddi durum olmadıgı için bütün masraflar oglan tarafından karşılanıcak nişan tarihi geldi baba yok tel kızını ve damadını tebrik etti tır halen sözde yabancı ülkedeymiş düğün için davetiyeler basıldı amca bey oglan ve oglanın ailesiyle ani bir görüşme talebinde bulundu söze başladı istediğiniz kızı ve ailesi benim daha önce oturdugum çinçinden tanıyorum kızın babaannesinin hırsızlıktan mahalle kavgasından hergün karakolluk olduğunu babasınında dışarda deyil çeşitli bu kaçıncı tam bilmediğini hapiste olduğunu anlattı herkes şaşırmıştı derken büyük görümcenin bi arkadaşıda telefonla kızın cüzdandaki yaşını küçük oldugunu anayaşını yazdırmadıklarını daha önceki evlerinide kızın nişanlısı tarafından yakıldıgını oglanın şuanda hapiste oldugunu söyleyip düğünü iptal etmesinin hayırlı olucagını söyledi ama oglan ısrarla ailesinin hataSINI KIZA VURMANIN ANLAMI OLMADIGINI AİLESİNE SÖYLÜYORU ANNESİ DÜĞÜNDEN ÖNCE BİR HOCAYA GİTMEYİ DÜŞÜNÜR ÇÜNKÜ OGLU ÇOK DEGİŞMİŞTİ BU AŞK DEYİLDİ BÜYÜK KIZI BİR HOCA BULUR GİDERLER KIZI 3 YADA 4 KERE YÜZÜK ATTIGINI OGLANA TATLI ÜSTÜNE Bİ OKUTMA YAPTIRIP YEDİRTİREREK KENDİNE BAGLADIGINI SÖYLER İSTEMİYE İSTEMİYE DÜĞÜN HAZIRLIKLARI TAMAMLANIR KIZA BU KONLAR SORULDUĞUNDA SİNSİ MASUMANE Bİ TAVIRLA İZMİRE KIZ KARDEŞİYLE KAÇIRILDIGINI AİLESİNİN ŞİKAYETİ ÜZERİNR BULUNUP KURTARILMIŞLAR MİLLETİN KÖTÜ GÖZLE BAKMAMALARI İÇİÇN AİLE ARASINDA NİŞAN TAKILDIGINI AYRILINCADA EVİ YAKTIKLARINI OGLANIN TERK ETMESİ KORKUSUNDAN SÖYLEYEMEMİŞ AMA BAKİRELİK RAPORU İSPATLANMIŞ İSTERLERSE TEKRAR KANITLARMIŞ NASIL OLSA RAPOR VAR DEDİ DÜĞÜN GÜNÜ BABA İZİNLİ ÇIKTI HAPİSTEN GELİNİ BABASI ÖZEL KİALIK BİR ARBA 2 MİLYAR CEP HARÇLIĞI İSTEDİ VERİLDİ GELİN VE YAKINLARI KUAFÖRDELER MAŞALLAH KOMPLE YAKINLARININ AGDALARI MANKÜRPEDİKÜR ÖMÜRLERİNDE KAÇKERE YAPTIRDILARSA HANİ DERLERYE BABAMIN EVİ UZAK OLSADA ÖVÜNSELER MİSALİ HERŞEY ERKEK KARDEŞLERİNİN MUTLULUKLARI İÇİN SUSUYORLARDI DÜĞÜN ÇOKTAN BAŞLAMIŞTI AMA ORTALIKTA NE GELİN NEDE AKRABALARI VARDI BABASI LİMBOLİMBO ŞİELERİ SÖYLÜYOR ZARBELA ZORBELA GELİN ARABASINDA SAGDIÇ GELİN DAMAT ÇIKA GELDİLER KOCA DÜĞÜN SALONU BOMBOŞTU OGLANIN SÖZDE AKRABALARINI GÜLMELERİ FISFIS DEDİKODULARI ÇINLIYORDU ORTALIKTA DÜĞÜN BİTTİ OGLAN EVİNDE ÇARŞAF ÇIKMADI OĞLAN AYILDI KIZI BABAEVİNE GÖTÜRÜYORDU BU SEFERDE OĞLANIN ANNESİ VE ABLALARI KARŞI ÇIKTI YA BAŞTAN BU PİSLİKLERE GÖZ YUMMAYACAKTIN YADAAAA OLY KAPATILDI KIZ HALEN ISRARLA BAKİRE OLDUGUNU VURGULUYORDU BÜYÜK ABLA DÜĞÜN SABAHINI ERTESİ GÜNÜ KIZLA KONUŞTU BAK BİR AVUÇ BOKTU YALANLARLA BÜYÜLERLE KARDEŞİME TUZAK KURDUN İÇİMİZE GİRDİN GEÇMİŞE SÜNGER ÇEK ADAM OL YOKSA GELDİĞİN YERE DEYİL SENİ ŞEYTANINA KAVUŞTURURUM DEDİ BİRBUÇUK AY SONRA HAMİLE OLDUGUNU SÖYLEDİ AİLE SEVİNDİ OGLANIN ANNESİ TEK BÖREK VE AYAK AĞRISI İÇİN 15 GÜNLÜK HASTANEDE YATTIBÜYÜK GÖRÜMCE REFAKATÇİYDİ SÜREKLİ GELİNİ ELİNDE BİR ANAHTARLA PİSPİS GÜLERKEN GÖRÜYORDU HASTANE İŞLEMLERİ BİTTİ KAYNANANINEVE GELİŞİNİN 2 Cİ GÜNÜ KOCA VE GÖRÜMCELER İŞE UGURLANDI ÖĞLEN SAATLERİNDE KOMŞULAR İŞYERİNİ ARADI GELİN KAYNANASININ ÜSTÜNE KAPIYI KİLİTLEYİP EVDEN KAÇMIŞ BEYNİNDEN KURŞUN YEDİLER ORTADA SEBEP YOKTU ARACILAR GÖNDERİLDİ HAKARET YEDİLER AYRI BİR EVDİ İSTEGİ YERİNE GETİRİLDİ ÇOCUK DÜŞTÜ DEDİ 1 İKİ ÖZEL HASTANEYE GÖTÜRÜLDÜ BÖYLE BİRŞEY YAŞANMAMIŞ KİSTLE ALAKALI BİR DURUMMUŞ HAMİLELİK HİÇ YAŞANMAMIŞ 25 GÜN SONRA TEKRAR EVDEN KAÇTI TEKRAR GETİRİLDİ VE TEKRAR HAMİLE HABERİ BU SEFER DOGRU RİCA MİNNET YALVAR YAKAR GETİRİLDİ ÇOCUK DOGDU ANNE SÜTÜ İLK GÜN GELDİ BİRDAHADA AKMADI BÜYÜK GÖRÜMCE VE KAYNANA 3 AY 1 HAFTAYA KADAR BEBEGE BAKTILAR ÖZEL MAMALARLA BEBEK 8KĞ OLMUŞTU BİRGÜN BÜYÜK GÖRÜMCE TESADÜF ESERİ BİGİSAYARI AÇTI AMAN YARABBİ GELİNLERİ FESBUK DENEN BİRYERE LİSE ÖĞRENCİSİYİM İLERİYE DÖNÜK CİDDİ ARK ARIYORUM DİYE YAZMIŞ ODASINI KURCALADI BİRŞEY BULAMADI BİR İKİ GÜN SNR TESADÜFEN KİLERDE BİRŞEY ARARKEN BİR DEFTER BULDU ÜSTÜNDE KOCASINI SEVGİLİLER GÜNÜNDE KALPLİ KÜÇÜK ĞÜL RESMİ YAPIŞIKTI OKUDU OKUDU GÖZLERİ FALTAŞI OLDU KULAKLARINDAN DUMAN ÇIKTI ESKİ NİŞANLISINA MEKTUP AŞIK OLDUGU BİR İKİKER BİRLİKTE OLDUGU TEYZESİNİ OĞLUNA FANTAZİLERİNİ VEDE SAÇMASAPAN ŞEYLER AKŞAMI ZOR BEKLEDİ GELİNE HESAP SORDU O İSE O KADAR RAHATKİ NE YAPICAN KARDEŞİNEMİ SÖYLİYCEN Kİ İNANIR SİZE BİDE OGLUM VAR İİFTİRA DERİM ŞOKTAYDI BİR ARA KIZIN GIRTLAGINA SRILDI ANNESİNİN SESİNİ DUYUNCA GÖRÜMCE KENDİNE GELDİ VEEE15 GÜN SONRA GELİN HANIM İŞYERİNDEN TEKRAR KAÇARRR 1 HAFTA SONRA KAPIYA POLİLER ELLERİNDE SAVCININ KAĞIDILA GELİR SEBEP HÜRRİYETİ ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLAMA ZORLA ŞEVKATE İHTİYACI OLAN ÇOCUGU ANNEDEN UZAKLAŞTIRMA ÇOCUGUN ANNEYE TESLİMİ VE İFADE İÇİN KARAKOL ÇOCUK ANNEYE VERİLİR ERTESİ GÜNÜ İŞYERİNDE TELEFONLAR SUSMAK BİLMEDİ MEGER GELİN HANIM BU SEFERKİ GİDİŞİNDE SADECE EVDEKİ ZİYNETLER HARİCİ EŞİNİ İŞ YERİNDEKİ MÜŞTERİLERİDE KOCASINI KAYINVALİDESİNİN ADINI KULLANARAK 3 MİLYARA YAKIN Bİ PARAYI ÇARPARAK UÇMUŞ ŞİMDİ KOCA VE ONUN AÇIKLARINI YAKALIYAN GÖRÜMCE MAHKAMELİK VELHASIL KELAM SÖZDE YIKILAN BİR YUVAYAMI YOKSA GÜNAHSIZ ORTADA KALAN ÇOCUGAMI GİDEN MADDİYATAMI EN ÖNEMLİSİ MANEVİ OLARAK VERİLEN SEVGİYEMİ EMEGEMİ YIKILAN ALDATILAN KOCAYAMI YOKSA ÇEVREYE REZİL OLMAYAMI YANALIM ACELECE DAVRANILDI ARAŞTIRILMADI YALANLARLA KENDİ PİSLİKLERİNİ KAPATMAK İÇİN TEMİZ İNSANLAR KULLANILDI ŞUANDA HALEN FESFUTTA ERKEK DAHA DOGRUSU BİZİM GİBİ YENİ KERİZLERİ DÜŞÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR AİLECE BU İŞLERLE UGRAŞIYORLAR MASUM HELEHELE TEREBAKIP SUSKUN İNSANLAR DİKKAT DİLDE YADA GÖSTERİŞ İÇİN İBADET YAPANLARDAN UZAK DURUN MEZHEP Dİ ERNK BUNLAR BAHANE OGLAN TARAFI ALEVİYDİ AMA NAMAZ KILARLARDI ZEKAT VERİRLERDİ KABİR ZİYARETİ YAPARLARDI ATAYA SAYGI ALLAHA KORKU VARDI HASIL ALMAZ BAL KOKMAZ KOKARSA AYRAN KOKAR MAYASI BOZUKEVLENECEKSENDE YARENLİK EDECEKSENDE SEVİYENDEKİLERİ BUL AŞAGIDAKİLER SENİ DİVANE ARSIZ EDERLER YUKARDAKİLER KİŞİLİK BOZUKLUGU BİR AİLEDE ANA HAKİKATEN ÖNEMLİ BİR ÇÜRÜK ELMA HEPSİNİ BOZARHZ ALİNİ LAFI AÇ DOYARDA GÖZÜ AÇ DOYMAZ CAHİL ÖĞRENİRDE ŞEYTAN YOLA GİRMEZ
    TANI
    bir erkekle kadın evlenmek üzerelerdir evlendiklerinde oturmak için bir ev bakmaktadırlar. evlere bakmışlar ve sonra ev döşemek için mobilya bakarlar adam karısına sana bir sürpriz yapmak istiyorum ben yatak odamızı döşiyeyim sen evin gerisini istedigin gibi dösersin der kadın bunu kabul eder çok merak eder kocasının nasıl bir oda yapacagnı. bir gun kocasının yatak odasının kapısının ustunde yatak odasının anahtarını unuttugunu farkeder ve merakına yenilerek odaya girer ve odaya girdiğinde dehsete duser.
    odada duvarlar kapkara doyayla boyanms ve odada bir masa uzerinde balta bulunmaktadır oglan gercekten bir sadisttir sinsilikle kızla evlenip onu kurban etmeyi dsnmektedir



    OKUYANLARA TEŞEKKÜRLER :)
    12 Nisan 2011
    #1
  2. Ibretlik hikayeler :) Cevapları

soru sor

Ibretlik hikayeler :)