Friedrich Nietzsche den alıntılar

İsimli konu WH 'Felsefe' kategorisinde, S@N@N€ üyesi tarafından 10 Ocak 2010 tarihinde yazılmıştır. Friedrich Nietzsche den alıntılar hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. "Bak" diye sürdürdüm konuşmamı, "şu âna bak! Geçitten, Ândan, sonrasız bir yol uzanıyor geriye doğru: bir sonrasızlık var arkamızda."

    Her yürüyebilen, bu yolu daha önce yürümüş olmalı değil midir? Her olabilen, daha önce olmuş değil midir?

    Peki her şey daha önce de var idiyse: bu âna ne dersin, cüce? Bu geçit dahi, -önceden var olmuş olmalı değil midir?

    Ver her şey birbirine öyle bir bağlı ki, bu ân, bütün gelecek şeyleri kendine çekmekte, dolayısıyla, kendini de çekmekte, -öyle değil mi?

    Çünkü her yürüyebilen, bu uzun yolu bir daha yürümelidir ileri doğru!-

    Peki ayışığında sürünen şu yavaş örümcek, peki ayışığının kendisi, peki geçitte fısıldaşan, sonrasız şeyler konuşan senle ben, -hepimiz daha önce de var olmuş olmalı değil miyiz?

    -ve dönmeli ve önümüzdeki öbür yolda, o uzun, korkunç yolda yürümeli, sonrasızca dönmeli değil miyiz?

    Böyle konuştum, gittikçe yavaş konuştum: çünkü kendi düşüncelerimden ve ard düşüncelerimden korkuyordum. Derken, bir köpek uluması işittim yakında.

    Daha önce de böyle bir köpek uluması işitmiş miydim? Düşüncelerim geriye doğru koşuyordu. Evet! Çocukken, -en uzak çocukluğumda:

    -böyle bir köpek uluması işitmiştim o zamanlar.
    -----------------------------------------------
    Bizden üstün olan bir varlığı yaratmak, doğamızda vardır. Bizi aşan şeyi yaratmak! Bu, üreme içgüdüsüdür, eylem ve yapıt verme içgüdüsüdür. Her istenç bir amacı varsaydığına göre, insan da halen varolmayan, ama varlığının sonu olan bir varlığı varsayar. İşte gerçek istenç! Aşk, yüceltme, fark edilen mükemmellik, şiddetli özlem bu amaç içinde özetlenir.




    Bir imparator, hiçbir şeye fazla önem vermemek ve huzur içinde kalmak için, sürekli her şeyin değişkenliğine inanıyormuş. Değişkenliğin benim üzerimde çok başka bir etkisi var; her şey kaçıcı olduğu için her şey bana çok daha değerli görünüyor. Bana öyle geliyor ki, en değerli kötülükler, en hoş kokulu bitkiler her zaman denize atılmışlar.





    Çaba göstermekle ilgili hiçbir anım yok. Yaşamımda en küçük bir mücadele izi bulamazsınız, benim yapım hiç kahramanlığa özgü değildir. Deneyimim bir şeyi "istemeyi," bu şey için tutkuyla çabalamayı, bir "amacı" hedeflemeyi veya bir arzuyu gerçekleştirmeyi hiç bilmez.




    "Korkmanın unutulduğunu" göstererek kazanılmış gücün ve güvenin kanıtını vermek; güvensizlik ve kuşkuyu içgüdülerimize güvenle değiştirmek; kendi bilgeliği ve hatta saçmalığı içinde kendini sevmek ve kendi kendini onurlandırmak; biraz soytarı, biraz tanrı olmak; ne bir deri bir kemik, ne de baykuş olmak; ne karayılan...




    Büyük kozmik söylem: "Ben vahşetim, ben kurnazlığım", vs., vs. Bir hatanın ve tüm acının sorumluluğunu üstlenme korkusuyla alay etmek (yaratıcının alayı). -Hiçbir zaman olunmadığı kadar acımasız olmak, vs. -kendi yapıtından tatmin olmanın en üst biçimi; bu biçimi, bıkmadan usanmadan yeniden inşa etmek için parçalar. Ölüm, acı ve yok olma üzerinde yeni bir zafer.





    Karşısında hiçbir şey yapılmayan sevincin sahte bir görüntüsü vardır: Ama onu benimseyen kişi sonuçta onunla yetinmek zorundadır. Mutluluğa sığınan bizler, bir şekilde öğlene ve çılgın, aşırı bol bir güneşe gereksinimi olan bizler, maskeler içindeki bir geçit törenine, anlamı kaybettiren bir gösteriye benzer yaşamın geçip gittiğini görmek için yolun kenarına oturan bizler, korktuğumuz bir şeyin bilincine vardığımız doğru değil midir? İçimizde kolayca kırılan bir şey var. Çocuksu ve yıkıcı ellerden korkacak mıydık? Yaşamın parlaklığının, sahteliğinin, yüzeyselliğinin, parıltılı yalanının içine bu nedenle mi sığınıyoruz? Neşeli görünüyorsak, hüzünlü olduğumuz için midir? Ciddiyiz, uçurumun farkındayız -ciddi olan her şeye karşı korunmamızın nedeni bu mudur? Kendilerinde bir derinlik eksikliği keşfettiğimiz melankolik zevke sahip kişilerle içimizden alay ediyoruz -ne yazık ki onlarla alay etmekle birlikte onları kıskanıyoruz- çünkü onların hoş hüzünlerini kendimize uygun görecek kadar mutlu değiliz. Bizim hüznün gölgesine kadar kaçmamız gerekiyor: Cehennemimiz ve karanlıklarımız bize her zaman çok yakındır. Korktuğumuz bir şeyi biliyoruz ve onunla baş başa kalmak istemiyoruz; ağırlığı karşısında titrediğimiz, adı fısıldadığında rengimizi attıran bir inancımız var -buna inanmayanları mutlu sanıyoruz. Hüzünlü gösterilerden kaçıyoruz, acı çeken kişinin yakınmalarına kulaklarımızı tıkıyoruz; dayanıklı olmayı bilmezsek merhametten paramparça oluruz. Bize, yiğitçe uygulayacağımız alaycı bir tasasızlık kalıyor! Buzullar üzerinden geçen soluk, serinlet bizi! Artık hiçbir şeye canla başla sarılmayacağız, en üst tanrısallık ve kurtarıcı için maske seçiyoruz.





    Tüm sürprizlere karşı kendini iyi savunduğu ve güçlendiği için artık kendi kendine yeten bu egemen kafadan siperlerini ve gizemini istiyorsunuz ve bununla birlikte aldatılmış meraklılar olarak, onun mülkünü çevreleyen yaldızlı parmaklılar arasından merak içinde göz ucuyla bakıyorsunuz: Çünkü bilinmez ve belirsiz bir koku alaylı alaylı yüzünüze üfleniyor ve gizli zevk ve bahçelerdeki bir şeyi gözler önüne seriyor.




    İnsanın sağladığı böyle bir yazgının formülü isteniyor mu? Bu formül, benim Zerdüşt'ümün içinde bulunur:

    Kötünün ve iyinin içinde yaratıcı olmak isteyen kişi, önce yıkıcı olmalı ve değerleri yok etmelidir.

    Böylece, en büyük kötülük, en büyük iyiliğin bir parçası olur, ancak, en büyük iyilik yaratıcıdır.

    Ben, şimdiye kadar hiç kimsenin olmadığı kadar korkunç bir insanım, ama bu benim en iyiliksever insan olamayacağım anlamına gelmez.

    Yıkımın verdiği mutluluğu tanıyorum. Bu mutluluk benin yıkım gücüme uygundur. Her iki durumda da olumluluk ile olumsuzluğu ayırt edemeyen Dionysos yapıma boyun eğiyorum.




    Güçler dünyası hiçbir azalmaya uğramaz. Çünkü zamanın sonsuzluğu içinde güçsüzleşir ve yok olup gider. Güçler dünyası hiçbir duraksamaya izin vermez. Çünkü bu durumda duraksama aynı zamanın saatini hareketsiz kılar. O zaman güçler dünyası hiçbir zaman denge noktasına ulaşamaz. Güçler dünyasının dinlenmeye zamanı yoktur. Gücü ve hareketi her an aynı büyüklüktedir. Dünyanın ulaştığı durum ne olursa olsun, güç dünyasının bu duruma ulaşmış olması gerekir. Bu bir kez değil sayısız kez yinelenmelidir. Böylece, şu an yaşadığımız an birçok kez ulaşılmış olan bir andır.

    İnsan, tüm yaşamın durmadan döndürülen bir kum saatidir. Bu saatin içeriği sonsuz kez, zamanın uzun bir dakika aralığı dolana dek akar durur. O zaman, acılarının ve sevinçlerinin her birini, arkadaşlarını ve düşmanlarını, umutlarını ve hatalarını en küçük bir ot parçasını ve en küçük güneş ışığını ve her şeyin tamamını bulacaksın. Senin küçük bir parçası olduğun bu halka ömür boyu parlayacaktır. İnsanlık tarihinin birbirlerini izleyen dönemlerinin her birisinde, yalnız olan bir insan için, daha sonra herkes ortak bir güçlü düşüncesinin ortaya çıkacağı bir saat vardır: Her şeyin ‘Sonsuz Dönüş’ü düşüncesi: Her seferinde insanlık için öğle vakti olacak.





    Büyük bir düşünceyle baş başa kalmak dayanılmaz bir şeydir. Bu düşünceyi iletebileceğim ve bu düşünceden dolayı ölmeyecek insanları arıyor ve çağırıyorum.



    Konuşman gerekecek zamana hazırlanıyorsun. Bazen yazmaktan utandığın gibi, belki o zaman da konuşmaktan utanırsın, belki de hâlâ kendini yorumlaman gerekli olacak, belki de eylemlerin ve çekimserliklerin iletişimine girmen için hiçbir şekilde yeterli olmayacak! Öyle bir kültür dönemine gelecek ki çok uygun kaçmayacak: Bu durumda artık okunmuş olmaktan utanç duymayacaksın: Buna karşın şimdi seni yazar olarak değerlendiren herkes seni kırıyor; ve yazıların nedeniyle seni öven kimse bir sezgi eksikliği gösteriyor, seninle kendi arasına bir çukur kazıyor; seni bu şekilde yücelttiğini zannederken ne kadar küçüldüğünü keşfedemiyor. Şimdiki insanların okuduklarızamanki ruh durumlarını biliyorum: Ne yazık! Çalışmayı istemek ve böyle bir durumu yaratmak için sıkıntıya girmek.



    Felsefeyi tehlikeli hale getireceğiz, felsefi bilgiyi değiştireceğiz, yaşam için bir tehlikeli olan bir felsefeyi öğreteceğiz: Yaşama bundan daha iyi nasıl hizmet edebiliriz? Bir fikir insanlığane kadar pahalıya malolursa, o kadar değerlidir. "Tanrı", "Vatan", "Özgürlük" fikirleri için kendini kurban etmekten çekinmiyorsa, tüm tarih bu tür kurban etmeleri çevreleyen dumandan ibaretse, "Tanrı", "Vatan", "Özgürlük" gibi bu popüler kavramlar karşısında "felsefe" kavramının üstünlüğü, felsefenin onlardan daha pahalıya mal olması, onlarınkinden daha büyük kıyımları gerektirmesi dışında nasıl kanıtlanabilir?




    Düşünürlerin en derini yazgıları çevrimsel yollar izleyenler değildir: Devasa bir evreni olduğu gibi kendi içini de gören ve samanyollarını kendi içinde taşıyan kişi tüm samanyollarının ne kadar düzensiz olduğunu da bilir; bu samanyolları da kaosa ve varlığın labirentine kadar götürür.




    Uzaktan. - Bu dağ bu bölgeye yüksekten bakıyor, ona olanca sevimliliğiyle özelliğini de o veriyor: Bunu kendimize yüz kez söyledikten sonra: "Madem ki bölgeye bu sevimliliğini o veriyor, kendisi de bu dolayların en sevimli nesnesi olmak gerek", biçiminde bir sanıya kapılacak kadar delilik ve minnet gösterip dağa tırmanıyoruz ve düş kırıklığına uğruyoruz. Dağın yamaçlarından, bizi çevreleyen görüntü ile gözlerimizin önüne serilen görüntüden, o büyülü hâl yok oluveriyor birden. Kimi iyilikler gibi, kimi büyüklerin de belirli bir uzaklıktan -ve burası çok önemli- hiçbir zaman yukarıdan değil de aşağıdan görülmeleri gerektiğini, ancak böylelikle etki yaratacaklarını unutmuştuk çünkü. Belki sen de çevrede birtakım adamlar tanırsın, bunlar kişiliklerini çekilir, sevimli ve güçlü bulmak için kendilerine belirli bir uzaklıktan bakabilirler ancak; kendilerini tanımaları, verilecek öğüt değildir onlara.




    Sanatın ahlâksal etkisi üzerine Platon'un sorduğu büyük soruya çağımızın yanıt vermeye ne hakkı var? Hatta sanata sahip olsak bile! -sanatın etkisini, herhangi bir etkisini nerede görüyoruz?





    O zamana dek organik yaşamın mekanikçi olsun, tinsel olsun, her iki açıklaması da başarısızlığa uğramıştır. Bu son nokta üzerinden ayak diriyorum. Düşünce, sanıldığından daha yüzeyseldir. Organizmanın rejimi o tarzda yapılmıştır ki mekanik âlem de, düşünce âlemi de onun için ancak simgesel bir açıklama hizmeti görürler.




    Yaşamak Nedir? - Yaşamak mı?... Ölmek isteyeni boyuna kendinden uzaklaştırmaktır bu. Yaşamak mı?... Benliğimizde, hatta başka yerde yaşlanıp güçsüzleşen her şeye karşı zalim olmak, amansız olmaktır bu. Şu halde yaşamak... Ölenlere, yaşlılara ve zavallılara acımamak mıdır? Durup dinlenmeden öldürmek midir?... Yaşlı peygamber İsa: "Hiç adam öldürmeyeceksin", demişti oysa.
    10 Ocak 2010
    #1
  2. Friedrich Nietzsche den alıntılar Cevapları

soru sor

Friedrich Nietzsche den alıntılar

Alakalı Aramalar:

  1. nietzsche hikayeleri

    ,
  2. nietzsche alinti

    ,
  3. nietzsche çekimserlik

    ,
  4. friedrich nietzsche hikayeleri,
  5. nietzsche hikayeler