Bir Roman Yazıyorum...

İsimli konu WH 'Biyografiler - Hayat Hikayeleri' kategorisinde, Black_Metalist üyesi tarafından 30 Haziran 2011 tarihinde yazılmıştır. Bir Roman Yazıyorum... hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. Bir Roman Yazıyorum..

    Yıl 1965 bir sahil kentinde payton arabalarının sesleri çınlıyordu sokakta.
    Demir parmaklıklarla örülmüş bir pencereden düşmesin diye çarşafla
    Demire bağlanmış çocuk dünyadan bi habersiz elinde ki ekmeği kemiriyordu.
    O sırada evin karşısında bulunan kilisenin çanları çalınca çocuk birden
    Ağlamaya başladı. Saçları kıvırcık, yanakları pembe pembe olan ve
    Olduça şişman olan annesi koşarak gelir. İçine sokacakmışcasına
    Büyük bir sevgiyle ağlayan çocuğunu öper ve kucağına aldı o sırada
    Belgin Hanım açık olan penceresinden duyduğu
    yan komşunun ağlama sesiyle irkildi. Belgin hanım
    Çocuğunu sıkıca tutarak soluğu komşusunun kapısında aldı.
    Büyük bir yumruk şeklinde olan tokmağı iki kere ısrarla vurdu.
    Kapıda beş dakika bekledikten sonra kapı açılmayınca geri döndüğü sırada
    Komşusu kapıyı açtı. Komşusu Firuze Hanım uzun boylu ve alımlıydı. Bu bayan
    Eski Acem Şeyhinin kızıydı. Kocası ise çok yakışıklı, uzun boylu, çapkın bir erkekti
    Aynı zamanda pavyon işletiyordu. Firuze Hanım, Belgin Hanımı içeriye aldı.
    Firuze Hanımın evi büyük aslan ayaklı ve kadifeyle örtülmüş koltuklara oturular.
    O sırada evin hizmetcisi birinci sınıf porselenlerle kahve getirdi. O zamanlar herkesin
    Evinde kilim varken onların evinde tüylü ve gösterişli büyük halılar vardı. Belgin Hanım
    Halıyı okşar gibi ayaklarını oynatıyordu. Belgin Hanım birden "Bu kadar varlıklı bir ailede
    Nedir bu mutsuzluk" diye sordu kendi kendine. Belgin hanımın evinde ise üç veya dört tane
    Demirden yapılmış yaylı somyalar, içi samanla doldurulmuş yastıklar ve bir saç soba vardı.

    Belgin Hanım komşusuna sordu ;

    -Belgin Hanım: Komşum ne derdin var ? Yapabileceğim bir şey var mı ?
    -Firuze Hanım:(Hıçkırıklar içinde) Her zaman ki gibi...
    -Belgin Hanım: Her zaman olan ne ?
    -Firuze Hanım: Sabahlara kadar eve gelmiyor, geldiği zaman içki içiyor para bırakmadan
    ve kavga çıkararak evden gidiyor. Ben onun için bütün zenginliği bırakarak ona kaçtım.
    Ailem beni sildi onun yüzünden ve ben hala ona deli gibi aşığım.
    -Belgin Hanım: Hepsi aynı.!

    O sırada Belgin Hanımın kocası gelir ve Belgin Hanımı eve çağırır..
    30 Haziran 2011
    #1
  2. Bir Roman Yazıyorum... Cevapları

  3. O sırada Belgin Hanımın kocası gelir ve Belgin Hanımı eve çağırır..

    Belgin Hanım telaşla eve gider ve yemek saati olduğu için soluğu mutfakta aldı.
    Aceleyle sofrayı kurar o sırada avluda duran üç tane bakır kazanın içinde çamaşırlar suyun
    İçinde bekliyordu ve bir kazanın başında kara kuru dokuz yaşlarında olan minik kız bir
    Yandan çamaşırları sıkıp öteki kazana atıyordu. Annesi telaşla "Hadi kızım sofrayı kurmama yardım et"
    Dedi. Küçük kız koşarak annesine yardım etti. Belgin Hanımın kocası Hasan Bey "Diğer çocuklar nerede?"
    Diye sorar. "Birazdan gelirler" dedi Belgin Hanım. Tam yemeğe başlıyacakları zaman on beş yaşlarında
    Saçları biryantinli, ütülü dar paçalı pantalonuyla oldukça bakımlı olan evin büyük oğlu geldi ve
    Selamsız sabahsız sofraya oturdu. Onun bir küçüğü olan halil okuldan geldi ve "Baba Ali nerede ?"
    Diye yüksek sesle sordu. Avluda ki büyük dut ağacından tiz bir sesle "Burdayım" diye seslendi Ali.
    Hasan Bey "Genemi ağaca çıktın kuşları rahatsız ediyorsun.!" diye kızdı. Ali dut ağacının tepesinde
    Kendisine bir saklanma yeri yapmış dalların arasından ipe bağlanmış büyük bir tel süzgeci aşağıya
    İndirmiş ve telin altınada yem koymuş yukardan iple teli havaya kaldırıyor kuşlar telin altına
    Yem yemeye gelince birden tel süzgeci bırakarak kuşları yakalıyordu. Ağaçtan hızlı bir şekilde
    İnerek o da sofraya geldi. İnce ve uzun boylu, sarı benizli bir çocuktu Ali. Hasan Bey "Peki benim
    Tontişim nerde ?" dedi. Belgin Hanım "Sütü çok fazla içtiğinden hala uyuyor." dedi kucağında
    Evin ne küçük oğlu Mesutla beraber sofraya oturdu. Sofraya oturmasıyla kapının çalınması bir oldu.
    Gelen Belgin Hanımın kız kardeşi ve çocuklarıydı. Hemen sofraya buyur ederken kapı tekrar çaldı.
    Bu sefer gelenler Hasan Beyin kız kardeşi ve kocasıydı. Bu sofra kalabalığı her zaman böyleydi. Çünkü
    Ev çarşının içindeydi yemek saatlerinde çarşıdan geçen tanıdıkları mutlaka uğrarlardı. Çocuklarda
    Her zaman yarı aç yarı tok sofradan kalkarlardı. Çocuklarından söylendiğindede Anne, Baba
    "Susun bakim çok günah ! Misafir kısmetiyle gelir." diye azarlarlardı.
    1 Temmuz 2011
    #2
  4. Belgin Hanım ve Hasan Bey
    Çok misafir perverlerdi ve başı sıkışanın yardımına koşarlardı. Hasan Bey hiç babasını görmedi.
    Aşçı olan annesiyle ve abisiyle büyüdü. Fransızların olduğu Hataya hakim olduğu zaman Fransız
    Okulunda orta ikiye kadar okudu aynı zamanda Fransız kültürünü aldı. O tarihlerde okumuş insan
    Parmakla gösterilecek kadar azdı. Herkes bir işi olduğu zaman Hasan Bey'e danışırlardı.
    Artık Hasan Beyin adı "Hasan Baba" olmuştu. Belgin Hanım ise ilk okul dörde kadar okudu.
    Annesi tarafından zorla okuldan çıkartıldı. Belgin Hanımın hep içinde bir okuma sevdası kalmıştır
    Ne zaman bir okuldan söz açılsa derin bir iç çekerdi. Oturdukları ev bir hristiyan eviydi. Savaştan
    Sonra evlerini terketmişlerdi. Bu evin bir salon ve bir odasını kullanırlardı. Bir diğer oda ise
    Hep kapalıydı. Mutfağı, banyosu ve tuvaleti bahçedeydi. Yan duvar komşuları ise Mathmazel
    Ojeni idi. Bir diğer duvar komşusu ise Arap kökenli Abbas Bey ve Belkıs Hanımdı. Karşı komşuları
    Firuzenin yan komşusu ise Marangoz Ahmet Bey ve Semra Hanımdı. Bu komşuların bulunduğu
    Sokak oldukça dardı. Ama burda ki komşu dayanışması belki hiç bir mahallede yoktu. Sadece
    Marangoz Ahmet Beyin evine gidilmez gelinmezdi. Ahmet beyin üç tane güzel kızı vardı.
    Bu mahallede kimseyle konuşmaz, başları yerde selam vermeden hızlı hızlı evlerine geçerlerdi.
    Sokağın karşısında ise bir kilise kilisenin yanında bir çeşme çeşmenin yanında ise fırın ve terzi
    Onların yanındada manav ve bakkal vardı. Belgin Hanımın en büyük oğlu 15 yaşında olup
    Okumayı se vmeyen, aylak aylak kızların peşinde gezmeyi seven, kendini cüneyt arkına
    Benzeterek köşe başlarında kız tavlama peşindedir. Onun bir küçüğü olan Halil ise aksine
    Okumayı seven dört gözlü bir çocuktu. Onun bir küçüğü olan Ali ise zayıf, varlığı yokluğu
    Belli olmayan, kendi kendine eğlenen bir çocuktu. En büyük eğlencesi ise hamam böceklerini
    Yakalayıp ayaklarını iple bağlıyarak onları kibritle yakmaktı. Elif ise üç erkekten sonra gelen ilk
    Kızdı. Yaşı küçük olmasına rağmen olduça olgun annesine ev işlerinde yardım eden sürekli
    Kendi küçüğü olan Sevgiyi korur kollardı. Onun bir küçüğü olan Ömer ise daha yeni yürümeye
    Başlıyordu. Ömer küçük olmasına rağmen Sevgi hep onun sütlerini içer doymak bilmezdi.
    O yüzden çok şişmandı. Annesi ona hep robadan elbise diktirirdi. Kocaman bir göbeği vardı.
    Saat başı ağlamak değilde anırırdı süt diye.
    2 Temmuz 2011
    #3
  5. Hasan Beyin karakteri ise disiplinli, kibarlığa ve görgü
    Kurallarına değer veren bir insandı. Çocuklarına herzaman şunları söylerdi : "Size ait olmayan
    Hiç bir şeyi sakın eve getirmeyin ! Yolda para bulsanız üzerine basın geçin. Yemekte ağzınızda
    Lokma varken konuşmayın, ağzınızı kapatarak yiyin ve ağzınısı şapurdatmayın." Asla dedikoduyu
    Sevmezdi her zaman ütülü giyinir fotr şapkası hiç bir zaman başından eksik olmazdı. Okumayı
    Çok sever hergün eve üç gazete alırdı. Bulduğu kitapları satın alır ve kütüphanesine dizerdi.
    Fakat evde sert görünümlü olup dışarda bir o kadar da ılımlı birisiydi. Mesleği ise
    Muhasebecilikti. Lokantaların, bakkalların, pastahanelerin defterlerine bakardı. Hasan Bey
    Bu esnaflardan para istemeyi kendine yakıştıramaz onların kendiliğinden vermelerini
    Beklerdi. Ama hiç alamazdı ancak pastahaneci eve baklava gönderir, fırıncı ekmek gönderir, lokanta
    Kebap gönderir böylece bir ödeşme olurdu. Yüzünün yumuşaklığından bir türlü parası olmazdı.
    Günlerden bir gün karşı komşusu Firuze Hanım gece yarısı pencerede kocasını beklerken
    Belgin Hanımda karşı pencerede oda kocasını bekliyordu. Ne zaman bir payton sesi duysalar
    Konuşurken birden dururlar "Acaba benim kocam mı ? " diye kulak kesilirlerdi ama paytonlar
    Gelir geçerdi. Bir gece Firuze Hanım gene pencerede beklerlerken Beglin Hanıma sordu : "Siz
    Nasıl evlendiniz Hasan Beyle ? " Belgin Hanım koca bir iç çekerek " Ne sen sor ne ben söyleyim dedi"
    Firuze Hanım ısrarla "Anlat Belgin Hanım" dedi. Belgin Hanım başlar...

    "Ben ilk okul üçe giderken Hasan beni hep bisikletle takip ederdi "Gel evlenelim, Gel seni
    Kaçırayım." derdi. Ama benim öz Annem olan öyle bir zalımdı ki onun korkusundan yerimden
    Kıpırdıyamazdım. Anamın on tane çocuğu vardı. Okula gidiyom diye anam bana çok kızardı
    Çünkü evde işler ve çocukların bakımı vardı. Bende evin en büyük kızıydım. Baraka bir evde otururduk
    Gündüz anama yardım ederim akşama doğru terzi olan babama yardıma giderdim. Siparişleri oraya
    Buraya götürürdüm. O kadar iş güç yapardım bazen sokakta oynamaya kaçardım nede olsa çocuğum
    Zalım anam saçımdan sürükler, eve alır bir güzel odunla beni döverdi. "Akşam olsada babamda gelse"
    Derdim o zaman onun dayağından kurtuluyordum. Dayaktan kemiklerim sızlar, ateşlenirdim.
    Babamda akşam eve gelince "Bu kızı gene dövdün mü ?" derdi. Sen nasıl bir anasın derdi.
    İşte böyle bir ortamdayken Hasan hayatımın mutluluğuydu geceleri pencerenin önünden
    Islık çalarak veya bisikletinin zilini çalarak bana duyururdu. O geçtiği zaman dünya benim olurdu.
    Yaşımdan büyük gösterdiğim için herkesin ilgisini çekerdim. Barakaların arkasında bazen Hasanla
    Buluşurduk. Fakat bir gün komşular görmüş "Senin kızın ****** ! Gece yarıları bir oğlanla buluşuyor"
    Demişler. Bunu duyan zalım anam üzerimde bir kaç odun kırdıktan sonra bana bir bohça hazırladı.
    Beni annem tren garına götürdü ben o zamanlar on üç yaşımdaydım. Garda 45-50 yaşlarında
    Yaşlı bir adama beni teslim etti. Ne olduğunu anlamadan adamla beni trene bindirip gönderdi iki
    Tekde göz yaşı döktü ardımdan. Bende ilk defa trene binmenin sevinci içindeydim. Meğerse
    Anam beni o adama vermiş. Adam beni götürdü bir çamurdan eve. Kör bir anası vardı ve yatalaktı.
    Ve o benim kocam oldu o gece. Gerdeğin ilk sabahı sırtıma bir tekme ile uyandım. "Kalk anamı
    Tuvalete götür." dedi.
    3 Temmuz 2011
    #4
  6. Belimde ki ağrıyla ayağa kalkamaya çalışıp inlerken bir tekmede ayağıma
    Yedim "Çabuk ol !" diye bağırdı. Anası ise oldukça kilolu idi. Kadın öyle bir kuvvetle bana tutundu ki
    Bir kat daha belimin ağrısı arttı. Sonunda onu tuvalete götürebildim. Tuvalete götürürken
    "Anne benim suçum ne ? Neden bana kötü davranıyor ?" dedim. Bana cevap vermedi. Tuvalet Dönüşünde
    "Bu kadın seni bana şikayet ediyor. Senden şimdiden memnun değil ! Bundan avrat olmaz.!" dedi.
    Yaşlı adam eve hiç para bırakmadan küfrederek evden çıkıp gitti. Kahvaltı hazırlamak için mutfağa
    baktım yarım bir esmer ekmek birazcıkta zeytin vardı. Bunu kendim yesem kadın aç kalır, kadına verse
    Kendim aç kalırım sonunda ikiye böldüm. Evi topladım, avluyu ve çamaşırları yıkadım evde sadece bir şehriye
    Birde salça vardı. Şehriyeli çorba yaptım öğlenide böylece savdık. Kalan çorbayıda akşama ayırdım.
    Yaşlı adam eve gelince anası "Bu kadın akşama kadar oturdu, beni aç bıraktı, tuvalete götürürkende
    Beni dürte çeke götürdü." dedi. Bunun üzerine bir posta daha dayak yedim kedi gibi duvarın
    Kenarına sinip uyumuşum. Gece yarısı ise uyandığımda adam iğrenç bir şekilde üzerimdeydi.
    Hep bir miğde bulantısıyla dişimi sıkıyordum. Bu gibi benzer olayları bir sene boyunca yaşadım.
    Ancak vitaminsizlikten, açlıktan ve dayaktan artık yataktan kalkamaz hale gelmiş iyice zayıflamıştım.
    Dişlerim dudaklarımın dışına çıkıyordu. Aynı Afrikalılar gibiydim. Son zamanlarda ateşimde
    Düşmez olmuştu. Hasta halimde bile dayak üstümden eksik olmuyordu hastalığımı yalan
    Sayıyolardı. "İşten kaçıyor" diyorlardı. Son zamanlarda yataktan kalkamaz hale gelince
    Anası "Al bunu anasına götür ölürse bizi suçlarlar anası buna baksın iyi olunca gider alır gelirsin." dedi.
    Bir sene sonra Erzincandan trene binerek yuvama geri dönüyordum. Ama gözlerimde ki o çocuksu mutluluk
    Artık yoktu. Sanki 70 yaşımdaydım.
    4 Temmuz 2011
    #5
  7. Kompartmanda otururken bir adam geldi ve "Selamun Aleykum"
    Diyerekten yanımıza oturdu. Başladı konuşmaya; "Nerdesiniz ? Kimlerdesiniz ?" derken yaşlı adama
    "Amca sen ne iş yaparsın ? Yanında ki kızın mı ?" diye sorar. Yaşlı adam hammalık yaptığını söyledi.
    "Kızın mı?" sorusuna ise hiç cevap vermedi. Bu sefer yaşlı adam sordu; "Sen ne iş yapıyorsun ?".
    Adam hurdacılık yaptığını söyledi. Yaşlı adamın gözleri birden deli deli açıldı ve "Ulan sen bu karının
    Peşinden mi geldin ? Sen o hurdacısın herhalde ?" Adam "Sen ne diyorsun?" diyene kadar yaşlı adam
    Adamın boğazına sarılır. Genç olan hurdacı yaşlı adamı hızlı bir şekilde iterek kompartmandan çıktı.
    Yaşlı adam iki tekmede bana attı. "****** ! Bu dostunu arkandan mı çağırdın ?"
    "Ben o adamı tanımıyorum." diyerek ağlamaya başladım. Kara çarşafıma sarıldım. Sanki kedimi korumaya alıyordum.
    Yaşlı adamın kör anası "Senin karın bir hurdacıyla seni aldatıyor." diye iftira atmıştı.
    Halbuki yoldan geçen bir hurdacı sadece bir bardak su istemişti. Tren iki gün sonra Adanaya geldi.
    Oradan aktarma yaparak Hataya geçtik. Eve vardıklarında sanki son saatlerini yaşıyor gibiydim.
    Çok yorgun ve halsiz olan vücudum neredeyse yıkılacak gibiydi. Bizi ilk karşılayan
    Annemdi. Hoşgeldin demeden "Ne kabahat işledinde bu adam seni buraya getirdi ?" dedi.
    Bu lafı duyan yaşlı adam cesaretlenerek olmadık şikayetlerde bulunarak yakındı.
    O sırada babam işten geldi. Babam benim halimi görünce yaşlı adamın yakasına yapıştı
    "Bu kızın hali ne böyle? Sen naptın kızıma ?!" Adamın yüzü morla kırmızı arası bir renk aldı.
    "Yahu bırak yakamı ! Senin kızın hasretinize dayanamadı. Yemeden içmeden kesildi onun için
    Böyle oldu. Değil mi kız?" diyerek kızı gözleriyle korkuttu. Oda başını sallamak zorunda kaldı.
    Ama babam buna hiç inanmadı. Yaşlı adam hemen müsade isteyerek "Başka tren yokmuş
    Bir an evel yola koyulayım." diyerek sıvıştı. Çarşafımı çıkartınca babam yüzümde ki
    Morlukları gördü. Babamın ilk defa ağladığını gördüm. Anama dönerek "Hep bunlar senin yüzünden !
    Benden habersiz gurbet ellere kızı gönderdin." Anamda "Napayım ? Kızın rahat durmuyordu. Baraka arkalarında
    Kara bir oğlanla buluşup duruyordu. Komşular bize iyi gözle bakmıyordu." diye kendini savundu.
    Hemen babam mutfağa gidip tere yağında pekmez ısıtarak kuru incir ve ceviz getirdi. "Bunları ye kızım
    Sana ben bakıcam. Yataktanda çıkmayacaksın." Sonra anama dönerekten "Eğer bu kıza bir iş yaptır
    Veya bir döv seni on bir çocuğunla bırakırım kızımı alır giderim.!" dedi. Anamda "Kızını başını yer inşallah"
    Dedi ve öteki odaya gitti. İki ay boyunca babam süt, et, ceviz, fındık, pekmez gibi şeylerle
    Beni besledi. Anamsa "Bu kıza herşeyi yediriyorsunda diğer çocukların günahı ne ? "
    Diye karşı çıkınca babam ilk defa annemi dövdü. Asıl bu dayağı ben sana bu kızı verdiğinde atmalıydım.
    "Ulan fakiriz. Sadece kızıma yedirebilecek kadar alabiliyorum. Diğerleri nasıl olsa sağlıklı. Herşeyi yiyorlar."
    Dedi. İki ay sonra yataktan kalkmıştım. Anama yardım ediyordum. Hiç sokağa çıkmamıştım. Bir gece
    Pencerenin önünde Hasanın ıslığını duydum. Ama dayaktan o kadar çok korkuyordum ki perdeyi açıp
    Bakamadım bile. Günlerce Hasan pencerenin önünden geçti ama ben başımı bile gösteremedim.
    Bir gün okul arkadaşım beni ziyarete geldi, evleniyormuş. Halbuki yaşımız çok küçüktü anamdan biraz çarşıya
    İnmemiz için izin istedi. Anamın o gün iyi damarı tutmuştu. İzin vermişti "Çabuk gelin." diyede
    Arkadamızdan bağırdı. Arkadaşım "Önce eve uğrayalım paramı unutmuşum" dedi. Arkadaşımın evine gittik.
    Arkadaşım parayı arıyormuş gibi yaparken kapı çaldı bana "Kapıya sen bak." dedi. Kapıyı açtığımda ise donup kalmıştım.
    5 Temmuz 2011
    #6
  8. Hasan karşımdaydı. Bir an onun kollarına atlayıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim ama ben bir başkasına
    Aittim ve sanki aradan yüz yıl geçmiş gibiydi. Bir o kadar uzaktım ona hemen arkaşıma seslendim sanki
    O orda yokmuş gibi Hasan kolumdan tuttu ve beni silkeleyerek "Tanımadın mı ? Ben Hasan!" dedi.
    O kadar dayak ve baskıdan sonra duygularımı ifade edemez haldeydim. Beni sandalyeye oturtarak
    Beni ne kadar çok sevdiğini, özlediğini, aradığını ama bir türlü benim nerede olduğumu öğrenemediğini
    Söyledi. Sadece biriyle evlendiğimi söylemişler. Sonradan okul arkadaşım vasıtasıyla zorla evlendirildiğimi
    Öğrenmiş. Bana "Hemen gel evlenelim." dedi. Bunun nasıl olacağını sordum ve ;

    Hasan: Önce seni babandan isticem sonrada annene bu yaptığının hesabını sorcam.
    Belgin: Olur mu Annem beni döver, ya o adam ne olacak ?
    Hasan: Bu saatten sonra ben varım ! Seni bırakmıcam.
    Belgin: Sen beni gerçekten hiç bırakmıcakmısın? Bana iyi davranacakmısın ? Bu yaşananlar başıma kalkacakmısın ilerde ?
    Hasan: Geçmişi şimdiden unutuyosun ne ben ağzıma alıyorum ne sen. Seni artık bırakmam.

    Hasan Kara yağız ve iri yarı bir delikanlıydı. Elimden tutarak terzi babamın yaına gittik.
    Beni çok sevdiğini, bana iyi bakacağını ve geçmişimin onu ilgilendirmediğini söyledi. Babam
    Önce bu işe şaşırdı ve hasanın yüzüne baktı "Sen mert ve gözü pek bir çocuğa benziyorsun açıkcası
    Kızımın o yaşlı bunağın yanına gitmesini istemiyorum. Gene kızıma eziyet eder. Peki oğlum
    Senin bu acelen ne ?" dedi babam. Hasanda "Yarın bir gün bu herif gelir eşinizde paldır küldür
    belgini gönderir o herifle o yüzden sizin evinize göndermek istemiyorum sizin gözü önünüzde
    Bir hoca nikahı kıyalım çünkü belginin yaşı 14 benim yaşım ise 16 hükümet nikahı kıyılmaz.
    Ama size söz veriyorum yaşımız geldiği zaman hükümet nikahı kıyacağım. Sizden tek isteğim eşinizi
    Engelleyin çünkü çok patırtı çıkarır." dedi. Babamda kafasını sallayarak haklısın dedi. Dükkanda
    Bir saat oturduktan sonra babam "Hadi ikindi namazı okunacak camiye gidelim orada nikahınızı kıydıralım.
    Yeter ki kızım uzaklara gitmesin ben elimden geldiğince size maddi yardımda bulunurum" dedi babam.
    Hasan ise "Gerek yok efendim ben gemilerde puantörlük yapıyorum güzelde para alıyorum ve annemde
    Aşçı olarak çalışmaktadır. Emin olun Belgine çok iyi bakacağım." Ben ise bu olaylar gelişirken
    İçinde sevinç ve korku karışık şaşkın bir şekilde oturmaktaydım. İnanamıyordum ve camiye gittik.
    Babam cami halkında iki kişiyide şahit tutarak nikahı kıydırdı. Camiden çıkınca babam ağlıyarak
    Bana sarıldı "Allah yolunu açık etsin, kaderin inşallah bundan sonra güler sana. Yalnız
    Bir süre sokağa çıkma o adam gelip seni arar görürse sana zarar verebilir. Hükümet nikahı kıyılana kadar
    Dikkatli olun." dedi. Babamın elini öperekten oradan ayrıldık. Bense hala uyuşmuş haldeydim.
    Hasan önce beni bir dükkana götürdü orada bana bir eşarp birde pardesü aldı. "Çıkar bakalım şu
    Kara çarşafları" dedi. Ben "Olur mu ayıp, günah" dedim ama o beni dinlemedi kıvırcık olan saçlarımı
    Cebinden çıkardığı biryantinle taradı ve beni giydirdi. Artık böyle giyineceksin hadi şimdi
    Fotoğrafcıya gidelim. Hasan'da fötr şapkasını yan taktı ve birbirimizin yüzüne bakaraktan
    Fotoğraf çektirdik.
    6 Temmuz 2011
    #7
  9. Hasan "Hadi annemin yanına gidelim." dedi. Yolda yürürken ben çarşafı çıkartmış olmanın
    Sıkıntısını yaşıyordum sanki çıplak gibiydim Hasana sordum "Çarşaf giymenin ne zararı var?"
    "Olur mu öyle şey ! Atatürk kıyafet devrimi yaptı bunu neden yaptığını biliyor musun ? Öncelikle
    Dost düşman belli olsun diye belki sen bilmezsin bana annem şöyle bir olay anlatmıştı memleketimiz
    Gavurların elindeyken camiden çıkan Arap, Kürt, Türk müslamanlara çarşaf giyerekten pusu
    Kurarlarmış hangi müslüman ellerine geçerse boğazlarını keser bataklığa atarlarmış kadın, erkek
    Belli değilmiş en çok bu işe annem sevinmişti hemen başına bir tülbent geçirmiş uzun bir elbise
    Giymişti." dedi Hasan."Hiç böyle düşünmemiştim" dedim. En nihayet Hasanların evine gelmiştik.
    Hasanın annesi işten yeni gelmişti, beni tanıştırdı yan barakada oturan abisiyle yengesini çağırdı
    "Bakın size eşimi tanıtıyorum." dedi. "Ha sen şu Belginmisin" dediler. Akşam olduğunda ise hep
    Beraber yemek yedik. Abisi ve yengesi evlerine gittiler. İçimi bir korku aldı o adamdan kalan
    Bir yatak korkusu... Öyle endişelenmişim ki Hasan bunu anladı ve " Gülüm sen sakın telaş etme
    Sen annemle yatarsın ben yan odada yatarım sen ne zaman istersen o zaman olur." dedi.
    O anda öyle bir ferahladım ki hemen kaynanamın yanına sokularak ilk defa dayaksız, tasasız, derin bir uyku çektim.
    Sabah olduğunda Hasan limana gitti kayınvalidem ise aşçılık yapacağı eve giderken beni karşısına alarak
    Dedi ki "Bu eltin çok geçimsizdir seni kırar seni üzerse sakın Hasana bir şey deme iki kardeşi birbirine düşürme
    Kemal zaten karısının ağzına bakıyor, birde sen konuşursan ortalık karışır. Sen hanım bir kıza benziyorsun"
    dedi ve gitti." Firuze hanım o srada der ki "Belgin Hanım peki o heriften hiç çocuğun oldu mu?"
    "Daha ben 13 yaşıma yeni basmıştım regly bile olmamıştım. Nasıl benim çocuğum olur daha o zaman
    Reglynin bile ne olduğunu bilmiyordum." dedi Belgin Hanım ve anlatmaya şöyle devam etti:

    "Eltim ilk günden başlıyarak son üç seneye kadar benimle uğraştı komşuları kışkırttı kimse benimle konuşmuyordu.
    "Kocasını bırakmış Hasana kaçmış ******" diye kimse beni aralarına almıyordu. Hasanı yalnız yakaladıkca
    Kışkırtıyor ama ben barakanın öteki tarafından seslerini duyuyordum. "At bu kadını ******" diyordu.
    Kulaklarımı kapatıyor hıçkırarak ağlıyordum. Hasanda "Ben yaşadığım sürece onu asla bırakmam" diyordu.
    Eltim daha çok kuduruyordu. Hasanla biz altı ay sonra karı koca olduk. Eltim o sene hamile kaldı bense
    Yeni regly olmuştum ve çok korkmuştum kayınvalidem uzun uzun kadınlık gereği olduğunu anlattı.
    Eltimin bir oğlu oldu hamileliği sırasında benim hakkımda herkese hem kısır hem ****** diyerek kahkahalar atarak
    Komşu komşu geziyordu. Çok tatlı bir oğulları vardı topaç gibiydi. Bebek 6 aylıkken bir gece aniden ateşlendi ve
    Hastahaneye giderken vefat etti. İkinci sene tekrardan oğlu oldu oda 1 yaşına girmeden aynı şekilde ateşlenerek
    Vefat etti ama kadın çocuklarını toprağa vermesine rağmen benle uğraşmaktan geri kalmıyordu.
    3. sene gene bir oğlu oldu çocuk 3 gün yaşadı oda vefat etti. 3 sene boyunca benim hiç çocuğum olmadı.
    4. senede eltimde bende hamileydik. Benim bir oğlum oldu onunsa bir kızı kurbanlar kesildi. İlk oğlumun adını Mehmet
    Koydular. Mehmet 2 aylıkken Hasan asker kaçağı olduğu için yakalandı ve askere gitti. Eltime gün doğmuştu.
    Sürekli kayınvalideme baskı yaparaktan "Gitsin anasının evine !" diyordu. Kayınvalidem baskısana dayanamayarak
    "Kızım birazda annenlerde kal." dedi. "Ben nasıl giderim annem yeni doğum yaptı hemde zalım birisi." dedim
    "Olsun bir kaç gün kal geri gel" dedi kayınvalidem. Annemde 15 gün kalabildim o sırada kimin sütü varsa çocukları o emzirdi.
    Benim bacım hem kızım hemde bacım oluyor. Benim oğlumda Annemin hem oğlu hem torunu oluyordu cahillik işte.
    Hasandan mektupları ayda bir geliyordu onada hiç bir şey anlatmıyordum Hasan gelene kadar ben ve çocuğum
    Çok zayıflamıştık. Hasan geldiğinde Mehmet hem konuşuyor hemde yürüyordu. Sonra abisi İstanbulda bir iş bulmuş
    Apartopar gittiler. Onların gitmesinden 3 ay sonrada kayınvalidem vafat etti. Kayınvaliden kalan
    6 tane barak ev vardı. 3 tanesini abisi 3 tanesinide Hasan aldı. Abisi barakaları sattı gitti ama 1 sene sonra
    Abisi gelerek bu barakalarda benimde hakkım var diye Hasanın yakasına yapıştı. Verirdim vermezdin kavgasından sonra
    Hasan barakaları yok pahasına satarak oradan taşındık bu evide bize devlet verdi bu evin sahipleri
    Yunanistana kaçmışlar.
    7 Temmuz 2011
    #8
  10. Bu konuşma sırasında Belgin Hanım ve Firuze Hanım sabahın 4ünü etmişlerdi. Belgin Hanım "Bunların
    Geleceği yok artık sabah namazını kılıyımda yatayım." dedi. Firuze Hanımada "Sende artık bekleme
    " der. Birbirlerine veda ederek ayrılırlar. Belgin Hanım namazı kılar kılmaz derin bir uykuya daldı.
    Sabah 5 gibide Hasan Bey eve geldi ve hiç kimseyi uyandırmadan yatağına yattı. Günlerden Cumartesiydi
    ev halkı öğlene doğru uyandı.Belgin Hanımın yüzü asıktı ve Hasan Beyle hiç konuşmuyordu.
    Sessizce kahvaltı hazırladı. Hasan Bey konuşmaya çalıştıysada Belgin Hanım hiç cevap vermedi.
    Kahvaltıdan sonra Mehmet ve Halil dışarı çıktılar. Küçükler bahçede oynuyor büyük kızı Nermin ise
    Annesine yardım ediyordu. Hasan Bey pijamalarıyla gazetelerini okuyordu. Hasan Beyin en büyük zevki
    Her bulduğu kitabı okumak, günlük gazeteleri takip etmekti. İkinidiye kadar vakit böyle geçti
    Hasan Bey baktı ki eve geç geldiği için Belgin Hanımla onunla konuşmuyor nasıl gönlünü alacağını düşündü.
    Üstünü giyindi ve dışarı çıktı bir saat sonra eve elinde koca bir koyun budu üzerindede çiçeklerle geldi.
    Biliyordu ki Belgin Hanım eti çok severdi. Hasan Bey budu Belgin Hanıma uzattı Belgin Hanım bir iki
    Naz yaptıysada "Nasılda biliyorsun gönlümü almayı." dedi. Birde Hasan beyin hikayelerini çok severdi.
    Hasan Bey konuşmayı uzatmak için "Gel sana bir şey anlatayım" dedi. Hasan Bey "Hiç Düşündün mü Belgin
    Her gün dünyada binlerce koyun kesiliyor, biliyorsun koyunlar senede 1 kere doğurur, doğurdukları zaman
    Çoğu 1 tane doğurur çok nadirdir 2 tane doğuran peki bunların niye soyu tükenmiyor ? Bir çok hayvan
    Ayda 1 kere ve sayıca fazla doğurur mesela tavşan gibi tavuklar, kuşlar, balıklar ama bunlar gibi çok doğurgan
    Hayvanların nesilleri tükeniyor ama koyunun nesli hiç tükenmez." Belgin Hanım şaşkın bir ifadeyle "Niye?" dedi.
    Hasan Bey "Çünkü bu Allahın(c.c.) hikmetidir. Hz. İbrahimin oğlunu kesmesin diye Allah (c.c.) ona
    Koyun göndermiştir." dedi. Belgin Hanım hayret ve hayranlıkla "Çok haklısın. Daha önce hiç düşünmemiştim.
    Peki dinimiz hakkında bu kadar bilgilisin her gece içmediğin zaman kurân okursun neden şu içkiyi bırakmazsın ?"
    8 Temmuz 2011
    #9
  11. Hasan Bey "Bende çok istiyorum ama bir türlü kendimi alıkoyamıyorum. Allah (c.c.) bana bu içkiyi
    İyi veya kötü bir sebeple bıraktırmayı nasip etsin." dedi. 15 sene boyunca her gün eşin dostun gelmesiyle,
    Hasan Beyin içkisiyle, Sofraların kurulup kaldırılmasıyla geçiyordu. Bir gün evin en küçük kızı Sevinç kapının önünde
    Oynuyordu. Komşuları Semra Hanımın Sevinçle aynı yaşta olan kızı Raziye kapının önüne kendi evlerine çağırdı.
    Sevinç arkasını dönüp annesinin ne yaptığına baktı annesinin ve ablasının çamaşır yıkadığını gören
    Sevinç onlara görünmeden hızlıca Raziyelerin evine gitti. Raziyeyle merdiven kenarında evcilik oynamaya
    Başladılar biraz oynadıktan sonra annesi ve ablasının dışardan gelen seslerini duydu kendini arıyorlardı.
    Hemen telaşla kapının önüne çıktı, ablası kulağını çevirerek "Sen neden bizden habersiz başkalarının evine
    Gidiyorsun !" diye kızdı ve bir daha gitmeyeceksin diye tombiş ellerinede 2 kere vurdu. Sevinç ağlıyarak uykuya daldı.
    O sırada evin büyük oğlu Mehmet her zaman ki gibi sokağın başında artist gibi giyinip elinde tesbihle geleni geçeni seyrederdi.
    Özellikle komşuları olan Abbas beyin kızlarından Adaletin yolunu gözlerdi. O zaman kadar görülmemiş bir güzelliği vardı.
    Sokağa çıktımı herkes ona bakardı. Hristiyan olduklarından dolayı Mehmet özellikle kilise zamanlarında
    Adaletin yolunu gözlerdi. Adaletin küçük kız kardeşi Adile ise onun aksine erkek görünümlü ve oldukça çirkindi
    Her zaman kardeşi Adaletin yanında bulunurdu. Mehmette bir türlü onu boş bulup konuşamazdı.
    Fakat bu komşulukların en güzel yanı kimin bayramıysa bunu komşularıyla paylaşırlardı. Hristiyanların
    Paskalya bayramı olduğu zaman yumurtaları soğan kabuğunda kaynatarak kırmızı yumurtaları komşularına
    Dağıtırlardı. Firuze Hanımların bayramı ise bahar aylarında inek keserek etli dövme pilavı yaparak
    Yoldan geçenlere, komşulara dağıtırlardı. Ramazanda ise bu komşular kendi bayramları olmamasına rağmen
    Sahur vakti pilav ve hoşaf getirirlerdi. Şeker bayramında ise müslüman olan olmayan bütün komşular
    Gezilir ufak tefek hediyeler verilirdi. Kozmopolit olan bu şehirde herkes kardeşce, dostca ve birbirini severe
    güvenerek yaşardı. Hasan Bey sanki bu mahallenin direğiydi. Fransız okulunda okumasından dolayı
    Biraz frenklik birazda annesinin kuran derslerine göndermesiyle her kesime hitap edebiliyor ve o zamanın
    İnsanına görede çok aydın ve anlayışlıydı. Belgin Hanım haftada bir gün çocukları toplar hamama götürürdü.
    Sevinç, Nermin, Mesut ve Aliyi öğlen iki gibi hamama götürür 5 gibi çıkarlardı. Bir gün hamama girdiklerinde
    Alinin yaşı 11 olmasına rağmen boyu çok uzundu. Bunu gören bayanlar çığlık atarak "Bari babasınıda getirseydin hanım"
    Diye azarlarladılar ve Aliyi hamamdan çıkarttılar. Hamamlarda portakal, elma, üzüm soğusun diye hamamın
    Havuzuna atılır. Kısırlar yapılır tasların arkasına vurularaktan göbek atar eğlenirlerdi. Hamamdan çıktıkları zaman
    Eve geldiklerinde hep hasan bey karşılardı. Eğer mevsim kışsa sac sobayı yakmış şişlere sucukları takmış
    Çayı hazırlamış bir şekilde beklerdi. Hamamdan sonra sıcak bir eve gelip sucuk yiyip çay içmek büyük bir zevkti.
    Yaz mevsimlerinde ise soğuk karpuz, peynir ve gazozla karşılardı.
    14 Temmuz 2011
    #10
  12. Günler eşin dostun eve gelmesiyle
    Sofrada aile bireyleri dışında mutlaka bir tanıdık olurdu. Hasan Bey bir gün eve sevinçle gelerek çalıştığı iş yerinde
    Müdür olacağını şimdiki müdüründe Almayaya gideceğini söyledi. 3 ay sonra müdürüm dedi. 3 ay boyunca
    Müdürün işleri hakkında bilgiler öğrenecekti. Bu 3 ay boyunca müdürüyle yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu.
    3 ay geçtikten sonra müdür almanyaya gitti Hasan Beyde çalıştığı iş yerinin müdür olarak işe başladı.
    Her şey çok güzeldi evinde mutlu, işinde başarılı, çevre esnafında ayrıyeten defterlerini tutuyor ve bir ek gelir kazanıyordu.
    Müdür olduktan 1 buçuk ay sonra Ankaradan müfettişler geldi. Defterleri incelemeye aldılar ve büyük bir yolsuzluk
    Bularak Hasan Bey ne olduğunu anlamadan zimmetine para geçirmekle suçlanarak tutuklandı. Bunu duyan Belgin Hanım
    Yıkılmıştı. Sofralarından hiç eksik olmayan dostları "Yemelerinden içmelerinden belliydi. Az geceleri içeydi
    Az sofralar kuraydı" gibi laflar ortalıkta dolaşıp duruyordu. O dost dediği kimseler, akrabalar biri çıkıpta "Hasan Bey yapmamıştır!"
    Diye bir laf etmediler. Hepsi akbabalar gibi lafta yarışıyorlardı. Hasan Beyin mahkemesi tutuklu olarak devam edecekti.
    Belgin Hanım bir anda beş kuruşsuz kalmış ve 6 çocukla ne yapacağını şaşırmış haldeydi. Kocasının tutuklandığı
    İlk 15 gün kardeşlerinin evine giderek onda bunda karınlarını doyuruyorlardı. Ama bir tonda laf duyuyorlardı.
    Gün geçtikce kimin kapısına gitse insanlar yüzlerini asarak karşılıyordu. Artık yedirdikleri yemeğe karşılık
    Bulaşıklarını yıkatıyor, çamaşırlarını yıkatıyorlar veya yemek yaptırtıyorlardı. Halbuki Hasan Bey ve Belgin Hanım
    Fakir, zengin demez bütün dostlarına kapıları her zaman açıktı, her zaman güler yüzlülerdi. Baktı ki Belgin Hanım
    Bu böyle olmayacak bir şekilde başının çaresine bakmak zorundaydı. Çok güzel tatlı, lokum yapardı.
    Birer tepsi lokum yaparak büyük oğlunun dışında ortanca ve bir küçüğünün eline tepsileri vererek "Bunları satmaya gidin.
    Başımızın çaresine bakmak zorundayız.." dedi. Çocuklar öfliye küfliye satmaya çıktılar. Utanıyorlardı beraber gezerek
    bir köşede duruyor seslerini çıkartmadan müşteri bekliyorlardı. Hava sıcak olduğundan öğleden sonra
    lokumlar tepside yayılmaya başlamıştı. İlk siftahlarını orta yaşlarda bir beyden aldılar. O müşteri iki kardeşin
    Acemi olduklarını anlamıştı ki dönüp tekrar sevinsinler diye 2 lokum daha aldı. Ama bu siftahla kaldılar akşama kadar
    3 lokum parasından ancak 1 ekmek alabildiler. Belgin Hanım bahçelerinde ekili olan yeşil soğan, maydanoz
    gibi şeyler toplayarak o akşamı çorba ve kısırla geçirdiler. Artık ne sofralarında ne evlerinde
    neşe kalmamıştı. Akşamları bile evde ki ışık sönük yanıyor gibiydi. Evde bir ölüm sessizliği vardı.
    Eşten dosttan kapanmayan kapılarını şimdi bir çalan yoktu. Gün geçtikce geçim zorlaşıyordu. Hasan Bey'in
    duruşması 2 ay sonraya atılmıştı. Bu 2 ay içinde Belgin Hanım sokağın başında satmaları için çocuklar mısır haşlıyor,
    lokum yapıyordu ama çok az kazandıkları için ne karınları doyabiliyordu nede çocukların masrafına yetiyordu.
    Çocukları görmeden gece yarıları sessiz sessiz yatağın içinde ağlıyordu. Arada bir demirci olan kardeşi Hüseyin
    gelip ablasına 5 Lira para veriyordu. Yüzü kızara kızara kardeşinden parayı alıyordu. Duruşma günü geldiğinde
    Mahkemeyi izlmeye gitti o sırada 5 dakika kadar bir görüşmeye izin verdiler. Hasan Bey, Belgin Hanım'a
    "Ne kadar zayıflamışsın." diyerek üzgün gözlerle ona baktı. Belgin Hanım ise "Yok biz çok iyiyiz sen bizi merak etme,
    sana öyle gelmiştir." dedi. Hasan Bey, Belgin Hanıma "Ben hapishanede çok düşündüm sen bu 6 çocuğa bakamazsın
    2 kızı bir de en küçük oğlanı yuvaya ver." dedi. Belgin Hanım gözlerini iri iri açar ve kızgın bir ses tonuyla "Nasıl olur ?!
    Ben onların hasretine dayanabilirmiyim!" dedi.Hasan Bey "Eğer sen bu çocukları vermezsen bakımsızlıktan
    tamamen kaybedersin." dedi. Belgin Hanım "Hele bir mahkeme sonucunu görelim" dedi. "Mahkeme uzun sürer"
    dedi Hasan Bey. Duruşmaya girildikten sonra ikinci bir duruşma kararsızlıktan 3 ay sonrasına ertelendi.
    Hasan Bey avukatıyla haber göndererek "Ben çocukların yuvaya verilmesi için dilekçe gönderiyorum." dedi.
    2 Ağustos 2011
    #11
soru sor

Bir Roman Yazıyorum...

Alakalı Aramalar:

  1. roman yazıyorum