Bir Gün Değil, Her Gün İbadete Davet

İsimli konu WH 'İslam ve Din Kültürü' kategorisinde, Kronik Depresif üyesi tarafından 11 Nisan 2011 tarihinde yazılmıştır. Bir Gün Değil, Her Gün İbadete Davet hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. Kâinat zaman içinde bir değişim ve gelişim geçirerek, Hak Teâlâ'nın onun için belirlediği sona doğru akıp gitmektedir. İşte bu değişim ve gelişim her doğanı büyütüp geliştirmekte, olgunlaştırmakta ve öldürmekte ve soldurmakta; her tazeyi bayatlatmakta; bugün yeteni, yarın yetmez hale getirmektedir. Velhâsıl zaman her şeyi bir değirmen gibi öğütmekte ve un-ufak etmektedir. Bu değirmen de kendiliğinden dönmüyor, onu bir döndüren var. Bu yüzden hep beraber elimizdeki zaman tükenmeden güzel bir şekilde değerlendirelim diyoruz...



    Kur`an-ı Kerim`i indirildiği Arapça ile okumanın fayda ve hikmetleri sayılamayacak kadar çoktur. Onlardan sadece bir kaç tanesini arz ediyoruz:


    1. Kur`an`ı orijinal Arapçası ile okuyan ibadet etmiş olur, bu okuma insanı Allah`a yaklaştırır, anlamaksızın dahi olsa okuyorsa sevap kazanır. Anlayarak okuyan ise ücret üstüne ücret elde eder. Yüce Allah`ın:


    "Allah`ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler. Çünkü Allah, onların mükafatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Çünkü O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir."


    1 âyet-i celilesinde de ifade edildiği gibi, Allah`ın kitabını okuyanlar methedilmiş, Kur`an`ı mücerret okumak dahi namaz kılmak gibi ibadetlerden sayılmış, hatta Kur`an tilaveti namaz kılmak gibi çok önemli bir ibadetten önce zikredilmiştir.


    Hz. Peygamber (a.s.m)`da:


    "Kim Allah`ın kitabından bir harf okursa onun için bir hasene vardır. Bir haseneye on misli sevab verilir. Ben Elif Lam Mim bir harftir demiyorum. Elif bir harftir, Lam bir harftir, Mim bir harftir diyorum."

    2 hadislerinde Kur`an`ı bizzat okumanın ibadet sevabı kazandıracağına dikkat çekmişlerdir. Ki, Kur`an bu özelliği ile ayrıcalık kazanmış, başkalarına fark atmıştır.Bu sebeple mümkün mertebe fazla miktarda Kur'an okumaya davet ediyoruz hepinizi, hatta üç aylarda olduğumuzdan ve:


    "Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pekçok uhrevî faydaları kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakikat ve ibadet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i imana temin eden şuhûr-u selâsenizi (üç aylarınızı) tebrik ediyoruz."
    (Şuâlar, s. 416)



    açık bir şekilde bu aylarda ibadetin daha fazla sevap getirileceği belirtildiğinden, gelin bu dostluk gemisinde sizde yerinizi alın...


    Dinî anlatımda "Şühûr-ü selâse", yani üç aylar olarak bilinen bu mevsimin girmesiyle birlikte Müslüman ruhları bambaşka bir hava kaplar. Çünkü bu aylar İlâhî rahmetin coştuğu aylardır. Diğer vakitlerde iyilik ve ibadetlere on sevap veriliyorsa, Receb, Şaban ve Ramazan aylarında gittikçe yükselen bir oranda kat kat fazla sevap verilir.

    Meselâ, başka zamanlarda okunan her bir Kur'ân harfi için on sevap yazılmaktadır. Receb ayında bu sevap yüz olarak yazılır, Şaban'da üç yüzü aşar, Ramazan'da bine çıkar. Cuma gecelerinde binleri bulur. Kadir Gecesinde de otuz bine ulaştığını düşünürsek, üç aylardaki mübarek vakitlerin âhiret ticareti bakımından ne kadar kıymetli bir fırsat olduğunu anlayabiliriz.



    Hatta üç aylardan yararlanmanın getireceği faydaları şu temsili hikayeden çok güzel bir şekilde anlarız...

    Bilindiği gibi, pazarlar ve fuarlar mühim ticaret yerleri arasında yer alırlar. Haftanın belli bir gününde belli bir yerde kurulan pazarda, insanlar her türlü ihtiyaçlarını karşılarlar. O gün sabahtan akşama kadar pazarın ucuzluğundan istifade etmek mümkündür. Ama o gün pazara gidemeyen bir insan, aynı şartlar altında alışveriş yapabilmek için bir hafta beklemek zorundadır. Çünkü pazar bir günlüktür.
    Aynı şekilde, üç aylar da yılda bir defa kurulan ve ahiret ticaretinin yapıldığı pazarlardır. İstifade etmesini bilenler, bu pazardan büyük kazançlar sağlarlar. Ahirete yönelik amellerini diğer vakitlere oranla arttırırlar. Daha fazla Kur'ân okurlar, ilme daha fazla yönelirler, uykularından kısarak ilim ve tefekküre, ibadet ve İslâmî hizmetlere daha fazla vakit ayırırlar. Hayırlı işlerde birbirleriyle yarış içine girerler. Böylece, “bu çok sevaplı ibadet ayları”ndan tam bir istifade ile çıkarlar. Bir mânâda, bu mübarek vakitlerde yapılan manevî hizmetler, insanın ebedî hayatı için yapılmış en kârlı “yatırım” olur.

    Manevi bir mescitte her birimiz bulunduğumuz şehir itibariyle bir halka oluşturduğumuzu düşünelim... Yaptığımız her zikir kendimize sevap olarak geldiği gibi, diğer kardeşlerimize de aynı nisbette sevaplarımızı göndeririz.
    Eğer yüz kişiysek, biz bir göndeririz ama doksan dokuz sevap kazanırız...Bu fırsattan, bu birlik beraberlikten faydalanmasını bilelim...Herkes birlik olursa hepimizin ahiret kazancı kat be kat artar...Böylece bütün mü'minler âhiret kazancına yöneliyor. Herkes Allah'ın rızası yolunda sonsuz bir yarışa giriyor. Ve oluşan manevî hava, bütün bir topluma huzur veriyor. Bu huzur havasından herkes derecesine göre istifade ediyor. Yapılan ibadetler, okunan Kur'ânlar, Arş'a yükselen ihlâslı dualar, bitip tükenmek bilmeyen bir şevkle devam ettirilen İslâmî hizmetler, İlâhî rahmetin celbine vesile oluyor. Ayrıca sırf Allah rızası için ve ihlâsla yapılan bu hizmetler, günahların, sefahetlerin ve zulümlerin kirlettiği manevî havamızı temizliyor.

    Şu halde, her yıl bizlere ikram edilen bu bulunmaz fırsattan istifade etmeliyiz. Bunun için, mü'min kardeşlerimizle daha sık bir araya gelip sohbetlerde bulunabiliriz.
    Aramızda Kur'ân'ı paylaşıp imkân nisbetinde günlük ve haftalık hatimler yapmaya başlayabiliriz. Makbul dua ve zikirleri daha çok okuyabiliriz. İslâmî eserlere daha fazla vakit ayırabiliriz. İslâmın hakikatlerini yayma ve anlatma hususunda daha fazla gayret gösterebiliriz. Bu yolda göstereceğimiz en küçük bir gayret, en azından bire yüz netice verecektir.
    Bu bakımdan gerek kendimizin, gerekse diğer mü'minlerin dünya ve âhiret imtihanlarında başarılı çıkmaları için Cenab-ı Hakka niyazda bulunmak ve Ondan yardım istemek suretiyle, hem sıkıntı ve musibetlere karşı sarsılmaz bir dayanak noktası bulmuş, hem de tükenmez bir teselli kaynağına kavuşmuş oluruz.
    İşte tamda bu noktada değinmek istediğimiz bir nokta var...



    Müslümanlığımız Ramazan'a kilitli değildir...




    Bir hadis-i şerif bize şöyle bir hatırlatmada bulunmaktadır:


    "Allah için yapılan ibadetlerin en makbulü, (az da olsa) en devamlı olanıdır."


    Evet, böyle tarif ediyor Efendimiz (sas) Hazretleri en makbul Müslümanlığı..


    Az da olsa en devamlı olanıdır!
    .


    Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, sabahlara kadar namaz kılmış, akşamlara kadar da oruç tutmuş.. Elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen, sofu bir insan hâline gelmiş; ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan'dan sonra tesbihler, seccadeler sandığa, dinî görevler gelecek Ramazan'a bırakılmış. Yani devamlı değil..
    İşte bu, Allah yanında makbul olan tutum değildir. Allah'ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına mahsus kalmıyor, ömür boyu kullanılıyorsa, O'nun emirlerine olan itaatimiz de Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam etmeli, son nefese kadar sürmelidir. Hatta insan nasıl havasız, susuz yaşayamazsa, biz de dinî mükellefiyetlerimizi yerine getirmeden yaşayamaz hâle gelmeliyiz. Bizde bu şekilde sadece özel günlere değer verip geri kalan günlerde boş oturmaktansa, Allah'ın izniyle hep beraber uzun seneler sürmesini umduğumuz bir işe girişmek istiyoruz...Öncelikle yavaş yavaş bir ekip oluşturacağız... Ve bu ekibin birbirine kaynaşması için gerekli her türlü sosyal ortamda tanışmalarını sağlayacağız...Böylece kardeşlerimize her daim dua edebilir, onları gerçekten sadece Allah rızası için sevebiliriz...

    Yaşadığımız mübarek Ramazan ayı bize bu düşünceyi vermeli, bu alışkanlığı kazandırmış olmalıdır. Bu sebeple de Ramazan ayı sonunda bu konuyu kendi vicdanımızda iyice düşünmeli, Ramazan'da kazandığımız iyilik ve ibadet alışkanlıklarımızı Ramazan'dan sonra da firesiz devam ettirme kararında olmalıyız..

    Şayet böyle bir tefekkürümüz olur da Ramazan sonunda böyle kesin bir karar içinde olursak, Ramazan'ın feyzinden tam istifade edenlerden olduğumuzu düşünebiliriz.. Çünkü aldığımız bu karar "din hayatımızı firesiz devam ettirme kararıdır". Hayatımızı değerlendirme adına bundan daha mühim bir karar olamaz Ramazan'dan sonra..

    Zaten sorumluluk sahibi insan dindarlığını, Ramazan ayına inhisar ettiremez, Ramazan'dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp eski gaflet gömleğini giyemez. Belki Ramazan'da kazandığı bu güzel alışkanlıklarını iyice benimser, Ramazan sonrasında da aynen devam ettirme kararını tereddütsüz alır. Böylece ömür boyu dinî hayatını sürdürme niyetini bir daha tazelemiş olur. Hadis-i şerifin tarif ettiği Müslüman halini alır. Ne diyor hadis-i şerif?


    "Allah için yapılan ibadetlerin en makbulü, (az da olsa) en devamlı olanıdır!"


    Onun için 'Ramazan gitti, dinî hayat bitti' diyemez. Ramazan gider; ama dinî hayat ömür boyu devam eder. Çünkü kimse Ramazan Müslümanı durumuna düşmek istemez...

    Sizde aramıza katılın ve süreklilik arzetsin tüm ibadetlerimiz, her sevapta ortak olalım...



    Bediüzzaman Said-i Nursi birlik ve beraberlik içinde olmamızın gereklilğini şu şekilde ile özetlemiştir;


    "Ahir zamanda insanlar her yönden saldırıya maruz kalmaktadırlar...
    bu saldırıları tek başlarına def etmeleri bazen imkansız olabilmektedir...
    Eğer bir grupta insanlar birbirlerine dua ederlerse ve o grupta bir mazlum varsa (ki duasının kabul olması kuvvetle muhtemel), onun duasının kabulü tüm ordaki cemaatin affolunmasına sebep olur...
    Onların toplanması o kadar kuvvetli olur ki, Cenab-ı hak, o duanın reddedilmesine izin vermez...
    Hatta çoğu reddedilse ama içinden sadece biri kabul olunsa, o kabul olunan duanın hikmetine ordaki cemaatin hepsi iman-ı salih ile kabre girer (inşallah)

    buyrulmuştur...Çünkü herbir dua umuma bakar.





    Allah yar ve yardımcınız olsun...

    Bizi bu yolda yalnız bırakmamanız ümidiyle...

    Allah razı olsun...




    11 Nisan 2011
    #1
  2. Bir Gün Değil, Her Gün İbadete Davet Cevapları

soru sor

Bir Gün Değil, Her Gün İbadete Davet