Ahmet Muhip Dıranas şiirleri

İsimli konu WH 'Aşk & Sevgi' kategorisinde, 4CaRNiVoR üyesi tarafından 28 Kasım 2009 tarihinde yazılmıştır. Ahmet Muhip Dıranas şiirleri hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. 1939

    Bin dokuz yüz otuz dokuz:
    Karanlıkların içinde
    Ölülerle yaşıyoruz.

    Puslu havayı sever kurt;
    Kaplamakta gökyüzünü
    Kurşundan ağır bir bulut.

    Her şey uyuduğu zaman
    Kıracak zincirlerini
    Gecede uyanık duran
    28 Kasım 2009
    #1
  2. Ahmet Muhip Dıranas şiirleri Cevapları

  3. ADAMLAR

    Sönmüş saçlarında son damla ışık,
    Bir düş'ün içinde gibi her akşam
    -Ve yüzleri duman kadar dağınık-
    Geçer bu sokaktan binlerce adam.

    Umut gözlerinde ölü bir bakış,
    Çığlık bir bükülüş dudaklarında;
    Bulamadıkları nedir ki, yaz kış
    Dolaşırlar şehrin sokaklarında?

    Sanki yalvaran bir duadır onlar,
    Belki tanrılara açık vesvese,
    Bir nehir. Bu nehir her akşam akar
    Derinden ruhları çağıran sese.
    28 Kasım 2009
    #2
  4. AĞIT.....

    Bir sevdiğim güzel vardı, bu evrenden vazgeçti;
    Sevdiğini yitirenin hali nice olur belli.
    Fidan boylum, güvercin bakışlım, şimdi n'etmeli?
    Sevip koklamadım, doyamadım; benden vazgeçti.

    Benim varımdı o, benim tadım, benim ereğim;
    Direğimdi, kırıldı da çöktüm, bir oldum yerle.
    Çığrış canım, kuşlarla, böceklerle, bitkilerle;
    Gel sevdiğim, gel güzelim, gel gülüm, gel direğim!

    Rüzgarlar üşüttü onu, kuzeyden esen yeller,
    Boz bulutlar öyle benzini soldurdu, dert değil.
    Bir sanırım, bu sümbül o sümbüldür! elbet değil.
    Nazlı çiçeklerle bile açmaz onu bu iller.

    Bu gamlı güz akşamı, yola düşmüş hali midir?
    Edalı boyuna göz mü değdi, dil mi uzandı,
    Ya ala gözlü görke yüzünü kimler kıskandı,
    Üzerine eğildiği sular vebalı mıdır?

    Garip kişi! gez git gayrı bu dağları dul, mahzun.
    Bu dağların güzeliydi o, güzellerin hası.
    Elbet garib olur garip kişinin yavuklusu;
    Büker de boyuncağzını kor gider melul mahzun...
    28 Kasım 2009
    #3
  5. ATLIKARINCA

    Ne çektik böyle gülünceye dek
    Eh, şeniz işte hep bu düğünde!
    Karım şen bir deliler evinde,
    Yirmisindeki hemşirem Van'da,
    Babam tenha tezgahının üstünde,
    Ben bir hayal atının sırtında
    Ve anam mahzun... ölünceye dek.
    28 Kasım 2009
    #4
  6. AYIŞIĞI

    Yüzün beyaz, abajur yeşil, gece mor;
    Esrimiş kalbim, şarkısını söylüyor.
    Her yanın avuçlarıma dökülüyor
    Çeşmeden akan suyun berraklığında.

    Dolaşan bir dudak mı var saçlarını?
    Ay tırmanıyor zeytin ağaçlarını.
    Sürü bulutlar gece yamaçlarını
    Otlayıp yayılıyor gök kırlığında.

    Üzerinden örtüyü mü çekti bir el?
    Gece ayaklarından akıp giden sel;
    Seyrine doyulmuyor ruhunun, güzel
    Bu manzara gibi, bu ayışığında...

    Yeniden yarattı seni gizli bir el!
    28 Kasım 2009
    #5
  7. AYNALAR..

    Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda;
    Kaybolan gençliğimi aradığım aynalarda
    Ölüler dolaşıyor böğürlerinde elleri,
    Aynı şeyi arayan akraba hayalleri.
    Yalnız bir taze kadın yaşlılığı arıyor;
    Yaşlılığım, yaşlılığım! Diye yalvarıyor.
    Sırları dökülüyor baktığı aynaların;
    Söndürüp yürüyor bir bir aynaları kadın.
    28 Kasım 2009
    #6
  8. AYRILIŞ

    Gün batıyor, gün batıyor,
    Veda etsem hepinize.
    Ufuk kanlı bir denize
    Dönüyor, sizi bıraksam.

    Gün batıyor, gün batıyor,
    Evimi, eşyamı, paramı
    Nem varsa yaksam ve bir an
    Kaybetsem kara bir duman
    Arkasında hafızamı,

    Koşsam, koşsam, koşsam, koşsam...
    28 Kasım 2009
    #7
  9. BAHAR ŞARKISI..

    Titrek bir damladır aksi sevincin
    Yüzünün sararmış yapraklarında
    Ne zaman kederden taşarsa için
    Şarkılar taşırsın dudaklarında.
    İşlerken hülyama sesten örgüler
    Bir çini vazodan dökülen güller
    Gibi hülyada fecirler güler
    Buruşmuş bir çiçek parmaklarında.

    Gözlerin kararan yollarda üzgün,
    Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün;
    Süzülüp akasya dallarından gün
    Erir damla damla ayaklarında.

    Sesin perde perde genişledikçe
    Solan gözlerinden yağarken gece
    Sürür eteğini silik ve ince
    Bir gölge bahçenin uzaklarında.

    Sen böyle kederden taştığın akşam
    Derim dudağında şarkı ben olsam
    Gözlerinde damla, içinde gam
    Eriyen renk olsam yanaklarında
    28 Kasım 2009
    #8
  10. BALAD...

    Yağmurlar dindiği zaman
    Geleceksin
    Ki karanlık ölümdür.
    Işığım söndüğü zaman
    Güleceksin
    Ki karanlık ölümdür.

    Karanlığımda dişlerin
    Parıldar ki
    Yine görüneceksin
    Kuraklığımda düşlerin
    Işıldar ki
    Yine arınacaksın.

    Bekliyeceğim elbette
    Gelişini
    Yaşamak başka nedir;
    İsterse ta kıyamete
    İlle seni
    Ki bu aşk başka nedir.

    Bütün ömrümüz onunla
    Böyle geçti;
    Toprakla gök arası,
    Varla yok arası öyle;
    Derken uçtu.
    Dranas yalvarası:

    Tanrım merhamet et kula.
    28 Kasım 2009
    #9
  11. BEN BİR YILDIZIM

    Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında,
    Sağa bakarım, sola bakarım, eyvah,
    Yapayalnızım yıldızlar ortasında.
    Bir bitmez düzelikte akşamla sabah.

    Alabildiğine bana vermişler, “al! ”
    Dayanılmaz boşluğuyla bu evreni
    “Bu gerçek, bunu al! Bu düş, bunu da al! ”
    Ne ki varsa, bana yazılmış nedeni.

    Mutluyum, bu güzel, bu tek yıldızlıkta;
    Milyonlarca sunu, adak sana, tanrım!
    Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta,
    Hiç olmazsa bir ayna ver bana, tanrım!
    28 Kasım 2009
    #10
  12. BİR SOKAK

    Dün gece lambaların kör ışığı içinde
    -Herkes ömründe bir kez olsun o yoldan geçer___
    Bir sokağa düştüm ki her köşede bir gölge,
    Her pencerede bir baş, her kapıda bir fener.

    Onların iki yana dizili yüzlerinde
    Kalmamış gibiydi bir damla ışıktan eser
    Ve körler gibi, sanki elleriyle derinde
    Yitmiş hayallerini arıyorlardı yer yer.

    Balkonundan sarkarak biri: 'Yavrum, diyordu
    Hatırlamaz olmuşsun artık eski karını;
    Göğsümde geçirdiğin sevda akşamlarını.'

    Biri memelerini gösterip gülüyordu:
    'Pencereme bakmadan geçme öyle, güzelim!
    Ben Leyla'dan sevdalı, Zeliha'dan güzelim..
    28 Kasım 2009
    #11
  13. BÜYÜK OLSUN

    Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun
    Deniz gibi, gökyüzü gibi herşey ve mahzun.
    Seviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce
    Aşıksam kadınım değil tanrıçasın, ece.
    Denizler yolculuğa çağırır durur da beni
    Gitmem düşünerek geri döneceğim günü.
    Ben büyük rüzgarları severim büyük olsun
    Aşkım da, özlemim de hepsi, herşey ve mahzun.
    İnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı,
    Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı.
    28 Kasım 2009
    #12
  14. DARAĞACI

    Ve günlerden bir gün, bir sabah erken
    Kuşluk vaktinde, bülbüller öterken
    Kentin meydanında bir darağacı.
    Sallanıyor boşlukta bir yabancı.
    Geçiyor sabahın yolu alnından
    Ve yalın ayakları bir gecede...
    (Yeni yollarını mı düşünmede
    Bu ayaklar? .. son durağına kadar
    Ne uysal yürümüştür bu ayaklar!)

    Esintili alanda üç beş adam;
    Uykusuz yüzleri donuk birer cam,
    Bakadurmuşlar öyle... ve garibi,
    Hepsi ayrı ayrı asılmış gibi.
    Ben de aralarında üç beş adam;
    Uzatsam elimi, alnını tutsam,
    “Uyan, kardeşim! Desem, bu uykudan”,
    Yüzünü kapardı hemen, korkudan.

    Çekilirken gece batıya doğru,
    Konmuş da bir çatıya karga ruhu
    Söylenip duruyordu: “Gün doğmada
    Ben miyim bu? ben mi, bu baş bu eller,
    Bu ayaklar? .. ya hani nerde yollar? ”
    (Anlamamış ne olup bittiğini
    Zavallı karga; atın yittiğini.
    Sadece bir göğe, bir yere bakıp
    Ölüyü ölüye çekiştirir hep.)
    “Niye geldin bu çıkmaza, be ayak?
    Var mı beni boşlayıp, burda barınmak?
    Ben insanoğlunun aynası mıyım?
    Şu garip yolcunun aynısı mıyım?
    Benzeten kim bana bu dağarcığı*
    Orda sadece bir darağacı
    Ve onda rüzgarla sallanan bir dal! ..
    Yalnız, beni düşünür gibi bir hal! ”

    Bir yağmur gölcüğü yerde akşamdan,
    İçinde titrek bir yansı idamdan...

    Bu biçim üzre bitecekken gece,
    Dağılacakken artık seyirci de,
    Birden, kargalarla doldu gök yüzü.
    Tüm asılmışların ruhlar sürüsü
    Tamusal bir koroyla, dişi erkek,
    Alçalarak, yükselerek, dönerek,
    İlenirlerdi bağrışa çağrışa
    Hem asılana, hem asan nebbaşa:

    “İşte Ölen, ama işte Öldüren,
    İşte Bulan, ama işte Bulduran,
    Filozof ve kurtarıcı, hem yalvaç,
    Hem doğrucu bir ruh ve de yalancı
    Ve siyasacı ve hakcı ve hırsız
    Ve can çalan ve övüngen ve arsız...”

    Gün doğmak üzre, eşya kabarıyor,
    Yeryüzünün çatısı ağarıyor;
    Acı bir gün! Karga ağlanır durur,
    Adam darağacında sallanır durur..
    28 Kasım 2009
    #13
  15. ESENLİK SİZE

    O gün bu gün size özendim
    Her yerde, hava, toprak, deniz
    Bir serüvendi, gökteyseniz
    Çıktım, yok, yerdeyseniz indim

    İlkin, size içkiyi tattırdım
    Ömür boyunca sarhoşsunuz
    Ne açsınız artık ne susuz
    Sizsiz ben de susuz kalırdım

    Size geceyi de öğrettim
    Onda düşlerle çoğaldınız
    Yaşantıda yorgun ve yalnız
    Değilsiniz; sizi ürettim

    Biterdi belki bir uykuyla
    Her şey ve tadından ötürü
    Gördünüz ki bundan ileri
    Bir şey var çağıran tutkuyla

    Çağırdım, çağırdım, çağırdım
    Bir böcek gibi titreyerek
    Koştunuz tükeninceye dek
    Ha bir adım, daha bir adım

    Sizi ölümle perçinledim
    Bana... ve sımsıkı ve sıcak
    Üşürdünüz ah, çırılçıplak
    Ölüm döşeğinde; önledim

    Size yani günahı sundum
    Öptünüz ve güzelleştiniz
    Çirkindiniz ilkin, tek ve pis
    Irmak oldunuz, sizde yundum

    Şimdi olay, hep ya hiç gibi
    Vardan ve yoktan özge bir şey
    Sevgiden de öte bir düzey
    Olmak ya da olmamak belki
    28 Kasım 2009
    #14
  16. EVRENİ SEVMEK Kİ

    Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,
    Ama şiirlerimle seni doyuramam ki;
    Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,
    Daha ötelerine, daha... buyuramam ki.

    İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;
    Ve onu tanrılara karşı bile överim.
    Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim
    Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.

    Güzellikleri alır satarım, gel işim bu.
    Güzel tellalıyım ben; alan var mı? neşem bu.
    Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu,
    Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.

    İnsanoğulluğunu kulluk diye almışsın!
    Düşüncenin orakla biçilmesine karşın
    Bir geleceğin dulda düşlerine dalmışsın;
    Bu derin aldanıştan seni uyaramam ki.

    Kim zafere erecek? Zafer ne? Bir akşamda
    Güneşi bağlamaksa geceye karşı, ya da
    Haykırmaksa, gür... varım, bir güldür açan, ama
    Kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki.

    Hep Tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın,
    Özgürlükler üstünde?.. Bir yüce aramanın
    Yıldızsal kulesinden sesleniyorum: kalkın!
    Duyuramam ki ama beni, duyuramam ki..
    28 Kasım 2009
    #15
  17. FAHRİYE ABLA

    Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
    Kapanırdı daha gün batmadan kapılar
    Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden
    Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!
    Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
    Gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla
    Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla

    Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi
    Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi
    Güneşin batmasına yakın saatlerde
    Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede
    Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede
    Bahçede akasyalar açardı baharla
    Ne şirin komşumuzdun fahriye abla

    Önce upuzun sonra kesik saçın vardı
    Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
    İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
    Altın bileziklerle dolu bileklerin
    Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin
    Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla
    Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla

    Gönül verdin derlerdi o delikanlıya
    En sonunda varmışsın bir erzincanlıya
    Bilmem şimdi hala bu ilk kocandamısın
    Hala dağları karlı erzincandamısın
    Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
    Hatırada kalan şeyler değişmez zamanda
    Ne vefalı komşumuzdun sen fahriye abla
    28 Kasım 2009
    #16
  18. GECE..

    Ah, sen ey, ölüm kadar sonsuz olan
    Ve dar bir tabut gibi rahat uyku!
    Islak geceyi örtün kalbim, uyu!
    Artık uykuyla tek başına kalan

    Ruhum gemiler uğramaz bir liman

    Bir tanrı gibi her tarafta korku;
    İşliyor bütün saatler kurmadan,
    Dışarda yağmur yağıyor durmadan,
    Görmüyor pencereler sonsuzluğu.

    Beni dibine çeker misin kuyu!

    Bitti gücüne güvendiğim zaman,
    Gökler yakın bir ayrılıkla dolu;
    Aynasında yüzüm dalgalanan su,
    Nağmesine vurgun olduğum umman.

    Al beni rüzgar! Kül et beni volkan!

    Toprakta o baş döndürücü koku
    Ve ölüm, gece ucundaki çoban.
    Gel yetiş, ey pişmanlık! İşte yaman
    Bir gecedir, yaman bir gecedir bu.

    O derin gözlerin ne güzel, puhu!
    28 Kasım 2009
    #17
  19. GERÇEK

    Uyandığı zaman gökte yıldızlar
    İnsan düşünür : belki de Allah var!
    Tanrısal bir öpüştür soken şafak.

    Ne hoştur insanın bir gül açası,
    Koşan göklerde kuş gibi uçası,
    Bulutlarla yağmur olup ağlamak.

    Gitmek, sona ermeden… bir zamanda…
    Başıboş bir tekne gibi ummanda;
    Fırtınalarda ne yelken, ne bayrak.

    Fakat beni sen uyandır, ey zeka !
    Bak, işte önümde her günkü çorba,
    Ekmek, kaşık ve kasesiyle bu aşk.

    Sarhoş eden, davet eden bu ölüm
    İçinde ben salt bir ademoğluyum,
    Korkan, ölüsünü hatırla*****.

    Ey, ışığın boşandığı gerçek düş !
    Bütün zamanı kucaklayan öpüş ;
    Yaşamak… eken insan, veren toprak.
    28 Kasım 2009
    #18
  20. HATIRA

    Dün, bir gölge gibi geçti yanımdan
    Oydu, bir bakışta tanıdım onu;
    Rüyalarıma tayf halinde konan,
    Peşime bir korku gibi düşen o.

    Bazı yapraktı, bazı bir rüzgâr.
    Dolardı aydınlık olup, odama.
    Bahçemde süzülür giderdi bahar
    Sabahının fecri vururken cama.

    Ayakları kumda bırakmadan iz
    Yanıma geldiği hep gecelerdi;
    Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz
    Uzak bir maziye dönüp giderdi.

    Bir avuç ışıktı incecik yüzü,
    Gözleri geceler gibi derindi;
    İçine başımın her an düştüğü
    Avuçları sudan daha serindi.

    Geçerken dün yoldan, ruhumu saran
    Bir gölge halinde ve ağır ağır;
    Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardan
    Seven ve yaşayan bir hatıradır.
    28 Kasım 2009
    #19
  21. HER GÜNKÜ ŞARKIM

    Her gün ekmeğimi bölüşürsün
    Yalnızlığımın sofrasında,
    Yorganımın altında üşürsün
    Her güz ve bahar arasında.

    Bağlayansın her göz yaramı,
    Gülmek görevin ben gülünce;
    Yağmur senin gibi ağlar mı
    Gözlerimden yaş dökülünce?

    Her düşüncemin ıstıraplı
    Serüveni, hayırlı rüyam.
    Sen ey, günahlı ve sevaplı,
    Allahlı ve şeytanlı dünyam!

    Her günkü şarkısı dudağın,
    Havayı dolduran kokusu
    Yağmura kavuşmuş toprağın;
    Yediğim ekmek, içtiğim su.
    28 Kasım 2009
    #20
soru sor

Ahmet Muhip Dıranas şiirleri