Atatürkten Dersini Alamayan 2 Talebesi Atatürk'ten ders alamayan iki talebesi.Bunlar İkinci Dünya Savaşı'nın müsebbipleri olan İtalyan diktatörü Benito Mussolini ve Alman führeri Adolf Hitler'dir. Atatürk'ün talebeleri olduklarını kendileri ifade etmiştir. Hitler'in doğumunun ellinci yılı törenlerine katılan General Ali Fuat Cebesoy misyonunda vazifeli olan Falih Rıfkı Atay anlatıyor. Okuyalım:
'... Hitler'in ellinci yıldönümü şenliklerine Türkiye de davetli idi. General ve saylav Ali Fuat Cebesoy'un reisliği altındaki heyetle birlikte Berlin'e gidenler arasında ben de vardım. Şehir, sırma, silâh ve kibir kadar koyu bir gurur içinde idi. Harbin yüzümüze solduğunu hissediyorduk.
Başbakanlık sarayının somaki sütunları arasında mavi gözlü Hitler ellerimizi sıktı. Sonra hep beraber şeref salonuna geçtik. Heyet reislerini birer birer karşısına götürdüler. Kimine tatlı, kimine acı baktı. Balkan memleketlerinden birinin dış bakanına çıkıştığını bile gördük. Osmanlı padişahlarının Yedikule günlerini hatıra getiren korkulu bir hava idi. Ali Fuat Cebesoy hepsinden talihli çıktı. Hitler onunla konuştuğu sırada güler yüzünü ve sıcak bakışını takındı:
- Atatürk, bütün varı yoğu elinden alınsa dahi, bir milletin kendini kurtarabilecek vasıtaları yaratabileceğini göstermiştir. Ondan ilk dersi Mussolini almıştır. İkincisi benim.
Akşehir'de Garp Cephesi karargâhındaki tarihî geceyi hatırlıyorum. Türkiye halkının canlı ve cansız varı yoğu Yunan ordusunun karşısında idi. Mustafa Kemal'in önünde bu bir avuç kuvvet, arkasında sabırsızlık vardı. Düşmanın ne kendisi, ne de efendileri ile anlaşma ihtimali yoktu. Halbuki silâhlaşma ihtimali yoktu. Katî bir netice almak lâzımdı. Halbuki silâhça ve askerce Yunanlılardan üstün değildik. Bundan başka düşman kaleler arkasında ve siperler içinde idi. Bir tek çare, düşmana hiç sezdirmeyerek, bütün orduyu Afyon'un güney ve batı-güneyine yığmak ve buradan taarruza atılmaktı. Fakat bu toplanışla, cephenin bütün kuzeyini İzmit'e kadar ve Ankara'ya doğru açık bırakıyorduk. Eğer düşman bu hareketi sezip de yedek kuvvetlerini de ileri sürerek taarruz ederse, ne olurduk? Bir kumandanımız:
- Tarih buna cinayet adı verir. diyordu. Aşağı yukarı şu sözleri söylediğini de duymuşum:
- Türk milletinin verebileceği son silâh ve son asker budur. Onun varını yoğunu bir tek ihtimal için nasıl ortaya atabiliriz?
Mustafa Kemal:
- Türk milletinin verebileceği son silâh ve son asker bu mudur? diye sordu. O halde zaferi bununla kazanmaktan başka çare yok.
Ve danışmayı bırakarak emir verdi:
Kıtaların Afyon güney ve batı-güneyine doğru bu akışı 15 gün kadar sürmüştür. Yürüyüşler gece yapılıyor, gündüzleri herkes bir çalı dibine, bir kovuğa, bir kaya dibine sokulup siniyordu.
Mustafa Kemal son günü sordu:
- Düşmanın hareketimizi hissettiğine dair bir haberiniz var mı?
- Hayır.
- Öyle ise...
Ve 'düşmanın işini bitirdik' mânasına gelen bir halk küfrü savurdu.
Yumruk indi. Zafer ordunun da önünde koşarak, dolu dizgin ve soluk soluğa İzmir'e girdik.
Başka bir çare kalmayınca, kirpik bile oynatmayarak, en büyük tehlikeyi göze almanın bu büyük dersi Hitler'in hatırında idi.
Ben ona bir de Çankaya gecesinin bir dersini anlatmak isterdim. Atatürk Hatay meselesinden sinirli ve âdeta hasta idi. Bir gece sofra arkadaşlarından biri dedi ki:
- Paşam, niçin bu kadar üzülüyorsun? Yarın sabah bir fırka göndersen Hatay'ı alabilirsin. Renani'nin işgalinde gördük. O olup bittiye ses çıkarmayan Fransa, Suriye'nin bir sancağı için bizimle muharebe mi edecek?
Birden realist ve asker, kuvvet ve ihtimal hesaplarını hiçbir vakit mantığı üstünden kaldırmayan Atatürk uyandı, gözlerini dikerek:
- Evet, dedi, bir fırka ile yarın Hatay'ı alacağımı bilirim. Fransa bir Suriye sancağı için bizimle muharebe etmez, onu da bilmez değilim. Ya bu sefer şeref ve haysiyeti tutar da muharebe ederse...
Ve elini masaya vurarak:
- Ben vilâyetlerimize bir sancak katmak için bütün Türkiye'yi tehlikeye koymam, dedi.
Hitler bu ikinci dersi almamıştı. Birinci ders Münih'e kadar işine yaradı. Fakat ikinci ders, Almanya'yı yok olmaktan kurtarırdı...' ''alıntıdır'' |