Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu

Halil Ağa Gerçeği (okunmalı)

Her Telden kategorisinde ve Türkiye ve Ulu Önder Atatürk forumunda bulunan Halil Ağa Gerçeği (okunmalı) konusunu görüntülemektesiniz.>>Halil Ağa Gerçeği >> >>"Gel yardım et bana Nuri...Kaçalım köşkten..." >>Onun bu içtenlikli isteğine karşı çıkmak, büyük haksızlık olacaktı. >>"Tamam, ...



Geri git   Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu > Her Telden > Türkiye ve Ulu Önder Atatürk

Maşaallah Halil Ağa Gerçeği (okunmalı)

İndir Sitemap Arama Haritası Harita Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Halil Ağa Gerçeği (okunmalı)


Yeni Konu aç  Cevapla

 

LinkBack Seçenekler
Alt 11-14-2007, 07:35 AM  
Standart Halil Ağa Gerçeği (okunmalı)


>>Halil Ağa Gerçeği
>>
>>"Gel yardım et bana Nuri...Kaçalım köşkten..."
>>Onun bu içtenlikli isteğine karşı çıkmak, büyük haksızlık olacaktı.
>>"Tamam, sen planı hazırla, ben uygulamasını yaparım..."
>>
>>Atatürk ve Nuri Conker, birinin hazırladığı ötekinin uyguladığı plan
>>sonunda Florya Köşkü'nün tüm nöbetçilerini atlattılar ve köşkten
>>kaçtılar.
>>
>>Altlarında, Nuri Conker'in bir arkadaşının arabası vardı. eylül sonu
>>akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece' ye doğru gidiyorlardı.
>>
>>Birden Atatürk'ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye
>>takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanın sapına iyice yapışmış, toprakları
>>yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında
>>merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.
>>Atatürk şoföre durmasını söyledi. İndiler. köylüye seslendi:
>>"Kolay gelsin ağa!.."
>>Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:
>>"Kolay gelsin""İşler nasıl ağa? Bu yıl mahsulden yüzünüz güldü mü?"
>>Köylü isteksiz konuştu:
>>"Tanrı'nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsül. Kabahatin acığı
>>bizde, acığı yukarıda! biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi."
>>"Bakıyorum, sabanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün
>>yok mu senin?"
>>"Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar."
>>"Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı? Olmaz böyle şey!
>>muhtara şikayet etseydin..."
>>Köylü güldü:
>>"Muhtar başında deel miydi memurun, a bey?"
>>Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu:
>>"Kaymakama gitseydin."
>>Köylü iyice güldü.
>>"Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?" dedi.
>>Atatürk konuşmayı sürdürdü.
>>"E peki, İstanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini.... Onun
>>işi bu değil mi?"
>>Köylü Atatürk'ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. Konuşmanın
>>tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz. Kestirip attı:
>>"Bırak şu sağırı allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok
>>gördük. Yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?"
>>Atatürk sordu:
>>"Adın ne senin ağa?"
>>"Halil... Köylük yerde sorsan, Halil Ağa derler..."
>>"Demek varlıklısın?.. Ağa dediklerine göre."
>>"Acık çiftimiz-çubuğumuz varken adımız ağa' ya çıkmış."
>>"Peki Halil ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. benim
>>bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. sen aldılar
>>diyorsun. Hadi kaymakam şöyle, vali böyle diyelim; e peki bir başvekil
>>İsmet Paşa var bilir misin?"
>>"Bilmez olur muyum, beyim?"
>>"Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul'a geliyor. Florya Köşkü' ne
>>iniyor. Köşk de şuracıkta. bir gün kapıda bekleseydin de derdini
>>dökseydin ona...Herhalde çaresini bulurdu."
>>"Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, Gönül eyliyorsun. ama bak şimci,
>>tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar ya...Tutalım ki kodular,
>>koskoca İsmet Paşa' mızı göstertmezler ya. Tut ki gösterdiler ya ona
>>halimi nasıl yanacağım hele; o sağırın sağırı! heç işitmez beni..."
>>Nuri Conker, lafa karışmak istedi, Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.
>>"E peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın!" dedi
>>"Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, çıksaydın
>>önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!.."
>>Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu.
>>"Sen ne diyorsun bey?" dedi.
>>"Mustafa Kemal Paşa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için peygamber gücü
>>gerek... Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten, işinden gücünden başını
>>kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?.."
>>Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken, Atatürk'ten
>>yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor, çiftinin
>>başına gitmeye hazırlanıyordu. konuşacak bir şey de kalmamıştı. Atatürk
>>köylünün omuzuna elini koyarak,
>>"Senden hoşlandım Halil Ağa" dedi.
>>"Bir gün köyüne de gelir, bir ayranını içerim. Açık yürekli bir
>>vatandaşsın. Ama yine de sana söylüyorum, hakkını kimsede bırakma
>>ara!.."
>>Döndüler, arabaya bindiler. Halil Ağa, onları uğurladı.
>>"Meraklanma beyim, evelallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez.
>>Fakat bu, devlet baba' ya borçtur. Ödenmesi gerek..."
>>Otomobil hareket etti. Atatürk'ün canı sıkılmıştı. "Bir uygun yerden
>>dönelim, tadı kaçtı bu işin!.." dedi.
>>Dönüş yolunda Atatürk konuşmuyor, sigara üstüne sigara yakıyordu.
>>Yüzünde ince bir keder vardı.
>>"Yahu çocuk, şu Halil Ağa'nın vergi borcundan öküzünü satmışız, merkeple
>>çift sürüyor, hala da 'devlet baba' diyor. Ne mübarek millet, bu
>>millet!.."
>>
>>Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:
>>"Şimdi" dedi: "istanbul'da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini
>>telefonla bulacaksın!.. Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. ayrıca
>>vali Muhittin Üstündağ ile İsmet Paşa'yı bul, onlara da haber ver."
>>
>>Yaver odadan çıktı.. Atatürk, Nuri Conker' e döndü:
>>"Şimdi sen de arabayla çıkıp o Halil Ağa'ya gideceksin. Ona benim kim
>>olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin. 'seni sevdi,
>>sana öküz alıverecek' diye bir şeyler söyle, kandır. kuşkulandırmadan al
>>getir buraya."
>>O akşam Atatürk'ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar,
>>milletvekilleri ve İstanbul valisi Muhittin Üstündağ'dan oluşan yirmi
>>beş konuk vardı. Atatürk, "bu akşam soframıza efendimiz gelecek" dedi.
>>"Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum."
>>
>>Bir süre sonra içeri başyaver girdi ve Atatürk'ün kulağına bir şeyler
>>söyledi. Atatürk "buyursun!" dedi.
>>Başyaver kapıyı açıp da Halil Ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın
>>başında oturduğunu, yanı başında da İsmet Paşa'nın yer aldığını görünce,
>>şaşkınlıktan dona kaldı. dizlerinin bağ çözülmüştü. Atatürk onu görünce
>>ayağa kalktı. Arkasından tüm konukları da ayağa kalktılar. Atatürk son
>>konuğunu, "Hoş geldin Halil Ağa" diye karşıladıktan sonra kendisini
>>sofradaki konuklarına tanıttı:
>>"İşte beklediğimiz, efendimiz" dedi.
>>Nuri Conker, Halil Ağa'yı Atatürk'ün sağ başına oturttu, kendisi de
>>yanındaki sandalyeye geçti. Atatürk, sofradakilere, o gün köşkten
>>Conker'le birlikte nasıl kaçtığını, Halil Ağa'yı, bir yanında öküz, bir
>>yanında merkeple çift sürerken nasıl gördüğünü, sigara yakmak
>>bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu ayrıntılı bir şekilde
>>anlattıktan sonra şöyle dedi:
>>" Şimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız. Ben
>>sorduklarımı baştan soracağım Halil Ağa da orada bana söylediklerini
>>olduğu gibi tekrarlayacak."
>>Halil Ağa'ya döndü:
>>"Bak beri, Halil Ağa" dedi. "Sen bu akşam benim baş misafirimsin. Senin
>>açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. konuşmamızdan sonra
>>sana hiçbir zarar gelmeyecek. öküzünü de alacağım. ama şimdi ben tarlada
>>sorduklarımı baştan soracağım, sen de orada söylediklerini aynen
>>tekrarlayacaksın. işte soruyorum: bakıyorum sapanın bir yanında öküz,
>>bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?"
>>Halil Ağa dudakları titreyerek Atatürk'ün ayağına kapanacak oldu.
>>Atatürk önledi:
>>"Yoo, bak böyle şey istemem. soruyorum cevap ver."
>>Soru-cevap valiye kadar aynen tekrarlandı. sofradakiler, soluk almadan
>>konuşmayı izliyorlardı. Ürkütücü sorulara gelmişti sıra. Atatürk sordu:
>>"Peki İstanbul şuracıkta, gideydin valiye, anlataydın derdini, onun işi
>>bu değil mi?"
>>Vali Muhittin Üstündağ, Halil Ağa'nın ancak iki metre ötesinden
>>kendisine bakıyordu. Nasıl desin? Ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın
>>yoluna kaçtı:
>>"Vali Paşamızı biz görüp dururuz buralarda. Eteğine düşsek derdimizi
>>duyurabilir miyiz ki..."
>>"Olmadı bu, Halil Ağa... Bana dediğin gibi,dosdoğru..."
>>"Böyle demedik mi beyim?.."
>>"Ya, ben mi yanlış anladım?.. dur soralım bakalım Nuri'ye. Nuri, böyle
>>mi dedi bize Halil Ağa?"
>>Nuri Conker karşılık verdi. "Hayır paşam!.."
>>"Gördün mü?.. Demek aklında yanlış kalmış. Hani bir şey dediydin sen,
>>vali neden duymazmış?.. Aynen bana söylediğin gibi söyle."
>>Halil Ağa kekeleyerek konuştu:
>>"Köylük yerinde bizim dilimiz sağır demeye alışmıştır, paşam" dedi.
>>"Kusura kalma gayri..."
>> Atatürk gülmeye başladı:
>>"Diplomatsın ki, yaman diplomatsın, Halil Ağa...Ama şimdi diplomatlık
>>sırası değil, doğruyu konuşacağız... Söyle bana, orada dediğin gibi..."
>>Halil Ağa gözünü yumup, başını yere eğdi:
>>"Şaşırmıştım, ağzımdan yanlışlıkla 'bırak bu sağırı' diye bir laf
>>kaçırmışım.."
>>Sofrada gülüşmeler başlamıştı.
>>"Hadi buna da oldu diyelim. geçelim gerisine:
>>"E, peki bir başvekil İsmet Paşa var, bilir misin?"
>>Halil Ağa İsmet Paşa'nın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi:
>>"Şanlı İsmet Paşamız bilinmez olur mu hiç? O bugüne bugün..."
>>Atatürk Halil Ağa'yı durdurdu.
>>"Bırak şimdi övgüleri" dedi. "Ben lafın gerisini getireyim: tamam
>>öyleyse, hemen her hafta İstanbul'a geliyor, Florya Köşkü' ne iniyor,
>>köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona.
>>Herhalde bir çaresini bulurdu."
>>Halil Ağa yine kaçamak yanıt verdi:
>>"Kapıya koymazlar ya bizi, koysalar da şanlı paşamıza öküzümüzü mü
>>yanacağız!.."
>>Atatürk'ün sesi iyice sertleşti:
>>"Beni uğraştırma, Halil Ağa" dedi. "Erkek adam sözünü yalamaz. ne
>>dediysen, tıpkısını tekrarlayacaksın!.."
>>Halil Ağa ürktü, toparlandı. başını yine yere gömüp konuştu:
>>"Şanlı paşamıza da sağır dedikti ya..."
>>"Yalnız sağır değil, 'sağırın sağırı' değil miydi?"
>>Halil Ağa yere eğik başını acıyla salladı:
>>"Öyle dedikti paşam, doğrusun!.." diyebildi.
>>Atatürk, İsmet Paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi, sözü kendine
>>getirdi.
>>"Son soruyu sorayım şimdi" dedi. "Bunun da karşılığını ver, öküzünü al
>>git."
>>"Koca yaz şuracıkta Atatürk oturmuyor mu? gitseydin, çıksaydın önüne,
>>anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya?"
>>"Hiç bırakır mı aslan paşam benim!.. Erip erişir de tarlama dek gelir,
>>halimi dinler."
>>"Bırak bunları Halil Ağa, dediğini tekrarla."
>>Halil Ağa birden diklendi. Her şeyi göze almış insanların yiğitliği
>>içinde doğruldu. Atatürk'ün gözlerinin içlerine bakarak konuştu.
>>"İşte bunu demem paşam" dedi. "Ağzıma ataş doldur, işte bunu demem!"
>>Atatürk gülmeye başladı:
>>"Zorlatacak bizi bu Halil Ağa, laf anlamıyor."dedi. "Mustafa Kemal Paşa
>> Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için, peygamber gücü gerek demiştin,
>>yanılmıyorsam, 'görsem de, işinden gücünden, yiyip içmekten başını
>>kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seğirtecek' demiştin."
>>Halil Ağa'nın gözlerinden yaşlar inmeye başladı. tam kesilmiş,
>>duruyordu. Atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü:
>>" Atatürk de işi içkiye vurmuş, sarhoşun biri' demeye getirdin ya fazla
>>üstelemeyeyim" dedi.
>>"Şimdi bak beni dinle, Halil Ağa... Seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu
>>anlatmak içindi: Şu gördüğün altı bay hükümet... yani, biri başbakan,
>>ötekiler de bakan! Memlekete göz kulak olacak, işleri evirip
>>çevirecekler diye bu makama getirilmişler.
>>Bir kanun gerekti mi, bu baylar hemen sıvanırlar, İsviçre'den mi olur,
>>İtalya'dan mı olur, Fransa' dan mı, velhasıl neredense, bir kanun
>>buluştururlar, Türkçe'ye çevirtirler, sonra basıp imzayı gönderirler
>>Büyük Millet Meclisi'ne...Büyük Millet Meclisi dediğim, şu alt baştan
>>senin yanına kadar olan beyler. Kanun bunlara gelir. Bunlar da 'hükümet
>>elbette incelemiş, gerekeni düşünmüştür, benim ayrıca zorlanmama gerek
>>yok' derler ve kaldırırlar parmaklarını, olur sana bir kanun!..
>>Ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi borcundan Halil Ağa'nın öküzünü
>>çeker, satar... Halil Ağa da tarlasını bir yanda merkep, bir yanda öküz,
>>ırgalana ırgalana sürmeye çalışır. ama üretim düşermiş, ekim
>>zorlaşırmıs, kimin umurunda...
>>Sonra ben bunları görürüm, içim kan ağlar, işitirim, tasalanırım ! E,
>>hakça söyle bakalım şimdi Halil Ağa... Sen benim yerimde olsan, efkar
>>dağıtmak için, bunları bu beylerle konuşmak için içmez misin? Ama sonra
>>da Halil Ağa tutar, sana 'sarhoş' der..."
>>Halil Ağa'nın dili çözülmüştü:
>>"Öyle diyen yok haşa!.. Dinden çıkmak gibidir...Buldun mu bunu, hacısı
>>da içer, hocası da içer..."
>> Atatürk sordu:
>>"Peki sen de içer misin?"
>>"Hiç bulunur da içilmez olur mu, paşam?.. İçeriz ki, tıpkı şerbet
>>gibi!.."
>> Atatürk hizmet edenlere işaret etti, kadehleri doldurttu. kendi kadehini
>>Halil Ağa'ya uzattı:
>>"Hadi bakalım Halil Ağa" dedi. "Sağlığına içelim."
>>Halil Ağa, "Koca allah, benim ömrümden de sana pay düşürsün paşam,
>>sağlık düşürsün" dedikten sonra Halil Ağa, edeple başını kenara çevirdi,
>>eline verilen kadehi bir yudumda boşaltıverdi. yüzü kızarmış , gözleri
>>parlıyordu. ellerini dizlerinin üzerine koyarak Atatürk'e döndü:
>>"Yunan'ı denize döktün Paşam, bayrağımızı başucumuza diktin. benim gibi
>>bir köylü parçasını sofrana alıp içirdin, sana duaya bilem dilim dönmez
>>ki...Nideyim ben şimdi? bırak ki oh Paşam, ayağını öpem..."
>>Halil Ağa, Atatürk'ün ayağını öpmek için davranınca, Atatürk onu sıkıca
>>tuttu ve bu hareketi yapmasını önledi. Halil Ağa bu kez, Atatürk'ün
>>ellerine sarıldı, ellerini öpmeye başladı: "Bayrağımız gibi sen de
>>başımızdan eksik olma inşallah! sana her kim düşman ise, onun yeri senin
>>ayağının altı olsun!.. gayri bana izin, koca paşam!.."
>>"Yemek yemedin!.."
>>"Yemek kolay... Meraklanır çocuklar, ben köyüme döneyim."
>>Atatürk Nuri Conker'e işaret etti.
>>Conker kalkıp Halil Ağa'nın yanına geldi, kalktı Halil Ağa, önce
>>Atatürk 'ü, sonra sofradakileri selamlayıp kapıya doğru edeple geri geri
>>çekildi. Kapı kapandığı zaman Atatürk sofradaki öteki konuklarına döndü:
>>"Efendimizin halini gördünüz mü beyler?" dedi. "Devlet size böyle
>>davransa, siz ne yaparsınız? mübarek millet bu, adam millet bu... şimdi
>>bu adam milletin karşısında 'adam olmak,' bize düşüyor!.."
>>Sofrada kesin bir sessizlik vardı. Kimse gözlerini Atatürk'ten
>>ayıramıyordu:
>>"Halil Ağa'nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık ya
>>da bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağa'nın öküzünü
>>satıyor. ikisi de bence birbirinden farksız...Böyle bir kanun yaptıksa,
>>memleket çıkarlarına aykırıdır. Nasıl yaparız, nasıl yapmışız bunu? Eğer
>>yaptığımız kanun doğru da, yorumlaması yanlış oluyorsa, o zaman sormak
>>lazım. Hükümet nasıl bir yönetim içindedir? Sonra unutmayın ki, olay
>>İstanbul'da geçiyor. Bunun Van'ı var, Bitlis'i var, kıyı bucak ilçesi
>>var; acaba oralarda neler oluyor? bu çark iyi dönmüyor beyefendiler!.."

 
Cevapla

Seçenekler

Halil Ağa Gerçeği (okunmalı)

Her Telden kategorisinde ve Türkiye ve Ulu Önder Atatürk forumunda bulunan Halil Ağa Gerçeği (okunmalı) konusunu görüntülemektesiniz.>>Halil Ağa Gerçeği >> >>"Gel yardım et bana Nuri...Kaçalım köşkten..." >>Onun bu içtenlikli isteğine karşı çıkmak, büyük haksızlık olacaktı. >>"Tamam, ...


Halil Ağa Gerçeği (okunmalı) konusuna benzer konular:

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gerçek Politika...(kesinlikle okunmalı) lifetodie Komik Fıkralar 13 05-20-2008 06:26 PM
bush ve blair gerçeği mr. special Komik Resimler 13 06-17-2007 11:13 AM
Alerji Gerçeği Shady08 Sağlık - Yaşam 0 02-06-2007 08:03 AM
HALIL IBRAHIM BEREKETI cg_mbooks Aşk & Sevgi 1 11-16-2006 06:26 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:12 PM .





Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.
Forums Directory
We Hattı RSS Besleme Alexa Toolbar

Benzer Forumlar: izafet | UslanmaM | TEKplatform | MaxiCep.Com | iDo-FoRuM | Main-Board