Nida!
Seslenmektir sana hayat
Aşkın mümbit topraklarından,
Kara kadranına
gülüşünün pembesi düşmüş saatlerin
Gecesinden
Ve çorak birlikteliklerin görülmediği,
Bergüzar olunmamış
sevi ve sevgilerden…
Nida!
Bir tutam tütsü çalıyorum,
haberin olsun,
Gözlerinin değdiği
bütün ütopik yazınlardan.
Sen bilmezsin,
Bana onlar tüyo veriyor,
Kulağıma onlar üfürüyor şifresini kelimelerin;
“Şair ol!” diyorlar ille de,
“şair ol, ey dost!”
Bırak
bu paçası düşük adam olmak hâlini!
Anlıyorum aslında
Ne demek istediklerini
Hem diyorum ki,
Sesinde dirilmektir hayat, ey Nida!
İşte böyle,
Yenilenmektir
Eskitilmiş duaların inadına,
Yeniden ilenmektir, hep yeniden,
Dört yanında zuhur eden alevler ortasında
Hiç işlevsiz kalan
bir yangın kulesine…
Bas bas seni bağırıyorum
En kadifemsi sesimle;
Bas bas seni bağırmaktır hayat,
Dünyanın en ünlü keman virtüözünün yüzüne…
Bak!
Nasıl da diriliyorum senden gelen sesle,
Sana seslenerek.
Nasıl da tavır yapıyorum İsrafil’e!
Üfleye dursun O, sur’unu;
Bak, ben hâlâ sana ünlüyorum!
Ve de ne güzel büyüyorum!
Sonra uyuyorum tıngır mıngır,
Uyuyorum tıngır mıngır sevgilim!
Hadi uyut beni, beşiğimi salla
En tok yanınla…
Uyut beni Nida,
Büyüt beni Nida!
Sar bukalemun yüzlü rüyalara
Sarmala!
Sesindeki o gaybî gerçeklikle
Bitmesi olmayan bir ninni çığırarak,
Beni bağrına dola…
Biliyorum, o tını
Kulağımla işlediğim günahlara mükelleftir.
Aslında gariptir: işit ve arın!
Biraz dehşetli saadettir bu!
İn ile Cin’in,
Zin ile Mim’in harmonisinden
Bambaşka bir şeydir,
Seninle olabilmek huzuru…
Ah seninle olup sana doyamamak
Var ya…
Ah var ya…
Kelimeler,
Hep seni anlatmaya görünce
Tıkanıyor boğazıma,
Nida!
Tıkılıyor utancın deliğine
Senden gayrı ne varsa…
Tıkılıyor var olmak nedametine!
Oysa ben, seni sana anlatmışım!
Hayır hayır! Anlatamamışım!
“Seni anlatamamak, su gibidir
-bilir misin, öyle derler!-
Hayattır…
Sana senle seslenmek,
-bilmez misin?-
Kabahat değil,
Muvaffakiyettir sevgilim,
Muvaffakiyettir…

FATİH ÇODUR