Yüce Allah Musa ve Harun’a hiç vakit kaybetmeden Firavuna gitme emrini verdi:”Hemen ona gidin ve şöyle deyin

oğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz.İsrailoğullarını bizimle beraber gönder; onlara işkence etme.Biz sana Rabbinden gerçek bir mucize getirdik; selam doğru yola gidene olsun!Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahy olundu.”(Tâha/47-48)
Bu emri alan Musa aleyhisselam, kardeşi Harun ve Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu mucizelerle beraber ilahi tebliğ için Firavuna doğru harekete geçti.Bundan sonrasını Kuran’ı Kerim’in eşsiz yorumuyla dinleyelim:
“Onlardan sonra Musa’yı mucizelerimizle Firavun ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik.Mucizelerimizi inkar ettiler.Ama bak ki; fesatçıların sonu ne oldu!Musa dedi ki:”Ey firavun!Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.Allah hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur.Size Rabbinizden açık bir delil getirdim.Artık İsrailoğullarını benimle gönder.(Firavun)”Dedi ki.”Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım.”Firavun, Hz.Musa’ya iddia ettiğin gibi sen peygamber olarak Allah tarafından bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu benim yanımda göster de doğruluğunu ispat et demek istemiştir.
“Bunun üzerine Musa asasını attı, birden o, apaçık bir ejderha oluverdi.”Hz.Musa elindeki asasını elinden yere atınca, at yelesi gibi yelesi olan, sarı renkli,erkek bir yılan olduğundan şüphe edilmeyen “Bir ejderha oluverdi”Rivayete göre Hz.Musa, asasını yere atınca, asa, tüylü,ağzı açık bir ejderha olmuş, sonra Firavuna doğru yönelmiş, Firavun ondan kurtulmak için kaçınca, insanlarda paniğe kapılarak kaçışmaya başlamışlar.Bunun üzerine Firavun:”Ey Musa!Seni peygamber olarak gönderen aşkına, onu yakala.Ben sana inanıyorum ve İsrailoğullarını seninle birlikte göndereceğim.”dedi, o da, yılanı tutunca, yılan tekrar asa oldu.Ve elini çıkardı, birden o da bakanlar için bembeyaz bir şey oldu.”Hz.Musa cebinden veya koltuğunun altından elini çıkardı ışığı güneş ışığından fazla, alışılmışın dışında, nuranî bir beyazlıkta eli parlıyordu.
Yüce kudret sahibinin eseri olan ve başkaca bir hüner ve el çabukluğu ile izahı mümkün olmayan bu mucizelerin derhal kabulü ve Hz.Musa’nın tasdik edilmesi gerekirken, nasıl haksızlıkla karşılandığını ve kendisine neler dendiğini Kuran’dan dinlemeye devam edelim:
“Firavun ve kavminden ileri gelenler dediler ki:”Bu çok bilgili bir sihirbazdır.Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor.(Firavun dedi ki):”O halde ne buyurursunuz?” Firavunun heyeti Hz.Musa’nın gösterdiği mucizeleri inkar yoluna gitmişler, bununla da yetinmeyip Hz.Musa’nın mahir,usta bir sihirbaz olduğunu söyleyerek ona iftira etmişlerdir.O zamanda sihir revaçta olduğu için insanlar Hz.Musa’yı, sihir ilminde ihtisas sahibi ve bu hususta çok ileri olduğunu, bu sahadaki ilmini mülk ve peygamberliğe vesile kıldığını zannediyorlardı.Firavun, heyetinin bu sözlerini işitince, onlara Hz.Musa’ya karşı ne yapmamı istersiniz, bana nasıl bir yol önerirsiniz şeklinde bir soru soruyor.Heyetin verdiği cevap ise şöyledir:”Dediler ki:”Onu da kardeşini de beklet; şehirlere toplayıcılar gönder, tüm bilgili sihirbazları sana getirsinler.”Yani onlar hakkında acele hüküm verme, onları bir müddet burada beklet ve şehirlere adamlarını gönder ki bütün usta sihirbazları toplayıp sana getirsinler.Kendilerine toplatıcı memurlar gönderildikten sonra sihirbazlar Firavuna gelmişler ve aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir:”Sihirbazlar, Firavuna geldi ve :”Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir mükafat var mı?”dediler.(Firavun):”Evet hem de siz yakınlarımdan olacaksınız.”dedi. Firavun, sihirbazlara eğer Hz.Musa’ya karşı üstün geldikleri taktirde rütbe ve makam bakımından kendisine en yakın insanlar olacaklarını ve onları meclisine alacağını vaat etmiştir.
(Sihirbazlar)”Ey Musa!Ya sen at, veya biz atalım “dediler.”Siz atın”dedi.Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir meydana getirdiler.”Hz.Musa, mucizenin pekiştirilmesi,zorluk çıkarmamak, onları aşağılamak ve kendi durumunu garantiye almak için, önce onlara atmalarını emretti ve “Siz atın”dedi.Bunun anlamı ne atacaksanız atın demektir.Bu konuda tefsircilerin bir kısmı sihirbazlar Hz.Musa’ya ilk önce sen mi atarsın yoksa biz mi atalım diyerek edepli davrandılar, bu da onların iman etmelerine sebep oldu demişlerdir.
Rivayete göre, sihirbazlar kocaman bir yılan gibi göstermek için büyük halatlar toplamış ve içlerine cıva doldurmuşlar, sonra da bunu sopaların içine koymuşlardır.Güneşin ısısıyla cıva ısındıkça bunlar hareket etmeye, birbiriyle sarmaş dolaş olmaya başlamışlar ve oldukça çok olan bu halatlar görenlere kendi kendilerine hareket ediyor ve sarmaş dolaş oluyormuş gibi izlenim veriyormuş.Öyle ki koca alan adeta yılanlarla dolmuş ve halka son derece dehşet vermişlerdir.
“Biz de Musa’ya “asanı at”diye vahiy ettik .Birde baktılar ki bu,onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.”Hz.Musa elinde ki asayı yere atınca asa, sihirbazların göz boyama yoluyla meydana getirdikleri uydurma yılanları hızlı bir şekilde ağzına alıp yutuyor.Rivayete göre ejderha,onların bütün halat ve sopalarını toplatıp yutunca, orada bulunanlara doğru döndü.Onlarda paniğe kapılarak kaçışmaya başladılar ve bu sırada çoğu helak oldu.Sonrada Hz.Musa onu eline alınca, tekrar önceki gibi asa oldu.Bunun üzerine sihirbazlar”Bu bir sihir olsaydı, halat ve sopalarımız yok olmazdı.”dediler.
“Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları, yok olup gitti.Orada yenildiler ve küçük düşerek geri döndüler.”Allah Teâla, Hz.Musa’nın elinde apaçık bir mucize göstermek suretiyle onun peygamberliğini ispat etmiş, ayrıca sihirbazların devamlı yapmakta oldukları sihrin batıl olduğunu açığa çıkarmış oldu.Firavun ve kavmi oturdukları yerde yenildiler, zelil ve suskun olarak geri döndüler.
“Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.”Musa ve Harun’un Rabbi olan alemlerin Rabbine inandık dediler.”Birazcık ilmi olan, mucize ve sihrin ne olduğunu kavrayan insaflı sihirbazlar, bu olayın sihirle uzaktan veya yakından ilgisinin bulunmadığını ve ilahi olduğunu yakinen anladılar.Hz.Musa’nın Allah katından gönderilmiş gerçek bir peygamber olduğuna iman ettiler.İbn Abbas der ki:Hz Musa’ya İsrailoğularından altı yüz bin sihirbaz iman etti ve peşinden gitti.
“Firavun dedi ki:”Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz?Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir.Ama yakında siz göreceksiniz.”Olup bitenlerle küçük düşen Firavun, adamlar yollayarak, emirler yazarak topladığı ve pek büyük dünyalıklar vaat ettiği sihirbazların, bu kadar kalabalık huzurunda Hz.Musa’nın peygamberliğini kabul etmelerini hazmedemedi.Bu olayın halk vicdanında Musa lehine güçlü bir delil olacağından korktuğu için sihirbazları tehdit dip, insanların zihinlerini karıştırmaya çalışarak, yaklaşan tehlikenin, kendini değil de, onları hedef almış gibi ve sanki emir ve komuta onlarda imiş gibi bir plan çevirmiştir ki, bunda Firavun sihirbazlığının mühim bir örneği vardır.
“Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonrada hepinizi asacağım.”Firavun, sihirbazlar üzerindeki baskısını artırarak yenilmişlik duygusunun vermiş olduğu kin ve nefretini daha belirgin hale getirip, onları ölüm cezası ile cezalandıracağını belirtmiştir ki, bu ölüm cezası sağ ellerinizi ve sol ayaklarınızı kesip, Mısır nehri kenarındaki hurma ağacına asacağım sözüyle daha belirgin hale gelmiştir.
“Onlar:”Biz zaten Rabbimize döneceğiz.Sen sadece Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde, onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun.Ey Rabbimiz!Üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür.”dediler.Firavunun ölümle tehdit ettiği sihirbazlar, Allah’ın hikmetinin bir eseri olarak,Hz.Musa’nın gösterdiği mucizenin sihir olmadığını, her türlü şüpheden uzak bir şekilde kabul edip Allah’a iman etmişler, Firavunun tehditlerine aldırmayarak, imanlarının vermiş olduğu güçle başkaldırıp ölsek bile Allah’a imandan vazgeçmeyiz demişlerdir.Sonra Allah’a sığınarak “Ey Rabbimiz Firavunun tehdidine karşı üstümüze sabır yağdır ve bizi “fitneden uzak olarak bağışladığın islam nimeti üzerine sebat eden “müslüman olarak öldür”dediler.İbn Abbas,bunun üzerine Firavunun, sihirbazları kestirerek Mısır’da ki Nil nehrinin kenarında astığını söylemiştir.
Bilginlere göre bu ayet, ilmin üstünlüğüne en büyük delillerdendir.Çünkü halkın çoğu, cahil oldukları için bu bir sihirdir sözüyle şüpheye düşürüldükleri halde, sihirbazlar sihrin ne olduğunu bilen kimseler olduklarından dolayı “Asay-ı Musa”olayının sihir değil, gerçek mucize olduğunu derhal kavradılar.Eğer bu konuda maharetleri olmasaydı, bunu anlayamazlar ve o zaman kendi kendilerine “Belki bu bizden daha iyi biliyor, onun için bizim bilmediğimiz ve yapamadığımız bir sihir yaptı.”diyebilirlerdi.Fakat böyle demediler ve bu hususta hiçbir şüpheye düşmediler ve kendilerini tutamayarak içten ve yürekten gelen bir arzu ile derhal imana geldiler.
Hak ve gerçek ortaya çıkınca, batılı bırakıp hakkı kabul etmek, kızılacak, tehditle karşı durulacak bir şey değildir.Üstelik bu övülecek, taktir edilecek bir fazilettir.Fakat Firavun bu fazileti göstermeyerek, hırs ve inadında ısrar ederek Allah’a ve onun elçisi olan Hz.Musa’ya başkaldırmaya devam etmiştir.Böylece devam edip giden kıssa, sihir hakkında bize önemli sayılabilecek bilgiler vermektedir.Her şeyden önce sihrin, hiçbir hakikate sahip olmadığını, bir göz boyama ve göz bağcılık olduğunu, sâhirin ise başka bir ayette Allah Teala’nın belirttiği gibi nereye gitse felaha eremeyeceğini göstermektedir.
İnsan oğlunun yaratıldığı ilk günden bu güne kadar her zaman hak ve batıl karşı karşıya gelmiş, her seferinde de hiçbir temel dayanağı olmayan, zulüm ve haksızlık içeren batılın mağlubiyetiyle sonuçlanmıştır.Tabii ki bunda Allah Teâla’nın hak tarafında olanlara karşı olan yardımı önemli bir yer tutmuştur.Hz.Musa ile Firavun ve sihirbazlarının hak ve batıl mücadelesinde de bir kez daha bu gerçek ortaya konulmuş,sihrin Allah Teâla’nın peygamberine vermiş olduğu mucizeler karşısında nasıl ezildiğini nasıl sefih ve rezil duruma düştüğü gözler önüne serilmiştir.
3. BÖLÜM İSLAM HUKUKUNA GÖRE SİHRİN VE SİHİRLE UĞRAŞMANIN HÜKMÜ
3a MEZHEPLERE GÖRE SİHRİ ÖĞRENMENİN HÜKMÜ VE ÜÇ BÜYÜK MÜFESSİRİN BU KONUDAKİ GÖRÜŞLERİ(M.HAMDİ YAZIR-FAHREDDİN RAZİ-İBN KESİR)
Sihir öğrenme konusunda farklı görüşler vardır.Bir grup alime göre sihir öğrenmek, haramdır, küfürdür.Bir gruba öre sihir öğrenmek, mübahtır, onunla amel edip ona inanmadıkça kafir olunmaz.Bir diğer gruba göre ise sihri öğrenmek, farzı kifaye veya vaciptir.Çünkü sihir ile mucizenin farkını anlayabilmek için sihri öğrenmek gerekir.
Sihri öğrenmenin haram olduğu kanaatini taşıyan alimler bu hususta çeşitli ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri delil olarak göstermişlerdir.Peygamberim iz Ebu Hureyre’den (ra)rivayet edilen bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur:”Kim (sihir maksadıyla)bir düğüm vurur, sonrada ona üflerse sihir yapmış olur.Kim sihir yaparsa şirke düşer.”
Hanbelilere göre; sihir öğrenmek veya öğretmek haramdır.Bunun helal olduğunu iddia etmek küfürdür.Çünkü sihrin haramlığı kitap, sünnet ve icma ile sabittir.
Ebu Hanife, İmam Malik ve Ahmet b.Hanbel’e göre; sihri öğrenip yapan kişi kafir olur.Hanefilerden bazı alimlere göre, korunmak veya sakınmak için sihri öğrenen kişi kafir olmaz.Ancak sihrin caiz veya faydalı olduğuna inanan kimse kafir olur.Aynen bunun gibi şeytanların istediklerini yapabildiklerine inanmakta küfürdür.
Şafii’ye göre;şayet birisi sihri öğrenirse ona,”sihrini bize vasıflandır”denilir.Eğer vasıf ettiği sihir küfrü icap ettiren kısımdan ise(Babil halkının yedi yıldıza ulaşmaya ve onunla istediğini yapabileceğine