| | Ce: Rüya gibi ekran koruyucu ŞEYTANIN HİLELERİ
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun…
Salat ve Selam Efendimiz Emin Peygamber Muhammed (S.A.V.)’e…
Sonra onun pak aline … ve ashabının tümüne…
***
İbn-i Abbas (R.A) Hz.’inden naklen Muaz b, Cebel rivayet ediyor:
- Bir gün Resulullah (S.A.V.) ile beraberdik. Ansardan birinin evinde toplanmıştık… Tam bir cemaat olmuştuk.
Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir ses geldi:
-Ev sahibi… İçerdekiler… eve girmem için bana izin verir misiniz?
Benim sizden bir dileğim var. Görülecek bir işim var.
Bunun üzerine, herkes Resulullah (S.A.V.) Efendimiz, duruma vakıf oldu ve:
- <<Bu ses kimdir, bilir misiniz?...>>
Buyurdu… Biz hep birden şöyle dedik:
-En iyi bilen Allah ve Resulüdür.
Bunun üzerine Resulullah (S.A.V.) Efendimiz:
-<< O, lain iblistir. –şeytandır-. Allah’ın laneti onun üzerine olsun…>>
Buyurunca; hemen Hz. Ömer (R.A.):
-Ya Resulullah (S.A.V.) , bana izin veriniz onu öldüreyim.
Dedi… Resulullah (S.A.V.) Efendimiz bu izni vermedi; söyle buyurdu:
-<<Dur Ya Ömer, bilmiyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir… Öldürmeyi bırak. >>
Sonra şöyle buyurdu:
-<< kapıyı ona acın gelsin… O, buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz…>>
***
Bundan sonrasını ondan dinleyelim: yani Ravi’ den. Şöyle anlattı:
- Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki şekli şu: Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zaman da köse. Çenesinde altı ya da yedi kıl sallanıyor. At kılı gibi.
Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.
Sonra şöyle bir selam verdi:
-Selam sana Ya Muhammed; selam size ey cemaat-ı müslimin.
Onun bu selamına Resulullah (S.A.V.) Efendimiz şu mukabelede bulundu:
-<<Selam Allah’ındır ya lain…>>
Sonra ona şöyle buyurdu:
-<< Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?>>
-Benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz sordu:
-<<Nedir o mecburiyet ?>>
Şeytan anlattı.
-İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki:
-Allah’ u Taala sana emir veriyor: Muhammed’e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tavazu ile.
Ona gideceksin ve Ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona
Sonra o sana ne söylerse doğrusunu söyleyeceksin.
Sonra… Allah’ u Taala buyurdu ki:
-Söyleyeceklerine yalan katarsan, doğruyu söylemezsen… seni kül ederim; rüzgar savurur… Düşmanlarının önünde, seni rüsvay ederim.
İşte… böyle; Ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim.
Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey olmaktan daha zor bir şey yoktur.
***
Bundan sonra Resulullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle sordu:
- << Madem ki sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en cok sevmediğin kimdir?>>
Şeytan şu cevabı verdi.
- Sensin, Ya Muhammed… Allah’ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur.
Sonra senin gibi kim olabilir ki?
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz sordu:
-<< Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?...>>
Şeytan anlattı:
-Müttaki bir gence ki… varlığını Allah yoluna vermiştir.
Bundan sonra sual cevap şöyle devam etti. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz sordu; şeytan anlattı:
-<<Sonra kimi sevmezsin? >>
-Kendini sabırlı bildiğim şüpheli işlerden sakınan Alimi…
-<<Sonra?...>>
-Temizlik işinde.. yıkadığı yerleri üç defa yıkamaya devam eden kimseyi.
-<<Sonra?...>>
-Sabırlı olan fakiri bir fakiri ki; İhtiyacını hiç kimseye anlatmaz… halinden şikayet etmez.
-<<Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nereden bilirsin?...>>
-Ya Muhammed, İhtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez.
Hasıla onun sabrını; halinden, tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.
-<<Sonra kim?...>>
-Şükreden zengin.
-<<Peki, ama o zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın?...>>
-Onu görürsem ki aldığını helal yoldan alıyor ve mahallinde harcıyor. Bilirim ki: O şükreden bir zengindir.
***
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu.
-<< Peki, ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur?...>>
- Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.
-<<Neden böyle olursun; ya lain >>
-Çünkü bir kul, Allah için secde edince bir derece yükselir.
-<<Peki, ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?...>>
-O zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.
-<<Peki, ya haç yaptıkları zaman nasıl olursun?>>
-O zaman da çıldırırım.
-<<Peki Kur’an okudukları zaman nasıl olursun?...>>
-O zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.
-<< Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır...>>
-Ha işte… o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve beni ortadan ikiye böler.
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz sebebini sordu:
Bunun üzerine iblis:
-Onu da anlatayım…
Dedikten sonra anlatmaya başladı:
- Çünkü sadaka da dört güzellik vardır. Şöyle ki:
1- Allah’ u Taala, verenin malına bereket ihsan eyler.
2- O ,sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.
3- Allah’ u Taala, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar.
4- Allah’ u Taala, belayı, sıkıntıyı ve ahları ondan def eder.
Bundan sonra Resulullah (S.A.V.) Efendimiz ashabı hakkında ona bazı sorular sordu:
-<< Ebubekir için ne dersin?...>>
İblis buna şu cevap verdi:
-O bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi… İslam’a girdikten sonra nasıl bana itaat eder?
-<<Peki, Ömer b.Hattab için ne dersin?..>>
İblis buna da şu cevabı verdi:
- Allah’a yemin ederim ki; her gördüğüm yerde ondan kaçtım.
-<< Osman b.Affan için ne dersin?..>>
-Ondan utanırım… hem de çok… Nasıl ki, Rahman’ın melekleri de ondan utanır…
-<<Peki, Ali b. Ebutalip için ne dersin?...>>
-İblis onun için de şöyle dedi:
-Ah onun elinden bir kurtulsam… O, kendi başına kalsa; bende kendi başıma kalsam… Ben bırakırım ama o beni bırakmaz.
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz, yukarıda ki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplarda kısmen bittikten sonra, şöyle buyurdu:
-<< Ümmetime saadet ihsan eden; seni de ta, belli bir vakte kadar şeki kılan Allah’a hamd olsun.>>
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz o cümlesini duyan iblis şöyle dedi:
- Heyhat, heyhat… Ümmetin saadeti nerede? Ben o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın?...
Ben onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar, benim bu halimi göremezler ve bilemezler.
Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah’a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini… Ümmilerini ve okumuşlarını… Facirlerini ve abidlerini… fasıla bunların hiç biri elimden kurtulamaz.
Fakat… Allah’ın kullarını… Evet, bunları azdıramam.
Bunun üzerine Resulullah (S.A.V.) Efendimiz sordu:
-<< Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir?...>>
Bu suale iblis şu cevabı verdi:
-Bilmez misin? Ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever… O Allah için bir ihlasa sahip değildir.
Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten hoşlanmaz… bilirim ki o: ihlas sahibidir… Hemen onu bırakır kaçarım.
Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre, kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir.
Bilmez misin ki ; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür.
Bilmez misin ki; Ya Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.
İblis anlatmaya devam etti:
- Ya Muhammed, bilmez misin?...Benim yetmişbin tane çocuğum var. Bunların her birini başka bir yere tayin etmişimdir.
Sonra… o her çocuğumla birlikte yine yetmişbin tane şeytan vardır.
Onların bir kısmını ulemaya gönderdim.
Bir kısmını gençlere yolladım.
Bir kısmını da meşayihe saldım.
Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim.
Gençlere gelince; aramıza hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçininiz. Çocuklara gelince… onlarla da bizimkiler istedikleri gibi oynarlar.
Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin.
Onlar, bunların yanına girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne… hep dolaşıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye…
İşte… böylece, onlardan ihlası alırım… Onlar, halleri ile, yaptıkları ibadeti, ihlasız yaparlar gayrı… Ama, bu hallerinin farkında olamazlar.
İblis, bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:
-Bilmez misin; Ya Muhammed, Rahip Barsisa; yetmiş yıl Allah’a ibadet etti.
Bu ibadetleri sonunda ona öyle bir hal edilmişti ki: Her dua ettiği hasta duası bereketi ile şifayap oluyordu.
Onun peşine takıldım; hiç bırakmadım… Zina etti. Katil oldu. Sonunda küfre girdi.
Bu kimsedir ki ; Allah’ u Taala aziz kitabında, ona şöyle anlatır:
-< <… şeytanın hali gibidir ki: o insana:
- Kafir ol…
Dedi. Vaktaki o kafir oldu; bu defa ona şöyle dedi;
-Ben senden uzağım… Ben, alemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım.>>
iblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı…
YALAN:
-Bilmez misin Ya Muhammed, yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim.
Her kim yalan söylerse… o benim dostumdur.
Her kim yalan yere yemin ederse… o da benim sevgilimdir.
Bilmez misin Ya Muhammed, ben Adem’e ve Havva’ya yalan yere Allah adına and içtim.
-<< Muhakkak, ben size nasihat ediyorum.>>
Dedim… Bunu yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.
GIYBET-KOĞUCULUK:
Gıybet ve koğuculuğa gelince… Onlar da, benim meyvelerimdir.
NİKAH ÜZERİNE YEMİN ETMEK:
-Her kim, talak üzerine yemin ederse… günahkar olunacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun. İsterse doğru bir şey olsun.
Her kim, talakı ağzına alırsa… taa, hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile, kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar, hep zina çocuğu olur.
Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden cehenneme girer.
NAMAZ:
-Ya Muhammed, namazı an bean tehir edene gelince… onu da anlatayım.
O, her ne zaman ki, namaza kalmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.
Derim ki:
-Henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.
Böylece o: Vaktinin dışında namazını kılar… Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.
Şayet o kimse, beni mağlup ederse… ona insan şeytanlarından birini yollarım… Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar.
O, bunda da, beni mağlup ederse… bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken:
- Sağa bak… sola bak…
Derim… O da bakar… O ki böyle yaptı… yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona:
-Sen, ebedi yaramaz bir iş yaptın. Derim ve böylece onun huzurunu bozarım.
Sen de bilirsin ki Ya Muhammed, her kim namazda, sağa sola çokça bakarsa, Allah onun namazını kabul etmez.
Bunda da ona mağlup olursam. Yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun, gagası ile, yerden bir şeyler topladığı gibi…
Bu işi, ona yaptırmakta da başarı kazanamazsam; bu sefer cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım.
Orada onun başına bir gem takarım… Başını İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım.
İşte… o böyle yaptığı için kıyamet günü, Allah onun başını eşek başına çevirir.
O kimse, bunda da beni yenerse… Bu defa, ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o: Beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.
Bunda da, ona mağlup olursam. Bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar.
Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa… onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır.
İşte… bundan sonra o kimse: Hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dilediklerimizi yapar.
Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti:
-Sen, ümmetinin hangi saadetinden ferah duyarsın ki?...
ben onlara, ne tuzaklar kurarım… ne tuzaklar.
Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:
-Namaz size göre değil… O, Allah’ın afiyet ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir.
Sonra da hastalara giderim:
-Namaz kılmayı bırak.
Derim…Çünkü Allah’ u Taala:
-<<Hastalara zorluk yok…>>
Buyurdu… İyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfrede gidebilir.
Şayet o, hastalığında namazını terk ederek ölüp giderse… Allah’ın huzuruna çıkarken, Allah’u Taala’yı öfkeli bulur.
Sonra şöyle dedi:
-<< Peki, başını eğdiren nedir?>>
-Gece namazı
-<< Peki, başını eğdiren nedir?>>
Çokça kılınan cemaatle namaz.
***
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu:
-<< Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir?>>
- Namazını bilerek ve kasden bırakanlar.
-<<Peki sana göre insanların en şakisi kimdir?>>
-Cimriler.
-<<Peki seni işinden ne alıkoyar.>>
-Ulema meclisleri.
-<<Peki, yemeğini nasıl yersin?>>
-Sol elimle parmaklarımın ucu ile.
-<<Peki, sam yeli estiği zaman ne ortağı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerde gölgelendirirsin?>>
-İnsanların tırnakları arasında.
***
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz bundan sonra tekrar bir başka mevzuu sordu. İblis de cevap verdi.
-<< Rabbinden ne talep ettin?>>
-On şey talep ettim.
-<<Nedir onlar ya lain>>
-Şunlardır:
1- Allah’tan diledim ki, beni adem oğullarının malına ve evladına ortak ede… Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu:
- << Onlara ortak ol… Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara en çok gurur vaad eder…>>
Ayet-i celilesi ile sabittir.
Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim faiz ve haram katılan yemekten de yerim.
Şeytandan Allah’a sığınılmayan malın da ortağıyım.
Cinsi münasebet anında; Allah’a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim.
…Ve o birleşmeden hasıl olan çocuk, bize itaat eder. Sözümüzü dinler.
Her kim hayvana binerken, helal yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, ben de onunla birlikte binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum.
Bu da Ayet-i kerime ile sabittir. Allah-u Taala bana şu emri verdi:
-<< Onlar üzerine süvarilerle, piyadelerinle yaygara çıkart…>>
2- Allah’u Taala’ dan diledim ki: Bana bir ev vere… Bu dileğimin üzerine hamamları bana ev olarak verdi.
3- Diledim ki; bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana birer mescid yaptı.
4- Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.
5- İstedim ki; benim için bir ezan vere. Mezmurları verdi.
6- Diledim ki; bana bir yatak arkadaşı vere… Sarhoşları verdi.
7- Diledim ki; bana yardımcılar vere… Bunun için de kaderiye mensuplarını verdi.
8- İstedim ki; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları.
Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir:
-<<O kimseler ki; mallarını boş yere harcarlar… Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır…>>
Bir ara Resulullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
-<< Eğer söylediklerini, Allah’ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin. Seni tasdik etmezdim.>>
Bundan sonra iblis şöyle devam etti:
9- Ya Muhammed, Allah’ tan diledim ki, Ademoğullarını ben göreyim; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.
10- Diledim ki; Ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa… Bu da oldu.
Böylece ben, onlar arasında akıp giderim… gezerim… hem nasıl istersem...
Bütün bu isteklerimi verdi.
-Hepsi sana verildi.
Buyurdu… Ve ben hallerimle iftihar ederim.
Sonra… Şunu da ekleyeyim ki; benimle beraber olanlar, Seninle beraber olanlardan çoktur.
İşte… böylece kıyamete kadar, Ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar…
Bundan sonra iblis anlattı:
- Benim bir oğlum vardır… Adı: ATEME‘ dir. Bir kul yatsı namazını kılmadan uyursa… gider; onun kulağına bevleder…
Eğer böyle olmasaydı; imkan yok insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.
Benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da MÜTEKAZİ’ dir… Bunun vazifesi de yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır.
Mesela: Bir kul, gizli bir taat işlerse… ve bunu yaptığını da gizlemeye çalışırsa… mütekazi onu dürter… En sonunda o gizli amelin yayılmasını ve açığa çıkarmaya muvaffak olur.
Böylece: Allah-u Taala o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder… biri kalır.
Çünkü, bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.
Sonra… benim bir oğlum daha var ki: onun adı da KÜHALY’ dir.
Bunun işi de insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa ulema meclisinde ve hitap hutbe okurken.
Bu süre onların gözüne çekildi mi uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.
Bundan sonra iblis şöyle anlattı.
-Hangi kadın olursa olsun… Onun kalktığı yere şeytan oturur.
Sonra… her kadının kucağında bir şeytan durur… ve onu, bakanlara güzel gösterir.
Sonra o kadına bazı emirler verir.
Mesela:
-Elini kolunu dışarı çıkar; göster.
Der… O da, bu emri tutar… Elini, kolunu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.
İblis, bundan sonra; Resulullah (S.A.V.) Efendimiz’ e kendi durumunu anlatmaya başladı:
- Ya Muhammed bir kimseyi delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur.
Ben ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm… o kadar.
Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı; yeryüzünde:
- Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın Resulüdür.
Diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini dalalete düşürürdüm.
Nasıl ki senin elinde de, hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah’ın Resulüsün. Ve tebliğe memursun.
Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kafir bırakmazdın.
Sen, Allah’ın halkı üzerinde bir hüccetsin… ben de, kendisi için ezelden şekavey yazılan kimselere bir sebebim.
Said olan kimse, taa, ana karnında iken saiddir. Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir.
Saadet ehli kılan Allah… Şekavet ehli kılan da Allah
Bundan sonra…Resulullah (S.A.V.) Efendimiz şu Ayet-i Kerimeyi okudu:
-<< Bunlar, taa, sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek… Ancak Rabbın esirgedikleri hariç…>>
Bundan sonra Resulullah (S.A.V.) Efendimiz, iblis’ e şöyle buyurdu:
-<< Ya Ebamürre, acaba senin bir tövbe etmen ve Allah’a dönmen mümkün değil mi? Cennet’e girmene kefil olurum… Söz veririm…>>
-Ya Resulullah, iş verilen hükme göre oldu… Kararı yazan kalem de kurudu… Kıyamete kadar olacak işler olacaktır.
Seni peygamberlerin efendisi kılan, Cennet ehlinin Hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah’tır. Ve O : bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.
Ve iblis cümlelerini şöyle tamamladı:
-İşte… bu söylediklerim, sana son sözümdür… Ve söylediklerimi de doğru söyledim.
Evvel, Ahir, Zahir, Batın, Alemlerin Rabbı olan Allah’a hamd olsun.
Efendimiz Muhammed (S.A.V.) Nebiye Allah salat eylesin… Keza onun aline de… ashabına da … Amin!
Bütün Peygamberlere Selam… Alemlerin Rabbı olan Allah’a da, -tekrar- hamd olsun…
Bu cep kitabı, Muhyittin-i Arabi’nin << Seceret’ül Kevn>> adlı eserinden iktibas edilmiştir. |