Son Oyun... Seneler önce ülkelerin birinde çok ünlü bir güreşçi yaşardı.Güreşe ait tam 360 Oyun bilirdi.Karşısına çıkanları o oyunlardan birisini deneyerek mutlaka yenerdi.Ülkenin gençleri onun gibi olmak için can atıyorlardı.Usta güreşçiyse herkese hocalık yapmıyordu, onun aradığı yetenekli gençlerdi. Günün birinde böyle birini buldu. Delikanlı hakikaten çok zeki ve yetenekliydi.Hocasının söylediklerini hemen yapıyor, en zor oyunları bile kısa sürede öğreniyordu.Zamanla hocasının bildiği 360 oyundan 359 unu öğrendi.Artık o da ünlü birisi olmuştu.Diğer ünlü güreşçilerle karşılaşıyor, hocasından öğrendiği oyunlarla onları yenmekte güçlük çekmiyordu. Kısa sürede kazandığı başarı delikanlıyı şımartmıştı. Orada burada hocasına meydan okumaya başladı. Delikanlının sözlerini duyan ülkenin padişahı hocayla öğrencinin sarayda görüşmelerini istedi. Karşılaşma günü gelmiş,hocayla öğrencisinin sonucunu merak eden halk meydanı doldurmuştu. Beklenen saat geldi, iki güreşçi meydana çıktı. Delikanlı yaşının verdiği cesaretle yerinde duramıyordu. Gençlik gücüyle hocasını yenebileceğini düşünüyordu. Hocası meydana çıkınca talebesine şöyle bir baktı.Evet gençti, güçlüydü; fakat delikanlının unuttuğu bir şey vardı.Hocasının tecrübesi ve öğretmediği son oyun…. Güreş başladı.Hoca fazla vakit kaybetmeden son oyunu denedi.Şımarık talebeyi bu oyunla oracıkta yere seriverdi.Delikanlı hatasını anlamakta gecikmedi.Hemen hocasının ellerine sarıldı.Yaptığı saygısızlıktan dolayı özür diledi.Sonra da şöyle dedi: ‘Son oyunu neden öğretmediğinizi merak eder dururdumŞimdi hem son oyunu öğrendim, hem de tecrübenin önemini. Tabii yaptığım hatayıda!’ |