| | Seddülbahir Seddülbahir
Bahriye Nazırı Churchill`in teklifleri ve İngiltere`nin ısrarıyla İtilâf devletlerince girişilen harekâtın amacı, Rusya ile doğrudan temasa geçmek, onlara silah ve malzeme yardımı yapabilmekti. Bu yolla, Süveyş Kanalı ve Hint yolu üzerindeki Türk baskısı da kaldırılmış olacak; savaşa katılmak istemeyen Balkan devletleri, İtilâf devletleri yanında yer almağa zorlanacaktı.
Yapısı bakımından, savunmaya elverişli olan boğaz, Türkler tarafından mayınlanmıştı. Tabyalar, toprak ve taştandı. Zırhlı veya betondan tabya yoktu; ayrıca birçok sahte mevzi yapılmıştı. Savunma düzeni, dış, orta ve iç bölgeler olmak üzere üçe ayrılmıştı. Bunların kumandası Miralay Cevdet Bey`de idi. Savaş ilânından birkaç gün sonra, 3 Kasım 1914`te İngilizler, Seddülbahir ve Kumkale tabyalarını topa tuttular.
Yer: Seddülbahir 3 Nisan 1915
Türk cephesinde işler iyi gitmiyordu. Dur durak bilmeyen çatışmalar, Türk�lerin elli binden fazla asker kaybetmesine neden olmuştu. Çatışmalar sadece siperden sipere şeklinde devam etmiyordu. Tüneller açılmış ve süngüler ile çatışmalar da, siper çatışmasına eşlik ediyordu. Siperlerin arası beş metre olan yerler dahi vardı. Sorun sadece savaşmak değildi elbet. Her iki tarafında yemekleri iyiden iyiye azalmıştı, tuvaletleri yapabilecekleri tek yer boş tenekelerdi. Suları ise yok denecek kadar azdı. Sineklerin vızıltısı, kurşun sesinden daha iğrenç geliyordu askerlere. Bir de ölen insanların mide bulandırıcı kokusu.
Seddülbahir-Türk cephesi 5 Nisan 1915
Aslen Pütürgeli olan Onbaşı Mehmet, suskun geceyi fırsat bilerek bir yandan kuran okurken bir yandan karısını ve yeni doğan kızını düşünüyordu. Balkanlardan yeni gelmiş ve kızını doya doya görememişti. Savaşmadığı sıralarda ne yaptığını çoktan unutmuştu. Uzun zamandır yaptığı tek şey savaşmaktı ve artık savaş bittikten sonra ne yapacağını düşünmez hale gelmişti. Uzaklardan kısa boylu, bıyıklı ve komik yürüyüşlü askerin kendine doğru geldiğini gören Mehmet, Abdullah�ı hemen tanımıştı.
-�Abdullah Cevizci-Trabzon�
-�Söyle Abdullah�
-�Komutanım, biliyorsunuz okuma yazma bilen fazla kimse yok. Rica etsem�
Mehmet, Abdullah�ın mektup yazdırmak istediğini hemen anlamıştı. Zaten son iki haftadır Abdullah için iki tane mektup yazmıştı. Abdullah�ın sözünü kesti;
-�Kâğıt getirdin mi?�
-�Getirdim komutanım�
Mehmet, Abdullah�ın ne yazdıracağından emindi. Her zaman yazdırdığı şeyler aynı idi zaten. Haliniz, hatırınız nasıl? Alla hu tela sizi korusun gibi şeyleri ezberden okuyacak ve yazmasını rica edecekti.
-�Söyle bakalım Abdullah�
-�Evimizin reis babacığım. Sizin ve validemin ellerinden öperek başlıyorum bu son mektubuma. Karım Ayşe�ye ve iki oğluma iyi bakacağınızdan şüphem yoktur. Bu son mektubumdur çünkü daha fazla dayana bileceğimi düşünmüyorum. Bu gün kolumdan bir sıyrık aldım. Yanımda ki arkadaşlarım ise şehit düştüler. Elimden geldiğince ayakta kalıp, size ve vatanıma hayırlı bir evlat olmaktır dileğim. Alla hu tela sizi korusun. Oğlunuz Abdullah�
Mehmet�in gözlerinden yaş akıyordu. Abdullah�a bakamıyordu. İçinden Abdullah�ı sarıp sarmalamak geçtiğinde, kulakları yırtacak bir ses duyuldu. Mehmet üzerinde bir sıcaklık hisseti. Sol elinden kanlar geldiğini fark etti fakat karşısında Abdullah�ın cansız bakışlarının kendine yöneldiğini görünce gözlerindeki yaşa hâkim olamadı. Üzerindeki sıcaklığın başka insana ait bir bacak olduğunu fark etmesi de uzun zaman almadı.
Seddülbahir-Anzak cephesi 5 Nisan 1915
Savaşın çok kolay geçeceğine inanıp savaşa katılan askerlerden sadece biriydi Thomas Ernest.
Onlara; Türklerin kendilerini kurtarmalarını istediklerini ve kıyıya çıkar çıkmaz Türklerin ellerini yukarıya kaldırıp teslim olacaklarını söylemişlerdi. Buraya geldiği ilk günde işin aslının böyle olmadığını anlamıştı. �Peki, neden buradaydık? Madem Türkler bizi istemiyordu, ben niye kızımı ve karımı ülkemde bırakıp gelmiştim. Buradan evime gidebilecek miyim? İmkânsız gibi gözüküyor. Türkler çok iyi silah kullanıyorlardı. Eminim ki karım Marry�yi bir daha öpemeyecek, bir daha göremeyecektim. Oysa ne güzel de başlamıştı aşkımız. Onunla bir parkta tanışmıştık. Nasıl cesaret ettiysem, yanına gidip oturmuştum. Sonra evine bırakmak için çıktığımızda bir yağmur başlamıştı, sırılsıklam olmuştuk, filmlerdeki gibi. Burada karımı ve kızımı düşünecek vaktim bile olmuyor. Gerçi silah sesine alıştım ama ölülerin kokusu alışılacak türden bir şey değil. Her gün kokuları biraz daha kötüleşiyor.�
Seddülbahir-Türk cephesi 23 Nisan 1915
Mehmet�in elinin yarası kapanmıştı fakat hala tek elini kullanıyordu. Komutanları; tünelde süngü çatışmaları olduğu için Mehmet�i tünele göndermiyorlardı. Mehmet değil de başka bir asker olsa çoktan evine gitmişti fakat Mehmet, inancına göre, şehit düşüp cennete gitmek istiyordu.
Seddülbahir-Anzak cephesi 23 Nisan 1915
Anzaklar, susuzluktan ve açlıktan savaşamıyorlardı. Thomas açlığa ve susuzluğa alışmıştı. Onun için daha vahim bir sorun vardı �koku�. Tuvaletlerini boş tenekelere yaptıkları için, tenekelerdeki dışkıların kokusu ve leşlerin kokusu karışmış iğrenç bir aroma oluşmuştu. Tuvaletlerini yapmaları da büyük bir sorundu. Tuvalet kağıtları olmadığı için kıçlarını elleri ile siliyorlar ve ellerini de ot bulup otlara siliyorlardı. İki cephede de dizanteri hastalığı yaygınlaşmıştı. Anzak cephesinde susuzluktan ölen askerler de çoğalmıştı. Susuzluğunu gidermek isteyen askerler idrarları ile dudaklarını ıslatıyordu. Thomas�ın aklına �dünyanın yüzde yetmişi su� zırvalığı geldikçe, gülüyordu.
Seddülbahir 24 Mayıs 1915
Ölülerin kokuları dayanılmaz hal aldığı için, iki cephenin kararı ile bir günlük ateşkes antlaşması yapılmıştı. İlk defa iki cephede bulunan askerler bir birilerini görecekti. Bazı askerler bir birileri ile tanışıyorlardı, bazıları ise bir birilerini öldürmek istiyorlardı. Ölülerin bir kısmı gömüldü, bir kısmı ise yakıldı. Thomas�ın �Türkler insan değil� şüphesi ortadan kalkmıştı. �Bu kadar iyi silah kullanan insanlarda var demek ki� dedi kendi kendine. Bu günü mutlaka Marry�ye anlatmalıydı. �Sevgili Marry, kızımı ve seni çok özledim. Bu gün ateşkes vardı, muhakkak duymuşsundur. Savaştığım insanları ilk defa bu gün gördüm. Ne kadar komik öyle değil mi? İnsanlar ile savaşıyorum ama ilk defa bu gün görüyorum. Sana mektuplarımda, ne kadar kötü durumda olduğumuzdan bahsetmiştim fakat Türkler daha kötü durumda. Ölülerini toplamaya gelenleri bir görsen, hepsi yaralıydı. Türkler iyi insanlar mıdır? Bilemem fakat hepsinin mert birer insan olduğundan şüphem yok. Seni seven kocan Thomas�
Onbaşı Mehmet de ölü askerleri toplamaya gitmişti. Ölü askerlerin hepsinde aynı tebessümü görebiliyordu. Her ne kadar; yüzleri şişmiş olsa da, her tarafları morarsa da, çok kötü koksalar da,hepsinin yüzünde ilahi bir tebessüm vardı. Mehmet, sıranın kendisine geldiğini düşünüyor, buna üzülecek mi, sevinecek mi anlayamıyordu. �Bismillahirrahmanirrahi m, Sevgili babacığım; büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperek başlıyorum mektubuma. Durumum gayet iyidir. Bu gün ateşkes vardı. Vatanımızı işgal etmek isteyen askerleri bu gün gördüm. Aralarında ana evladı var mıdır? Bilmiyorum. Yüreğim, bu insanları öldürmek istese de, bu isteğe engel olmak zorunda kaldım. Eğer burada şehit düşersem ki, Allahım şahittir isteğim budur, karım ve çocuklarım sizlere emanettir. Alla hu tela sizi korusun. Oğlunuz Mehmet.�
Seddülbahir 27 Mayıs 1915
Üç gündür ara verilmeden çatışmalar devam ediyordu. Anzak ve Türk cephesi siperlerinin arası dokuz metreye düşmüştü. Çatışmalar bir kurşun ve süngü şeklinde ilerliyordu yani silahı ile bir kere ateş eden süngüsünü takıp ilerliyordu. Sıra Mehmet�e geliyordu. Arkadaşlarından helallik aldı. Kuranını kapattı, arkadaşına uzattı ve kurşununu sıktı.
Sıra Thomas�a geliyordu. Son kez karısını ve çocuğunu düşündü. Hiç şüphesi yoktu, mutlaka ölecekti. Bu çatışmada ölmese, susuzluktan ölecekti. Son kez istavroz çıkardı ve kurşununu sıktı. Ayağa kalktı, siperin ön tarafına geçti. Boşluğunu sıyıran kurşunun, susuzluğun ve yorgunluğun etkisi ile yere yığıldı. Uzaktan bir adam geldiğini gördü. Bu adam yaralanmıştı, seke seke geliyordu ve tüfeğini tek elle tutuyordu.
Mehmet, siperden çıkarken bacağından bir yara almıştı. Yanındaki arkadaşından daha şanslıydı. Arkadaşı, siperden çıkar çıkmaz kafasına isabet eden bir kurşun ile şehit olmuştu. Arkadaşının beyninden çıkan kanlar, Mehmet�in yüzüne sıçramıştı. Koşarak ve Allah nidalarıyla ilerliyordu. Bir adam gördü yerde, bayılmış mı, ölmüş mü anlayamadı. Oradan kimsenin gelmediğini görünce oraya doğru yöneldi.
Adam hızla yanına yaklaşıyordu. Thomas, katilini görmüştü. �İşte bu çocuk benim katilim olacak� dedi kendi kendine. Adam ile arasında beş metre kalmıştı. Ölmüş numarası mı yapsaydı acaba. Hayır dedi kendi kendine, eğer öleceksem mertçe ölmeliyim. Adam yanına yaklaştıkça mertlik sevdası iyiden iyiye azalıyordu. Hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçti. Adam hemen yanı başındaydı. Adama, Türkçe bildiği tek kelimeyi söyledi �su!�
Avustralya 8 Haziran 1915
Tek katlı, bahçesinde güller olan evin önünde duran siyah araba, huzursuzluğun bir kanıtıydı. İçinden; biri subay, biri er olduğu belli olan iki asker çıktı. Rütbeli olanı kapıya üç kere vurdu.
Sarı saçlı, ela gözlü Marry kapıyı açtığında her şeyi anlamış ve vücudundan terler akmaya başlamıştı. Rütbeli olan asker elindeki mektubu verdi.
�Bayan Ernest
Çanakkale savaşında bulunan kocanız Thomas Ernest 27.05.1915 tarihinde asil görevini yaptığı sırada hayata gözlerini yummuştur. Tanrı kraliçeyi korusun.
İngiliz Kraliyet Ailesi�
Seddülbahir 27 Nisan 1915
�Su� mu? diyordu bu adam. Utanmadan birde benden su istiyordu.�İçtiğin kan yetmedi mi?�
Thomas, adamın vücut dilinden, kendini öldüreceğini anlamıştı. Yapabileceği tek şeyi yaptı �sorry�, gözlerini, Mehmet kapattırmadan yumdu. Mehmet süngüsünü... |