Genel Kültür - Yaşam kategorisinde ve Hayvanlar Alemi forumunda bulunan > Doğadaki Yaratılış..... konusunu görüntülemektesiniz.Bir tasarımcı, aklındaki modelleri boş bir kağıda çizerek tasarlar. Tasarımcının o ana kadar gördüğü her şey, tasarımını şekillendireceği örnekleri oluşturur. ...
| |||||||
| Sitemap | Liseler | HaritaG | XML | Kayıt ol | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| Bir tasarımcı, aklındaki modelleri boş bir kağıda çizerek tasarlar. Tasarımcının o ana kadar gördüğü her şey, tasarımını şekillendireceği örnekleri oluşturur. Çünkü doğadaki her form, her şekil bir tasarımdır. Hiçbir tasarımcı daha önce hiç görmediği, hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadığı bir şeyi tasarlayamaz. ![]() ![]() Endüstriyel tasarımların hiç biri, doğadaki tasarımlarla boy ölçüşemez. İnsan elinden ilham alınarak yapılan robot ellerin hiçbiri, insan eli kadar kusursuz ve işlevsel değildir. İsterseniz öncelikle bir tasarımcının yeni bir tasarım meydana getirirken izlediği yolu aşama aşama inceleyelim: Tasarımcı öncelikle, tasarlayacağı materyalin kullanım amacını, işlevini belirler. Daha sonra tasarımın kullanıcısını ve onun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, tasarımın sınırlarını tespit eder. Dünyadaki meslek grupları arasında belki de en sakin ve rahat şartlarda çalışanlar endüstri ürünleri tasarımcılarıdır. Bunun nedeni iyi bir tasarımın, çok çalışıp gayret göstermenin yanında, o an insan aklına iyi bir fikir veya detayın gelmesi ile alakalı oluşudur. Bu aşamada tasarımcının elinin altında bulunan, boş bir kağıt ve kalemden başka bir şey değildir. Bu arada tasarlayacağı materyalle ilgili olarak daha önce dizayn edilmiş örnekleri de araştırdığını ve incelediğini unutmamak gerekir. Aylarca süren eskiz çizimlerinde tasarımcı belki de yüzlerce dizayn çizer. Daha sonra bunlar incelenir ve içlerinden işlev/estetik oranı en elverişli ve üretime en uygun olan bir veya daha fazla çalışma seçilir. Bundan sonra üretim sürecinde çıkması muhtemel detaylar üzerinde çalışılır. Önce tasarımın ufak ölçekli bir modeli yapılır. Böylece çizimler ilk defa üç boyuta çıkmış olur. Daha sonra tasarımın bitmiş şeklinin görülebilmesi amacıyla birebir boyutlardaki bir modeli de yapılabilir. Bütün bu işlemler zannedildiği kadar kısa sürmez, bilakis senelerce vakit alabilir. Daha sonra, oluşturulan heykel model üzerinde bazı deney ve testler yapılır. Kullanıcıya olan uygunluğu araştırılır. Piyasaya yeni çıkan bir tasarım, ilk başta doğal olarak görünüşü ile ilgi çeker. Müşterilerinin beğenisini kazanır. Genelde bir malın satışındaki ilk faktör şekil, renk gibi öğeleri içeren dış görünüşüdür, daha sonraki faktör ise fonksiyonudur. Görüldüğü gibi bir ürünün tasarımı için, ilk adımdan üretim aşamasına kadar oldukça zahmetli bir süreç gerekir. Oysa tüm tasarımların gerçekte tek bir sahibi vardır ve O'nun için yaptığı işlerde hiçbir zahmet yoktur. Allah tüm canlıları kusursuzca ve tek bir "ol" emriyle yaratmaktadır. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilir: "Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir." (Yasin Suresi, 82) "Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ol der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117) Örneksiz yaratma ve yoktan var etme gücü yalnız Allah'a mahsustur. İnsan ise sadece olanları kopya eder. İşin daha derinine inilecek olursa, tasarımı yapan insanın zaten en güzel surette tasarlandığı gerçeği ile karşılaşırız. Allah canlıları ve insanı yoktan var etmiş ve insana da bir tasarlama yeteneği vermiştir. Sadece insan becerisiyle yapıldığını sandığımız birçok şeyin tasarımı ise, gerçekte doğada mevcuttur. Büyük bir bilgi birikimi ve insanların yıllar süren araştırmaları sonucu ortaya çıkan yapılar veya teknolojik ürünler, doğada zaten milyonlarca yıldır durmaktadır. Bunun farkında olan tasarımcılar, mimarlar ve bilim adamları canlıların yaratılış özelliklerini kendilerine örnek alarak, yeni modeller üretme yoluna gitmişlerdir. İNSANLARIN ÖRNEK ALDIĞI TASARIMLAR YUNUSLAR VE DENİZALTI Yunusların ağızlarındaki buruna benzer çıkıntı modern gemilerin pruvalarına model olmuştur. Bu yapılar sayesinde gemiler %25'e varan bir yakıt tasarrufuyla yüzerler. BALİNALAR VE PALETBalinalar çifte bölmeli ve geniş bir kuyruğa sahiptir. İki ayağı birleştiren paletler ise yüzücünün suyun içinde bir balina gibi aşağıdan yukarı kıvrılarak yüzmesini sağlar. Bu, hızlı dalış için ideal bir stildir. TAVŞANLAR VE KAR AYAKKABISIKuzey Amerika raketli tavşanlarının tüylerle kaplı uzun ve yayvan ayakları vardır. Bunlar tavşanını kara batmasını engeller. Kar ayakkabıları da insanlar için aynı görevi üstlenir. DAĞ KEÇİLERİ VE BOTLAR Dağ keçisinin toynakları sarp kayalıklarda yürümeye çok uygundur. Hatta hayvan bunlarla karda ve buzda da güvenle yürüyebilir. Dağcıların giydiği botlar ve doğada yürümek için yapılmış bir çok ayakkabının tabanı, bu toynaklardan ihlam alınarak hazırlanmıştır. KOL SİSTEMİ VE ROBOTLAR Günümüzde bir çok endüstriyel kuruluş, üretim için insan yerine makine kullanmaktadır. Özellikle de insan kolundan yola çıkılarak yapılan robot kollar revaçtadır. Bu kollar bir görevi hiç durmadan tekrar edebilmektedir. Bu kolların inşasında, insanın kemik ve kas yapısı örnek alınmaktadır. KEMİK YAPISI VE MİMARİ YAPILAR Kemiğin içindeki gözenekli yapı, özellikle eklem başlarında yoğunalaşarak iskelet sistemini basınca karşı dirençli yapar. Kemiklerdeki bu özel tasarım, hem hafiflik, hem de dayanıklılık sağlamaktadır. Mimarler bir çok yapıda bu sistemi taklit etmişlerdir. VELCRO BANDAJI VE BARDANE İsveçli mühendis Georges de Mestral, bardane bitkisinin meyvelerini taklit ederek Velcro Bandajı adı verilen yeni bir ilikleme sistemi geliştirmiştir. Mestral, elbiselerine takılan bu bitkilerden kurtulmak için uzun bir çaba sarfettikten sonra bu bitkilerin sahip oldukları sistemi giyim sanayinde kullanmayı düşünmüş bir kaban üzerine bir tarafa bu meyvelerin çengellerinden diğer tarafına ise hayvan kürkünün buklelerinden koyarak aynı kenetlenme sistemini oluşturmuştur. Bu sistemde çengeller ve bukleler esnek olduklarından sistem her seferinde kolayca ve aşınmadan yapışıp ayrılabilmektedir. Bu özelliklerinden dolayı bugün astorontların giysileri de Velcro bandajlarıyla donatılmıştır. 1987 yılında Fransız politikacılar, hızlı tren TGV'nin işleyeceği hatta bulunan Lyon-Stolas istasyonu için mimar Santiago Calatrava'yı çağırdılar. Amaçları istasyon için nasıl bir yapı düşündüklerini anlatmaktı. Bu yeni istasyon, görkemli, çarpıcı ve atılımcı nitelikler taşıyan bir simge olmalıydı. Calatrava, istekleri dinlerken önündeki bir kağıda bir böcek resmi çizdi. İlham kaynağı bir böcek olan bu istasyon, dinazor kemiği görünümündeki beton sütunlarla desteklendi. Ayrıca yapının bir böcek kabuğunda rastlanabilecek canlılıkta yeşil ve mavi renklerle aydınlatılması da ihmal edilmedi. İstasyon, Temmuz 1994'te açıldığında politikacıların tüm isteklerini karşılayan ihtişamlı bir eser ortaya çıkmıştı. BÖCEKLER VE ROBOT TEKNOLOJİSİ Böceklerle ilgilenen sadece mimarlar değildir. Elektronik mühendisleri de robot teknolojisini geliştirmek için böcekleri gözlemlemeyi ihmal etmezler. Böceklerin bacakları model alınarak yapılan robotlar, yere daha dengeli basmaktadır. Ayaklarının ucuna özel vantuzlar yerleştirilen böcek robotlar, sinekler gibi duvarda yürüyebilmektedir. Bir Japon firmasının böceklerden esinlenerek yaptığı robot, tavanda yürüme özelliğine sahiptir. Firma, üzerine hassas alıcılar yerleştirdiği bu robotu köprülerin alt yüzeylerini kontrol etmekte kullanmaktadır.Linkler sadece üyelere.... Üye ol] BÖCEKLERDEN TASARIM ÖRNEKLERİ ![]() Böcekten Modern Tren İstasyonuna 1987 yılında Fransız politikacılar, hızlı tren TGV'nin işleyeceği hatta bulunan Lyon-Stolas İstasyonu için mimar Santiago Calatrava'yı çağırdılar. Amaçları istasyon için nasıl bir yapı düşündüklerini anlatmaktı. Bu yeni istasyon, görkemli, çarpıcı ve atılımcı nitelikler taşıyan bir simge olmalıydı. Calatrava, istekleri dinlerken önündeki bir kağıda bir böcek resmi çizdi. İlham kaynağı bir böcek olan bu istasyon dinazor kemiği görünümüdeki beton sütunlarla desteklendi. Ayrıca yapının bir böcek kabuğunda rastlanabilecek canlılıkta yeşil ve mavi renklerle aydınlatılması da ihmal edilmedi. İstasyon, Temmuz 1994'te açıldığında politikacıların tüm isteklerini karşılayan ihtişamlı bir eser ortaya çıkmıştı. Amerikan ordusunun uzun zamandır mikromakineler ile yakından ilgilendiği bilinmektedir. Profesör Johannes Smith'e göre, aynen karınca görünümündeki bir robotu bir milimetreden küçük bir motor rahatlıkla hareket ettirebilecektir. Bu şekilde yapılacak bir robotun, karınca ordusuyla düşman radarlarına, uçak motorlarına ya da bir bilgisayar terminaline rahatlıkla girip zarar verebileceği hesaplanmaktadır. Nitekim Japonya'nın iki büyük endüstri kuruluşu Mitsubishi ve Matsushita ortak çalışma ile karınca robotlar için ilk adımı atmış durumdadır. Bu ortak çalışmanın ürünü 0,42 gram ağırlığında ve dakikada 4 metre yürüyebilen bir mini robot olmuştur. KİTİN: MÜKEMMEL KAPLAMA MALZEMESİ ![]() Böcekler dünyada en çok rastlanan canlılardandır. Bunun nedeni pek çok olumsuz şarta dirençli yapıda yaratılmış olmalarıdır. Onları böylesine dayanıklı kılan nedenlerden biri, vücutlarını saran kitin tabakasıdır: Kitin son derece hafif ve incedir. Bu nedenle böcekler onu taşımakta hiçbir zaman zorlanmazlar. Böceğin bedenini dışardan sarmasına karşın, iskelet işlevi görecek kadar sağlamdır. Ama aynı zamanda da son derece esnektir. Vücut içinden uçları kendine bağlı olan kasların kasılıp esnemesi ile hareket edebilir. Bu, böceklere hareketlerinde çabukluk kazandırdığı gibi, dışarıdan gelecek darbelerin etkisini de azaltır. Üzerindeki özel kaplama maddesi nedeniyle dışarıdan içeri su geçirmez. Vücut içindeki sıvıları da dışarı çıkarmaz.Linkler sadece üyelere.... Üye ol] Sıcaktan hatta radyasyondan etkilenmez. Çoğu zaman etrafa tam uyum sağlayacak bir renktedir. Bazen de caydırıcılık sağlayacak kadar parlak olabilir. ![]() Eğer uçaklar ve uzay gemileri kitinin özelliklerine sahip bir maddeden yapılsalardı nasıl olurdu? Açıkçası böyle bir malzeme havacılık uzmanlarının rüyalarını süslemektedir. Böceklerin karnı da, vücut yapısına ve etkinliklerine bağlı olarak özel bir dizaynla yaratılmıştır. Örneğin çöl akrebinin karnı, tarak adı verilen çok duyarlı organlarla kaplıdır. Akrep bunlarla toprağın sertlik düzeyini tespit eder ve yumurtalarını bırakmak için en uygun yeri belirler. ERİTROSİTLER İÇİN TASARLANMIŞ İDEAL ŞEKİL ![]() Kanın oksijen taşıma görevi alyuvarlara (eritrositler) verilmiştir. Oksijen bu hücrelerin yüzeyindeki hemoglobin adlı maddeye tutunarak taşınır. Bu hücrenin yüzeyi ne kadar büyükse o kadar büyük miktarda oksijen taşınacak demektir. Ancak alyuvarlar kılcal damarlardan da geçecektir. Bu da hücrenin en az hacimde olmasını gerektirir. Yani minimum hacimde maksimum yüzey gereklidir. Nitekim alyuvarlar tam bu ihtiyacı karşılayacak özel bir tasarımla yaratılmışlardır: Yassı, yuvarlak ve her iki yandan basık yapıdadırlar. Bu halleriyle yandan iyice bastırılmış kaşar peyniri tekerine benzerler. Bu, mümkün olan en küçük hacimde en büyük yüzeyi içeren şekildir. Nitekim bir tane alyuvar, bu şekli sayesinde, 300 milyon hemoglobin molekülünü taşıyabilir. Bunun yanında alyuvarlar esneklikleri sayesinde de en dar kılcal damarlardan ya da en küçük gözeneklerden geçebilirler.Linkler sadece üyelere.... Üye ol] BALON BALIĞININ KOLORMATİK GÖZLERİ Balon balığı Güneydoğu Asya’nın sıcak denizlerinde yaşar. Bu balık gözlerine çok fazla ışık gelince bir tür "kimyasal güneş gözlüğü" takmaktadır. 2.5 cm. uzunluğundaki bu balığın gözlerinde fotokromik merceklere benzer bir özellik vardır. Bu merceklerin rengi ışığa göre açılır veya koyulaşır. Sistem şöyle çalışır: Balon balığı fazla ışıkla karşılaşınca, gözünün saydam tabakasının (korneanın) kenarlarında yer alan "kromatofor" adlı boya hücreleri, sarı renkli bir boya (pigment) yapmaya başlar. Bu boya gözün üzerine yayılarak bir filtre rolü oynar ve gelen ışığın şiddetini azaltır, böylece balığın daha net görmesi sağlanır. Karanlık sularda ise gözdeki bu boya kaybolur ve göz en çok ışık alabileceği yapıya döner.Linkler sadece üyelere.... Üye ol] Elbette bu sistemin bilinçli bir tasarımın ürünü olduğu açıktır. Hücrelerin göze gelen ışığa göre boya salgılamaları ya da bu salgıyı durdurmaları, bilinçli bir şekilde yapılan bir ayarlamadır ve rastlantıların bir ürünü olduğu düşünülemez. Göz gibi zaten tümüyle indirgenemez kompleks bir yapıya sahip olan bir organın bir de bu gibi kusursuz bir sistemle donatılmış olması, Allah'ın yaratışındaki muhteşemliğin bir ifadesidir. TAŞ KAKTÜSTEKİ YARATILIŞ ![]() Bazı bitkiler, ot yiyici ve kemirici düşmanlarından korunmalarını sağlayacak özellikte yaratılmışlardır. Bu bitkiler, renk, şekil ve görünüş bakımından içinde yaşadıkları ortamdaki bazı cansız varlıklarla kusursuz benzerlikler gösterir. Bu tür benzerliğe en güzel örnek Güney Afrika'da yaşayan taş kaktüsüdür. Kuraklık nedeniyle bu bitkilerin yüzeyi iyice buruşuk olur. Bu buruşuklukların arasına toz-toprak dolunca, bitkiyi bir taştan ayırmak bir insan için bile imkansız hale gelir. Eğer bitki bu özelliğe sahip olmasaydı, böceklerin ve kemirgenlerin saldırısına uğraması kaçınılmaz olurdu. Taş kaktüsünün bir diğer özelliği, son derece renkli olan çiçeklerini br çok vanlının ortalıktan çekildiği kuraklık mevsiminin sonunda açmasıdır. Böylece kamuflajını tehlikeye sokacak bu oluşumu en az riskle atlatır. ![]() ÇAN ÇİÇEĞİ Balözü taşıyan şeftali yapraklı mor renkli çan çiçeği (Canpanula persicifolia) ile balözü taşımayan küçük kırmızı renkli orkide çiçeği (Cephalamthera rubra) Akdeniz Bölgesi'nde birlikte yaşayan çiçeklerdir. Tek başlına yaşayan bir tür yaban arısı (Chelostoma fuliginosum) önce balözü taşıyan mor renkli çan çiçeğine konarak balözünü emer, daha sonra aynı renkte gördüğü balözü olmayan orkide çiçeğine de konar, ancak başını boşuna çiçek içine sokar. Sonuçta, vücuduna baluşan çiçek tozlarını başka bir orkideye taşıyarak tozlaşmayı sağlar. ![]() YAPRAK Yapraklar bir ağacın solunum organıdır: Karbondioksit alıp oksijen verirler. Yaprağın tasarımına bakarsak; son derece ince, hafif ve gergin bir yüzeye sahip olduğunu görürüz. Aynı zamanda da sağlamdır. Rüzgara ve yağmur damlalarına karşı dayanıklıdır. Yaprağın özellikle alt kısmını dikkatle incelediğimizde, sadece yaprak yüzeyinde değil, incelerek sapından itibaren yaprağın her yerine ulaşan damarları görürüz. Bu yapı hem madde iletimini sağlar, hem de iskelet görevi yapıp yaprağa mukavemet kazandırır. CANLILARDA MEKANİK SİSTEM TASARIMI Çoğu zaman tasarımcılar için, harekete dayalı sistemlerin tasarımı, durağan yapılı sistemlerin tasarımından daha zordur. Sözgelimi bir matkabı tasarlarken karşılaşılan problemler bir sürahiyi tasarlarken karşılaşılan problemlerden daha çoktur. Çünkü ilkinde fonksiyon ilk planda iken, ikincisinde şekil ön plandadır. Ve fonksiyon ağırlıklı tasarımlar daha karmaşıktır. Tasarımdaki her parça amaca hizmet etmelidir ve hepsinin bir görevi olmalıdır. Bir tek parçanın eksikliğinde veya tasarım bozukluğunda sistem işlemez. Böyle bir hatayı taşıyan tasarımlar başarısızlığa mahkumdur. Nitekim insanların yaptığı mekanik sistemlerdeki hatalar sanılandan çok daha fazladır. Bunların bir çoğu deneme yanılma yöntemine göre tasarlanmıştır. Hatalar, ürünün piyasaya çıkmadan önce yapılan modellerinde giderilmeye çalışılmıştır. Ancak bu da kullanıma sunulan ürünlerde hata olmasını engelleyememiştir. Oysa aynı şeyi doğadaki mekanik siste m tasarımları için söylemek imkansızdır. Tüm canlılardaki mekanik tasarımlar mükemmeldir. Ve bu mükemmel tasarım tek bir seferde hatasız olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü Allah, tüm bunları kusursuz bir biçimde yaratmıştır. Şimdi Allah'ın bu üstün yaratışına örnek oluşturan bazı canlıları inceleyelim. AĞAÇKAKANIN KAFATASI ![]() Ağaçkakanlar, ağaç kabuğuna yaptıkları vuruşlarla kabuğu koparır sonra da ortaya çıkan böcekleri ve kabuğun altına saklanmış yumurtaları yiyerek beslenir. Bu kuşlar, yuvalarını sağlam, canlı ağaçlara oyarlar. Bu oyukları açarken de bir marangoz kadar maharetlidirler. Büyük noktalı ağaçkakan türü saniyede dokuz-on vuruş yapar, daha küçük boyutlu ağaçkakanlarda ise bu sayı on beş-yirmiye kadar çıkar. En usta ağaçkakan türlerinden biri de Yeşil Ağaçkakandır. Yeşil Ağaçkakan ağaçları oyarken, gagası saatte yüz kilometreden daha büyük bir hızla çalışır. Fakat kiraz büyüklüğündeki beyni bu sarsıntılardan etkilenmez. İki vuruşu arasındaki zaman farkı, saniyenin binde birinden azdır. Ağaçkakanın sırrı, boyun kaslarındadır. Vurmaya başlayınca, baş ve gaga tam bir doğru üzerine gelirler. En küçük bir sapma, beyinde yırtılma yapabilir. Bu denli hızlı bir vuruşun betona kafa atmaktan bir farkı yoktur. Kuşun beyninin hiçbir hasara uğramaması ise ancak olağanüstü bir tasarımla mümkündür. Kuşların büyük çoğunluğunda kafatası kemikleri birbirine yapışıktır. Gaga ise çenenin hareketiyle açılır. Oysa ağaçkakanlarda gaga ve kafatası, vuruş sırasında oluşan şoku emen süngerimsi bir madde ile birbirinden ayrılmıştır. Bu esnek madde, otomobil amortisörlerindekinden çok daha iyidir. Bu üstünlüğü, çok kısa aralıklarla oluşan şokları da emebilmesinden ileri gelir. Bu madde her vuruşta oluşan şoku emip bir sonraki şoku karşılayacak duruma gelebilir. Üstelik bunu saniyede onu aşan vuruşun yapıldığı şartlarda başarır. Bu madde modern teknolojinin geliştirdiği tüm benzerlerinden üstündür. Ağaçkakanın kafatası ve üst gagasının olağan dışı bir yöntemle bağlanmış olması, her vuruşta beyninin bulunduğu bölümün gagadan uzaklaşmasını, böylece şok emici ikinci bir mekanizma oluşmasını sağlar.Linkler sadece üyelere.... Üye ol] PİRE: BÜYÜK SIÇRAYIŞLAR İÇİN İDEAL ![]() Pireler, birkaç milimetrelik boylarına rağmen oldukça yükseğe sıçrayabilecek bir tasarımla yaratılmışlardır. Bir pire kendi vücut yüksekliğinin 100 katından fazla yükseğe sıçrayabilir. Sizin aynı performansı gösterebilmek için 200 m. yükseğe sıçramanız gerekecekti. Dahası pire sıçrayışlarını 78 saat ardı arkası kesilmeden sürdürebilir. Pire genellikle beşinci sıçrayıştan sonra bacakları üstüne düşmez, sırtı üstüne veya başı üstüne düşer. Ne var ki bu düşüş onu sersemletmez bile. Pirenin yaralanmamasının nedeni ise vücudundaki tasarımda saklıdır. ![]() Pire kadar ilginç bir başka canlı ise, pirenin üzerinde yaşayan minik böceklerdir. Bu mikroskobik canlılılar, pirenin sırhı andıran kabugunun içinde barınırlar. Böceğin iskeleti vücudunun içinde değildir. İskelet, vücudu saran yumuşak kitin tabakasına tutturulmuş, sklerotin adı verilen sert bir karışımdan oluşur. Sklerotin tüm vücudu sarar. Bu dış iskelet birbirine karşı sınırlı ölçüde hareket edebilen çok sayıdaki zırh plakasından oluşur. İşte bu mükemmel tasarım, sıçrayış sonrası karşılaşılan şokları emer ve etkisiz hale getirir. Öte yandan pirelerin kan damarları yoktur. Vücudun iç kısmı tümüyle, berrak akıcı bir kanın içinde yüzer. Bütün iç organlar bu halleriyle adeta yumuşak yastıklarla çevrelenmiş gibidir, bu nedenle ani basınç yükselmelerinden hiç etkilenmezler. Kan, bütün vücuda dağılmış hava borucukları ile temizlenir. Böylelikle sürekli olarak oksijen temini için gerekli olan güçlü bir pompaya da ihtiyaç duyulmaz. Kalp bir tüp şeklindedir ve o kadar ağır bir ritimle çarpar ki, sıçramalardan oluşan değişiklikler onu hemen hemen hiç etkilemez. Bilim adamları yaptıkları araştırmalar sonucunda pirenin bacak kaslarının, aslında yaptığı büyük sıçrayışları gerçekleştirecek kadar güçlü olmadığını belirlemişlerdir. Pirenin gösterdiği sıçrama performansı, asıl olarak bacaklarına eklenmiş olan bir tür yay sisteminden kaynaklanmaktadır. Bu yay sistemi, "resilin" adlı proteinden yapılmış bir doku sayesinde çalışır. Bu maddenin özelliği gerilerek sakladığı enerjinin %97'sini serbest bırakabilmesidir. Bugün piyasadaki en iyi esneyen madde için bu oran %85 kadardır. Lastik özelliğine sahip bu doku bant şeklinde iki arka bacağa yerleştirilmiştir. Pire bacaklarını büktüğünde en kuvvetli kaslarıyla onu gerer, ve bacaklar açılmaya başladığında saniyenin binde biri kadar kısa bir zamanda tüm enerjisini serbest bırakır. Bu sayede olağanüstü sıçrayışlar yapabilir. PALAMUT BÖCEĞİ VE DELME MEKANİZMASI Palamut böceği, adından da anlaşılacağı gibi, meşe ağacının palamut adlı meyvesine bağımlı yaşar. Böceğin kafasından oldukça uzun bir boru uzanır. Gövdesinden bile daha uzun olan bu borunun ucunda da minik fakat çok keskin bir testere dişi bulunur. Böcek normal zamanda bu boruyu, yürümesine engel olmaması için, vücuduyla aynı doğrultuda tutar. Bir palamutun üzerine geldiğinde ise, boruyu ona doğru eğer. Bu haliyle tam bir sondaj makinesine benzemektedir. Borusunun testereye benzeyen ucunu palamuta dayar. Hareketli kafasını bir sağa bir sola döndürerek boruyu oynatır ve palamutu delmeye başlar. Böceğin kafası bu iş için ideal bir tasarıma sahiptir ve olağanüstü bir hareket serbestliği gösterir. ![]() Özel bir "sondaj borusu" ile yaratılmış olan palamut böceği, olağanüstü bir üreme yöntemi izler. Böcek bu şekilde sondaj yaparken bir yandan da borusu aracılığıyla palamut içindeki meyveyi yiyerek beslenir. Ancak meyvenin büyük bölümüne dokunmaz; bunu yeni doğacak yavrusu için saklamaktadır. Delme işlemi tamamlandığında, böcek açılan delikten içeri bir tane yumurta bırakır. Yumurta, annesinin palamut içinde açtığı kanalın içine yerleştikten sonra larva halini alır. Larva palamutu yemeye başlar. Yedikçe büyür, büyüdükçe de daha çok yer. Larva ne kadar çok yerse, palamut içinde gelişmek için kendine o kadar çok yer açmış olur. Bu durum, palamut bağlı olduğu daldan düşene kadar devam eder. Palamutun yere düşerken çıkan çarpma sesi ve sarsıntı, larvaya artık dışarı çıkma zamanının geldiğini haber verir . Güçlü dişleri sayesinde, daha önceden annesinin açtığı deliği büyütür. Son derece semirmiş olan larva, zorla da olsa kendini bu delikten dışarı çıkarır. Larvanın bundan sonraki ilk işi kendini yerin 25-30 cm kadar altına gömmektir. Burada "pupa" evresini geçirecek ve bir ile beş yıl boyunca bekleyecektir. Tam bir yetişkin olup toprak üzerine çıktığında ise, bu kez o palamutlara sondaj yapmaya başlar. Pupa süresindeki farklılık, yeni sürgündeki palamutların olgunlaşmasına bağlı olarak değişmektedir. ![]() Palamut böceğinin bu ilginç hayatı, evrim teorisini çürüten ve Allah'ın canlıları ne denli kusursuz tasarımlarla yarattığını gösteren bir delildir. Dikkat edilirse, böceğin her türlü mekanizması belirli bir plan üzere tasarlanmıştır. Sondaj borusu, bu borunun ucundaki kesici dişler, borunun kullanılmasını sağlayan oynak kafa yapısı, tüm bunlar rastlantılarla ya da "doğal seleksiyonla" açıklanamaz. Sahip olduğu uzun boru, sondaj işini kusursuzca başarmadığı sürece, hayvan için bir ayakbağından ve dolayısıyla dezavantajdan başka bir şey olmayacaktır. Bu yüzden "aşama aşama" geliştiği iddia edilemez. ![]() Böcek, palamutları delerken kafasını yandaki şekilde gösterildiği gibi kullanır. ![]() Öte yandan larvanın sahip olduğu organlar ve içgüdüler de ortada "indirgenemez kompleks" bir süreç olduğunu göstermekterdir. Larvanın palamut kabuğunu parçalayacak güçlü dişlere sahip olması, dışarı çıktığı anda toprağın derinliklerine girmesi gerektiğini "bilmesi" ve burada beklemek için de "sabretmesi" zorunludur. Aksi halde canlı neslini sürdüremeyecek ve yok olacaktır. Tüm bunlar rastlantılarla açıklanamaz ve bu küçük canlının çok üstün bir akıl gösterisiyle yaratıldığını ortaya koyar. Allah bu küçük canlıyı kusursuz organlar ve kusursuz içgüdülerle yaratmıştır. Aksi halde canlı neslini sürdüremeyecek ve yok olacaktır. Tüm bunlar rastlantılarla açıklanamaz ve bu küçük canlının çok üstün bir akıl gösterisiyle yaratıldığını ortaya koyar. Allah bu küçük canlıyı kusursuz organlar ve kusursuz içgüdülerle yaratmıştır. | |
| Seçenekler | |
| |
Genel Kültür - Yaşam kategorisinde ve Hayvanlar Alemi forumunda bulunan > Doğadaki Yaratılış..... konusunu görüntülemektesiniz.Bir tasarımcı, aklındaki modelleri boş bir kağıda çizerek tasarlar. Tasarımcının o ana kadar gördüğü her şey, tasarımını şekillendireceği örnekleri oluşturur. ...
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Doğadaki sır | MadgerM | Garip Olaylar | 3 | 02-16-2008 09:35 PM |
| En İyi 10 Yaratılış Miti | newrojey | Mitoloji | 0 | 12-06-2007 08:27 PM |
| Doğadaki Üç Unsur : Su, Toprak, Bitki | HoLyWar | Coğrafya | 0 | 11-20-2007 10:57 PM |
| Doğadaki Üç Unsur : Su, Toprak, Bitki | Metallica | Coğrafya | 0 | 11-05-2007 11:27 AM |
| Doğadaki ilginç dostluklar | breakerturk | Resim Galerisi | 2 | 10-25-2007 10:09 PM |