Her Telden kategorisinde ve Genel Sohbet forumunda bulunan dini istismar edenler konusunu görüntülemektesiniz.Peki kimler, hangi amaçla din istismarına yönelmektedir? Din istismarcıları genellikle, o dine mensup fertlerin din konusundaki bilgisizliklerinden istifade ederek dinden ...
| |||||||
| Sitemap | Liseler | HaritaG | Kayıt ol | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| Peki kimler, hangi amaçla din istismarına yönelmektedir? Din istismarcıları genellikle, o dine mensup fertlerin din konusundaki bilgisizliklerinden istifade ederek dinden maddî çıkar uman, dini kendi siyasî, ticârî, aklî, hatta bilimsel amaçları için kullanan, Atatürk’ün deyimiyle “alçak kimseler”dir (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, 238). Din istismarcıları arasında çok saf, bilgisiz, cahil, farkında olmadan din istismarı yapan kimseler bulunması mümkün olmakla birlikte, esasında din istismarcıların büyük çoğunluğu için kötü niyetli kimseler deyimi kullanılabilir. Bu kötü niyetli kimselerin din istismarı yapmalarının en önemli sebebi hiç şüphesiz, din konusunda yeterince bilgilenmemiş, cahil halk kitleleri üzerinde, dini alet ederek kendilerine çıkar sağlamaktır. Bu din istismarcıları, yani dini kendi süfli çıkarları için alet edinen kimselerin başında da dini bir siyaset malzemesi olarak kullananlar gelir. Onlar kadar zararlı olan bir diğer kesimde dini ticaret malzemesi olarak kullananlar ile dini kendi dünyevî amaçları için kullananlardır. 1. Din istismarının en önemli malzemesi: Dinin Siyasette Kullanılması İslâm, Allah'ın Hz. Muhammed vasıtasıyla insanlığa tebliğ ettirdiği en son ve en yüce dindir. Gerek dinin ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de, gerekse başlangıç ve oluşum dönemi olan Asr-ı Saadet’te, İslâm'ın, kişilerin siyasal hedeflerinin gerçekleştirilmesinde bir vasıta olarak kullanılmasını öngören hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Üstelik siyasetin ana konusu olan devlet yönetim biçimi, devlet başkanlığı meselesi gibi konular hakkında bile ne Kur’an’da ne de Peygamber’in sünnet’inde insanları belirleyici ve yönlendirici hiçbir hüküm yer almaz. Bu, dinin siyasetten farklı ve uzak bir şey olduğunun en büyük delilidir. Kur’an ve sünnet’te siyasete ilişkin hükümler yok değildir, fakat bu iki kaynak anayasal düzenlemeler dediğimiz devletin yönetim şeklinin ne olacağı, devlet başkanının nasıl seçileceği, kimler tarafından seçileceği, toplumun inançlarının ya da inançsızlıklarının devletin politikalarıyla yönlendirilip yönlendirilmeyeceği gibi konular tamamen insanlara bırakılmıştır. Yani devletin şekli ile işleyişi gibi konular İslâm'ın düzenleme alanı içerisinde değildir. İslam Dini, sadece adaletin gözetilmesi, eşitliğin ve hürriyetin sağlanması gibi bir takım genel ilkeler ortaya koymaktadır. Bu sebeple de çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu bir toplumun sevk ve idaresi için Kur’an ve Sünnet belli kesimleri ve zümreleri seçmemiştir. Bunun en güzel ifadesi Hz. Muhammed’in: “Din’de ruhbanlık yoktur” şeklindeki sözüdür. Bu söz, insanlar adına Tanrıyla irtibat kuracak bir kesimin İslâm Dini’nde olmadığı anlamına geldiği gibi, hiçbir kimsenin böyle bir işe tevessül edemeyeceğinin, etmemesi gerektiğinin de ifadesidir. Ancak tarihsel pratikler kimi zaman, özellikle siyasîlerin kendi siyasal çıkarları adına İslâm'ı alet ettiklerini göstermektedir. İslâm'ın siyasete alet edildiği ilk hadise Sıffîn Savaşı’nda Muaviye taraftarlarının Kur’an sayfalarını mızraklarının ucuna takarak Kur’an’ı hakem kılma talepleridir. Bu hareketle ilk defa, İslâm, siyasetin aleti edilmiş ve bundan sonra İslâm Toplumları’nın idaresini yüklenen yöneticiler, İslâm'ı siyasal amaçları adına alet edinmekten çekinmemişlerdir. Mesela Emevîlerin, toplumun kendi idarelerindeki rahatsızlıklarını örtbas etmek için Kaderci anlayışı geliştirmeleri, Abbâsîlerin Mutezile’nin de etkisiyle toplumda çeşitli dini inanç biçimlerini zorlamaları, halifeliğin dini bir kurum olmamasına rağmen adeta Allah'ın temsilcisi bir makammış gibi topluma yansıtılması, hükümdarların teokratik bir anlayışla kendilerini Allah'ın gölgesi olarak kabul etmeleri, Osmanlı’nın son dönemlerinde padişahların hilafeti bir İslâm kılıcı olarak kullanma talepleri ve daha sayamadığımız pek çok din örtüsüne örtülmüş siyasal eylem dinin siyasete alet edilmesi, yani din istismarının örnekleridir. Bugün de çeşitli siyasal partilerin İslâm'ı siyasetlerinde bir alet olarak kullanmakta oldukları görülmektedir. Allah'ın emri olan “emanetin ehline verilmesi” (Nisa, 4:58) prensibi, sanki siyasal iktidarın bazı kimselere verilmesinin Allah'ın emri olduğu gibi halka aktarılmakta ve bu şekilde insanlar din yönünden istismar edilmektedir. İslâm'ın siyasete alet edilerek istismar edildiği alanlardan biri de İslâm Devleti gibi hayali bir kavram peşinde insanların inançlarının sömürülmesi ve bu hayale ulaşmak yolunda onların birer ölüm makinesi, yani terörist haline dönüştürülmesidir. Özellikle köktenci anlayışların ürünü olan bu hayali İslâm Devleti kavramı ülkemizde de çeşitli insanların, dinin kılıcı, mücahit sıfatlarıyla kendilerini din adına sorumlu ve yetkili kimseler olarak ortaya koymalarına neden olmaktadır. Hatta çoğu zaman bu anlayışlar örgütlenmekte ve devlete bile kafa tutar hale gelmektedirler. Hizbullah, İBDA-C gibi İslâmcı oldukları iddiasındaki teröristler din adına cinayet işleyen kurumlar şeklindedirler. Halbuki İslâm'da terör olmadığı gibi, teröre müsaade edebilecek en ufak bir delil de bulunmaz. Yani İslâm'ın ne temelinde ne de öğretisinde teröre yer yoktur. Ancak bazıları kendi dünyevi çıkarları için, insanların din konusundaki bilgisizliğinden de istifade ederek, çoğu saf, inançlı kimseleri bu yolda kullanmaktan ve hatta onları ölüme göndermekten bile kaçınmazlar. Bu da dinin siyasal amaçlarla istismarının bir başka çeşitidir. Peki kimler, hangi amaçla din istismarına yönelmektedir? Din istismarcıları genellikle, o dine mensup fertlerin din konusundaki bilgisizliklerinden istifade ederek dinden maddî çıkar uman, dini kendi siyasî, ticârî, aklî, hatta bilimsel amaçları için kullanan, Atatürk’ün deyimiyle “alçak kimseler”dir (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, 238). Din istismarcıları arasında çok saf, bilgisiz, cahil, farkında olmadan din istismarı yapan kimseler bulunması mümkün olmakla birlikte, esasında din istismarcıların büyük çoğunluğu için kötü niyetli kimseler deyimi kullanılabilir. Bu kötü niyetli kimselerin din istismarı yapmalarının en önemli sebebi hiç şüphesiz, din konusunda yeterince bilgilenmemiş, cahil halk kitleleri üzerinde, dini alet ederek kendilerine çıkar sağlamaktır. Bu din istismarcıları, yani dini kendi süfli çıkarları için alet edinen kimselerin başında da dini bir siyaset malzemesi olarak kullananlar gelir. Onlar kadar zararlı olan bir diğer kesimde dini ticaret malzemesi olarak kullananlar ile dini kendi dünyevî amaçları için kullananlardır. 1. Din istismarının en önemli malzemesi: Dinin Siyasette Kullanılması İslâm, Allah'ın Hz. Muhammed vasıtasıyla insanlığa tebliğ ettirdiği en son ve en yüce dindir. Gerek dinin ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de, gerekse başlangıç ve oluşum dönemi olan Asr-ı Saadet’te, İslâm'ın, kişilerin siyasal hedeflerinin gerçekleştirilmesinde bir vasıta olarak kullanılmasını öngören hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Üstelik siyasetin ana konusu olan devlet yönetim biçimi, devlet başkanlığı meselesi gibi konular hakkında bile ne Kur’an’da ne de Peygamber’in sünnet’inde insanları belirleyici ve yönlendirici hiçbir hüküm yer almaz. Bu, dinin siyasetten farklı ve uzak bir şey olduğunun en büyük delilidir. Kur’an ve sünnet’te siyasete ilişkin hükümler yok değildir, fakat bu iki kaynak anayasal düzenlemeler dediğimiz devletin yönetim şeklinin ne olacağı, devlet başkanının nasıl seçileceği, kimler tarafından seçileceği, toplumun inançlarının ya da inançsızlıklarının devletin politikalarıyla yönlendirilip yönlendirilmeyeceği gibi konular tamamen insanlara bırakılmıştır. Yani devletin şekli ile işleyişi gibi konular İslâm'ın düzenleme alanı içerisinde değildir. İslam Dini, sadece adaletin gözetilmesi, eşitliğin ve hürriyetin sağlanması gibi bir takım genel ilkeler ortaya koymaktadır. Bu sebeple de çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu bir toplumun sevk ve idaresi için Kur’an ve Sünnet belli kesimleri ve zümreleri seçmemiştir. Bunun en güzel ifadesi Hz. Muhammed’in: “Din’de ruhbanlık yoktur” şeklindeki sözüdür. Bu söz, insanlar adına Tanrıyla irtibat kuracak bir kesimin İslâm Dini’nde olmadığı anlamına geldiği gibi, hiçbir kimsenin böyle bir işe tevessül edemeyeceğinin, etmemesi gerektiğinin de ifadesidir. Ancak tarihsel pratikler kimi zaman, özellikle siyasîlerin kendi siyasal çıkarları adına İslâm'ı alet ettiklerini göstermektedir. İslâm'ın siyasete alet edildiği ilk hadise Sıffîn Savaşı’nda Muaviye taraftarlarının Kur’an sayfalarını mızraklarının ucuna takarak Kur’an’ı hakem kılma talepleridir. Bu hareketle ilk defa, İslâm, siyasetin aleti edilmiş ve bundan sonra İslâm Toplumları’nın idaresini yüklenen yöneticiler, İslâm'ı siyasal amaçları adına alet edinmekten çekinmemişlerdir. Mesela Emevîlerin, toplumun kendi idarelerindeki rahatsızlıklarını örtbas etmek için Kaderci anlayışı geliştirmeleri, Abbâsîlerin Mutezile’nin de etkisiyle toplumda çeşitli dini inanç biçimlerini zorlamaları, halifeliğin dini bir kurum olmamasına rağmen adeta Allah'ın temsilcisi bir makammış gibi topluma yansıtılması, hükümdarların teokratik bir anlayışla kendilerini Allah'ın gölgesi olarak kabul etmeleri, Osmanlı’nın son dönemlerinde padişahların hilafeti bir İslâm kılıcı olarak kullanma talepleri ve daha sayamadığımız pek çok din örtüsüne örtülmüş siyasal eylem dinin siyasete alet edilmesi, yani din istismarının örnekleridir. Bugün de çeşitli siyasal partilerin İslâm'ı siyasetlerinde bir alet olarak kullanmakta oldukları görülmektedir. Allah'ın emri olan “emanetin ehline verilmesi” (Nisa, 4:58) prensibi, sanki siyasal iktidarın bazı kimselere verilmesinin Allah'ın emri olduğu gibi halka aktarılmakta ve bu şekilde insanlar din yönünden istismar edilmektedir. İslâm'ın siyasete alet edilerek istismar edildiği alanlardan biri de İslâm Devleti gibi hayali bir kavram peşinde insanların inançlarının sömürülmesi ve bu hayale ulaşmak yolunda onların birer ölüm makinesi, yani terörist haline dönüştürülmesidir. Özellikle köktenci anlayışların ürünü olan bu hayali İslâm Devleti kavramı ülkemizde de çeşitli insanların, dinin kılıcı, mücahit sıfatlarıyla kendilerini din adına sorumlu ve yetkili kimseler olarak ortaya koymalarına neden olmaktadır. Hatta çoğu zaman bu anlayışlar örgütlenmekte ve devlete bile kafa tutar hale gelmektedirler. Hizbullah, İBDA-C gibi İslâmcı oldukları iddiasındaki teröristler din adına cinayet işleyen kurumlar şeklindedirler. Halbuki İslâm'da terör olmadığı gibi, teröre müsaade edebilecek en ufak bir delil de bulunmaz. Yani İslâm'ın ne temelinde ne de öğretisinde teröre yer yoktur. Ancak bazıları kendi dünyevi çıkarları için, insanların din konusundaki bilgisizliğinden de istifade ederek, çoğu saf, inançlı kimseleri bu yolda kullanmaktan ve hatta onları ölüme göndermekten bile kaçınmazlar. Bu da dinin siyasal amaçlarla istismarının bir başka çeşitidir. | |
| | #2 |
| din olgusu insanın vaz geçemediği bir unsurdur. dininin ne olduğunu öğrenemeyen insanlar veya yanlış öğrenenler her zaman istismar edilmeye mahkumdur.. pylşım için tşk. | |
| Etiketler: dinde siyaset, dini istismar, dini kendi çıkarları için kullananlar, dini kullanan kuran, islam dini esitliktir, islam dininde ilk cinayet, islam dinini ilk kabul edenler kimlerdir |
| Seçenekler | |
| |
Her Telden kategorisinde ve Genel Sohbet forumunda bulunan dini istismar edenler konusunu görüntülemektesiniz.Peki kimler, hangi amaçla din istismarına yönelmektedir? Din istismarcıları genellikle, o dine mensup fertlerin din konusundaki bilgisizliklerinden istifade ederek dinden ...
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| site Nasıl Yönetiliyor Merak Edenler.. :) | Kyren | Komik Şeyler | 14 | 08-26-2008 01:47 PM |
| Sİzİn İÇİn DÜnyada BİŞey İfade Edenler Kİmler? | breakerturk | Gereksiz Mesajlar | 4 | 06-24-2007 09:13 PM |
| A. Nesin Vakfı'nda cinsel istismar | Shady08 | WH Haber Bülteni | 0 | 02-05-2007 08:30 AM |
| Rahatsız edenler aramasın eğer istersen tabii | karizma_1905 | Nokia | 0 | 08-30-2006 07:40 PM |