Zekât kimlere farzdır?

İsimli konu WH 'İslam ve Din Kültürü' kategorisinde, yesilalici üyesi tarafından 22 Eylül 2008 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Zekât kimlere farzdır?. Soru: Zekât kimlere farzdır? Cevap: (Mükellef) olan, ya'nî âkıl, bâlig olan ve hür olan müslüman erkek ve kadının, şartları bulununca, zekât vermeleri... Oruç Kimlere Farzdır? Tesettür farzdır ...

  1. Soru: Zekât kimlere farzdır?
    Cevap: (Mükellef) olan, ya'nî âkıl, bâlig olan ve hür olan müslüman erkek ve kadının, şartları bulununca, zekât vermeleri farzdır. Zekât vermek, malı müslüman fakîre temlîk etmekle olur. Ya'nî, malı fakîrin eline vermek lâzımdır.
    Zekâtın farzı birdir. Her müslümanın tam mülkü olan nisâb miktarındaki Zekât malının, belli zamanda, belli miktarını, zekât niyeti ile ayırıp, emredilen müslümanlara vermektir.
    Zekâta tâbi mallar
    Soru: Zekât nelerden verilir?
    Cevap: Dört türlü zekât malı vardır:
    1- Senenin ekseri zamanında, çayırda parasız otlayan dört ayaklı hayvanlar.
    2- Altın ile gümüş.
    3- Ticâret için alınıp, ticâret için saklanılan ticâret eşyâsı.
    4- Yağmur suyu veya ırmak, dere suyu ile sulanan, topraktan çıkan mahsüller.
    Bunların zekâtına (Uşur) denir. Uşur, mahsûlün onda biridir. Kul borcu olan, borcunu düşmez. Uşrunu tam verir.
    Zekâtın farzı
    Soru: Zekât nasıl verilir?
    Cevap: Zekâtın farzı birdir. Bu da, niyettir. Niyet kalb ile olur. Malın zekâtını ayırırken veya müslüman fakîre verirken, (Allah rızâsı için, zekât vereceğim) diye niyet edip de, fakîre veya zekâtını fakîre vermek için vekîl ettiği kimseye verirken hediye veriyorum dese, câiz olur.
    Altın ile gümüşün ağırlığı ve ticâret eşyâsının mal oluş kıymeti, nisâb miktarı olduktan i'tibâren, bir hicrî sene, ya'nî arabî sene [354 gün] elde kalırsa, yıl sonunda elde bulunanın kırkta birini, zekât niyeti ile ayırıp, müslüman fakîrlere vermek farzdır.
    Acele edip, hemen vermek vâcibdir. Özürsüz geciktirmek mekrûh olur.
    Altının nisâbı yirmi miskal, ya'nî 96 gramdır. Gümüşün nisâbı, 672 gramdır.
    Nelerin zekâtı verilmez
    Soru: Nelerin zekâtı verilmez?
    Cevap: Ticâret için olmıyan, ya'nî satılık olmıyan evlerin, apartmanların, san'at âletlerinin, motör, tezgâh, kamyon ve gemilerin ve ne kadar çok olursa olsun evde kullanılan eşyânın zekâtı verilmez. San'at sâhibleri, sanâyı'cılar, i'mâlâtcılar, ham ve işlenmiş, ma'mûl eşyânın zekâtını verirler. Demirbaş eşyânın zekâtı verilmez.
    Yalnız altını olan, zekâtını, altın olarak verir. Gümüş olarak kıymeti verilmez. Gümüşün zekâtı da, altın olarak verilemez. Yalnız altını veya gümüşü veya kâğıd parası olup da, ticâret eşyâsı bulunmıyan kimse, bunların zekâtı olarak, başka mal veremez.
    Bir kimse, zekât niyeti ile kırkta bir ayırmadan veya verirken niyet etmeden, fakîrlere milyonlarla lira dağıtsa, zekât vermiş olmaz. Çünkü, ayırırken veya kendi vekîline veya fakîre veya fakîrin vekîlini verirken niyet etmesi farzdır.
    Zekât ne zaman verilir?
    Soru: Zekât vermenin belli bir tarihi var mıdır?
    Cevap: Eldeki para ve ticâret malı nisâb miktarı olduktan sonra, bir sene tamam olmadan, azalıp nisâbdan aşağı düşerse veya daha çoğalırsa, zekâta te'sîri olmaz. Ya'nî, sene sonunda, nisâb miktarından az olmaz ise, mevcûdun zekâtı verilir. Sene sonunda elinde bulunan paradan, yiyecek, giyecek, ev satın almak, kirâ vermek gibi lüzûmlu paraları düşmez. Bütün paranın zekâtını verip kalanı bunlara sarfeder.
    Sene tamam olduktan sonra ele geçenler nisâba eklenmez. Ya'nî o senenin zekâtına sokulmayıp, ondan sonra gelen senenin zekâtına bırakılır. Nisâbı olmıyanların eline geçerlerse, bunların, o sene zekâtları verilmez.
    Her müslüman mâlik olduğu zekât malının miktarını, her zaman düşünmeli, nisâb miktarı olduğu günü, bir yere yazmalıdır. Bu günden sonra, bir yıl tamam olmadan önce, nisâb helâk olursa, ya'nî elinde, ihtiyâcından fazla hiç malı kalmazsa, başlangıç olarak yazdığı günün kıymeti kalmaz. Bir yıl tamam olmadan önce, eline yine nisâb miktarı mal geçerse, bu günü yeniden yazması ve bundan bir sene sonra, nisâb helâk olmadan elinde kalırsa, o zaman zekât vermesi farz olur.
    Soru: Zekât vermenin belli bir tarihi var mıdır?
    Cevap: Eldeki para ve ticâret malı nisâb miktarı olduktan sonra, bir sene tamam olmadan, azalıp nisâbdan aşağı düşerse veya daha çoğalırsa, zekâta te'sîri olmaz. Ya'nî, sene sonunda, nisâb miktarından az olmaz ise, mevcûdun zekâtı verilir. Sene sonunda elinde bulunan paradan, yiyecek, giyecek, ev satın almak, kirâ vermek gibi lüzûmlu paraları düşmez. Bütün paranın zekâtını verip kalanı bunlara sarfeder.
    Sene tamam olduktan sonra ele geçenler nisâba eklenmez. Ya'nî o senenin zekâtına sokulmayıp, ondan sonra gelen senenin zekâtına bırakılır. Nisâbı olmıyanların eline geçerlerse, bunların, o sene zekâtları verilmez.
    Her müslüman mâlik olduğu zekât malının miktarını, her zaman düşünmeli, nisâb miktarı olduğu günü, bir yere yazmalıdır. Bu günden sonra, bir yıl tamam olmadan önce, nisâb helâk olursa, ya'nî elinde, ihtiyâcından fazla hiç malı kalmazsa, başlangıç olarak yazdığı günün kıymeti kalmaz. Bir yıl tamam olmadan önce, eline yine nisâb miktarı mal geçerse, bu günü yeniden yazması ve bundan bir sene sonra, nisâb helâk olmadan elinde kalırsa, o zaman zekât vermesi farz olur.
    Toprak mahsûllerinin zekâtı
    Soru: Toprak mahsûllerinin zekâtını da vermek farz mıdır?
    Cevap: Topraktan alınan mahsûlün zekâtına (Uşur) denir. Uşur vermek de farzdır. Borcu olanı da uşur vermesi lâzımdır. İmâm-ı a'zam hazretlerine göre, her sebze ve meyve, az olsun, çok olsun, mahsûl topraktan alındığı zaman, onda birini veya kıymeti kadar altın veya gümüşü, müslüman fakîrlere vermek farzdır.
    Hayvan gücü ile veya dolap, motör ile sulanan yerdeki mahsûl elde edilince, yirmide biri verilir. İster onda bir, ister yirmide bir olsun, hayvan, tohum, âlet, gübre, ilâç ve işçi masraflarını düşmeden önce, vermek lâzımdır.
    Ne kadar olursa olsun, ev bahçesindeki meyve ve sebzeler için ve odun ve ot ve saman için uşur verilmez. Balın, pamuğun, çayın, tütünün, dağdaki ağaç meyvelerinin meselâ zeytinlerin, üzümlerin onda biri, uğur olarak verilir.
    Zekât kimlere verilir?
    Soru: Zekât kimlere verilir?
    Cevap: Anaya, babaya ve dedelerin, ninelerin hiçbirine ve kendi çocuklarına ve torunlara zekât verilmez. Bunlara, sadaka-i fıtr, adak ve keffâret gibi vâcib olan sadakalar da verilmez. Fakîr iseler, nâfile sadaka verilebilir. Zevceye de zekât verilmez. İmâm-ı a'zam buyurdu ki, kadın da, fakîr olan kocasına zekât veremez. İmâmam ise, fakîr kocasına zekât verir dediler. Fakîr olan gelinine, dâmâdına, kayınvâlideye, kayınpedere ve üvey çocuğuna zekât verilir. Zimmîye sadaka ve hediye verilir.
    Zekât verilebileceğini soruşturup anlıyarak, zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zimmî olan kâfir veya ana, baba, evlât veya kendi zevcesi olduğu anlaşılsa, zararı olmaz. Ya'nî kabûl olur.
    Zekâtı başka şehre göndermek mekrûh ise de, akrabâya vermek için veya kendi şehrinde fakîr müslüman bulamazsa, başka şehre göndermek câizdir. Zekâtı, borcu olana vermek, fakîre vermekten daha iyidir. Malını isrâf edene, harâmda kullanana zekât vermek lâyık olmaz.
    Kâfire zekât verilir mi?
    Soru: Gayrı müslime zekât ve sadaka vermek câiz midir?
    Cevap: Gayrı müslime zekât vermek câiz değildir. Peygamber efendimiz, Mu'âz bin Cebel hazretlerini Yemen'e gönderirken, zekâtın, uşrun, kimlerden alınıp kimlere verileceğini bildirirken:
    (Zenginlerinden al, fakîrlerine ver) buyurmuştur.
    Kâfirden zekât alınmaz. Bu hadîs-i şerîfi açıklıyan âlimler, zekâtın müslüman zenginlerden alınacağını ve onların fakîrlerine verileceğini bildirmişlerdir.
    Sadaka ise, gayrı müslime de verilebilir. Hadîs-i Şerîfte, (Her din mensubuna sadaka verin) buyuruldu.
    Şâfiîde ise, zekât gibi, gayrı müslime sadaka da verilmez. İhtiyâç olunca Hanefî mezhebi taklîd edilerek, Şâfiîler de gayrı müslime sadaka verebilir.
    Zekâta ait bilgiler
    Soru: Zekâta ait özet bilgi verebilir misiniz?
    Cevap: 1- Zekât nisâbı, yirmi miskal, ya'nî 96 gram altın veya bu değerde para veya ticâret eşyâsıdır.
    2- Zekât nisâbına mâlik olan kimseye zengin denir.
    3- Zekâta tâbi malların veya paranın, sene içindeki azalıp çoğalmasına i'tibâr edilmez. Nisâba mâlik olduktan bir sene sonra elde kalan mal, nisâbı buluyorsa kırkta biri zekât olarak fakîrlere verilir. Nisâbdan aşağı ise verilmez.
    4- Zekât, kârdan değil, ticâret malının veya paranın tamamından verilir.
    5- Senetli, senetsiz alacaklar nisâb hesâbına dahil edilir. Alacaklar tahsîl edildikten sonra zekâtları verilir. Daha almadan da zekâtları verilebilir.
    6- Borçlar, mevcut paradan veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir.
    7- Ticâret için olmıyan evler, arsalar, vâsıtalar, fabrikalar, demirbaş eşyâlar zekât nisâbına dahil edilmez. Ticâret için alınıp ticâret için saklanan malların, altın, gümüş, yerli ve yabancı paraların ve elden ele dolaşan hisse senetlerinin zekâtı verilir. Evin, apartmanın, arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan kimse, bunların zekâtını verir. Çünkü bunlar ticâret malı olmuştur. Ev yaptırmak için arsa alan, bunun zekâtını vermez.
    8- Bir zenginin bir fakîrden alacağı olsa, fakîre borç senedini verip, "Sana alacağım kadar zekât vermeye niyet ettim. Sen de borcuna karşılık kabûl et, böylece ödemiş olalım" dese, fakîr de kabûl etse, zengin zekâtını vermiş olmaz. Çünkü zekât, borç senedi vermekle, râzı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle olur. Bu zenginin zekâtını fakîre vermesi, fakîrin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi lâzımdır. Ev kirasını ödeyemiyen fakîr kiracıya, mal sahibi kirayı almadan ona bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez sadaka olur.
    9- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve san'at değerine değil, ağırlığına i'tibâr edilir. Meselâ Reşat altını ile Azîz lira 7.2 gram olarak kabûl edilir. Ya'nî 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekât olarak verilir.
    10- Kadınların altın ve gümüşten başka diğer süs (zînet) eşyâları zekâta tâbi değildir. Pırlanta, elmas gibi zînet eşyâlarının zekâtı verilmez. Şâfiî'de ise, kadınların altın ve gümüş dahil süs olarak taktıkları zînetlerin zekâtı verilmez.
    11- Zekâta tâbi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.
    12- Kadının nisâbın üstünde bileziği varsa, zekâtını kendisi verir. Yâhut, (Benim zekâtımı sen bir fakîre ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parası ile zekâtı verebilir.
    13- İmâmeynin kavline göre, borçlu ve fakîr kimseye, hanımı zekât verebilir.
    14- Namaz kılmıyan, oruç tutmıyan bir müslümanın da zekât vermesi lâzımdır. Nasıl olsa, oruç tutmuyorum, zekâtımı da vermiyeyim dememelidir! Hiç değilse, borcun birinden kurtulmalıdır!
    15- Borcu olmıyan fakîre nisâb miktarı veya daha çok zekât vermek mekrûhtur.
    16- Zekât verirken, "Bu benim zekâtım" demeye lüzûm yoktur. "Hediyem" denilse de câizdir.
    17- Zekât, ticâreti yapılan maldan veya değeri altın olarak verilir.
    18- Hisse senetlerinin nâma [isme] ve hâmiline [taşıyana] yazılı olanları vardır. İsimsiz, hâmiline yazılı olanların devir kabiliyetleri vardır. Ya'nî döviz gibi elden ele dolaşır. İstendiği zaman satılabilir. Bu senetler ticâret malı gibi, zekâtın hesâb edildiği tarihteki piyasa değeri üzerinden nisâba dahil edilir. Nâma yazılı hisse senedi alan, sene sonunda, fabrikanın demirbaş mallarının haricindeki parasını zekât nisâbına dahil eder.
    19- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisâba ulaşıp zengin olan, zengin olduğu tarihi kamerî aya göre bir yere yazar. Meselâ, 3 Recebde zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recebin üçü gelince yine nisâb kadar parası ve ticâret malı varsa zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez.
    20- Bir kimse, ana-babasına, dedelerine, büyük annelerine, evlâdlarına, torunlarına, hanımına ve kâfire zekât veremez. Fakîr olmak şartı ile bir kimse gelinine, dâmâdına, kayınvâlidesine, kayınpederine, kayınbirâderine, üvey çocuğuna zekât verebilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabâya zekât vermek daha çok sevâb olur. (Mevkûfât)
    Kurumlara zekât
    Soru: Ba'zı kimseler, Kur'ân-ı kerîmdeki Fî-sebîlillah kelimesine, Allah yolunda olan her kurum ve kuruluş dahil diyerek, dernekten partiye kadar her kuruluşa zekât verileceğini söylüyorlar. Dînimizin bu husûstaki hükmü nedir?
    Cevap: Kur'ân-ı kerîmde zekât verileceği bildirilen 8 sınıftan birisi de Fî-sebîlillah ya'nî Allah yolundakilerdir. Bu sınıfa girenler şunlardır:
    1- Fî-sebîlillah'tan murâd, fakîr askerlerdir. (Nûr-ül izâh)
    2- Fî-sebîlillah'tan murâd, cihâd ve hac yolundaki muhtâçlardır. (R.Muhtâr)
    3- İmâm-ı Ebû Yûsüf'e göre, savaşa gidemeyen fakîrler, İmâm-ı Muhammed'e göre de hac yolundaki fakîrlerdir. (Mülteka, Dürer)
    4- Gazâ veya hac için çıkıp da nafakası tükenenlerdir. (Tahtâvî)
    5- Üç mezhebe göre, gâzi ve askerlerdir. Hanbelî'ye göre hac yolundakiler de dahildir. (M.Kübrâ)
    6- Gâziler olduğunda dört mezhebde ittifak vardır. (M.Erbea)
    İcmâ olan husûs
    7- Zâhid-ül Kevserî hazretleri, Makâlât kitabında, (Hayır müesseselerine zekât verilmesi câiz değildir. Müctehid imâmların hepsi, hayır müesseselerine zekât verilmez demişler ve bu konuda icmâ hasıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri icmâ'yı bozamaz) buyuruyor. [Demek ki, bugün bir âlim çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetvâ verse, icmâ'yı bozamıyacağı için fetvâsı geçersiz olur. Zaten hakîkî âlim de icmâ'yı bozucu fetvâ vermez.]
    Bedâyîde, fî-sebîlillah kelimesi ile Allah yolunda çalışanlar bildirilmiştir. Meselâ zengin de olsa, ilim talebesine zekât verilir. Dürr-ül-muhtâr'da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. İbni Âbidîn hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadîs-i Şerîfte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek câizdir) buyuruldu. (C.Fetâvâ)
    Eğrisi ve doğrusu
    Dinden haberi olmıyan ba'zı kimseler de, kitaptan değil de, kendi aklını ölçü alarak, (zekâttan gâye, fakîrin istifadesidir. Her ne şekilde olursa olsun fakîre yardım edilirse zekât yerine geçer) diyorlar. Bu tamamen yanlıştır. Zekât fonundan fakîre yardım etmekle, fona yatan para zekât yerine geçmez. Meselâ, "Oruç tutmaktan maksat aç kalmaktır. Ha Ramazan ayında aç kalınmış ha Recebde aç kalınmış fark etmez" denilemez. "Kurbandan maksat, bir hayvan boğazlamaktır" denilerek bu hayvanı istenildiği zaman kesmek, kurban olmaz. Kurban vasfı olan bir hayvanı, kurban bayramında kesmek lâzımdır. Zekâtı da dînimizin emrettiği şekilde vermek gerekir.
    Ülkemizde, dîne hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur'ân kursları, vakıflar, câmiler ve başka hayır kurumları vardır. Buralaryn desteklenmesi elbette lâzımdır. Bunun için bu kurumların bir yetkilisi, bir veya birkaç fakîrden vekâlet alır. Fakîr, kurumdaki yetkili şahsa vekâlet verirken,
    (Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Vekil de, müslümanlardan aldığı zekâtı, talebelerin ihtiyâçlarına, kurumun başka ihtiyâçlarına sarfedebilir. Böylece hem istenilen hayır kurumuna yardım edilmiş ve hem de dîne uygun zekât verilmiş olur.
    İbni Âbidîn hazretleri, Bedâyı'de fî-sebîlillah kelimesinin bütün kurbetler (Allah için olan bütün işler) olarak açıklandığını bildirmekte ve Nehr kitabından alarak, (Âlimler, zekât toplıyanlardan başka, bütün sınıflara fakîrlik şartı ile zekât verileceğinde ittifak etmişlerdir) buyurmakta, ayrıca (Mescid, köprü, yol yaptırmak, hac ve cihâd etmek gibi temlik sayılmıyan yerlere zekât verilmez) hükmünü Zeylâî'den naklen bildirmektedir. [Temlik, zekâtı fakîrin eline vermektir.]
    Bedâyı'de, fî-sebîlillah kelimesi ile Allah yolunda çalışanlar bildirilmiştir. Meselâ zengin de olsa, ilim talebesine zekât verilir. Dürr-ül-muhtâr'da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. İbni Âbidîn hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadîs-i Şerîfte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek câizdir) buyuruldu. (C.Fetâvâ)
    Durum böyle iken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar, yâhut makbuzla para topluyorlar. Yukarıdaki vesîkalardan anlaşılacağı gibi, bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez, nâfile sadaka olur.
    Fakîre zekât
    Suâl: Fakîre 100 gr. altın zekât verilse sahîh olur mu?
    Cevap: Fakîre verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır.
    Borçsuz fakîre nisâb miktarı veya daha çok zekât vermek mekrûh olarak câizdir.
    On gram altın kadar borcu var ise, 100 gram altını alması mekrûh olmaz.
    Gümüş nisâbı
    Soru: Zenginlikte niçin altın esas alınıyor da gümüş esas alınmıyor?
    Cevap: Bugün gümüşün değeri çok düşüktür.
    Bunun için kâğıt paraların ve ticâret eşyâsının nisâbını hesap etmek için, gümüşün değeri kullanılmaz.
    Gümüş tepsi
    Soru: 2 kg. ağırlığındaki gümüş tepsinin zekâtı nasıl verilir?
    Cevap: Altın ile gümüş, her ne niyetle saklanırsa saklansın ticâret eşyâsı kabûl edilir. Nisâb miktarı ise zekâtı verilir. 2 kg gümüş tepsinin kırkta biri 50 gr gümüş eder. 50 gr gümüş alıp bir fakîre verilir.
    Uşur almak
    Soru: Uşur veren fakîr, başkalarının verdiği uşru alabilir mi?
    Cevap: Evet alabilir. Fakat zekât böyle değildir. Zekât veren kimsenin, zekât alması harâm olur.
    Gülün uşru
    Soru: Gülün uşru nasıl verilir?
    Cevap: Gülden elde edilen para, diğer paralarla nisâbı buluyorsa, zekâtı verilir.
    Uşur ve masraf
    Suâl: Çok masraf ediyor, çok az mahsûl alıyoruz. Yine uşur vermemiz gerekiyor mu?
    Cevap: Masraf ne kadar çok ve mahsûl de ne kadar az olursa olsun, her mahsûlün uşrunu vermek farzdır.
    22 Eylül 2008
    #1
  2. Zekât kimlere farzdır? Cevapları

  3. Yararlı bilgiler için çok teşekkürler.
    26 Eylül 2008
    #2
  4. ALLAH razı olsun
    30 Eylül 2008
    #3
  5. allah razı olsun eline sağlık
    30 Eylül 2008
    #4
soru sor

Zekât kimlere farzdır?