yaşanmış gerçek hikaye

İsimli konu WH 'Aşk & Sevgi' kategorisinde, breakerturk üyesi tarafından 29 Aralık 2007 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: yaşanmış gerçek hikaye. .: çirkin postacı :. Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında da evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı da bir... Sevdiğinizin Selasını Duymak... (yaşanmış gerçek bir hikaye) gerçek yaşanmış bir hikaye ...

  1. .: çirkin postacı :.
    Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım
    birkaç defasında da
    evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım
    kararmıştı da bir ışık
    bekliyordum sanki ama yoktu. İşte böyle
    düşündüğüm günlerde
    daire kapıma sıkıştırılmış bir Mektup buldum.
    Hayretle baktım
    üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama
    girip açtım...


    "Acıları paylaşmak insanların vazifesidir"
    diyordu. "Senin geçtiğin
    sokakta ben de vardım. Ama bir sokakta ya ben
    olmamalıydım
    veya paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir
    insan!..."


    Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki kimdi
    bu?
    Kimdi, neden yazmıştı bu notu ve neden bana
    yazmıştı?
    Aslında hoş sözlerdi...Ve aslında bir mektuba da
    deliler gibi
    ihtiyacım vardı. Acaba dediğini yapacak mıydı,
    yazacak mıydı
    her gün?.. Bunu zaman gösterecekti. İlk gün
    kafam karıştı.
    Hem kendi problemlerimi hem dün gelen mektubu,
    hem de
    yeni mektupların gelip gelmeyeceğini
    düşünüyordum. Sonraki gün
    posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin
    çarptığını hissettim...
    Yazı aynıydı, odama girip okumaya başladım
    mektubu.

    Bu inanılmazdı.. Bir bardak su içercesine
    bitiverdi mektup.
    Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime
    ve
    susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı
    sayfayı...
    Sanki tanıyordu beni, sanki yıllardır
    dertleşiyordum onunla...
    Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki; "Yarın yine
    yazacağım..."
    Yarın yine yazdı, öbür gün yine..Ve sonraki
    günler yine yazdı...

    Her mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına
    ait not vardı
    ve her gün de dediğini yapıyordu. Her gün
    işyerinden dönerken
    kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün
    görüyordum posta kutumun
    bugün de boş olmadığını ve gariptir; artık
    yapayalnız olmadığımı,
    kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu
    mektuplar yüreğime
    giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara
    doğru itiyordu.
    Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım.
    Öylesine alışmıştım ki onlara, olmasalar sanki
    nefes alamayacağım!...
    Vakit buldukça oturup eski mektupları bile
    yeniden okuyordum.
    Zaman geçti ve zamanla beraber sıkıntılarımda
    geçti.
    O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldı.
    Bir gün içimde
    karşı koyamadığım bir merak peydahlandı; kimdi
    bu?
    Nasıl biriydi? Onunla ilgili her şeyi merak
    etmeye başladım.
    O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya
    devam edecekti.
    Bundan emin olduğum için de, yazılarında
    anlattıklarından çok
    nasıl bir kalemle yazdığına, neden bu kağıdı
    seçtiğine, yazı stiline
    aklımı takmaya başladım... Yazıları öylesine
    deva olmuştu ki bana,
    onunla ilgili her şey de mükemmel olmalıydı. Ama
    her şey...

    O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu
    harika mektupların
    en azından nasıl birisi tarafından getirildiğini
    görmeyi koymuştum
    kafama... Öğle vaktine doğru sokağa giren
    postacıyı gördüm.
    Koşarak aşağı indim. Mektubumu kutuya
    bırakmıştı, eli henüz
    havadaydı...Göz göze geldik. Aman Allahım...
    Aman Allahım,
    bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle! Dondum
    kaldım... O da başını
    eğdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum
    şimdi...
    Kutuyu açıp mektubu bile alamıyordum. Bunca
    zaman, bunca
    güzel bir mektubu, bu kadar çirkin biri mi
    taşımıştı? O öptüğüm,
    kokladığım, göğsüme bastırdığım, yastığımın
    üzerine koyduğum
    mektuplarıma benden önce bu adamın mı eli
    değmişti?
    Saçmaladığımı biliyordum ama böylesine güzel
    duygularıma
    bu çirkin yaratık karıştı diye az önce getirdiği
    zarfı alamıyordum.
    Kapıyı açtım, dışarı çıkıp bir adım attım.
    Çoktan gitmişti. Neye olduğunu bilmiyordum ama
    çok kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım yukarıya.
    Odama girdim, eski mektuplarıma baktım.
    Biliyordum, onlar benim
    en zor günlerimle bugünüm arasında köprü
    olmuşlardı, ama onlara da dokunamadım. Bu
    güzelliğe bu çirkinliği yakıştıramıyordum!

    Ertesi gün iş dönüşü baktım ki, kutuda hâlâ o
    aynı kirli mektup var!
    Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine
    yapayalnız beklemekte.
    Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp
    bakmamaya başladım...
    Altı yedi hafta sonra dünya yine karanlık
    gelmeye başladı bana.
    Bir dosta, bir morale ölürcesine ihtiyaç duymaya
    başladım...
    Her şey çok ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile
    uyuyamıyordum.
    Mektup aklıma geldiğinde gece yarısını
    geçiyordu. Tereddüt
    bile etmeden aşağı indim, kutumu açtım ve
    mektubu aldım.

    Bir saat içinde üç defa okumuş, özlemiş olarak
    göğsüme bastırmış
    ve uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde
    uyuyabilmiştim.
    Bunlar benim ilacımdı biliyordum. En çok o gün
    merak etmiştim,
    bir daha ne zaman yeni bir mektup geleceğini...
    Ve o akşam gözlerime inanamadım; kutumda mektup
    vardı. Yazı aynıydı, zarfta yine isim
    yoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da
    yoktu...


    Açtım zarfı;içindeki kısacık mektupta şunlar
    yazıyordu;
    "Sana gelmiş bir mektubu kırk sekiz gün
    okumamakla ne kazandığını
    bilmiyorum... Ama artık benim sana yazmaya
    vaktim olmayacak.
    Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre
    gidiyorum. Hoşçakal!

    Çirkin Postacı..."


    Donmuş kalmıştım şimdi... Derin bir pişmanlık
    düğümlendi boğazıma,
    hıçkırarak eve girdim. Çantamı açtım;
    tarakların,rujların ve diğer
    karışıklığın arasında bulduğum mavi göz
    kalemiyle, bir kağıda;
    "Lütfen bana tekrar yaz" yazıp posta kutuma
    koydum.

    Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda,
    aynı notum iki yıldır yapayalnız bekliyor...
    29 Aralık 2007
    #1
  2. yaşanmış gerçek hikaye Cevapları

  3. PayLaşım İçin SaoL !!
    14 Mayıs 2008
    #2
soru sor

yaşanmış gerçek hikaye