> Vampirler Yaşadılar mı?

İsimli konu WH 'Tarih' kategorisinde, ReAlWaN üyesi tarafından 5 Aralık 2007 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: > Vampirler Yaşadılar mı?. Bir Alman araştırmacı, vampir efsanelerinin kökenini araştırdı. Sonuçta bu ‘ölümsüz’ vampirlerin köylerde ölen komşular olduğunu ayrıca kan emici bile... vampirler vampirler ...

  1. Bir Alman araştırmacı, vampir efsanelerinin kökenini araştırdı. Sonuçta bu ‘ölümsüz’ vampirlerin köylerde ölen komşular olduğunu ayrıca kan emici bile olmadıklarını buldu. Romanya, Macaristan, Arnavutluk, Bulgaristan ve Makedonya gibi Güneydoğu Avrupa ülkelerinde anlatılan öykülerde vampirlerin önemli bir rolü var.

    Tabutlarını her zaman giyimli olarak terk eden vampirlerin, yanaklarında ve burunlarındaki çürümelerle oluşan hafif çukurluklar dışında aslında pek de ilgi çekici tarafları yoktu. Hatta köpek dişlerinin uzaması gibi en belirgin vampir özelliği bile Güneydoğu Avrupa vampirlerinde hiçbir zaman görülmemişti.

    Bonn Üniversitesi tarihçilerinden Peter Kreuter’in araştırmasına göre dünya kamuoyunun, Bram Stoker’in 1897 yılında kaleme aldığı ‘Lord Dracula’ romanından tanıdığı vampir tiplemesinin, halk söylencelerindeki ‘Ölümsüzler’ ile pek ortak yanı yok gibi. İlk vampirler ne kan emici ne de baştan çıkarıcı yaratıklardı. Hatta gün ışığında bile kaybolmuyorlardı. ‘Halk arasında anlatılanlar arasında egzotik kam emicilere yer yoktu’ diyor Bonn Üniversitesi tarihçilerinden Kreuter. Sıradan insanların vampirleri köylerdeki ölülerdi, yani komşular.

    Kreuter, etnologlarca yayımlanan ve bugüne dek pek dikkate alınmayan sayısız raporu inceledi. En eski vampirler 1382, en yenisiyse 1968 yılında ortaya çıkmış. Bir köyde yaşanan uğursuzluklardan (bunlar bilinmeyen hastalıklar ya da ekini savurup götüren fırtınalar olabiliyor) her zaman bir ölümsüz sorumluydu. Ölünün dirilmesi, muhakkak bir uğursuzluğu da beraberinde getirirdi.

    Onlara yaklaşan biri, eğer esrarengiz bir biçimde hayatını yitirirse, komşuları ve akrabaları için sonsuz bir bela haline gelirdi. Lanetliler bir kez mezarlarından çıkmaya dursun, bundan sonra kurbağa, tavuk, at ya da fareye dönüşür ve gündelik yaşamlarında bu şekilde dolaşıp dururlardı. Hatta bazıları alet ya da kap kacak biçimine bürünür ve zarar verebilmek için her zaman onlarla birlikte olurlardı.

    Sarmısak ve Kutsal Su

    Sarmısak, kutsal su ya da haç yardımıyla tehlikeleri atlatamayan köylüler, suçluyu yakalayabilmek için daha farklı yollara başvururlardı. Mesela mezarlık çevresine kül serpiştirerek vampirin ayak izlerini takip etmeye çalışır ya da halk arasında cinleri görebilen ve ölümsüzlerin bulundukları yerlere huzur getiren hayvanlar olarak bilinen kara horozları salarlardı. Ancak tüm çabaların boşa gittiği de olurdu. ‘İşte böyle zamanlarda köylüler kötüye karşı savunabilmek için biraz daha yakınlaşırlardı’ diyor Kreuter.

    Yaşamlarında garip olaylarla karşılaşan yakınlarının ölümü, köylülere yeni bir kuşku ve korku kapısını aralıyordu. Kuru ot yığınından düşen, sarhoşken kapıyı kıran, bedeninde bir lekeyle dünyaya gelen, çok genç ya da çok yaşlı ölen herkes uğursuzluğu içinde taşıyan ve gelecek kuşaklara aktaran şüphelilerdi.

    Mezarda Rahat Yok

    İşte bu kuşkulu ölüler yakınlarına mezar başında büyük zahmetler verirdi. Yalnızca mezarlarında savunmasız olduklarından, topuk ve dizlerindeki damarlar kesilir, üzerlerine taşlar atılır ya da doğrudan doğruya tabuta çivilenirlerdi. Romenler, birkaç on yıl öncesine kadar ölülerinin arkalarına bir diş sarmısak iliştirir ve ayaklarını iple bağlayarak gömerlerdi. Dalmaçya’da ise bazı kontrol grupları, birkaç yılda bir mezarlığa giderek şüpheli ölülerin gerçekten çürüyüp çürümediklerine bakarlardı. Eğer eti hala diri görünüyorsa kalbine bir kazık çakılır ve diğer dünyada huzur bulması istenirdi.

    Öbür Dünyanın Kanıtı

    Kreuter, Güneydoğu Avrupa’da vampir öykülerinin bu denli yayılmasının nedenini Ortodoks Kilisesi'nin ölüler hakkında ne mantıklı ne de mantıksız bir açıklama yapamayışına bağlıyor. Ölümsüzler, bir yerde ölümden sonraki durum hakkında bilgi veriyordu halka. ‘Her vampir öbür dünyanın varlığına işaret eden bir kanıttı’ diyor Kreuter. İnanışa göre ölümsüz olarak köye dönmeyenler, herhangi bir yerde huzura kavuşmuş oluyorlardı.

    Bilim adamları vampir inançlarını bazı egzotik hastalıklarla da ilişkilendirmişlerdi. Delirme anında ortaya çıkan beklenmedik saldırılar, :-):-):-):-)bolizma bozukluğuyla meydana gelen porfirya hastalığının özel bir türü olabilirdi. Işığa karşı duyarlı olan porfirya hastalarında çok az miktarda hemoglobin ürediğinden yüzleri soluklaşır ve dişetleri kanar.

    Tarihte 200 Olay

    Yüzyıllar boyu buna benzer sadece 200 olayın yaşandığı hatırlatıyor Kreuter ve porfirya teorisine karşı çıkıyor. Hatta bazı psikologların yorumlarını da mantıklı bulmuyor. Psikologlar, vampir inançlarını :-):-):-):-) fantezilerine düşkün erkeklerin, kadınları kanlarının son damlasına kadar sahiplenmek istekleri fakat kendi bedenlerine zarar vermek istemeleriyle açıklıyorlar. Oysa Kreuter incelemeleri sırasında insanların, kadınları ziyaret eden vampirlerin doyurucu bir :-):-):-):-) gücüne sahip olduklarına inandıklarını bulmuş
    5 Aralık 2007
    #1
  2. > Vampirler Yaşadılar mı? Cevapları

  3. Bende eskiden gittiğim bir filmden etkilenip VampirleriN gerçek olup olmadıklarına dair yoğun bir araştırma yapmıştım.Vampir diye birşey var.Ama sizin vampirleri nasıl biri olarak tanımanıza bağlı.Vampir denince ölmüş sonra da dirlmiş,gözü renk değiştiren,sivri dişleri olan,hızlı ve çok kuvvetli olan varlıklar gibi görüyorsanız,sizin görüşünüze göre vampir yok!O özellikleri taşıyan vampirler efsanelerde söz konusudur veya filmlerde,hikayelerde konuyu güçlendirip,ilginçlerştirmek içindir.Vampir kavramı kan içip bağımlıymış gibi canının tekrar istemesiyle kan arayışına çıkan akıma denir.Bu,günümüzde yaşıyan bir insanda olabilir.Kanın bağımlayıcı özellikleri vardır.Günümüzde bilim adamlarının incelediği 'vampiroloji' diye bir bilim dalı da vardır.Yani vampir kavramı efsanelerdeki gibi olmasada ülkemizde de bulunur
    1 Şubat 2009
    #2
  4. londra daki kazılarda iskeletlerine rastlanılmıştır
    10 Mart 2009
    #3
  5. paylaşım için teşekkürler
    10 Mart 2009
    #4
  6. bizi aydınlattiğınız için çok teşkrler.....::bravo:
    11 Nisan 2009
    #5
  7. vampirler dünyada hala var bence:uzgun::kork:
    18 Nisan 2009
    #6
  8. yhaa vampirler yaşarmıı>:(
    22 Nisan 2009
    #7
  9. :D :D PAylaşım için Saol :D wampir diyince aklıma sadece şu söz geliyo . .

    If i was your wampire . . . :D:D eğer senin wampirin olsaydım . . . .
    bu kdr başk bişi gelmio :D
    22 Nisan 2009
    #8
  10. Bén seni Né KalbimLé SéVérim. .
    NéDé akLimLa . .oLurYa !
    Kalp durur.. aKil uNuTur. . !
    Ben sadece Ruhumla SéVérim.!
    o Né.Durur Ne De unutur. . !
    diyom
    25 Nisan 2009
    #9
  11. [​IMG]


    [​IMG]Bilgilendirme İçin teşekkürler ironiq ;)
    29 Nisan 2009
    #10
  12. arkadaslar ben onlarla ılgılı bır efsane buldum paylasıyım
    Efsane, ilk vampirin kendi kardeşinin hayatını alan Caine olduğunu söyler. İlk katil, Tanrı tarafından lanetlenip sürüldü. Bundan böyle güneş ışığı canını yakacak, susadığında kan içecekti. Caine'in acı dolu yalnızlığı Lilith ile tanışıncaya kadar sürdü. Lilith güçlü bir büyücüydü ve Caine'le birlikte olduğu zaman boyunca ona bedenindeki kanı nasıl kullanacağını, nasıl kendi türünü yaratacağını gösterdi. Caine laneti başkalarına da yaymak istemedi. Ama yalnızlığı karanlık bir bulut gibi git gide daha da büyüdü. En sonunda o kadar dayanılmaz oldu ki, kendine üç tane "türdeş" yarattı. İkinci neslin üç vampiri, on üç vampir daha yarattılar. Caine'in on üç torunu insanoğlunu amaçları için istedikleri gibi kullanmaya, onları yalnızca besin ve piyon olarak görmeye başladılar. Caine'in öfkesi büyüdü ve yeni bir neslin yaradılışını yasakladı. İnsanlar ve vampirlerin birlikte yaşayacakları bir şehir kurdu. Yeryüzündeki ilk şehri...

    Şehirdeki barış uzun sürmedi. Caine'in torunları yasağa uymadılar, insanlar tekrar onların kurbanları oldular. Bir gün şehrin üzerine büyük bir lanet geldi. Ne olduğunu efsane bilmez, kimi doğal afet der; kimi yok edici bir büyü; kimi de Tanrı'nın gazabı... Tek bilinen Caine'in ve oğullarının felaketten sonra yok oldukları ve bir daha asla görünmedikleri. Antediluvian olarak anılan, geriye kalan o üç vampir, kendi nesillerini yaratmaya başladılar. Güçleri ve zayıflıkları çocuklarına geçti ve böylece klanlar oluştu. Klanlar tarihin ilk çağlarından beri tüm dünyaya yayılıp "avları ve hizmetkarları"nı yönetmeye başladılar. Varlıkları hep bilindi ama asla yüksek sesle söylenmedi. Gölgeler arasında gezdiler, susuzluklarını dindirdiler, güçle, büyüyle, entrikayla hep yönettiler. Karanlık çağlara kadar...

    Orta çağda vampirlerin sayısı çok arttı. Güçleri öylesine artmıştı ki bir kısmı ölümcül bir hata yaptılar: gizliliği ihmal ettiler. Kulaktan kulağa fısıldanan yaratık hikayeleri git gide daha gerçek, daha ete kemiğe bürünür oldular. Başlangıçta bir grup rahibin kurduğu engizasyon, kendilerine katılan yığınla insanla güçlendi. Sayısız insan, ellerinde kazıklar ve meşalelerle artık bir masal olmayan yaratıkları arıyor, kölelik ve korkuyla geçen onca yılın öcünü alıyordu. Olanca güçlerine karşın, vampirlerin büyük kısmı kalabalık gruplar karşısında direnemediler ve birbiri ardına linç edildiler.

    Engizasyonun baskısının ağırlaştığı bu zamanlarda, artık insan kanıyla tatmin olmayan yaşlıların yiyeceği olmak üzere yaratılan genç vampirler efendilerine karşı direnişe geçtiler. Avrupa'da bir grup asi, efendilerinin kendilerini kontrol etmelerini sağlayan gizli güçlerin sırrını çözdüler. Vampirler hem yeni direnişle, hem de engizasyonla uğraşmak zorunda kaldılar.

    15. yüzyılda vampirlerin en zor zamanlarında kurulan on üç klanın yedisi "Camarilla" adı altında birleştiler. Örgütlü bir hareketle direnişi bastırdılar, tekrar gizliliği esas aldılar ve Caine'den kendilerine miras kalan altı kurala uyacaklarına dair söz verdiler.

    O günden sonra vampirler en iyi gizlenme yolunun, ölümlüleri kendilerinin var olmadıklarına inandırmak olduğunu öğrendiler ve tekrar bir efsane oldular. Bugün hala aramızdalar. Biz ölümlüler ısırılana kadar buna inanmasak da...
    5 Mayıs 2009
    #11
  13. epaylasımlar için tesekkrler ama ciddende öyle görmedigimiz hiç bir seye inanamıyoruzz yada inanmak istemiyoruz ama edward cullen gibi bi wampiri kim istemez ki:yuppi:
    11 Mayıs 2009
    #12
  14. paylaşımlar için tşker ama bunlar sadece efsane
    14 Mayıs 2009
    #13
  15. arkadaşlar ben size bir sey soylemek istiyorum ben kan ıcmeyı cok sevıyorum mesela dişimi kanatıp kanı ıcmeyi cok sevıyorum cunku cok hos tadı var. deneyenler bilir acaba diger insanların kanı nasıl? onların kanıda bu kadar guzel mi?n benim kanım A rh(+) ve tadı cok guzel
    16 Mayıs 2009
    #14
  16. Paylaşımlar için sağolun...:hehehe:
    Ama harbiDen kan bağımlılık yapıyor..Şahsen kendi kanımı emiy0rum ne yalan söyliyim...:deli:
    22 Mayıs 2009
    #15
  17. Teşekkürler...
    1 Haziran 2009
    #16
  18. gercekten saolun yaa ben kendımı anormal bırı olarak goruyordum ama benden baskalarıda varsa ben anormal degılım anlamına gelır bu gercekten ıcımı rahatlattınız saolun
    11 Haziran 2009
    #17
  19. ben bilerek dişimi kanatıyorum sadece kan için benimki çok tatlı 0rh+ çok güzel tavsiye ederim :D
    12 Haziran 2009
    #18
  20. vampirler yok ama onLar kadar etkili qotHic Ler var ( aRkLarımda waR ) :D
    12 Haziran 2009
    #19

  21. nan :D öle kişilerle niden arkadas oluosun bakiiim :D abLan oLarak yasakLıorum :P
    27 Haziran 2009
    #20
soru sor

> Vampirler Yaşadılar mı?

Alakalı Aramalar:

  1. vampirler gerçek mi yoksa efsane mi