Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışları ve İlk Türk devletleri

İsimli konu WH 'Tarih' kategorisinde, HoLyWar üyesi tarafından 25 Kasım 2007 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışları ve İlk Türk devletleri. TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞLARI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ (BAŞLANGIÇTAN 10. YÜZYILA KADAR) A. TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI 1. Türk... Türklerin ilk yurdu ve ilk Türk devletleri İlk Türk Devletleri ...

  1. TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞLARI

    VE İLK TÜRK DEVLETLERİ

    (BAŞLANGIÇTAN 10. YÜZYILA KADAR)



    A. TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI

    1. Türk Adının Anlamı

    Türk adının ne anlama geldiği konusunda ileri sürülen görüşler şunlardır:

    Wambery, 1879'da Türk adının Türemek (çoğalmak) fiilinden geldiğini ileri sürmüştür.

    Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügati't Türk adlı eserinde Türk'e Olgunluk Çağı anlamını verir.

    Ziya Gökalp, Türk adını Türeli (töre sahibi) diye açıklar.

    Türk adı ilk olarak Orhun Yazıtları'nda Türük olarak geçer.

    Turkhia şeklinde ise Bizans kaynaklarında görülür.

    12. yüzyıldan itibaren Anadolu'ya Türkiye ismi verilmiştir.



    2. Türklerin İlk Ana Yurdu

    Türklerin tarih sahnesine çıkışları Orta Asya'dır.

    Orta Asya'nın sınırları; Doğuda Kingan Dağları, Batıda Hazar Denizi, Güneyde Himalaya Dağları, Kuzeyde Sibirya'dır.



    3. Türklerin Tarih Boyunca Yayıldıkları Bölgeler

    Türkler, M.Ö. 1700'den itibaren Orta Asya'dan göç etmeye başladılar.

    Göçlerin Sebepleri

    1. Nüfus artışı ve toprakların yetersiz kalışı,
    2. Olumsuz iklim şartları(Kuraklık, şiddetli kışlar)
    3. Kendi aralarında ve diğer kavimlerle olan mücadeleler
    4. Salgın hastalıklar
    5. Türklerin Cihan hakimiyeti düşüncesi(Güneşin doğduğu yerden, battığı yere kadar her yeri fethetme arzusu)

    Göç Yönleri

    Kuzeye Gidenler; Sibirya'ya
    Doğuya Gidenler; Çin ve Uzakdoğu ülkelerine
    Güneye Gidenler; Hindistan, Afganistan ve Çin'e
    Batıya Gidenler; İki yol izlememişlerdir:

    Bir kısmı Hazar Denizinin kuzeyinden Karadeniz'in kuzeyine ve Avrupa'ya;

    Diğer kısmı ise Hazar Denizinin güneyinden İran, Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu'ya göç etmişlerdir.

    Göçlerin Sonuçları

    1. Orta Asya Kültür ve Medeniyeti dünyanın değişik bölgelerine taşınmıştır.
    2. Göç etmeyip, Orta Asya'da kalan Türkler, ilk Türk Devleti olan Asya Hun Devleti'ni kurmuşlardır.
    3. Göç eden Türk boyları gittikleri yerlerde yeni Türk Devletleri kurarlarken, oralardaki bazı devletleri de yıktılar.



    4. İskitler (Sakalar)

    MÖ. VII. yüzyılda batıya doğru göç ederek Karadeniz'in kuzeyinden Tuna nehrine kadar uzanan topraklara yerleştiler. Batı kaynakları bu topluluğa İskitler, İranlılar ise Sakalar adını vermişlerdir. Medler, Persler, Asurlular ve Urartularla savaşmışlardır. Anadolu, Suriye ve Mısır'a kadar akınlarda bulunmuşlardır. İskitlerin yönetici kesimi Türklerden meydana geliyordu. Yaşayış ve inanışları Türklerle aynıydı. En önemli edebiyat eserleri ALP ER TUNGA DESTANI'dır.



    B. İLK TÜRK DEVLETLERİ

    1. Büyük Hun Devleti (Asya Hun Devleti)

    Kurulduğu tarih kesin olarak bilinmemektedir.

    Tarihte bilinen İLK TÜRK DEVLETİ'dir.
    Bilinen ilk hükümdarı TUMAN(Teoman)'dır.

    Teoman'dan sonra yerine oğlu METE HAN geçmiştir.
    Asya Hun devleti METE HAN zamanında en geniş sınırlarına ulaşmıştır.
    Çinliler Türk akınlarına karşı koymak için ÇİN SEDDİ'ni yaptılar.

    Tarihte ilk defa bütün Türkleri tek bayrak altında toplayan Türk Devleti Asya Hun devletidir



    Büyük Hun Devleti VERASET SİSTEMİ ve ÇİN SİYASETİ nedeniyle Doğu ve Batı Hun Devleti diye ikiye ayrıldı.
    Batı Hunları ARAL GÖLÜ civarına göç etmek zorunda kaldılar.

    Doğu Hunları ise Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrıldı. Ve daha sonra Çinliler tarafından ortadan kaldırıldı.

    TÜRKLERDE VERASET SİSTEMİ NASILDI?
    Türklerde devlet hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ve ülke hükümdarın sağlığında oğulları arasında paylaştırılırdı. Her prensin (TEKİN) hükümdar olma hakkı vardı.
    Bu anlayış Türk devletlerinde sık sık taht kavgalarının çıkmasına ve Türk devletlerinin parçalanmasına sebep olmuştur.

    HUNLARDA DEVLET TEŞKİLATI
    Hun Devleti otlağı bol besiciliğe elverişli bozkırlar bölgesinde kurulmuştu. Tarıma uygun toprakları nerdeyse hiç yoktu. Bu yüzden ekonomisinin temeli, başta at yetiştiriciliği olmak üzere hayvan yetiştirmek üzere idi. Bunun sonucu olarak sosyal durum, Çin'dekinden çok farklıydı. Çin'de geniş toprak sahipleri ile köle sınıfı vardı. Hun bölgesinde ise ne malikanelere ne de toprak kölelerine rastlanıyordu. Akrabalık bağları ile birbirine sıkı sıkı bağlı olan aileler, kabileleri meydana getiriyor, kendilerini savunmak için daima silahlı yaşayan kabilelerin sıkı işbirliği yapmalarından da devlet doğuyordu.

    Bu yapısı ile ve ordunun Mete tarafından tanziminden sonra, devlet merkezden idare edilen bir "askeri teşkilat" haline gelmişti. Askeri karakterde olması ve gerekli şartların (bozkırda eğitilmiş olmak, at ve silah) bulunması sebebiyle de fetihlere açıktı. "Köylü" Çin devletinden bu yönü ile ayrılıyordu.

    Çin'de esas rejim "Feodalite" idi. Hun Devletinde ise Merkeziyetçilik hakimdi. Bu devlette Çinliler ancak küçük memurluklara ve bazı müşavirliklere gelebiliyordu. Birinci derecede sorumlu makam sahipleri ile yüksek görevliler tamamen Hun aslından gelmeydi. Bunlar emirlerindeki silahlı kuvvetlerle, aynı zamanda birer komutandılar.

    Devlet teşkilatının (Sağ-Sol eligleri = kanat kralları) Çinlilikle hiç bir ilgisi yoktu. Mete tarafından gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak devlete milli topluluk havasını getiren ordudaki 10'lu tertip Türk idi. Devletin "Milli" karakterinin korunmasına dikkat ediliyordu. İmparator kumandasındaki Çin ordusunu kuşatan Mete'nin Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına , devlet meclisi engel olmuştu.

    Hun devleti bozkır Gök-Tanrı inanışındaydı. Bu bakımdan Türk inancı ne Moğol totemciliğine ne de Çin toprak tanrıcılığına benziyordu.

    Bütün bunlardan dolayı Mete'nin zamanında kesin şeklini aldığı görülen büyük Hun Devleti, sosyal yapı, hakimiyet anlayışı, idare, ordu, din, dünya görüşü ve benzeri gibi çeşitli yönlerden, Türk milletinin tarih ve kültüründe bir kilit taşı ve ana kaynak durumundadır. Onun için Türk ve dünya tarihinde çok büyük önem taşır.

    HUN İMPARATORLUĞUNUN PARÇALANMASI
    Mete'dan sonra hükümdar olan KİOK (M.Ö.174-160) devletin büyüklüğünü muhafaza etmeye çalıştı. Yurtlarından oynattığı Yüeçi'ler Afganistan'a giderek burada İskender tarafından kurulmuş olan GREK hakimiyetine son vermişlerdi. (M.Ö.166) Aynı yıl Kiok da kalabalık ordusu ile Çin başkentine giderek imparatorun sarayını yakıp ülkenin Çinli prensesini de alarak evlenmişti.

    ÇİN PRENSESLERİNİN HUN ÜLKESİNDEKİ ETKİLERİ
    Çin sarayı ile kurulan ve devam ettirilen akrabalık siyasi bir nitelik taşıyordu. Fakat bu çığırın açılması ilerde Çin ile temas edecek olan hemen bütün Türk devletleri bakımından kötü sonuçlar verecek bir davranış oldu. Hanedanlar arasındaki bu yakınlaşma Çin entrikalarının yoğunlaşması için bir fırsat yaratıyordu. Çin diplomatları ve görevlileri Hun merkezindeki Çinli prensesin himayesinden faydalanıyorlardı. Bu sayede Hun topraklarında serbestçe gezip dolaşıyorlar, Türklerin ve onlara bağlı kavimlerin arasında propaganda yapıyorlardı.

    ÇİN CASUSLARI
    Çin imparatoru VU-Tİ Çin'in en büyük gelir kaynağı olan ipeğe batı ülkelerinde yeni pazarlar bulma gayretindeydi. Bunun içinde İç Asya İran üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaşan ünlü "İpek yolu" nu güvenlik altında bulundurmak istiyordu. Bu bakımdan Orta ve Batı Asya da yabancıların gücünü kırması gerekiyordu. Türk-Çin mücadelesinin yüzlerce yıl sürmesinin temel sebeplerinden biride bu kervan yoluna hakim olmaktı.

    Vu-Ti ipek yolu üzerindeki memleketleri ve kavimleri öğrenerek Hun'lara karşı işbirliği sağlamayı dış politikasının ana hedefi haline getirmişti. Bu maksatla yüksek rütbeli bir asker olan Çang-Kien'i batıya göndermişti. Bu casus gizli vazifesini yaparken Hun'lar tarafından yakalanıp uzun zaman gözaltında tutuldu.

    Çinli casus batıda geçirdiği on yıl içinde edindiği bilgileri, temaslarını ve tavsiyelerini bir rapor haline getirerek imparatora sundu. Bu önemli rapor sonraki yıllarda takip edilecek Çin siyaseti için başlı başına bir rehber vazifesi gördü.

    ÇİN ORDUSUNDA HUN USULÜNE BENZER YENİLENMELER
    Hanedanlar arasındaki akrabalık bağlarına ve gizli haber alma faaliyetine ek olarak Çin imparatorları askeri ıslahata da önem verdiler. Çin orduları Türk usulüne göre yetiştirilmeye çalışıldı. Tuman zamanında başlayan bu hareketlilik ara verilmeksizin uzun zaman sürdürüldü. Nihayet Çinliler Hun tarzında 140.000 kişilik süvari kuvveti çıkaracak konuma geldiler.

    HUNLARIN ZAYIFLAMASI VE İÇ HUZURSUZLUKLAR
    Hun imparatoru Kiok zamanında pek sorun olmayan bu durum Kiok'tan sonra imparator olan KÜNÇİN zamanında (M.Ö.160-126)gerçek bir huzursuzluk kaynağı olarak ortaya çıktı.

    Künçin Çin'deki Han sülalesine damat olmuştu. Üstelik babası ve dedesi ölçüsünde dirayetli bir askerde değildi. Bu sebepler bir araya gelince Hun iktidarında sarsıntılar olmaya başladı. Bunu fırsat bilen Çin kuvvetleri Hun bölgelerine önce küçük, küçük daha sonra ise durdurulamadıklarından dolayı taarruza geçtiler. Bunun neticesinde zengin güneybatı toprakları (Tanrı dağları-Çungarya-Turfan-Yarkent-Kuça vb.) Çin istilasına uğradı.

    Hun prenslerinin birbirleriyle olan anlaşmazlıkları ayrıca askeri güçsüzlük ve iktisadi darlık karşısında maddi yardım sağlamak için Çin ile bir anlaşma yapılıp Çin himayesine girmek gibi bir eğilim benimsenmeye başlamıştı. Ancak bu görüşe karşı çıkıp mücadeleden yana olanlarda vardı. Bunların başında Prens ÇİÇİ yer alıyordu. Çiçi kardeşinin hükümranlığını tanımadığını ilan etti. Bu durum karşısında Hun meclisi çok yoğun tartışmalar yaşadı. Nihayet Bu görüş ayrılığı maalesef Hun'ların bölünmesiyle neticelendi. Devlet birliğinin parçalanması ile Çin üzerindeki Hun baskısı da tamamen ortadan kalktı. Bu bakımdan M.Ö.58 yılı Doğu Asya tarihinde bir dönüm noktası oldu.

    Daha sonraları Çiçi bütün rakiplerini yenerek Tanhuluk merkezini ele geçirdi. Bu suretle Hun imparatoru durumuna geldi. Kardeşi HOHANYEH kendisine bağlı kütlelerle Çin'in kuzeybatı sınırına çekildi ve burada yaşadılar. Bu kütleler "Güney Hunlar" diye anılırlar.

    HUN ÇİÇİ DEVLETİ
    Çiçi devletini batıya doğru yaymayı uygun gördü. M.Ö.51 de harekete geçerek çok kısa sayılabilecek bir zaman içinde Aral gölüne kadar olan bütün batı bölgesini ele geçirdi. Devleti tekrar eski gücüne kavuşturmaya çalıştı. Çiçi devletin Kuzey Moğolistan'daki ağırlık merkezini de Çu-Talas nehirleri arasına kaydırdı ve orada yeni bir başkent kurdu.

    Böylece Türkistan sahasına Türk halkının iyice yerleşmesini sağladı. Çiçi ayrıca Fergana ve Baktria bölgesini de Batı Hun İmparatorluğu topraklarına kattı.

    ÇİN SALDIRISI VE YENİLGİ
    Hunlar'ın yeniden toparlanmasından endişe eden Çin Vusun'lar ve Kank-Kü Devleti ile bir anlaşma yaparak saldırıya geçti ve daha henüz tam yapılanmamış Hun birliklerini yenip Talas ırmağı üzerinde yeni yapılmış Hun başkentini yakıp yıktılar. (M.Ö.36) Çiçi bu savaşta hayatını kaybetti.

    HUNLAR'IN YENİDEN YAPILANMASI VE YIKILIŞ
    Güney Hunlar'ı M.Ö.31 de ölen Hohanyeh'in evlatları tarafından Çin tabiiyetinde kalarak bir müddet idare edildiler. Fakat tarihin cilvesidir ki hiç bir zaman esaret altında kalmaya alışık olamayan ve olmamış yüce Türk milleti bir kez daha içinden muhteşem bir hükümdar çıkararak M.S.18-46 yıllarında YU TANHU tarafından istiklallerine kavuşturuldu. Doğuda Kuzey Hun topraklarını da alarak Mançurya'ya, batıda Kaşgar'a kadar olan sahada hakimiyetlerini genişletip Çin ile olan bütün münasebetleri kestiler.

    Fakat Yu Tanhu'nun ölümünden sonra iç anlaşmazlıklar başladı. Bütün bunlara birde uzun zaman süren kıtlık ve hayvan ölümleri eklenince ülkede açlık baş gösterdi. Nihayet iç karışıklıklar sonucu bir daha hiç birleşmemek üzere ikiye ayrıldılar. Dış Moğolistan'da Kuzey Hunlar, İç Moğolistan'da Güney Hunlar. Bu devletlerinde ömrü uzun olmadı ve 147-156 yıllarında Sienpi'ler tarafından Kuzey Hunlar, 216 yıllarında ise resmen olmasa bile Çin'li idarecilerin yönetime gelmesiyle Güney Hun'lar da tarihe karıştı.

    TÜRKLERE KARŞI ÇİN SİYASETİ (POLİTİKASI) NASILDI?
    Çin bozkır göçebe hayatı yaşayan ve savaşçılıkları gelişmiş olan Türk Ordusu karşısında çaresiz kalıyordu. Hatta Türk Akınlarını durdurmak için ÇİN SEDDİ'ni yaptırmıştı. Buna rağmen Türkleri durduramamıştı. Bu durum karşısında çaresiz kalan Çin şu siyaseti takip etti:
    1- Çin prenslerini Hun Hakanlarıyla evlendirerek, prensesin yanında Hun sarayına çok sayıda hizmetkar gönderdiler. Bu hizmetkarlar casusluk faaliyetinde bulunarak, Türkler hakkında bilgi topladılar.
    2- Türk Beylerine hediyeler göndererek, onları kendilerine bağlamaya ve ekonomik olarak Çin'e bağımlı yaşamaya alıştırdılar.
    3- Hediyeleri ve ekonomik yardımları birden keserek, Türkleri itaat altına almaya çalıştılar.
    4- Türk Beylerini birbirlerine karşı kışkırtarak, Türk devletinin parçalanmasını sağladılar.

    ÖRNEK:
    Bu konuda en iyi örneklerden biri, Asya Hun Devleti'nin Batı ve Doğu Hun Devleti diye ikiye ayrılması olayıdır.
    Bu dönemde Hun Devletinin başına geçen HUANYEH, Çin'in ekonomik yardımları kesmesi üzerine, kurultayı toplayarak, Çin'e bağlanmayı teklif etti. Ancak kardeşi ÇİÇİ "Bağımsızlığımız herşeyden önce gelir." diyerek, Huanyeh'e karşı çıktı. Böylece Hunlar ikiye ayrıldı. Çin ile birleşen Huanyeh, kardeşi Batı Hun Hakanı Çiçi üzerine giderek, Batı Hun Devletini ortadan kaldırdı. Batı Hun Halkı Aral gölü çevresine göç etmek zorunda kaldı.





    2. Kavimler Göçü, Asya ve Avrupa'nın Yeni Çehresi, Avrupa Hun Devleti

    KAVİMLER GÖÇÜ (375):
    Çiçi'ye bağlı Batı Hunları Çin'in ve Doğu Hunları'nın baskısıyla Aral Gölü civarına göç etmişlerdi. Burada 200 sene hayatlarını sürdüren Batı Hunlarının nüfusları arttı. Toprakları yetersiz kalmaya başladı. Ve başka Türk Boylarının katılmasıyla güçlendiler. MS. 374 yılında VOLGA (İTİL) nehrini aşarak Batı'ya (Avrupa'ya) doğru ilerlemeye başladılar. Türklerin bu ilerlemeleri karşısında önlerinde bulunan Vizigot, Ostrogot, Vandal, Sakson, Frank, Germen gibi bir çok kavim hareketlenerek Türklerden kaçmaya başladılar.
    Böylece Batı Hun Türklerinin, sebep olduğu bu olaya tarihte KAVİMLER GÖÇÜ adı verilir.(375)

    KAVİMLER GÖÇÜNÜN SONUÇLARI:
    1)- Roma İmparatorluğu; Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrıldı.(395). Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında bu Germen kavimleri tarafından yıkıldı.
    2)- Avrupa'nın ETNİK yapısı değişti. (Germen kavimlerinin Avrupa'daki yerli kavimlerle karışması sonucu yeni milletler ortaya çıktı.)
    3)- Türkler Avrupa'da BATI HUN DEVLETİ'ni(AVRUPA HUN) kurdular.
    4)- İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletlerinin temeli atıldı.
    5)- Avrupa'da FEODALİTE (DEREBEYLİK) rejimi ortaya çıktı.
    6)- İlk çağ kapandı, Ortaçağ başladı.

    AVRUPA HUN (BATI HUN) DEVLETİ

    Kavimler göçünü başlatan Batı Hunları tarafından kurulmuştur. İlk hükümdarları BALAMİR, en önemli hükümdarları ATTİLA'dır.
    Anadolu'ya ilk Türk akınları Avrupa Hunları tarafından yapılmıştır.

    ULDIZ'IN ROMA SİYASETİ: Balamir'den sonra Batı Hunlarının başına geçen Uldız, Roma İmparatorluğuna karşı akılcı bir siyaset izlemiştir. Hunların düşmanları Germen Kavimleri ile savaştığından, Batı Roma İmparatorluğu ile iyi geçinmiş, Doğu Roma'yı (Bizans) ise baskı altına almaya çalışmıştır.



    HUN KEŞİF BİRLİKLERİNİN ANADOLU'YA GİRİŞLERİ
    Roma İmparatoru Theodosius'un ölüm yılı olan 395'te Hun'lar yeniden harekete geçtiler. Bu hareket iki yönde gelişti. Hun'lar dan bir kısım Balkanlar'dan Trakya'ya doğru ilerlerken, daha büyük sayıdaki diğer kısım Kafkas'lar üzerinden Anadolu'ya doğru indiler. Hun Devleti'nin Don nehri havalisindeki "doğu kanadı" tarafından tertiplenen Anadolu akını BASIK ve KURASIK adlı iki Hun kumandanı tarafından yönetiliyordu. Romalı'lar kadar Sasani'lerde bu akından rahatsız oldular. Hun birlikleri Erzurum bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadileri boyunca ilerleyerek Malatya ve Çukurova'ya ulaştılar. Daha sonra Suriye'ye inerek Sur'u baskı altına alıp Kudüs'e yöneldiler. En nihayet kuey istikametine dönerek Kayseri, Ankara ve havalisine kadar ulaştılar. Oradan Azerbaycan, Bakü yolu ile kuzeye merkezlerine döndüler. Bu Türklerin Anadolu'da tarihe geçmiş ilk görünüşleri oldu.

    BATI ROMA HUN İLİŞKİLERİ
    Batıdaki Hun baskısı, 400 yılına doğru iyice hissedildi. Hun komutanı ULDIZ'ın Tuna'da görülmesi üzerine kavimler göçünün ikinci büyük dalgası başladı. Hun'lar dan kaçan kütleler Batı Roma topraklarına saldırıyor, hatta Alarik komutasında Galya'ya uzanan Got tehlikesi Romalı'lar tarafından güçlükle önlendi.

    Fakat daha önemlisi RADAGAİS tarafından birleştirilen Vandal, Sueb, Kuad Burgond, Sakson, Alman birlikleri hızla Roma üzerine saldırdılar. Çiğnedikleri İtalya topraklarında müthiş tahribat yapıyorlardı.

    Daha önce Vandal akınını durduran Roma komutanı Stiliko bu akını durduramadı. Yardım isteyen Roma'ya takviye Hun birliklerinin gelmesiyle Floransa'nın güneyinde cereyan eden savaşta istilacılar yenilmekten kurtulamadılar. İstilacı komutanı Radagais yakalanarak idam edildi.(406)

    Batı yolu üzerindeki bütün engeller de bu sayede kalkmış oluyordu. 410 yıllarında ölen Uldız'dan sonra Hun İmparatorluğunun başına KARATON geçti.Bu hükümdar on yıl kadar doğu işleriyle meşgul oldu. Karaton'dan sonra Hunlar'ın başına RUA geçti. Üç kardeşi vardı. Bunlardan MUNCUK (Attilla'nın babası) erken ölmüştü. Diğer iki kardeşi AYBARS ve OKTAR, kanat kralları olarak, Rua'nın yardımcısıydılar.

    RUA VE BİZANS
    Rua siyaset olarak Uldız'ın yolundan yürüdü. Bizans, Hun ordusunu isyana teşvik etmek ve Hunlar'a bağlı kavimleri ayırmak için Hun topraklarında casusluk şebekesi kurmuştu. Rua bu tahrikleri ileri sürerek Bizans üzerine yürüyüp varlık gösteremeyen Bizans'ı yıllık vergiye bağladı (422).

    Batı Roma İmp. ölen kralın yerine 4 yaşındaki III. Valantinianus imparator ilan edilmişti (423). Bizans imparatoru II. Theodosios, Roma'ya sahip olmak için İtalya'ya ordu ve donanma gönderdi. Bu durumda Batı Roma Hun'lara daha da yaklaşmış oldu. Ünlü Roma komutanı Aetius Hun hükümdarı Rua'dan yardım talep etti. Hun hükümdarı Rua 60.000 kişilik ordusunun başında Roma'ya hareket etti. Bu gelişmenin olması üzerine Bizans birlikleri savaşa dahi girmeden geri çekildiler. Ancak Rua Bizans'tan ağırca bir savaş tazminatı aldı.

    Rua bunlara ilave olarak ayrıca Bizans'a sığınmış olan Hun ileri gelenlerinin ve diğer Hun kaçaklarının iadesini istedi. II. Theodosios, süratle anlaşma yolu bulmak için, bir elçilik heyetini Hun başkentine göndermeğe karar verdi. Fakat o sıralarda hasta olan Rua yaşamını yitirdi. (434)

    Rua'nın ölümü Bizans tarafından sevinçle karşılandı. Hatta o kadar sevindiler ki ayin yapan papazlar bu tehlikenin kalkmasını dindar olan imparatorlarına bağladılar.

    Fakat Hun sınırlarına gelen Bizans elçilik heyeti, Rua'yı bile gölgede bırakacak bir hükümdarla karşılaştılar: Attila.



    ATTİLA DÖNEMİ
    Attila başlangıçta ULDIZ'ın siyasetini takip etmiş ve Bizans'ı baskı altına almak üzere Balkan seferleri düzenlemiştir. Bizans'ı MARGUS ve ANATOLYUS antlaşmaları ile ağır ve vergilere bağlamıştır. Bizans'ı dize getiren Atilla daha sonra Batı Roma üzerine yönelmiştir.



    ATTİLA
    Babası Muncuk erken öldüğü için, amcası Rua'nın yanında yetişmişti. Onunla beraber seferlere katılmış, çeşitli kavimleri yakından tanımak imkanı bulmuştu. Hun iç ve dış siyasetini , devlet idaresini amcası Rua'dan öğrenmişti. Hunlar'ın başına geçtiği zaman 39-40 yaşlarındaydı.

    Memleketi büyük kardeşi BLEDA ile birlikte devraldı. Fakat eğlenceden hoşlanan, enerjisi kıt Bleda devleti ciddi bir hükümdar olan Attila'ya bırakmak için onu buna zorlamış ve kendisini ikinci plana itmişti. Dış münasebetlerin düzenlenmesi ve ordu Attila'ya aitti.Amcaları Aybars ve Oktar ise kanat kralları olarak yerlerini korudular. Aralarında tam bir anlaşma vardı. Attila'nın yardımcısı olarak 11 yıl Hun İmparatorluğunun idaresinde kalan Bleda 445 yılında eceli ile öldü.

    KONSTANTİA (MARGOS) BARIŞI
    434 yılında Bizans'tan gönderilen elçilik heyeti Hun sınırında Attila tarafından at üzerinde karşılandı. Elçilerin dinlenmelerine bile izin vermeden, isteklerini barış şartı olarak yazdırdı. Tuna ile Morova arasında kalan Bizans Margos kalesinin tam karşısında ve Tuna'nın kuzey kıyısında bulunan Konstantia surları önünde yapıldığı için bu anlaşmaya "Konstantia (Margos) Barışı"denir.

    Başlıca maddeleri şöyledir:
    1-Bizans bundan sonra Hunlar'a bağlı kavimlerle görüşmelere,anlaşmalara girmeyecek.
    2-Esir alınmış Bizans teb'ası dahil Hunlar'dan kaçanlara sığınma hakkı verilmeyecek.
    3-Bizans'ın elinde bulunan mülteciler iade edilecek. (Grek asıllı olanlar için fidye verilebilecek)
    4-Ticari münasebetler yine belirli sınır kasabalarında devam edecek.
    5-Bizans'ın ödediği yıllık vergi iki katına (700 libre altın)çıkarılacaktır.

    II. Theodosios bu şartları aynen kabul etti. Hunlara iade edilen kaçaklar ve hainler daha Bizans içinde Karsus kalesinde idam edildi. Bu durum Attila'nın namını bütün ülkelere duyurmuş oldu.



    HUN DEVLETİ BÜNYESİNDEKİ KAVİMLER
    Hun imp. batı kanadının ağırlık merkezi Tuna çevresinde ,doğu kanadının ağırlık merkezi ise Dinyeper dolaylarındaydı. İmp. bünyesindeki kavimlerin başlıcaları şunlardan oluşuyordu:

    a) Germen kavimleri (doğudan batıya):

    Doğu Got'ları ,Gepid'ler, Turciling'ler, Sueb'ler, Markoman'lar, Kuad'lar, Herul'ler, Rugi'ler, Skir'ler
    b) İslav kavimleri: (Orta ve Batı Rusya'da ):

    Veneda'lar, Ant'lar, Sklaven'ler.
    c) İran'lı kavimler (Kafkaslardan Tuna'ya kadar, dağınık halde:

    Alan'lar, Sarmat'lar, Baştarna'lar, Neur'lar)
    d) Fin Ugor kavimleri (Ural'dan Baltık'a kadar):

    Çeramis'ler, Mordvin'ler Merya'lar, Veşi'ler, Çud'lar, Est'ler, Vidivari'ler.
    e) Türkler:

    Volga'ya doğru Beş-Ogur, Altı-Ogur,On-Ogur, Sarı Ogurlar, Azak'ın batısında Akatir'ler, Volgan'nın doğusunda Sabar'lar ve başka Türk kütleleri.

    Bu kavimlerin sayıları 45 kadardı. Hun sınırları içinde her şey sükun halindeydi. Sadece tek bir isyan çıkmış Akatir'lerin başkaldırısı görülmüş, oda çok kısa bir zaman zarfında Attila'nın oğlu İlek tarafından bastırılmıştı(442).

    BİZANS'A KARŞI I. BALKAN SEFERİ
    440 yılından itibaren Attila, Bizans üzerindeki baskıyı artırdı. Çünkü Bizans anlaşma şartlarını ihlal etmeye başlamıştı. Mesela Hunlar'dan kaçan bazı hainleri geri vermiyor ve hatta onları yüksek mevkilerde bile görevlendirebiliyordu. Hatta daha ileri giderek Margus piskoposu Hun büyüklerinin mezarlarını soyarak, mezarlara konmuş kıymetli madenlerden yapılmış süs eşyası ve silahları çalıyordu.Bu davranışlar Hun'ları şiddetli öfkelendirmişti. Diğer bir sebep ise anlaşma hükümlerine rağmen Akatir'leri Hun'lara karşı kışkırtma olmuştu. Bütün bu sebepler bir araya gelince Attila Bizans'a karşı sefere çıktı.

    Margos'un zaptı ile başlayan harekat (441) Belgrad ve Niş üzerinden Trakya'ya doğru gelişirken Batı Roma araya girdi. Roma orduları başkomutanı Aetius, bundan böyle Bizans'ın antlaşmalara uyacağını garanti ediyor, kendi oğlunu da Hun merkezine rehine olarak gönderiyordu.

    Balkan seferi sonunda (442) Tuna boyundaki kaleler Hun idaresine geçti. daha geri hatlardaki kaleler yıktırıldı. Balkanlarda Hun'lara karşı durabilecek direnme yuvaları böylece ortadan kalktı.

    II. BALKAN SEFERİ VE ANATOLİOS BARIŞI
    Attila Batı Asya ve Orta Avrupa'ya sahip olunca ona karşı koyabilecek hiçbir kuvvet kalmamıştı. Bunun psikolojik bir belirtisi de mitolojide ki Savaş Tanrısı Ares'in uzun zamandır kayıp olan kılıcının bir Hun çobanı tarafından bulunarak Attila'ya getirilmesiydi. O devir inanışına göre, Ares'in kılıcına sahip olan kişinin yeryüzüne hükmedeceği kanısıydı.

    Bizans bir kez daha sözünde durmamış ve hem vergiyi vermemekte direniyor hem de kaçakları geri vermekten kaçınıyordu. Nihayet Bizans'a karşı ikinci defa sefere çıkılmasına karar verildi. (447) Hun ordusu Tuna'yı birkaç koldan geçerek ilerlemeye başladı. Attila Sofya, Flipe, Preslav, Lüleburgaz şehirlerini zapt edip Büyük Çekmece'ye kadar ulaştı. Bu sırada İmp. Theodosios, bir elçiyi süratle Attila'ya gönderi. Hun imp. barış yapmayı kabul etti ve şartları yazdırdı. (Anatolios Barışı 447)

    1-Bizans Tuna'nın güneyinde kalan ve Tuna'ya beş günlük mesafede asker bulundurmayacak.
    2-Buralardaki pazar yerine,artık bir Hun şehri olan Niş'te pazar kurulacak.
    3-Bizans savaş tazminatı olarak 6.000 libre altın ödeyecek.
    4-Bizans'ın ödediği yıllık vergi üç katına, yani 2.100 libre altına çıkacak.
    Antlaşma Bizans imp. tarafından aynen kabul edildi.

    BATI ROMA İLE SİYASİ İLİŞKİLER
    Hunlar'ın Batı Roma'ya yaptıkları son önemli destek 439 yılında olmuştu. Ondan sonra yardımlar gittikçe azalmış, nihayet kesilmişti. Batı Roma Hun Devletine yıllık vergisini aksatmadan ödüyordu, ancak durumun farkında olan Batı Roma ordusu başkomutanı Aetius muhtemel bir Hun, Roma savaşına da hazırlık teşkil edecek faliyetler içine girmişti.

    Buna karşılık Attila'da 443 yıllarında yeniden alevlenen ve Galya'dan İspanya'ya uzanan köylü isyanları ile yakından ilgileniyordu. Ayrıca Barbarlarla ilişkilerini düzeltip birlikleri içine alan Batı Roma'ya karşı Vandal'larla işbirliği imkanlarını araştırıyordu. Roma İmp. ve "barbarlar"dan meydana gelen bütün bir Batı Avrupa ile hesaplaşmanın önemini çok iyi kavramaktaydı.



    Hunların askeri ve siyasi hazırlığı iki yıl kadar sürdü. Bundan sonra diplomatik bir taarruza girişildi. Batı Roma imp. 3.Valentinianus'un kız kardeşi Honoria çılgın tabiatlı bir prensesti. Vaktiyle evlenmek amacı ile Attila'ya bir nişan yüzüğü göndermişti. Attila aradan yıllar geçtikten sonra Honoria'yı zevceliğe kabul ettiğini Roma'ya bildirdi. Çeyiz olarakta İmparatorluğun Honori'nın hissesine düşen yarısını veya Honoria'nın kocası sıfatıyla Roma İmparatorluğunun idaresine katılma hakkını istedi. Maksadı Roma üzerine açacağı sefer için hukuki bir mazeret yaratmaktı. Roma bu direktif karşısında önce oyalama taktiği güttü daha sonra ise tamamen reddetti. Böylece Hun seferi meşru hale gelmiş oldu.

    Vizigotlarla ve Ren kıyılarındaki Ripuar Frankları ile olan bir iki anlaşmazlık da savaş havasını olgunlaştırdı.


    451 yılı başlarında Hun birlikleri akın, akın Orta Macaristan'dan batıya doğru harekete geçtiler. Ordu mevcudu 80-100.000 kadarı Türk bir o kadarı da Germen ve İslav olmak üzere 200.000 kişi civarındaydı. Bu büyük ordu Şubat-Mart aylarında Ren nehrini üç koldan geçerek Galya'ya girdi.

    Roma ordusuda Aetius'un kumandasında Galya'ya gelmişti. Roma ordusuda 200.000 kişilik bir orduya "barbarlar"ın da katılmasıyla ulaştı.

    KAMPUS MAURİAKUS SAVAŞI (HAZİRAN 451)
    Roma ordusu kuzeye doğru ilerlerken, Metz ve Rheims şehirlerini zapt eden Hun kuvvetleri bugünkü Paris yakınlarında bulunan Orleans'a ulaşmıştı.Aetius'ta o sırada oraya varmış bulunuyordu.Fakat karşılaşma için Attila Katalanum bölgesini daha uygun buluyordu. Savaş burada oldu. (Paris'in güney doğusu)

    Savaş nerdeyse bir gün sürdü.Her iki tarafta ağır kayıplar verdi. Gündüz yapılan savaştan kesin sonuç çıkmadı, ancak gece olduğu zaman Roma ordusu dağılmıştı. Birlikleri arasındaki irtibatı kaybeden Aetius yanlışlıkla düştüğü Hun birlikleri arasından güçlükle kurtuldu. Roma'nın müttefiki olan Batı Gotlarının kralı Theodorik savaş meydanında ölmüştü.Ertesi sabah, babasının cesedini almaya gelen yeni Got kralı, ordusunu toplayarak savaş meydanını terk etti. Ağır kayıplara uğrayan Frank kuvvetleri de onları takip etti. Aetius müttefiksiz ve desteksiz kalmıştı. Buna karşılık Attila gayesine ulaşmış oldu. Bunun sonucu olarak ünlü Aetius Roma'da gözden düşmüş oldu.

    Attila, ordularını Galya ortasından oldukça sağlam ve disiplin içerisinde 20 gün gibi kısa bir süre içinde kendi başkent bölgesine getirdi.

    Daha bir yıl geçmeden Attila İtalya seferine başladığı zaman, Roma'nın Hunlara karşı çıkarabileceği kuvveti kalmamıştı. Karşı koymanın imkansızlığı karşısında Aetius bile, imparator Valentinianus'u İtalya'yı terke teşvik ediyordu.

    İTALYA SEFERİ
    Attila 452 baharında 100.000 kişilik ordusunu Julia Alplerinden aşırarak Venedik düzlüğüne indi. Po ovasına girdi ve güneye doğru ilerleyerek Roma'nın o zamanki başkenti Ravenna'yı tehdite başladı.

    Saray büyük bir dehşet içindeydi. Halk telaşlı, senato ne olursa olsun barış yapmağa kararlıydı. Kilisede bu görüşe katıldı. Hitabı ile ünlü PAPA 1. LEO başkanlığında büyük bir heyet hazırlandı. Attila bu heyeti ordugahında kabul etti.

    Papa İmparator ve bütün Hrıstiyan dünyası adına Büyük Türk hükümdarından Roma'yı affetmesini rica etti. Papanın ağzından Roma'nın teslim olduğunu işiten Attila, bu ricayı kabul etti.

    Beş yıl kadar önce nasıl ki Bizans'ı tahrip etmekten kaçındı ise Çok eski bir medeniyete sahip olan Roma'yı da bundan dolayı korumayı vazife saydı.

    Tıpkı Bizans gibi artık Roma'da onun iradesine bağlı oldu.

    ATTİLA'NIN ÖLÜMÜ VE HUN BİRLİĞİNİN DAĞILIŞI
    Dünya hakimiyetinin gerçekleşmesi için artık son engel İran'daki Sasaniler kalmıştı. İtalya dönüşü artık sıra buraya gelmişti. Fakat bu Attila'ya nasip olmadı. Sefer dönüşü (rivayete göre evlendiği gece) ağzından ve burnundan kan boşalmak suretiyle öldü (453). Öldüğünde 60 yaşlarındaydı.



    ATTİLA'NIN ÇOCUKLARI
    Attila'nın eşi ARIKAN'dan olan üç oğlu vardı. İlek, Dengizik ve İrnek. Üçüde babalarının yerini tutamadılar. İlek imp. oldu fakat ayaklanan Germen kavimleri ile savaşırken öldü (454) Dengizik çok cesurdu ama o da siyaseti bilmiyordu. Çok çalıştı ama neticede Bir Bizanslı tarafından öldürüldü (469). İrnek ise kardeşleri ölünce artık Orta Avrupa'da tutunmanın zorluğunu anladı. Savaşlardan yorgun düşen Hun birliklerinin büyük kısmı ile Karadenizin batı kıyılarına döndü. Burada Türkler yaşamakta idi. İrnek idaresindeki Hun'lar Bulgar ve Macar'ların ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır.





    3. Göktürk Devleti



    GÖK-TÜRK HAKANLIKLARI
    6. asır ortalarında kurulan Gök-Türk hakanlığı, Türk kültürünün en iyi temsilcisi olmuştur. Bu yönüyle Asya'daki Büyük Hun Devleti'nden sonra ikinci büyük Türk devleti değerini taşır. Gök-Türk Hakanlığı "TÜRK" sözünü ilk defa milli devlet adı olarak kabul etti.

    Doğudaki Yakut Türkleriyle, batıdaki Oğur Türklerinin bir kısmı dışındaki bütün Türk asıllı kütleleri birleştirip bir çatı altında toplamayı başarmıştır.



    Bu kütleler daha sonra gittikleri yerlerde "Türk" adını ve Gök-Türk idari, siyasi ve iktisadi geleneklerini yaşatmışlardır. Bu Türklerin tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının, hayat anlayışının ve töresinin izleri devamlı olarak görülmüştür. Orta-Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, İran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Göktürk'ler yolu ile Türk'tür.

    6. - 9.YÜZYILLARDA ORTA ASYA
    1-TÖLES'LER:

    Bütün Orta Asya'da yayılmış olan en kalabalık Türk grubudur. 50 kadar kabileden meydana gelmekteydi. Bu kabileler Hun'lardan geldikleri gibi, dilleri ve örf adetleri de Göktürkler'inki ile aynı idi. Göktürkler zamanında Orta ve doğu Asya da gruplaşan Töles'ler rol oynamıştır.

    2-TARDUŞ'LAR:

    Töles'lerin en zengin ve cesur kabilesi olup Orhun nehri ile Altaylar arasında bulunuyorlardı.
    3-UYGURLAR:

    Tola Irmağının kuzey bölgesinde yer almışlardı.

    4-ON-OKLAR:

    Altayların batısında Seyhun yakınlarına kadar uzanan geniş bölgeye yayılmışlardı. 10 kabileden kurulu olup "Batı Göktürkleri" diye anılırlardı. Türgiş'ler ve Karluk'lar bunlar arasındadır.
    5-BASMIL'LAR:

    Daha çok İç Asya'da BEŞBALIK havalisinde görülen Basmıl'ların yabancı bir kavim olup Türklerle karıştığı belirtilmektedir.
    6-KIRGIZ'LAR:

    Baykal'ın batısında Yenisey ırmağının kaynakları bölgesinde idi.
    7-OĞUZ'LAR:

    Selenga Irmağı-Ötüken bölgesinde bulunuyorlardı.
    8-KİTAN, TATABI, DOKUZ-TATAR, OTUZ-TATAR:

    Moğol soyundan kabileler doğu bölgesinde KERULEN ve ONON nehirleri çevresinde yaşıyorlardı.

    Bu topluluklar, zaman zaman yer değiştirdikleri gibi, arada bir çözülen boylardan yeni birlikler de meydana gelmekteydi. Yani bu etnik yapı oldukça hareketli ve oynaktı.


    I.GÖKTÜRK DEVLETİ

    Göktürk'ler tarih sahnesine Altay dağlarının doğu eteklerinde çıkmışlardır. Demircilikle uğraşıyorlar ve Juan-Juan'lara silah yapıyorlardı. Türk kütlesi Juan-Juan'lara federatif nitelikte bir bağla bağlıydı.

    Göktürk Devletinin kurucusu BUMİN'in atası "ŞAD" ünvanını taşıyordu. (Bilge Şad) Bumin'den hemen önce gelen TUVU adlı kralda "büyük yabgu" olarak tanınıyordu.

    GÖKTÜRK DEVLETİNİN KURULUŞU VE BUMİN KAĞAN
    Bumin 534 yılında Kuzey Tabgaç hükümeti ile siyasi ilişki kurmuştu. 542 yılında akıncılarının başında HUANG-HO ırmağı yakınlarında görülmüştü. 545 yılında Tabgaç hükümdarının gönderdiği elçiyi "İmparatorluktan nezdimize elçi geldi, devletimiz bundan gurur duyar" sözleri ile karşılamıştı.

    Bumin Juan-Juan'lara karşı ayaklanan bir kısım Toles'lerin isyanını 546'da bastırmıştı. O devlet hükümdarı ile eş değerde olduğunu göstermek için Juan-Juan devletinin hükümdarının kızı ile evlenmek istedi ama bu isteği kabaca reddedildi. Bunu üzerine Batı Tabgaç prensesi ile evlendi ve Juan-Juan'lara savaş açtı. Savaşı üstün bir şekilde kazandı Juan-Juan hükümdarı intihar etti.

    Bu zafer üzerine Bumin "İL-KAĞAN" ünvanını alarak hakanlığını kurdu. Eski Hun İmp. başkent bölgesi olan Ötüken'i merkez yaptı(552) ve aynı yıl içinde öldü.

    MUKAN KAĞAN'IN HÜKÜMDAR OLUŞU
    Bumin Devletinin batı kanadını "yabgu" unvanını taşımak üzere küçük kardeşi İstemi'ye vermişti. İstemi batıda fetihlerine devam ederken Ötüken'de Bumin'in oğlu KOLO iktidara geçti. Fakat o da çok yaşamadı. Bunun üzerine MUKAN hakan oldu. (553)

    Tarihi kayıtlar Mukan Kağan'ın heybetli bir görünüşü,parlak ve etkili gözleri olduğunu yazar. Kudretli ve haşin bir hükümdar olduğu da belirtilmiştir. İktidarı zamanında (553-572)Göktürk Devleti haşmetli çağına ulaşmıştır.

    Mukan Kağan Juan-Juan'lara son bir darbe daha indirerek bu devletin tamamen tarih sahnesinden silinmesini sağladı. Daha sonra doğuda Kitan'ların, Kuzeyda Kırgız'ların ülkelerini hakimiyeti altına aldı. Çin'de Batı Tabgaç'ların yerine geçen Çu Hanedanı ile öteki Çi Hanedanını baskı altına aldı. Batıda İstemi'nin harekatı devam ediyordu. Bu bölgedeki Ak-Hun devleti ile Maveraünnehir halkı Çin'den yardım istemişlerdi. Onlara Çin askeri desteğinin sağlanmasını önledi.

    564'ten sonra Çi başkentini kuşatan Mukan Kağan kızı Aşına'yı Çu İmparatoru ile evlendirdi. Geniş ülkelere ve 100.000 kişilik bir orduya sahip olan Göktürk hakanı Çin İmp. tarafından akrabalık kurma yolu ile yatıştırılmıştı.

    İSTEMİ YABGU VE BATI SİYASETİ
    Mukan'ın emrindeki ordu Hakanlığın doğu kanadının ordusuydu. İstemi kumandasındaki ordu ise batı bölgesinde hareket halindeydi. İstemi Altayların batısını Isık Gölü ve Tanrı Dağlarına kadar kısa zamanda hakimiyetine aldı. Geniş çaptaki siyasi ve askeri faaliyetleriyle Orta çağın en büyük iki devleti olan Sasani İmp. ve Bizans'ı Göktürk politikasının izinde yürütmeyi başardı. Böylece Türk Hakanlığını bir dünya devleti durumuna yükseltti.

    O zamanlar Ak-Hun'lar ipek transit ticaretini ellerinde tutuyorlardı. İstemi onları baskı altına aldıktan hemen sonra müttefiki durumundaki Sasani hükümdarı Anuşirvan'a kızını vererek evlilik yoluyla akraba bağı kurdu. Bu iki müttefik tarafından sıkıştırılan Ak-Hun Devleti yıkıldı ve toprakları bu iki devlet tarafından paylaşıldı. Maveraünnehir, Fergana'nın bir kısmı Batı Türkistan'ın güneyi, Kaşgar, Hoten vb. Göktürkler'in eline geçti. Böylece İç Asya kervan yolu üçüncü kez Türklerin kontrolüne girmiş oldu.

    Ancak bu sırada Sasani hükümdarı Anuşirvan huzursuzluk çıkarmaya başladı. Ak-Hun'lara karşı kazanılan zaferde pek faydası olmamıştı,buna rağmen aslan payını almıştı. Yinede memnun değildi.Kervan yolu üzerindeki Maveraünnehir'i ele geçirmek istiyordu. Ayrıca ipek ticareti dolayısıyla Türklerin eline geçen yüksek gelirden onları mahrum bırakmak istiyordu. Bu gergin ortamda İstemi'nin gönderdiği elçileri bile hile yaparak öldürttü.

    Göktürk fetihleri bu sırada Hazar Aral kuzeyine doğru gelişmekte idi. İstemi İran ile uzlaşmaktan ümidini kesince, Bizans'a döndü. İstanbul'a bir elçilik heyeti gönderdi. Sogd'lu tacir ve diplomat MANYAK bu heyetin başkanıydı. (568)
    Tarihte Orta Asya'dan Doğu Roma'ya giden ilk resmi heyet budur.

    İpek meselesi Göktürkler kadar Bizans'ı da yakından ilgilendiriyordu. Onlarda Sasani'lerin aracılığından kurtulmak istiyordu. Bu bakımdan Bizans imp. 2.Justinos Türk elçilerini ilgi ile karşıladı. İstemi'nin Türkçe gönderdiği mektuptan ve Manyak'ın ağzından işin ciddiyetini anladı.

    2.Justinos, ittifak anlaşması yapmak üzere Bizans umumi valilerinden ZEMARKHOS başkanlığında bir heyeti İstemi'ye gönderdi. Bizans elçileri Türk heyeti ile birlikte Karadeniz, Kafkaslar, Hazar Denizi, Aral Gölü, Talas yolunu takip ederek Tanrı Dağlarındaki Ak Dağ'da İstemi Yabgu'nun huzuruna çıktılar.

    İstemi'nin Bizans ile anlaşma siyaseti istenilen sonucu verdi ve 571 yılında Sasani Bizans çatışması başladı. Bu sırada Göktürklerin hakimiyeti Harezm'e ve daha kuzeye doğru yayılmış ve oralarda Taşkent vb. gibi 8 bölge hakanlığa bağlanmıştı. İsteminin orduları Azerbaycan'a girdi.

    Bu arada Göktürk Bizans siyasi ilişkileri bozuldu. Çünkü Bizans'lılar Güney Kafkasya'daki Sabar Türk hakimiyetini yıkarak bu Türk kütlesini dağıtmış Juan-Juan artıklarını ise ülkesinde barındırmaya başlamıştı. Böylece Göktürklerin Azerbaycan üzerinden gelerek Güney Kafkasya'daki Türklerle bağlantı kurma teşebbüsünü de engellemiş oluyordu. Bu sebeplerle İstemi doğrudan doğruya İran'a hücum etmedi. Fakat İstemi Yabgu'nun geliştirdiği siyasetin bir başka önemli sonucu da şu idi: 19 yıl süren Sasani Bizans mücadelesinden sonrada iki devletin arası düzelmemişti. Nihayet Bizans İmp. Herakleios'un Sasani başkentine kadar uzanan seferleri (622-628) bu devletin son mecalini de kırmış, bu durum İran'da İslamiyet'in yayılmasında büyük önem arz etmişti.



    MUKAN KAĞAN'IN ÖLÜMÜ
    İstemi Yabgu'nun faaliyetleri de dahil olmak üzere Göktürk İmp.daki bütün askeri,siyasi teşebbüsler Mukan Kağan adına yapılmaktaydı. Bu büyük eşsiz hükümdar 572 yılında öldü. Ötüken'de büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Bu törene komşu devlet ve kavimler hususi heyetlerle katıldılar. Bizans'ta törene heyet gönderen devletler arasındaydı.

    Mukan Göktürk Devleti'ni muazzam bir genişliğe ulaştırmıştı. (Yaklaşık olarak 10,5 milyon km kare) Hatırası uzun zaman unutulmadı. Türkler onu saygı ile anar oldular. Orhun Kitabelerinde şahsiyeti şöyle belirtilmiştir:

    "Dört tarafa ordu gönderip kavimleri hep itaat altına almış, başlılara baş eğdirmiş, dizliler diz çöktürmüş; ileride Kadırgan (Kingan) Dağlarına, geride Demirkapı'ya (Maveraünnehir) kadar Türk milletini hakim kılmış; bu ülkeler arasında Göktürk kavmi İdi-Oksız (Hür,bağımsız) oturur olmuş, bilge kağan imiş, alp kağan imiş, buyruk ve beğleri, kavmi hep bilge ve cesur imişler..."

    MUKAN'DAN SONRA GÖK-TÜRK HAKANLIĞI
    Mukan'ın yerine kardeşi TAPO geçti. (572-581) Kudretli hakanlığın yeni hükümdarını tebrik etmek için Çin'deki Çu ve Çi hanedanları heyetler gönderdiler. Çu heyeti 100.000 top ipekle Ötüken'e gelmişti. Çi heyetine ise bu devletin başkumandanı başkanlık ediyordu. Yeni Kağan Çu ve Çi imp. "oğullarım" diye hitap ediyordu. Bu bütün kuzey Çin'in Türk himayesine alındığını gösteriyordu.

    Tapo ülkenin çok genişlediğini düşünerek doğrudan doğruya kendisi idaresinde bulunan kanadı ikiye ayırdı. Doğuya yeğeni İşbara'yı Batıya da küçük kardeşi Jo-Tan'ı "kağan" unvanları ile tayin etti. Bir Çin prensesi ile evlenmek düşüncesine kapılan Tapo,budist misyonerlerinin sözlerine kanarak Buda dinini korumağa kalktı. Halbuki bu dinin Türk bünyesine uymadığı yönleri kendisinden önceki yöneticiler tarafından ortaya konulmuştur. Bir Budist tapınağı ve Buda heykeli yaptırdı.

    Tapo dış siyasette de yanlış adımlar etti. Çin'deki Çu hanedanı 577'de Çi'leri ortadan kaldırmıştır. Bir Çi prensi kaçarak Göktürklere sığınmıştı. Tapo bu prensi "Çin Kaganı " ilan etti. Bu durumdan dolayı Çu'larla arası açıldı. Kalabalık bir ordu ile Çin üzerine yürüdü. Kendisine yeni bir Çin'li prenses vaat edilince harekatı durdurdu. Fakat Çinlilerin yeni bir şartı vardı. Çin prensesinin karşılığında,Göktürk'lere sığınmış olan Çin prensinin teslimi isteniyordu.

    Bir av esnasında bu prensin Çu'lar tarafından kaçırılmasına göz yumulduğu için Tapo'nun millet arasındaki itibarı çok sarsıldı. Böylece Göktürk birliğinde ve kültüründe çatlaklar belirmeye başladı.

    Aynı yıllarda önemli bir hadisede İstemi Yabgu'nun ölümü oldu (576). Bu büyük şahsiyetin ölümü de Göktürk topluluğunda sarsıntılar yarattı. İstemi'nin hatırası da Türkler tarafından Mukan Kağan gibi saygı ile muhafaza edildi. Kitabelerde bile, resmi ünvanı "Yabgu" olan İstemi; "kağan" olarak belirtilmiştir.



    HAKANLIĞIN İKİYE BÖLÜNÜŞÜ
    Bu sıralarda Göktürk imp., sınırları en geniş olduğu dönemleri yaşıyordu. Batıda Kafkasya'nın kuzeyine ulaşılmıştı. Bizans tehdit ediliyordu. Kırım'da Bizans'a ait olan ünlü KERÇ Kalesi Türk kuvvetleri tarafından feth edilmişti. Göktürk hakimiyeti doğuda Mançurya'dan batıda Karadeniz kıyılarına ulaşıyordu. (576)

    İstemi'nin yerine oğlu TARDU geçti. Cesareti ve savaşçılığı ile babasına benzeyen Tardu siyasi ihtirasını engelleyemedi; Tapo ise hakanın devlet bünyesinde açtığı yaraları büsbütün derinleştirdi.

    Mukan'ın oğlu, hakanlığın kendisine verilmiş olmamasından dolayı küskündü. Çinliler onu Tapo'ya karşı kullanarak Tardu'nun yanına gitmesini öğütlediler. Halbuki Mukan bile, onu kendi yerine namzet göstermemişti. Çünki annesi Türk soyundan değildi. Tapo ölürken bu prensin hakan olmasını vasiyet etmişti, fakat devlet meclisi bunu kabul etmeyerek İŞBARA'yı hakanlığa getirmişti.

    Çin Göktürkler arasındaki bu ayrılığı körüklemeye devam etti. Mukan'ın oğlu ile İstemi'nin oğlu birleşerek yeni hakanla savaşa hazırlandılar. Doğudaki İşbara Kağan'da o sırada bir başka Çinlinin Çu prensesi olan karısının telkinlerine kapılmıştı. Bu prenses Çu'ları yıkarak Çin'de iktidarı ele geçiren Sui hanedanından, kendi ailesinin öcünü almak için İşbara'yı sıkıştırıyordu.

    İşbara Çin'e kuvvet sevk etti. Sui imp.ise 10.000 kadar Türk'ü Çin'den uzaklaştırdı. Bunlar eskiden beri Çin şehirlerinde ticaretle uğraşıyorlardı ve dostluk münasebetleri çerçevesinde bazı imtiyazlara sahip bulunuyorlardı.

    İşbara'nın ordusu ile Çin'e girmesi üzerine Çin entrikaları büsbütün yoğunlaştı. Çin imp.derhal Tardu'ya altın kurt başlı bir sancak gönderip onu Göktürk hakanı olarak tanıdığını bildirdi. İşbara, Çin'de düşman askerlerine ilaveten kendi kumandaları arasına sokulmuş bölücü eğilimlerle de mücadele ederken Tardu, hakanlığın doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımadığını ilan etti. (582)

    Çin'de 350 yıldan beri ilk defa siyasi birlik kurulmuştu. Sui sülalesi,sonraki kudretli TANG Hanedanına siyasi yönden basamak vazifesi görmek üzere iktidarı ele geçirmişti. Bu iktidarın başladığı yıllarda, Göktürk hakanlığı ise resmen ikiye bölündü.

    DOĞU GÖK-TÜRK HAKANLIĞI
    İşbara zor şartlar altında idi. Yüksek rütbeli kumandanlardan şüphelenmeğe ve onları cezalandırmağa başladı. Bu davranışları karşısında bazı prenslerle kumandanlardan bir kısmı Çin'den yardım istemek zorunda kaldı. Çevresinde nefret ve korku uyandıran İşbara'da kudretinden çok şey kaybettiğini görüyordu. Kendiside Çin hükümdarına başvurarak barış dileğinde bulundu. Çinliler bunu sevinçle karşıladılar ve ünlü Çin generali Çang-sun Şeng başkanlığında bir heyeti İşbara'ya gönderdiler.

    İşbara ile yıllarca mücadele eden bu adam Türkleri çok yakından tanıyordu. General görüşmede İşbara'ya karısının ve diğer Türk ileri gelenlerinin önünde hakaret edecek kadar ileri gitti. "Çin imp. oğlu" olduğunu kabul eden İşbara'yı BENDE ilan ettikten sonra ülkesine döndü.

    Doğu Göktürk Hakanlığı böylece Çin himayesine girmiş oldu.

    ÇİN BASKISI
    Türkleri büsbütün Çinlileştirmek maksatıyla, halkı Çince konuşmaya, Çinliler gibi giyinmeye, Çin adetlerini kabule zorlaması için İşbara'yı sıkıştırmaya başladı.

    Hakan, Çin imp. gönderdiği 585 tarihli mektubunda bu istekleri şöyle cevaplandırdı: "Size bağlı kalacak, haraç verecek, kıymetli atlar hediye edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem, uzun saçlarımızı kestiremem, halkıma sizin elbiselerinizi giydiremem, adetlerinizi, kanunlarınızı alamam. Bütün bunların imkanı yoktur, çünkü bu bakımdan halkım, bütün milletim hassasiyetle çarpan tek bir kalptir." ve fakat ilave ediyordu: "Sui imparatoru dünyanın gerçek hakimidir. Gökte iki güneş olmadığı gibi, yerde de iki hükümdar olmamalıdır."

    Göktürk Hakanlığı parçalanmıştı. Devlete bağlı kütleler ayaklanıyordu. Türkler Çin'e iltica etmeye başlamıştı. Türk hükümdar ailesi mensupları birbirine düşmüştü. Bu karışıklıkta İşbara öldü. (587) Yerine kardeşi YEHU geçti.

    Gerek Yehu,gerek ondan sonra iktidara gelen TÜLAN zamanlarında durum düzelmedi. Ünlü Çin generali Çang-Sun Şeng, Göktürk Hakanlığı'nı büsbütün çökertmek için elinden geleni yapıyordu. Ayrıca elçi olarak geldiği Ötüken'de türlü hilelerle Türk hanedan üyelerini birbirine düşürüyordu. Çinli generalin en büyük destekçisi ise hakanın karısı olan Çin'li prensesti.

    Evvelce Çin'le arası iyi olan Tardu bu sefer Doğu Hakanlığını idaresi altına almak istemişti. Bu yüzden Çinliler Doğu Hakanı KİMİN'i Tardu'ya karşı kullanmaya başladılar.

    Kimin Çin imp. gönderdiği 607'deki mektupta "Haşmetpenah'ın aciz bir bende si" olduğunu, hatta vaktiyle İşbara'nın bile reddettiği "Türk kavmini Çinliler gibi yapmağa giyim adet ve dilde Çinlileştirmeğe, hazır bulunduğunu" yazabilmiştir.

    ŞİPİ KAĞAN
    Kimin'in ölümü üzerine yerine geçen oğlu ŞİPİ (609-619) Türklerin çok kırılmış olan gururunu ve şerefini, biraz kurtarabildi. O da bir Çin'li prensesle evlendi ama bunu Çin'in iç işlerine karışmasını önleyici bir paravan olarak kullanmayı başardı. Hakanlık topraklarındaki karışıklığı giderdi. Hatta batıda Tibet'e doğuda Amur'a kadar olan bölgeleri idaresi altına aldı.

    Durumdan endişe eden Çinliler değişmez planlarını ortaya tekrar çıkardılar. Türk Hükümdar ailesi içinde ayrılık yaratmak için Şipi'nin küçük kardeşi ÇİKİ ŞAD'a hakanlık teklif ettiler. Çin hakimiyetinin rezaletlerini ve milletin perişanlığını gören genç Türk prensi bu teklifi reddetti, kendisine vaat edilen Çinli prensesi de geri çevirdi.

    Çinliler bu sefer başka bir yol denediler: Göktürk komutanlarından birini pusuya düşürerek öldürdüler. Sonra da Hakana, bu komutanı kendilerine başvurarak işbirliği teklif ettiğini,fakat "aradaki dostluktan" dolayı onu ortadan kaldırmayı uygun bulduklarını bildirdiler. Böylece Hakanla Göktürk başbuğlarının arasını açmayı tasarlıyorlardı. Fakat Şipi bu oyuna gelmedi. Bu davranışların Çin Türk anlaşmasını bozduğunu ileri sürerek yıllık ödedikleri haracı kestiler, savaşa hazırlandılar.

    Göktürk Hakanı kuzey eyaletlerinde geziye çıkmış bulunan Çin imp. bir baskınla ele geçirmeyi planladı. Fakat bu gizli planı, Ötüken'de oturan Çinli prenses el altından Çin'e ulaştırdı. İmparator süratle geri dönmeye başladı. Yine de, kendisini takip eden Göktürk süvarileri tarafından Yen-men mevkiinde kuşatıldı. Hiçbir kurtuluş ümidinin kalmadığı, Çin hükümdarının büyük bir kedere kapılarak ağladığı sırada, yine Çinli prenses imdada yetişti: Göktürk ülkesinde büyük bir isyanın çıktığı söylentisini yayarak Türk ordusunun geri çekilmesini sağladı.(615)

    Çin imp. itibarı, hile ile kurtulmasına rağmen çok sarsılmıştı. Ülkesindeki muhalefet gittikçe güçleniyordu. Göktürk Hakanı da ,eski Çin siyasetini şimdi onlara karşı kullanmağa başlamıştı.

    Çin sarayını yağmalayarak aldığı kıymetli eşyayı kendisine sunan mülteci Çin kumandanlarından birini Şipi Kağan "Çin İmp." ilan etti. Kendisine kurt başlı bir sancak verdi (617). Başka bir Çinli kumandanı da "Batı Çin Kağanı" ilan ederek Sui hanedanına karşı sefere çıktı. Ayrıca Çin umumi valilerinden Lİ-YÜAN'ı himayesine alarak destekledi. Onunla anlaşma yaptı. Li yüan, Türk ordusunun yardımı ile Sui Hanedanını iktidardan indirdi. Çin başkentindeki imp. hazinesi Li Yüan tarafından Hakana takdim edildi. Yeni imp., ayrıca 30.000 ton ipek ve yıllık vergi vermeyi kabul etti.

    Sui'lerin böylece Çin'deki hakimiyet,de sona ermiş oluyordu. Li Yüan, 300 yıl sürecek olan ünlü TANG sülalesini kurdu ve KAO-ÇU ünvanını aldı.

    Şipi'den sonra iktidar olan ÇULO (619-621) Çin'e karşı kardeşinin sert siyasetini devam ettirdi. Türk yardımı ile Çin tahtına kavuşan Li Yüan'ın tutumu kısa zamanda değişmiş, Çulo bunun için Sui sülalesini tekrar canlandırmağa karar vermişti. O da bir Çin prensesi ile evliydi. Bu prenses Çulo'yu zehirleyerek öldürmüştür.

    DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN YIKILIŞI
    Çulo'nun yerine kardeşi KİELİ Hakan oldu. Devlet idaresinde yeterli olamayan Kieli, Çin imp. ağır dille mektuplar yazarak onun harekete geçmesine sebep olmuştur. Çin'e karşı plansız ve düzensiz savaşlara girişti. Bir iki defa yenildi. Tutumu millette güvensizliğe yol açtı.

    Tarduş'lar, Bayırku'lar, Uygur'lar ayaklandılar. Türk himayesine sığınmış Çinlilerden çoğu af dileyerek Çin'e geri döndüler. Nihayet Kieli Hakan, kuşattığı bir şehir önünde yenilerek çekilirken yakalandı ve Çin başkentine gönderildi. Doğu Göktürklerin bağımsızlığı böylece sona ermiş oldu. (630)

    İLGİNÇ BİR TÜRK AYAKLANMASI
    Doğu Göktürk hakimiyetinin sona ermesinden hemen sonra yaklaşık olarak 646-649 yıllarında ufak tefek isyanlar çıkmaya başladı. Bunlardan Aşına ailesinden bir prens Altaylar'da Türk hakanlığını yeniden diriltmeye çalıştı. Yine Göktürk Hakanları soyundan TUÇİ, On-Okların başına "Kağan" olarak geçti ve Çin'e karşı Tibetlilerle işbirliği yaptı. (676-678) Bu hareketler Çinliler tarafından şiddetle bastırılmıştır.

    Çin hakimiyetine karşı ayaklanmaların en ilginç olanı ise "Kürşad İhtilalidir". Eski Göktürk Hakanı YEHU' nun oğlu olan Kürşad; Çin sarayında muhafız olarak bulunuyordu. Bu cesur Türk Prensi Türk devletini diriltmek için 39 arkadaşıyla beraber bazı zamanlar şehirde yalnız başına dolaşan Çin imp. ele geçirmek için plan yapmış fakat planın uygulanacağı gece çıkan fırtına sebebiyle şehri dolaşmaya çıkmayan imp.planı bozmuştu. Ancak planın bozulmasına tahammül edemeyen Kürşad ve arkadaşları Çin sarayını basmaya karar vermişler, saraya da girmelerine rağmen olaydan haberdar olan Çin ordusunun önünde mücadele verememiş, neticede VEY IRMAĞI' na doğru çekilmişlerse de hepsi öldürülmüştür. (639)

    BATI GÖK-TÜRK HAKANLIĞI
    İstemi Yabgu'nun oğlu Tardu Doğu Göktürk Hakanlığı ile olan ilgisini 582 yılında resmen kesmişti. Hükümdar Tardu Kağan önce Hoten bölgesin İmp. bağladı. Şehinşah 4.ORMUZD (Türkoğlu) zamanında, Bizans Sasani savaşlarında İran'ın iç işlerine karışmaya başladı. 588-589 da bir Türk ordusu Kafkasya'da DERBEND'i kuşatırken, başka bir Göktürk komutanı da Horasan'da Herat ve Badgis havalisine girdi. Bu ikinci orduyu ünlü Sasani kumandanı Behram Çupin durdurdu. Behram daha sonra isyan etmiş ve hükümdarın yerine oğlu Hüsrev Pervizi geçirmişti. Bunun üzerine Sasani imp. sarsılmış ve Bizans'ında karışmasıyla yenilen Behram Batı Göktürklere sığındı.

    TARDU'NUN HÜKÜMDAR OLUŞU
    Doğu Göktürklerin iç işlerine karışan Çin'in Tülan ve kardeşi Tulı'yı savaştırması sonucu Batı Göktürk hakanı Tardu Çin üzerine sefere çıktı. Kuzey Çin topraklarında süratle ilerledi, Ötüken, Kuzeybatı Moğolistan, Aral Gölü havalisi, Kaşgar, Maveraünnehir ve Merv'e kadar olan bölgeleri ele geçirdi. Neticede bu başarılardan sonra kendisi "Ulu Kağan (Bilge Kağan)" ünvanını almıştır.

    Tardu Çinlilerle mücadele ederken O ünlü Çin komutanı Çang-sun Şeng'in oyununa gelmiş; Türk ordusunun geçeceği yollardaki suları, kuyuları, pınarları zehirleyen bu general yüzünden ağır asker ve at kayıpları vermişti. Çekilmek zorunda kaldı. (600) Başarısızlığı ülkede tepki yaratmıştı. Tardu bütün amacı ve ideali olan Göktürk birliğini gerçekleştirmek için çok şiddetli davranmıştı. Huzursuzluğu önlemek için başkentin yakınlarında yaptığı bir savaşta sonuç alamaması üzerine birçok Türk boyları ve yabancılar ayaklandı. Tardu bunlarla başa çıkamadı ve KUKO-NOR havalisinde kayıplara karıştı. (603)

    TONG YABGU
    Tardu'nun yok olması üzerine, ülkedeki devlet düzeni bozulmaya başladı. Bu sırada Doğu Göktürk kanadında Şipi Kağan yeni bir kudret olarak ortaya çıkmıştı. Tardu'nun torunu HOSANA, Şipi'ye karşı Çinli Sui Hanedanı ile işbirliğine kalktı.hatta ülkesini bırakarak, Çin sarayında yaşamaya başladı. Bunun üzerine Şipi onu Çin sarayından alarak idam ettirdi.

    Batı Göktürk Devletinin durumu Devlet meclisinin Hakan ilan ettiği Tardu soyundan Sİ-KOEİ zamanında düzelmeye başladı. Fakat asıl huzur, Tardu'nun küçük torunu olan TONG YABGU devrinde görüldü. (618-630) Akıllı ve cesur olan bu Hakan aynı zamanda iyi bir savaşçı ve seçkin bir tabyeci idi. Töles'leri kendine bağladığı gibi, İranlıları mağlup etmiş, Güneyde Kandahar'a kadar ilerlemişti. Ordusunu derleyip toparlamış ve hatta bir kaç yüz bin den fazla süvariden oluşan bir kuvvet kurmuştu.

    BATI GÖKTÜRK DEVLETİNİN YIKILIŞI
    Batı Göktürk devletinin bu kadar iyi duruma gelmesinden ürken Doğu Göktürk hakanı Kieli On-Oklar ve Karluk'ları isyana teşvik ediyordu. Nihayet bunların ayaklandığı bir sırada Tong Yabgu daha müdahaleye fırsat bulamadan, amcası SEPİ tarafından öldürüldü. Bunun üzerine ülkede kargaşa hakim oldu. Bir kısım halk Sepi'yi istemedi. Nihayet uzun tartışmalardan sonra Tong Yabgu'nun oğlu Se-Yabgu üzerinde anlaşıldı. Bu defa Töles'ler ayaklandılar. Güçsüz düşen devlet Çin'e bağlanarak istiklalini kaybetti.(630)

    ZOR GEÇEN YILLAR
    630 yılı Göktürkler için tam bir felaket olmuştu. Hem Doğu Göktürk, hem de Batı Göktürk Hakanlığı aynı akıbete uğramış bu tarihte Çin'e boyun eğmiştir. 630-680 yılları arası Göktürk'ler için matemli bir devre oldu. Bu dönemde Türkler, varlıklarını, dillerini ve geleneklerini muhafaza ettiler ise de bağımsız bir devletten yosunluk onlara derin bir üzüntü kaynağı oldu.

    Orhun kitabelerinde bu zaman hakkında şöyle bir deyim vardır: "Ülkeli bir kavim idim,şimdi ülkem nerede?. Hakanlı bir kavim idim, şimdi Hakan nerede?..."

    Göktürkleri bu felakete sürükleyen sebepler, Orhun Yazıtlarına göre şu üç noktada toplanmaktadır:
    1-Güçlü ve dirayetli Hakanlardan sonra gelen hakanların zayıf ve yetersiz oluşları:
    "...Kagan bilge imiş,cesur imiş, buyrukları bilge imiş, cesur imiş. Beyleri de kavmi de iyi imiş, böylece ülkeyi tutup töreyi düzenlemişler... Sonra kardeşler, oğullar kağan olmuş, küçük kardeş büyük kardeş gibi yaratılmadığı, oğul babası gibi yaratılmadığı için bilgisiz kağanlar tahta oturmuşlar. Buyrukları da bilgisiz, kötü imişler... Türk beyleri Türk adını unutmuşlar, Çin beylerinin adın almışlar, Çin hakanına boyun eğmişler, elli yıl işlerini, güçlerini (ona ) vermişler..."
    2-Türk kavminin uygunsuz tutumu:
    "Türk bodunu... Sen aç olduğun zaman tokluğu düşünemezsin, tok olduğun zaman açlık nedir bilmezsin. Bu sebepten hakanın iyi sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrıldın, harap bitkin düştün... Müstakil hakanlığa karşı kendin yanıldın... Doğuya gittin, Batıya gittin. Kutlu yurt Ötüken'i terk ederek gittiğin yerlerde ne yaptın? Su gibi kan akıttın, kemiklerin dağ gibi yığıldı. devlete karşı geldin, onu kötü hale soktun"; "Türk bodunu kendi hakanını bıraktı hüküm altına girdi. Hüküm altına girdiği için tanrı ona ölüm verdi, Türk bodunu mahvoldu."
    3-Çin siyaseti ve yıkma propagandası:
    "Çin kavminin sözü tatlı, ipeklisi yumuşak imiş; tatlı sözü, yumuşak ipeklisi ile uzak kavimleri aldatıp yaklaştırır imiş. Sonra da fesat bilgisini orada yayarmış; iyi bilge kişi yürütmez imiş. Onun tatlı sözüne, ipeklisine kapılan çok Türk kavmi öldü..." "...Çin kavmi hilekar ve kurnaz olduğu için, beylerle kavim arasına nifak girmesi yüzünden Türk bodunu devletini ve kağanını kaybedivermiş..." "...Çin kağanı, Türk kavmi (ona) bunca işini gücünü verdiği halde Türk kavmini öldüreyim, soyunu mahvedeyim dermiş, mahvetmeğe yürürmüş..."

    GÖKTÜRKLER'İN TEKRAR BAĞIMSIZLIĞINA KAVUŞMASI
    Türk milletinin yıllar süren bu durumu nihayet tekrar isyan etmeye başlamasıyla son bulma yoluna girdi. Çin içindeki bazı Türk zümrelerinin, bu maksatla başa geçirdikleri Nİ-Şİ-FU davayı kaybetmiş, ve kesilen başı Çin başkenti Lo-yang'a götürülmüştü. (679) Yine Aşına soyundan olup mücadeleye devam eden Fu-Nien kalabalık Çin kuvvetleri karşısında yenilmiş ve 53 arkadaşı ile birlikte Lo-Yang çarşısında idam edilmiştir. (681)

    İstiklal savaşına girenlerden birisi de Kutlug'du. Kuzey Çin'de 680'lerde faaliyete geçen Kutlug gizlice teşkilat kurarak etraftaki Göktürk ileri gelenlerini etrafına toplamayı başardı. Harekat hızlı yayıldı. Kutlug'un çağrısı üzerine katılanların sayısı kısa zamanda 5000 kişi kadar oldu. Bunlar arasında en ünlü olanı ünlü devlet adamı ve kumandanı TONYUKUK' tur.

    Kutlug ile Tonyukuk,önce Çin eyaletine baskın yaptılar (681). 30.000 kadar at, koyun, deve elde ettiler. Yeni gelen kuvvetlerle birleşerek Gobi Çölü-Orhun Irmağı arasına çekildiler. İstiklal savaşının ikinci durağında hedef Ötüken idi. Burası Türklerin kutlu toprağı sayılıyordu. Büyük Hun İmp. ile 1.Göktürk İmp. nun ağırlık merkezi burası olmuştu.

    Ötüken Baykal gölü'nün güney batısında yüksekçe dağlarla çevrili bir saha idi. İklimi ılık ve otlakları bol idi. Selenga Irmağı boylarındaki Oğuz'lar Kutlug hareketinin gelişmesinden kuşkulanıyorlardı. Tedbir olmak üzere Kitan ve Çinlilerle anlaşma yolları aramaya başladılar. Bu durumda gecikmenin tehlikeli olacağı sonucuna varan Kutlug derhal sefere çıktı. Tonyukuk'un tavsiyesi ile baskın şeklinde başlayan savaş "İnekler Gölü" kıyısında zaferle sonuçlandı. (682)Oğuz tehlikesi böylece ortadan kaldırıldı.

    II.GÖKTÜRK DEVLETİ
    Bu savaş Göktürklerin Ötüken'e hakim olmalarını sağladı.Kutluk "Kagan" ilan edildi ve "İLTERİŞ" ünvanını aldı. İlteriş Türkçe de devleti derleyip, toparlayan manasına gelir.

    İLTERİŞ KAĞAN (682-692)
    İlteriş önce Devleti teşkilatlandırdı. Kardeşi KAPGAN'ı "ŞAD" öteki kardeşi TO-Sİ-FU'yu "Yabgu" ilan etti. İstiklalin kazanılıp, Devletin kuruluşunda birinci planda rolü olan Tonyukuk, Devlet müşaviri oldu. Tonyukuk ordu ve diplomasi işlerinin düzenlenmesi görevini üzerine aldı.

    Yeni Devletin ilk hedefi Çin oldu. Çünkü hem bu devlet sinsi ve hilekar hem de yeni Göktürk Devletinin yiyecek, giyecek ve at gibi şeylere yoğun ihtiyacı vardı. Bu bakımdan Çin'e seferler düzenlendi. 682-687 yıllarında Çin içlerine doğru 46 akın yapıldı. Saldırı hedefi olarak daima Çinlilerin ÇU dedikleri garnizon ve eyalet merkezleri seçiliyordu. Çin orduları bu seferler sonucunda dağıtıldı, 685 ve 687 yıllarında büyük zaferler elde edildi.

    İlteriş Kagan Devleti tekrar eski gücüne kavuşturmayı başarmıştı. 2.Göktürk Devletinin milli kahramanı payesine yükselen bu ilk Kağanı 692 yılında öldü.



    Kutluk Kağan Çine karşı "Ulusal Kurtuluş Savaşına" girişerek II. Göktürk devletini kurmuştur. Bu özelliği ile Kutluk Kağan, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran M. Kemal Atatürk'e benzer.



    İlteriş öldüğü zaman iki oğlunda Bilge 8 Kül-Tegin 7 yaşlarındaydı. Bu sebepten dolayı 27 yaşındaki kardeşi KAPGAN Kağan oldu.



    KAPGAN KAĞAN
    Bu Türk Hükümdarı Türk tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk yine aynı görevini devam ettiriyordu. Kapgan'ın yeğenleri ve oğulları yavaş yavaş Göktürk Hakanlığının seçkin simaları haline gelmeye başlamıştı.

    Uzak görüşlü ve büyük devlet adamı Kapgan'ın planı üç ana noktada toplanıyordu:
    1-Çin'i baskı altında tutmak.Böylece Türk Devletinin huzuru korunmuş ve halka yetecek ölçüde tarım ürünü elde edilmiş olacaktı.
    2-Çin içlerinde dağınık halde yaşayan Türkleri anavatan Ötüken'e çekmek. Bu suretle Türkleri yabancı hakimiyetinden kurtaracağı gibi Türk ülkesinde askeri ve iktisadi kalkınmayı da gerçekleştirmekti.
    3-Asya kıtasında ne kadar Türk varsa hepsini Göktürk birliğine bağlamak.

    ÇİN VE KİTAN'LAR ÜZERİNE BASKI
    Kapgan seferler ve zaferler dizisini 693 Çin baskını ile açtı. Önce Ling-Çu eyaletine şiddetle saldırdı. İlk darbeden sonra, aynı yıl içinde Ling-Çu'ya sekiz sefer daha yaptı. Sonra Ordos'a seferler düzenledi. Bu sırada Kitan'larla Çin bozuşmuştu. Durumu kendi lehine çeviren Kapgan, Çin imparatoriçesini destekledi ve 696'da Kitan'ları ağır bir yenilgiye uğrattı. Zaferden sonra Kapgan Çin İmp. isteklerini bildirdi:

    1-Çin topraklarında oturan Türk asıllıların anavatana iadesi,
    2-1250 ton tohumluk darı,
    3-3000 adet tarım aleti,
    4-10.000 libre demir.

    KIRGIZ'LARIN BİRLİĞE KATILMASI
    Çin'den sonra sıra Yenisey bölgesini ellerinde tutan Kırgız Türklerine gelmişti. Mevsim kış olmasına rağmen sefer kaçınılmaz hale gemişti. Çünkü Çin Kırgız ve On-Oklar arasında anlaşma yapmıştı. Göktürk casuslarından alınan istihbarat bilgilerinde de Altay Dağlarında buluşarak ordularını birleştirip ve doğuya yürüyerek Göktürklere saldırmayı planladıkları yönündeydi.

    Kapgan ve Tonyukuk idaresindeki bir Göktürk ordusu yolsuz vadilerden bin zorlukla geçip KÖGMEN DAĞLARI'nı aştı. Anı Irmağı kıyısında Kırgızlara baskın yaptı. Savaşta hanları ölen Kırgızlar fazla direnmeden Göktürk birliğine katıldılar.

    ÇİN ÜZERİNE TEKRAR AKINLAR
    Şimdi Çin tekrar dağıtılmalıydı. On-Oklar ise sonraya bırakıldı ve tekrar anayurda dönüldü. Bunun için Kapgan,ordusunu ve idareyi yeniden düzenledi. Kardeşi To-Si-Fu'yu Hakanlığın sol kanadına, İlteriş'in oğlu Bilgeyi sağ kanada "şad" olarak tayin etti. Kendi oğlu BÖGÜ'yü de küçük kağan yaptı.

    Bu suretle Türk İmparatorluğunda iki cephe oluşurken, askeri kuvvetlerde iki ordu grubu halinde düzenlenmiş oluyordu. Kapgan Çin ile savaşa hazırlanırken, İnal Kağan ile Bilge Şad emrindeki batı orduları grubuna da On-Okları Devlete bağlamak görevini verdi. Bu grubu asıl sevk ve idare eden Tonyukuk'tu.

    Çin elçilerine karşı Kapgan Kağanın şiddetli ve kararlı tutumu bu doğu komşusunu tekrar telaşlandırdı. Türkler anavatana iade edildiler. Daha önceden istenen şartlar yerine getirildi ve Kapganın planlarından ilk ikisi gerçekleşmiş oldu.

    Kendisine gelen Çin elçilik heyetinden bir generali "Çin İmp." ilan etti ve onunla birlikte Türk ordularının bütünü ile ansızın Çin topraklarına girdi (698). 100.000 kişilik ordusu ile bütün Çin kuvvetlerini ezdi ve başta at sürüleri olmak üzere bol miktarda ganimet ve esir aldı. 23 kasaba tahrip edildi Türk orduları Peçili Körfezine kadar ulaştılar.

    Kapgan oradan kuzeye yöneldi. Ümidini kaybeden Çin sarayı orduya gizli bir emir vererek Kapgan'ı bulup öldürenin prens ilan edileceğini bildirdi. Fakat Çin orduları başkomutanı emrindeki birkaç yüz binlik kuvvetine rağmen hücuma cesaret edemiyor. Göktürk süvari tümenlerinin geçişini ancak seyrediyordu.

    TÜRK BİRLİĞİNİN YENİDEN KURULUŞU
    Aynı yıl içinde batı seferide başladı. Tonyukuk'un yüksek kumandasında, İnal ve Bilge tarafından yönetilen batı orduları Altayları aşıp Çungarya'ya ilerlediler. On-Oklar ordusunu kesin bir yenilgiye uğrattılar. Bolçu'daki bu savaşta Balkaş, İli, Isık Gölü, Çu ve Talas bölgelerindeki bütün Türkler Göktürk hakanlığına bağlandılar. Bars Bey Türgiş Kağanı ilan edildi ve Bilgenin kızkardeşi ile evlendirildi. Hakanlığın sınırları batıda Seyhun Nehri kıyısına ve Fergana'ya dayanmıştı. (698)

    Kapgan'ın planındaki üçüncü noktanın tamamlanması için Tonyukuk, İnal, Bilge komutasındaki batı ordusu Altaylardan aşarak Seyhun-Sir derya Irmağını geçti. Maveraünnehir'in kızıl kum çölüne daldı. Ordunun bir kısmını, yan hücumu önlemek üzere, İnal kumandasında bırakan Tonyukuk güneye ilerledi. Türgiş Komutanı SOKO'nun idaresindeki Sogd halkı teslim oldu. Göktürk ordusu 701 tarihinde güneyde Demirkapı'ya ulaştı. Burası M.Ö.yıllardan beri İran-Türk tabii sınırı olarak kabul edilmekteydi.

    Bu sefer dolayısıyla Göktürkler Müslüman Arablar'la ilk defa karşılaşmış oldular. İnal kumandasındaki kuvvet, Keş şehrinde karargah kurmuş olan müslüman Horasan valisinden gelebilecek bir hücuma karşı orada bırakılmış, fakat Arab kuvvetleri herhangi bir saldırıda bulunmamıştı.

    DOĞUDA VE BATIDA ZAFERLER
    Çin üzerine akınlar devam ettirildi. 702 yılında çeşitli Çin eyaletlerine 20 sefer yapıldı. İki yıl sonra 95.000 kişilik Çin ordusu büyük bir yenilgiye uğratıldı. (Ming-Şa Savaşı) İlginç olan çok kısa süreler içerisinde Çin ordularının tamamen dağıtılmasına rağmen yeniden toparlanabilmesiydi.

    Çok zor durumda kalan Çin sarayı Göktürkleri mağlup etmenin yollarını aramaya başladı. Bunun için pek çok saray erkanını plan hazırlamaları amacıyla görevlendirdi. Nihayet sarayın yüksek memurlarından biri İmparatora bir rapor sundu. Çare olarak:

    1-Önce Türkleri birbirine karşı kışkırtmayı,
    2-Daha sonra Türkleri iki cephede birden savaşa zorlamayı,

    teklif eden bir planı ortaya koydu.

    Bu arada M.Ö.36 yılında Çiçi'nin böyle yenildiğini de İmparatora hatırlatmaktan geri durmadı. Bu planlarını yürürlüğe koydular. İlk olarak Kırgızlar isyan ettiler ama hemen bastırıldı(709). Aynı yıl içinde bu kez Bayırku'lar bozguna uğratıldı. 711 yılında,itaatten çıkmış olan Türgiş'ler yeniden merkeze bağlandı.

    KAPGAN KAĞAN'IN ÖLÜMÜ
    Kapgan bütün hedeflerine ulaşmıştı. Fakat onun birliği ayakta tutmak için şiddetini gittikçe artırdığı hoşgörü tanımaz tutumu huzursuzluğa sebep oluyordu. Bu yüzden bazı Türk boyları isyan edip Seyhun kıyılarına gitmiş ama 711'de Kül Tegin tarafından cezalandırılmışlardı. Fakat aynı içinde Çin'in kışkırtmasıyla, Karluk'ların da katıldığı ve iyice alevlenen isyanlar üç yıl sürdü.

    Bu arada tekrar ordu hazırlayan Çin üzerine tekrar yürünmesi gerekiyordu. Bunun için Çin orduları toplanma merkezi Beşbalık üzerine sefer yapıldı. İnal ve Bilge'nin de katıldığı bu savaşta Beşbalık ele geçmedi ama Çin ordusu da iyice dağıtıldı. Böylece Çin'den yakın zamanda bir saldırı ihtimali ortadan kalkmış oldu.

    İmparatorluğun esasını teşkil eden Oğuz'ların ayaklanmasına ise bizzat Kapgan Kağan kumanda etmiş, fakat ömrü boyunca dinlenmeyen bu çok sert tabiatlı hükümdar bu başarılı seferin ardından dönerken Çinlilerin kışkırttığı Bayırku'ların pususuna düşerek 716'da öldürülmüştür.

    BİLGE KAĞAN'IN HÜKÜMDAR OLUŞU
    Kapgan'ın yerine oğlu İnal geçti. Yeni Hakan bunalımı giderecek ve Devleti idare edecek kapasiteye sahip değildi. Yurda huzur getiremedi. Oğuz'ların isyanı durmamış bilakis şiddetlenmişti. Devletin kurtuluşu, İlteriş'in oğulları Bilge ve Kül Tegin'in omuzlarına yüklenmişti. Nihayet bir halk ihtilali sonunda İnal Kağan tahttan indirildi ve yerine Bilge geçti. (716-734)

    Tonyukuk ise Devlet Yüksek Mahkemesi üyeliğinden tekrar eski görevi olan müşavirliğe atandı. Bilge Kağan bu zor günleri Orhun Kitabelerinde şöyle anlatır:

    "Tanrı Türk kavmi yaşasın diye beni tahta geçirdi... Babamızın, amcamızın kazandığı milletin adı,sanı unutulmasın diye kardeşimle sözleştik. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kül Tegin ile ve Şadlarla ölesiye çalıştık..."

    Tonyukuk Çin'in toparlanmış, Göktürkler'in ise yorgun olduğu kanaatindeydi. Bilge Kağan da aynı görüşte idi. Bu sebepten dolayı Çin ile iyi geçinmek istiyordu. Ancak Çin eski oyunlarına yeniden başlamıştı. Büyük devlet adamı Tonyukuk sayesinde bu tehlikeli durumda bertaraf edildi. Çin ile anlaşmış olan Basmıl'lar ani bir baskınla mağlup edildi.Daha sonra Beş balık ele geçirildi ve Çin üzerine yürünüp Şan Tung savaşı ile mağlup edildi(720).Çin'in Kuzeybatı bölgesi tamamen ele geçirildi. Hakanlık eski canlılığını tekrar kazandı.

    BİLGE TONYUKUK
    Göktürklerin bağımsızlık savaşından başlayarak, İlteriş, Kapgan, Bilge zamanlarında Devlete aralıksız 46 yıl hizmet eden Tonyukuk, girdiği bütün savaşları kazanmayı bilmişti.

    Tonyukuk, o çağın dini, kültürel akımlarını da yakından takip ederek Türk milleti açısından değerlendiriyordu. Bilge Kağan, Çin'de olduğu gibi Türk ülkesini de surlarla çevirmek istiyordu. Tonyukuk bu fikre itiraz etti; "Bunlar olmamalı, biz ömrünü sulu ve otu bol bozkırlarda geçiren bir milletiz. Bu hayat bizi daima bir savaş egzersizi içinde tutmaktadır. Göktürklerin sayısı Çinlilerin yüzde biri bile değildir. Başarılarımız yaşayış tarzından ileri gelir. Kuvvetli zamanlarımızda ordular yürütür, akınlar yaparız. Zayıf isek bozkırlara çekilir mücadele ederiz. Eğer kale ve surlar içine kapanırsak, Tang orduları bizi kuşatır, ülkemizi kolayca elde ederler..."

    Bilge'nin bir başka düşüncesi ise ülkede Budist ve Taoist tapınaklar yaptırarak bu din ve felsefeyi Türkler arasında yaymak istiyordu. Tonyukuk ise yine itiraz etmiş ve şöyle demişti:

    "Her ikiside insanlıktaki hükmetme ve iktidar duygusunu zayıflatır. Kuvvet ve savaşçılık yolu bu değildir. Türk milletini yaşatmak istiyorsak, ne bu çeşit öğretime, ne de bu türlü tapınaklara ülkemizde ihtiyaç vardır."

    Tarihte Türk milletinin geçirdiği acı tecrübelerin ışığında yapılmış olan bu tavsiyeler, Göktürk başkentinde iyi anlaşılmıştır. Batılı araştırmacılar Tonyukuk için " Göktürk'lerin Bismarck'ı " derler.

    Tonyukuk 725'i takip eden yıllarda öldü. Sonra hatırasına Orhun'un doğusunda bir kitabe dikildi. Bu kitabe Türk dili ve edebiyatının , uzunca okunabilen ilk anıtı olarak kültür tarihinde önemli yer tutar. Aynı zamanda,Türklerden kalma bir milli tarih kaynağıdır. Kitabe metninin Tonyukuk tarafından ölmeden önce yazılmış olma ihtimali oldukça yüksektir. Bu da bu Devlet büyüğüne Türk edebiyatının adı ve şahsiyeti bilinen ilk siması olma şerefini kazandırır.


    731 yılında da Kül Tegin öldü. Öldüğü zaman 47 yaşında idi. Kül Tegin'in ölümü karargahta derin bir üzüntü yarattı. Bu durumu Bilge Kagan şöyle anlatır: "Küçük kardeşim Kül Tegin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu. Zamanın taktiri Tanrı'nındır. Kişi-oğlu ölmek için yaratılmıştır. Yaslandım gözden yaş, gönülden feryat gelerek yıkıldım... Milletimin gözü, kaşı (ağlamaktan) fena olacak diye sakındım".

    Adına bir kitabe dikilmiş, bu kitabe Göktürk tarihi,kültürü ve Türk dili ve edebiyatı yönlerinden eşsiz değerdedir. 1 kasım 731 günü yapılan cenaze törenine Göktürk halkı ve ileri gelenlerinden başka, Çin'den İran'a kadar pek çok devlet adamı ve kavimler hususi heyetlerle katılmışlardır.

    BİLGE KAĞAN
    Bilge iki büyük yardımcısını kaybettikten sonra önemli bir faaliyette bulunmadı. Bilge Kağan, Buyruk-Çor adındaki vezirini, bir ortak pazar yeri anlaşması için Çin'e gönderdi. Daha sonra bir Çin prensesi ile evlenmek isteğini kabul eden Çin İmp. teşekkür mektubu yazmıştı. Fakat bu evlenme gerçekleşmedi. Çünkü Buyruk Çor, Bilge Kagan'ı zehirleyerek öldürmüştür.

    Bilge 25 Kasım 734 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

    Öldüğü sırada 50 yaşlarındaydı. Bilge 19 yıl "ŞAD" ve 19 yıl da Kagan olarak milletine hizmet etmiştir. Türk milletini çok sevmiş ve inanmış bir devlet adamıydı. Bu duygularını şöyle dile getirir:

    "Ey Türk milleti, üstte gök yıkılmaz, altta yer delinmezse, devletini töreni kim bozabilir". "Üstte Tanrı, aşağıda yer buyurduğu için, milletimi gözünün görmediği, kulağının duymadığı ileri gün doğusuna, geri gün batısına, beri gün ortasına, yukarı gece ortasına kadar götürdüm. Altın'ın sarısını, gümüşün beyazını, ipeğin halisini, atın aygırını, kakımın siyahını, sincabın gökünü, milletime, Türklerime kazandırdım."



    Bilge Kagan'ın ölümü, Kül Tegin'in acısını henüz unutmayan Türk halkını derin üzüntüye boğdu. Çin imparatoru da baş sağlığı dileyerek ülkesinde matem ilan etmiştir.

    GÖKTÜRK DEVLETİNİN YIKILMASI
    Bilge Kağan'ın ölümü üzerine devlette çöküş sürecide başlamış oldu. Bilge'nin yerine sırasıyla oğulları TÜRK BİLGE KAGAN ve TENGRİ HAN geçtiler. Fakat devletin idaresi Tonyukuk'un kızı olan annelerinin elindeydi.

    Devlete hakim olamadılar. Hanedan üyeleri birbirine düştü. Durumdan faydalanan Basmıl'lar, Karluk'lar ve Uygur'lar birleştiler. Aşına ailesinden gelen basmıl yöneticisini 742 yılında Kagan ilan ettiler. Bu arada müttefiklerin arası açıldı ve Basmıl Kagan'ı ortadan kaldırıldı. Kağan'lığa Uygur yöneticisi KUTLUG BİLGE KÜL geçirildi.

    Ötüken'de artık Uygur devleti başlıyordu. (745) Bununla beraber, Göktürk çağının bazı aileleri, hatta Tonyukuk soyundan gelenler Uygur devletinde ve daha sonraki devirlerde bile önemlerini korumuşlardır.



    GÖKTÜRK DEVLETİ'NİN TÜRK TARİHİNDEKİ ÖNEMİ:
    1. Tarihte ilk defa Türk adıyla kurulan devlet, Göktürk Devleti'dir.
    2. Orhun Anıtlarını dikerek (II.Göktürk zamanında) Türk tarihi ve Türk edebiyatının ilk yazılı kaynaklarını oluşturmuşlardır.
    3. Milliyetçilik duygusu, Fransız ihtilalinden 1000 yıl önce Göktürkler döneminde en yüksek seviyede yaşanmıştır.
    4. Asya Hun Devleti'nden sonra Türkleri tarihte ikinci defa tek bayrak altında toplamayı başarmışlardır

    UYGUR DEVLETİ
    UYGUR DEVLETİ (Orhun Uygur Devleti)
    | |
    Turfan (Doğu Türkistan) Kansu (Sarı Uygur) Devleti
    Uygur Devleti



    ORHUN UYGUR DEVLETİ:

    Karluk ve Basmiller'le birleşerek II. Göktürk Devletini yıkan UYGURLAR Orhun bölgesinde UYGUR DEVLETİ'ni kurdular (745).
    Kurucuları KUTLUK BİLGE KÜL KAĞAN, merkezleri Ordubalık (Karabalsagun)'dur.

    Kutluk Bilge Kül Kağan Türklerin şehir kuran ilk hükümdarıdır. İlk Türk şehri Ordubalıkdır.



    Bilge Kül Kağan'dan sonra MOYENÇUR başa geçmiş, onun döneminde Müslüman Araplar (Abbasiler) ile Çinliler arasında Talas Savaşı yaşandığından, Abbasilere yenilen Çinliler güç kaybına uğramışlardı. Bu durumdan yararlanan Uygurlar Çinin TARIM havzasını ele geçirdiler. Moyençur'dan sonra başa BÖGÜ KAĞAN geçti.



    BÖGÜ KAĞAN DEVRİ:

    Bu devirde Uygur Türkleri ile çin arasında iyi ilişkiler kuruldu, ticaret gelişti. Bögü Kağan Çine yardım amacıyla "Tibet Seferine" çıktı.

    Tibet Seferi ve Sonuçları:
    Bögü Kağan Tibet seferi sırasında iki MANİ (MANİHEİZM) rahibini yanına alarak ülkesine geri döndü. Bu rahipler Uygur Türkleri arasında Mani dininin yayılmasına sebep oldular. Ayrıca Türkler arasında Budizm'de yayılmaya başladı.

    Mani Dininin Özelliği: Avlanmayı, et yemeyi ve savaşmayı yasaklayan bir dindir.
    Mani Dininin Uygurlar üzerindeki Etkileri:
    1- Uygurlar Savaşçılıklarını kaybettiler.
    2- Yerleşik hayata geçtiler. (Türklerde ilk defa yerleşik hayata Uygurlar geçmiştir.)
    3- Yerleşik hayata geçmeleriyle Uygurlar ticaret,bilim, sanat ve edebiyat gibi bir çok alanda geliştiler.

    UYGUR DEVLETİ'NİN (ORHUN BÖLGESİ) YIKILIŞI:
    840 yılında bir başka Türk kavmi olan KIRGIZLAR, Uygur Devletine son verdiler. Kırgızlar'ın Orhun Bölgesinden kovmalarıyla Uygurlar, Kansu ve Turfan bölgelerine göç etmek zorunda kaldılar.

    Kırgızlar; Orhun Bölgesinden Uygurları kovarak, buradaki Türk nüfusunun azalmasına sebep olmuşlardır. Bu yüzden bu en eski Türk Yurdu, daha sonra Kırgızları yenen Moğolların eline geçerek kolayca Moğollaşmış, MOĞOLİSTAN olarak anılmıştır.

    TURFAN ( DOĞU TÜRKİSTAN) UYGUR DEVLETİ:
    Kırgızlar tarafından kovulan Uygurların bir kısmı Turfan Bölgesi'ne gelerek, burada yeni bir devlet kurdular. Bu devletleri de Moğollar tarafından 1207'de yıkıldı. Uygurlar günümüzde Doğu Türkistan diye anılan bu bölgede Çin'e bağlı özerk bir devlet olarak yaşamaktadır.

    KANSU (SARI UYGUR) DEVLETİ:
    Kırgızlardan kaçarak Kansu Bölgesi'ne gelen Uygurlar tarafından kurulan bu devlete Sarı Uygur Devleti de denilmektedir. 1209'da Moğolların hakimiyetine girmiştir.

    UYGURLARLA İLGİLİ DİĞER ÖNEMLİ BİLGİLER:
    18 harfli Uygur Alfabesini hazırladılar.
    Cengiz Han'ın egemenliğine girmelerine rağmen medeniyette geliştiklerinden Moğollar'ı devlet teşkilatı, ticaret, bilim, sanat, alfabe gibi konularda etkilediler.
    Moğolların Türkleşmesinde önemli bir rol oynadılar. (Özbek ve Çağatay Türkleri)
    İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar'la savaştılar. (Sebep Uygurların Budizmi, Karahanlıların İslamiyeti yaymak istemeleri.)
    Tahta harflerden MATBAA'yı oluşturdular, pamuktan KAĞIT yaptılar.
    Uygurlar Yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğudur.



    C. DİĞER TÜRK DEVLETLERİ VE TOPLULUKLARI

    1. Avarlar

    552 yılında Orta Asya'daki Avar İmparatorluğuna Göktürkler son verince, batıya doğru ilerleyerek Romanya'ya giren AVARLAR merkezi MACARİSTAN olan yeni devletlerini kurdular.
    * Çin kaynakları Avarlara JUAN- JUAN demektedir.
    * 619 yılında tek başına, 629 yılında da Sasanilerle ortaklaşa İstanbul'u kuşattılar.

    NOT: İlk defa İstanbulu kuşatan Türkler, Avarlardır.

    * Slav topluluklarının göç etmesine neden olarak, bunların doğu Avrupa ve Balkanlara inmesini sağladılar. Böylece Balkanların Slavlaşmasında etkili oldular.
    * 805 yılında Franklar tarafından yıkıldılar.

    Orta Asya'da Juan-juan adıyla bilinen, Avarların kökenleri konusunda kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak son ilmî araştırmalar, Avarların iki kavim unsuruna dayandığını ortaya koymuştur.İşte bugün, bunlardan en az birinin Türk kökenli olduğunu söyleyebilmekteyiz. Ayrıca Avrupa'da büyük etkiler bırakan Avar topluluklarının da bu Türk unsurlara dayandığı söylenebilir

    Avarlar, 552 yılında Göktürk devletinin kurulması üzerine, İç Asya'daki yurtlarını terk ederek batıya doğru kaçmışlardı. Önce Kafkasya'da görünen Avarları Bizanslılar, Uarhunit (Avar-Hun) diye adlandırmışlardır. Burada Bizans ile vardıkları bir anlaşma ile 558'de Sabar devletine son verdiler. Bu sayede Volga (İtil) ırmağından Tuna'ya kadar olan sahada hâkimiyet kurmuşlardır. Ancak Göktürklerin baskısı ile burada fazla tutunamayarak önlerine çıkan bir kısım Slâv kabilelerini yenerek, Onogur (Bulgar), Otrigur, Kutrigur gibi Türk asıllı kavimleri de sürükleyerek Karadeniz'in kuzeyinden Tuna nehri boylarına kadar ilerlediler. Bu sırada Bizans'a elçiler göndererek, Bizans arazisinde yerleşebilecekleri bir yer istediler. Bizans, Göktürk baskısı yüzünden, Avarların bu isteklerine çekingen davranmıştır.

    567 yılında Macar ovasına gelen Avarlar, bu bölgede yaşayan güçlü Germen kavimlerinden Gepidleri dağıtmış, Lombardlar'ı da İtalya'ya göçe mecbur etmişlerdir. Böylece Avarlar, Macar ovasına tek başlarına hâkim oldular.

    Bu sırada Avarların başında meşhur Bayan Han bulunuyordu. Avarların bu başarısından sonra Macaristan'ın tamamı, tarihte ilk defa olarak, tek bir siyasî güç etrafında toplanıyordu. Ayrıca, Avarların hâkimiyeti altında bulunan Slâvlar, tarihlerinde ilk defa, tek bir siyasî idare altında bir araya gelmiş oluyorlardı.

    Bu tarihten sonra Avarların Bizans'a yöneldiklerini görüyoruz. Trakya ve Makedonya'da büyük akınlar yapan Avarlar, iki defa Selânik'e kadar ilerlemişler ve şehri kuşatmışlardı. Avar askerî baskıları sonunda Bizans, ancak onlarla büyük meblağlar tutan yıllık vergiler ödemek suretiyle barışı sağlayabiliyordu

    Bir ara Avarlar, İstanbul'u kuşatarak, Bizans'a korkulu anlar yaşatmışlardı (626). Bu tarih Avar hâkimiyetinin zayıflamaya başladığı zamana rastlar. Zira bu esnada Avarların hâkimiyetinde bulunan Slâv kabileleri ve Türk asıllı Bulgarlar ayaklanmışlardır. 679 yılında Tuna Bulgar devletinin kurulması da Avar devletini sarsmıştır. Buna rağmen Avarlar varlıklarını 9.ncu yüzyılın başına kadar koruyabilmişlerdir.

    776-803 yılları arasında, bir yandan Frank kralı Büyük Şarl, bir yandan da Bulgar hükümdarı Kurum Han'ın Avarlara karşı giriştikleri saldırılar, Avar devletinin sonu olmuştur

    Avarların Avrupa kavimleri üzerinde, önemli etkileri olmuştur. Avrupa kavimleri, özellikle de Slâvlar, devlet yönetimi ve askerlik konusunda Avarlardan çok şey öğrenmişlerdir. Üzengiyi ilk defa Avrupa'ya getirenler de Avarlar olmuşlardır.



    2. Bulgarlar

    453 yılında Attila'nın ölümünden kısa bir zaman sonra, Büyük Hun Devleti'ni oluşturan değişik ve çok sayıdaki kavim dağılmıştı. Bunlar arasında bulunan Türk asıllı kavimlerin, yeniden Güney Rusya ovalarına döndüğünü biliyoruz. Bu kavimler, tam bu sıralarda doğudan aynı sahaya gelerek yerleşen Onogur Türkleri ile karışarak Bulgar adı verilen yeni bir Türk kavmini meydana getirmiştir. Zaten Bulgar ismi de Türkçe, karışık manasına gelen bulgamak fiilinden gelmektedir.

    453 yılında Attila'nın ölümünden kısa bir zaman sonra, Büyük Hun Devleti'ni oluşturan değişik ve çok sayıdaki kavim dağılmıştı. Bunlar arasında bulunan Türk asıllı kavimlerin, yeniden Güney Rusya ovalarına döndüğünü biliyoruz. Bu kavimler, tam bu sıralarda doğudan aynı sahaya gelerek yerleşen Onogur Türkleri ile karışarak Bulgar adı verilen yeni bir Türk kavmini meydana getirmiştir. Zaten Bulgar ismi de Türkçe, karışık manasına gelen bulgamak fiilinden gelmektedir.

    Büyük Bulgar Devleti
    Bulgarlar, 558 yılından sonra, bir süre Avarların hâkimiyetinde yaşadılar. Avarların 567 yılında Göktürk baskısı ile, güney Rusya'dan Orta Avrupa'ya doğru kaçmaları esnasında, çok sayıda Bulgar topluluğunu da beraberlerinde sürüklerler. Geride kalanlar ise Göktürk hâkimiyetine girerler. Bu Bulgar toplulukları, Bizans'ın da yardımı ile, 7.nci yüzyılın başlarında Göktürk hâkimiyetinden kurtulurlar. Böylece, Karadeniz kuzeyinde yaşayan Bulgar toplulukları reisleri olan Kobrat idaresinde, bir devlet kurabilmişlerdir. Onun zamanında devletin sınırları Kuban ırmağından Tuna'ya kadar uzanıyordu. Ancak Bulgarların büyük çoğunluğunu bir arada toplayan, bu Bulgar devleti uzun ömürlü olmaz. Hükümdarları Kobrat'ın ölümünden hemen sonra, Hazar devletinin baskısı ile parçalanır (643). Kobrat'ın büyük oğlu Bayan Han idaresinde, Kuban ırmağı boylarındaki yurtlarında kalan bir kısım Bulgarlar, Hazarların hâkimiyetine girmek zorunda kalmışlardır.

    BÜYÜK BULGARYA DEVLETİ
    | |
    Tuna Bulgar Kama(Volga=İtil)
    Devleti Bulgar Devleti

    * Karadeniz'in kuzeyinde Göktürk Devletinin yıkılmasıyla "Büyük Bulgarya Devleti" kuruldu. Ancak kurucusu KUBRAT'ın ölümüyle Hazarlar tarafından yıkıldı. Bulgarların bir kısmı Tuna nehri, bir kısmı da Volga nehri kıyılarına göç etmek zorunda kaldı.

    Tuna Bulgar Devleti
    Hazarlara bağlanmak istemeyen Bulgarların bir kısmı kuzeye, bir kısmı da batıya gelerek, Balkanlarda Tuna Bulgar Devleti'ni kurdular (679). Batıya gelenlerin başında, Kobrat'ın küçük oğlu Asparuh bulunuyordu . Tuna Bulgarları, bir yandan Avarlar ile bir yandan da Bizans ile mücadele etmişlerdir. Tuna Bulgarları'nın en büyük hükümdarı Kurum Han (803-814) idi. Onun zamanında büyük bir Bizans ordusu yenilmiş, imparatorları da bu savaşta ölmüştü. Bulgarlar, yine onun zamanında İstanbul'u kuşatacak kadar güçlenmişlerdi. Kurum Han giriştiği saldırılarla Avarlara da büyük darbeler vurmuştur.

    Tuna Bulgarları'nın hâkim olduğu sahada, yoğun Slâv nüfusu yaşamaktaydı. İki yüz yıla yakın Türklüklerini muhafaza eden Bulgarlar, Boris Han zamanında Hristiyanlığı resmen kabul etmeleriyle (864) bu Slâv nüfus arasında eriyip gitmişlerdir. Bu bölgede 14.ncü yüzyıldan sonra, beş yüz yıl Osmanlı Türkleri egemen olacaklardır.

    İtil Bulgar Devleti
    Hazar hâkimiyetine girmek istemeyerek, kuzeye yönelen bir kısım Bulgarlar, İtil (Volga) boylarında yerleşmişler ve burada Moğol istilasına kadar devam edecek bir devlet kurmuşlardır. İtil Bulgarlarının yerleştiği bölge, İslâm ülkeleri ile Hazarlar ve İskandinav kavimleri arasında ticaret yolları üzerinde idi. Ticaret ve tarım ile uğraştıklarını bildiğimiz Bulgarlar, uzun bir süre Hazarlara bağlı kalmışlardır. Bulgar şehri diye bilinen başkentleri, zamanının önemli ticaret merkezlerinden idi.

    Müslüman tüccarların tesiriyle 10.ncu yüzyılın başlarında İslâmiyet ile tanışan Bulgarlar, Abbasiler ile diplomatik ilişki kurmuşlardır. Bulgar hanı Almış, Abbasi halifesine başvurarak, İslâmiyet'i öğretecek din âlimleri istemiştir. Abbasi halifesi bu isteği kabul ederek, kalabalık bir heyeti 622 yılında Bulgarlara göndermiştir. Bu heyet içerisinde bulunan İbn Fadlan, başından geçenleri anlattığı seyahatnamesinde, Bulgarlar ve diğer Türk boyları hakkında önemli bilgiler vermektedir. İtil Bulgar Devleti'ne 1237 yılında, Altınorda Hanı Batu tarafından son verilmiştir.

    İlk Müslüman Türk topluluklarından olan İtil Bulgarları, bugünkü Kazan Türklerinin atalarıdır. Diğer Bulgar toplulukları eriyip gittikleri hâlde, İtil Bulgarları Müslüman olmaları sayesinde kimliklerini koruyabilmişlerdir



    3. Hazarlar

    Kuzey Karadeniz ve Kafkaslar arasındaki bölgede Göktürk Devletinin yıkılmasıyla HAZAR KAĞANLIĞI kuruldu.
    * Ticarette geliştiler.
    * Hazar yöneticileri Museviliği benimsediler. Halk arasında Hırıstiyanlık ve müslümanlık yayılmıştı. * Hazarlar ülkelerinde farklı dinleri içinde bulundurduklarından yüksek bir HOŞGÖRÜ vardı.

    Avrupa'da kurulan ilk Türk devletleri içinde en kuvvetli ve uzun ömürlü olanı Hazar devletidir. Karadeniz'in kuzeyine kadar hâkimiyetini genişleten Batı Göktürk Devleti'nin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Göktürkler, 7.nci yüzyılın başında, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında dağınık bir hâlde yaşayan, Sabar, Ogur ve Onogur gibi Türk kavimlerini kuvvetli bir birlik hâlinde teşkilâtlandırırlar. İşte bu birliğe Hazar adı verilmiştir.

    Hazarlar için Bizans ve Çin kaynaklarında Türk veya Türk-Hazar adı da kullanılmıştır. Hazar Devleti'nin kurucuları, Göktürk hükümdar ailesinin mensup olduğu Asena soyundandırlar. Hükümdarlarına da Göktürkler gibi, kağan diyorlardı. Hazarlar, Göktürk Devleti'nin yıkılışı ile tamamen bağımsız bir devlet haline gelmişlerdir (630).

    Hazarlar, Bizans, İran, Arap devletleri ile yoğun ilişkiler kurmuşlar, çeşitli Slâv kavimlerini ve İtil Bulgar Devleti'ni hâkimiyetlerine almışlardı. Bizans-Sasani savaşlarında Bizans ile ittifak yapmışlar ve Bizans'ın üstün gelmesinde önemli rol oynamışlardı (628). Hazar-Arap ilişkileri daha çok savaş şeklinde olmuştur. Güney Azerbaycan yönündeki Arap ilerleyişini durdurarak, Bizans'ı Doğu Avrupa yoluyla güvenceye almışlardır. Ancak Arap orduları, 8.nci yüzyıldan itibaren Hazarlara üstünlük sağlamışlardır. Bir defasında bir Arap seferi karşısında Hazar kağanı barış istemek zorunda kalmıştır (737). Bu tarihten sonra Hazarlar arasında İslâmiyet yayılmaya başlamıştır.

    Hazarların yaşadıkları bölge canlı bir ticaret merkezî konumundaydı. ( Hükümdarlık ailesi yanında bir kısım halk da Museviliği seçmişti. Bugün Karaim adıyla bilinen Türk kökenli Museviler, Hazarların torunudurlar. )

    9.ncu yüzyılın ortalarında, Peçenekler'in İtil-Harezm ticaret yolunu ele geçirmeleri üzerine Hazarlar, başlıca gelir kaynakları ticaretin aksaması ile zayıfladılar. Daha sonra Peçenek ve kendilerine bağlı Slâv (Rus) prensliklerinin saldırılarıyla 10.ncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızla çöktüler . Dağılan Hazar toplulukları ise doğudan gelen Türk toplulukları arasında erimişlerdir. Hazarların devlet teşkilâtı ve askerlik alanında Slâv (Rus) kavimleri üzerinde büyük etkileri olmuştur. Bugünkü Hazar Denizi, adını Hazar Türklerinden almıştır.



    4. Macarlar

    * Fin Ugor kavmi ile OGUR Türklerinin karışmasıyla MACAR kavmi ortaya çıkmıştır.
    * 896 yılında kendi adlarını verdikleri MACARİSTAN'a gelerek devletlerini kurdular.
    * X. yüzyılda Hırıstiyanlığın Katolik mezhebini benimsediler. (Bundan sonra Türklük özelliklerini kaybetmeye başladılar.)
    * Almanların (Germenlerin) doğuya doğru yayılmasını engelleyerek, Balkan topluluklarının (Slavların) Germenleşmesini önlediler.

    Macarlar, Fin-Ugor kavimlerinin Ugor kolundandır. Macar adı, bu kolun diğer adı olan, Manysi-er'den gelmektedir. İlk yurtları İtil (Volga) ırmağının yukarı kısımlarıdır. 6.ncı yüzyılda Sabarlar tarafından güneye itilen Macarlar, Hazar Kağanlığı'na bağlanmışlardır. Bu dönemde yaşadıkları bölge, Don ve İtil ırmakları arasıdır. Macar tarihinde ve destanlarında önemli bir yer tutan bu bölgeye Macarlar, Etel-Közü adını vermişlerdir. Bu bölgede Onogur Türkleri'nin de karışmasıyla bugünkü Macar milletinin çekirdeği oluşmuştur. Macarların diğer adı olan Hungar sözü de bu Onogur'dan gelmektedir.

    Macarlar, Fin-Ugor kavimlerinin Ugor kolundandır. Macar adı, bu kolun diğer adı olan, Manysi-er'den gelmektedir. İlk yurtları İtil (Volga) ırmağının yukarı kısımlarıdır. 6.ncı yüzyılda Sabarlar tarafından güneye itilen Macarlar, Hazar Kağanlığı'na bağlanmışlardır. Bu dönemde yaşadıkları bölge, Don ve İtil ırmakları arasıdır. Macar tarihinde ve destanlarında önemli bir yer tutan bu bölgeye Macarlar, Etel-Közü adını vermişlerdir. Bu bölgede Onogur Türkleri'nin de karışmasıyla bugünkü Macar milletinin çekirdeği oluşmuştur. Macarların diğer adı olan Hungar sözü de bu Onogur'dan gelmektedir.

    Macarlar, 9.ncu yüzyılın sonlarına doğru Peçenekler tarafından batıya itilmişlerdir. Bu sırada başlarında Hazar Türkleri'nden Kabar oymağından Almışoğlu Arpad bulunuyordu. Artan Peçenek baskısı karşısında daha da batıya kayan Macarlar, 896 yılında, kendi adları ile anılan bugünkü yurtlarına geldiler. Bu bölgede Avrupa içlerine yaptıkları akınlar ve Almanlarla giriştikleri mücadelelerle adlarından uzun süre söz ettirdiler. 1000 yılında Katolik mezhebini kabul ederek Hristiyanlaşmışlardır. Macarlar, Avrupa'da Slâvların birlik oluşturmasını engellemişler ve ayrıca Almanların Balkanlara sarkmasını da önleyerek denge unsuru olmuşlardır. 150 yıl kadar Osmanlı idaresinde yaşayan Macarlar, Avrupa'da önemli bir güç olarak, günümüze kadar gelmişlerdir



    5. Peçenekler

    1* Karadeniz'in kuzeyinde Don ve Dinyesper nehirleri arasındaki bölgeye yerleştiler.
    2* Kiev Prensliğini yenerek, Rusların Karadeniz'e inmelerini engellediler.
    3* 1071 Malazgirt Savaşına Bizans ordusu içinde ücretli asker olarak katıldılar. Ancak Selçukluların kendileri gibi Türk olduklarını anlayınca Selçuklu ordusu saflarına katıldılar.
    4* Edirne ve Trakya'nın Marmara kıyılarına kadar olan toprakları Bizans'tan aldılar.

    5* İzmir Beyi ÇAKA BEY Peçeneklerle temas kurdu. Buna göre Çaka Bey Peçeneklerle birlik olarak Anadolu ve Rumeli'den İstanbul'u kuşatmak istiyordu. Ancak Bizans kurnaz bir politikayla, yine bir Türk topluluğu olan KUMANLAR'ı Peçenekler üzerine saldırtarak, Peçeneklerin dağılmasına sebep olmuştur.



    PEÇENEKLER (Ayrıntılı Bilgi)
    Peçenekler, Uz (Oğuz), Kuman gibi Türk boyları ile birlikte Orta Asya'dan doğu Avrupa'ya akan büyük bir göç dalgası içerisinde yer almışlardır. Oymaklar birliği biçiminde hareket eden Peçenekler, siyasî hayatları boyunca bir devlet düzenine geçememişlerdir.

    Peçenekler, Batı Göktürklerini oluşturan Onoklardan gelmektedirler. Önceleri Isık Balkaş gölleri dolaylarında oturuyorlardı. Batı Göktürk Kağanlığı'nın dağılmasından sonra, Karluk ve Oğuz baskısı ile 8.nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı Sibirya'ya çekilmişlerdir. Hazar-Oğuz ittifakının zorlaması ile İtil ırmağını geçerek Don ve Dinyeper nehirleri arasında yaşayan Macarları yurtlarından etmişlerdir. Böylece Peçenekler, Azak denizi ile Karadeniz arasında kalan sahaya hâkim olurlar. Bu geniş sahada 130 yıl kadar hâkim olan Peçenekler, bu süre içerisinde Ruslar'a ağır darbeler indirmişler ve onların Karadeniz'e inmelerine engel olmuşlardır.

    Ayrıca Bizans ile de iyi ilişkiler kurmuşlardır. Ancak doğuda artan Uz (Oğuz) baskısı karşısında Peçenekler yerlerini terk edeceklerdir. 1036 yılından sonra aşağı Tuna boylarında gördüğümüz Peçenekler, Uz ilerleyişinin durmaması üzerine Balkanlara inmeye başladılar. Peçeneklerin bir kısmı Bizans hizmetine girerek Bizans topraklarında yerleştirilmişlerdir. Hatta bunların bir kısmı 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinde, Alp Arslan'ın tarafına geçmek suretiyle Bizans'ın yenilgisinde rol oynamışlardır.

    Selçuklu Türklerinin Anadolu'yu yurt edindikleri tarihlerde, Peçenekler de Balkanlar da Bizans ile şiddetli mücadelelere girmişlerdi. Bu sırada İzmir'i alarak Batı Anadolu 'da güçlü bir beylik kuran Çakan Bey, İstanbul'u zapt etmek istiyordu. Bu amaçla Çakan Bey, soydaşları Peçenekler'le ittifak kurdu. Çok zor durumda kalan Bizans'ın yardımına yine bir başka Türk boyu Kumanlar yetişmiştir. Peçenekler, Bizans'ın kışkırtması ile 40 bin Kuman atlısının baskınına uğrayarak ezildiler (1091). Bu olaydan sonra artık Peçenekler siyasî bir varlık olmaktan çıkmışlardır. Dağınık gruplar hâlinde Hristiyanlaştırılarak yerli halk arasında eridiler.



    6. Kıpçaklar (Kumanlar)

    1* Volga'yı aşarak Avrupa'ya ve Balkanlara girmişlerdir.
    2* Kıpçakların Karadeniz'in kuzeyinde hakim oldukları topraklara "KIPÇAK BOZKIRLARI" denilmektedir.
    3* Macaristan'a giden Kıpçaklar ROMEN devletinin kurulmasında etkili olmuşlardır.
    4* Kıpçakların Oğuz Türkleriyle yaptığı mücadeleler DEDE KORKUT HİKAYELERİ'nin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
    5* CODEX CUMANİCUS (Kodeks Kumanikus); Kıpçak Türk şivesi ile yazılan Latin, Fars ve Kuman dilleri üzerine yazılmış bir sözlüktür.

    Doğuda Kıpçak, batıda Kuman adıyla tanınan bu Türk kavmi, aslında iki Türk kavminin birleşmesinden meydana gelmiştir. Batı Göktürk topluluklarından Kimeklerin bir kolu olan Kıpçaklar, önceleri Balkaş gölünden İrtiş ırmağına kadar olan bölgede oturuyorlardı. Güneyden Kumanların kendilerine katılmalarıyla güçlerini daha da artırmışlar ve çeşitli sebeplerle İtil ırmağını geçerek batıya yönelmişlerdir. Batıda daha çok dış görünüşleri ile alâkalı olarak, sarışın manasına gelen çeşitli adlar verilen Kıpçaklar, kaynaklarda beyaz tenli, sarı saçlı, güzel görünüşlü insanlar olarak tasvir edilmektedirler.

    Uzun süren mücadelelerden sonra Uzları batıya sürerek, 11.nci yüzyılın ikinci yarısında Karadeniz'in kuzeyindeki geniş bozkırlara gelip yerleştiler. Bu Uz (Oğuz)-Kıpçak mücadeleleri ünlü Dede Korkut destanlarının esas konusunu oluşturur. Kıpçaklar Karadeniz'in kuzeyindeki yeni yurtlarında, 150 yılı aşan bir süre hâkimiyet kurmuşlar, Rus ve Balkan tarihinde derin izler bırakmışlardır. Yaşadıkları bölge, o zamandan başlayarak, İslâm kaynaklarında Deşt-i Kıpçak (Kıpçak Bozkırı) adını alacaktır.

    Kıpçaklar bir çok kere Tuna'yı geçerek Balkanlar'a ve Macaristan'a akınlar yaptılar. Bizans ile zaman zaman savaşmakla birlikte genellikle iyi ilişkiler kurmuşlardır. Nitekim 1091 yılında Çakan Bey ile ittifak yapan Peçenekler'i ağır bir yenilgiye uğratarak, Bizans'ı kurtarmışlardır. Kıpçak ülkesi, 1238-39 yılarında Altınorda Hanı Batu han tarafından tamamen işgal edilmiştir. Kıpçakların bir kısmı Macaristan'a çekilmişler, bir kısmı da İtil Bulgarları ile karışarak Kazan Türklerinin oluşmasında önemli rol oynadılar. Karadeniz'in kuzeyinde kalan Kıpçaklardan pek çoğu daha sonraki yıllarda Mısır'a götürülmüş, bir kısmı yüksek mevkilere kadar yükselmiştir. Hatta aralarında sultanlık mertebesine erişenler dahi olmuştur.



    7. Uzlar (Oğuzlar)

    1* Tarihte Türk Milletinin siyasi, kültür ve medeniyet alanında en büyük rolü oynayan koludur.
    2* Oğuzlara; Bizanslılar UZ, Ruslar TORKİ veya TORK, Araplar GUZ demişlerdir.
    3* 24 Oğuz Boyu vardır.
    4* Hazar denizinin kuzeyinden bir kolu "UZ" adı ile Avrupa ve Balkanlara göç etti.

    Türk milletinin, her devirde en büyük bölümünü oluşturan Oğuzlar, siyaset ve medeniyet sahasında da en büyük rolü oynamışlardır. İslâmiyet'ten önce Göktürk devletini kuranlar Oğuz soyundan olduğu gibi İslâmiyet'ten sonra, Selçuklu, Harzemşahlar, Osmanlı, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safeviler gibi pek çok Türk devleti de yine Oğuz'dur. Oğuz adı, kabile, boy manası da bulunan ok sözünden eski Türkçede çoğul eki olan z ekiyle türetilmiştir. Oklar, boylar anlamını taşımaktadır. Nitekim Oğuzlar, 24 boy hâlinde yaşamaktaydılar ve bu boy yapılarını her gittikleri yere taşımışlardır.

    Peçenekleri önlerine katarak, doğu Avrupa'ya yönelen Oğuzlar, kalabalık Oğuz kitlelerinin bir kısmını oluşturmaktadır. Bunlar kaynaklarda Uz veya Guz şeklinde adlandırılmışlardır. Ruslar ise bunlara doğrudan Türk adını vermişlerdir. Peçeneklerin ardından ileri hareketlerine devam eden Uzların büyük bir kısmı 1064 yılında Tuna'yı geçerek Balkanlara geçtikleri hâlde, diğer bir kısmı da bugünkü Ukrayna'nın güneyinde yerleşmişlerdir. Bunlardan bir kısmı Karakalpak adıyla bilinecektir .

    11.nci yüzyıl ortalarında Balkanlarda yurt tutan Uz topluluklarının bir bölümü Vardar ovasındaki başka Türk unsurlarla karışarak, buranın tam bir Türk yurdu olmasını sağlamışlardır. Uzlar'ın kalan kısmı Dobruca'da yerleşerek, bugünkü Gagauzlar'ın temelini oluşturmuşlardır.



    8. Başgırtlar

    X. yüzyılda İtil(Volga) nehri civarında oturmakta idiler. Moğol istilası sırasında Moğol egemenliğine girdiler.



    9. Sabirler

    1*Önceleri Hun devletinin egemenliğinde yaşayan Sibirler, VI. yüzyıl başlarında Avarların baskısıyla batıya göç ederek Ural dağlarının güney doğusuna yerleştiler.
    2* Sasanilerle anlaşarak, Bizans'a karşı savaştılar. Anadolu'ya akınlar yaptılar.
    Anadolu'ya ilk Türk akınları Avrupa Hunları tarafından, ikinci akın Sibirler tarafından yapılmıştır.
    3* Bugünkü SİBİRYA adı Sibir Türklerinden gelir.
    4* Avarlara yenilince Hazar Türklerine karıştılar. Hazar Devletinin asıl kitlesini oluşturdular.



    SABAR DEVLETİ (Ayrıntılı Bilgi)
    M. 5.-6. yüzyıllarda Batı Sibirya ile Kafkaslar'ın kuzey bölgesinde mühim tarihî rol oynadığı, çeşitli yabancı kaynaklardaki dağınık bilgilerin yardımı ile tesbit edilebilen Türk topluluğu Bizans tarihlerinde Sabar, Sabeir, Sa-ber; Ermeni, Süryanî, İslam kaynaklarında sırasıyla Savır, Sabr, S(a)bir, Sebir vb. olarak adlandırılmaktadır. Sabarların îslav veya Moğol yahut Fin-Ugor menşeden geldiklerine dair iddialar eskimiş ve bugün onların Türk olduğu gerek taşıdıkları ad, gerek tarihî ve kültürel durumlarıyle anlaşılmıştır. Türlü dillerdeki ses değişmeleri neticesinde farklı şekillerde görülen adlarının esasını teşkil eden ve ancak Türkçe ile açıklanabilen Sabar kelimesi "sab+ar" (=sap-ar=sapmak, fiiline+ar ekinin ilavesiyle. Başka örnekler: Kazar, Bulgar, Kabar vb.)'dan meydana gelmiş olup "Sapan, yol değiştiren, başıboş kalan, serbest" manasındadır ve Türklerde ad verme usulüne uygundur. Ayrıca Sabarlara ait şahıs adları da Türkçe'dir: Balak, îlig-er, Bo-arık =Buğ-arık vb.

    Sabarların erken tarihleri iyi bilinmiyor. Adlarının gösterdiği gibi, herhangi bir ana kütleden kopmaları bahis konusu ise, onların, asıl yurtları gibi görünen Tanrı Dağlarının batısı - îli nehri sahasında iken Asya büyük Hun imparatorluğuna bağlı topluluklardan biri olmaları icabeder.

    Sabarlara ait ilk kesin haber, 461-465 yıllarında Batı Sibirya kavimleri arasındaki büyük kımıldama ve geniş ölçüdeki göç hadiseleri münasebetiyle, Bizans tarihçisi Priskos (5. yüzyıl) tarafından verilmiştir. Daha sonra Prokopios (6. yüzyıl) ve K. Porphyrogennetos(10. yüzyıl)'un eserlerinde de tekrarlanan bu habere göre, doğudan gelen Avar baskısı karşısında Sabarlar yerlerini terk edip batıya yönelmişler, Altaylar-Ural dağları arası düzlüklerde (bugünkü Kazakistan bozkırlarının güney sahası) yaşayan Oğur-Türk boylarını yurtlarından atarak, Tobol ve îçim ırmakları çevresinde yerleşmişlerdir. Geçen asrın sonlarına doğru Batı Sibirya'da Vogullar, Ostiyaklar ve îrtiş Tatarları arasında araştırmalar yapan S. Patkanoffun tesbitlerine göre, Sabarlar bu bölgede yerli halkınkinden çok üstün kültürleri ile yüzyıllarca süren derin tesirler yapmışlardır: Tobolsk dolaylarında, Ob, Tura ve îrtiş boylarında Sabar, Saber (Tapar), Soper, Savri, Sabrei, Sıbır (Sı-vır) gibi yer ve kale adları yaygındır. Ay-sabar, Kün-sabar gibi şahıs adlarına da rastlanır. Tobolsk ahalisi buranın en eski sakinlerini Sybyr, Syvyr diye anmaktadır. Ayrıca, bu civar halkın masallarında ve kahramanlık hikayelerinde Sabarlar geniş yer tutar. Sabarları kendi büyükleri olarak kabul eden Ostiyaklar yanında, Vogulların da, sonraları tabiyetine girdikleri Ruslara "Sa-per" adını vermiş olmaları, halk nazannda eski Sabarların üstün durumlarını ortaya koyar. Aynı sahada kurulduğu bilinen Sibir Hanlığı(16. asır)'nın da başkenti Sibir adını taşıyordu. Bu kelime zamanla çok geniş bir coğrafyayı ifade etmiştir (Sibirya). Rusların önce Sibir (İsker) şehrini ele geçirerek bölgeye verdikleri bu ad, Rus harekatı doğuya ilerledikçe daha geniş sahaları göstermiş böylece Sabar Türklerinin hatırası günümüze kadar yaşamağa devam etmiştir.

    Daha 503 yılında Doğu Avrupa'ya doğru hakimiyetlerini genişleterek bir kısım Bulgar gruplarını idarelerine alan Sabarlardan kalabalık bir kütlenin 515 sonlarında İtil (Volga)-Don nehirleri arasında ve Kafkaslann kuzeyindeki Kuban ırmağı boyunda yerleşmesi ve doğrudan doğruya Bizans ve Sasanî imparatorluklan ile temas kurması Sabarlann Doğu Avrupa tarihinde ön safa çıkmalarına yol açtı. İran-Bizans savaşlarının devam etmekte olduğu o yıllardan itibaren hükümdar Balak (Belek?) idaresinde büyük çapta askerî faaliyet gösteren Sabarların Sasanîlerle anlaşarak, Bizans'a karşı savaştıkları (516), Ermeniye bölgesine akınlar yaptıkları ve arkasından Anadolu'ya girerek Kayseri, Ankara, Konya dolaylarına kadar ilerledikleri bilinmektedir. Bu münasebetle, Sabarların büyük savaş gücü ve bilhassa yüksek harp malzeme tekniği Bizans'ta hayret uyandırmış görünmektedir: "Sabarlar insan hafızasının hatırlayabildiği zamandan beri ne İranlılardan, ne Romalılardan hiç kimsenin düşünemediği makinelere sahiptirler. Öyle ki, her iki imparatorlukta fenci eksik olmamış ve her devirde muhasara makineleri yapılmıştır, fakat şimdiye kadar bu "barbar"larınkine benzer bir buluş ne ortaya konmuş, ne de onlar gibi kullanılabilmiştir. Bu şüphesiz insan dehasının bir eseridir"(*)

    Balak(ölm. 520'ler)'tan sonra yerine geçtiği anlaşılan dul hatunu Bo(ğ)arık savaşçılığı, idareciliği ve güzelliği ile meşhur bir Türk kıraliçesi idi ve "100 bin" kişilik Sabar ordusuna kumanda ediyordu. Bizans imparatoru Justinianos 1 (527-565) çeşitli gümüş vazolar ve diğer zengin hediyeler karşılığında Boğarık ile anlaşmayı tercih etti (528). Bizans yıllardan beri sürüp gelmekte olan Sasanîler savaşında Sabarları kendine dost ve müttefık yapmayı daha uygun bir siyasî davranış saymış olmalı idi. 531 yılına kadar Bizans ile işbirliği halinde görülen Sabarlar hakkında, sonraki senelere ait açık bir habere rastlanmamakla beraber, onların Şehinşah Anüşîrvan (Adil) zamanında, Sasanîlerin Kafkaslar'daki sürekli ve başarılı savaşlarında (bilhassa 545'de) hayli telefat verdikleri tahmin ediliyor ki, neticede bir askerî güç olmaktan çıkmışlar, üstelik 557'ye doğru Avarlardan da ağır bir darbe yemişlerdir. Sabar sahası az sonra, Karadeniz'e ulaşan Gök-Türk idaresine girmiştir. 576'da Güney Kafkaslar'daki hakimiyetleri Bizans tarafından yıkıldıktan sonra bir kısmı Kür nehrinin güneyine yerleştirilen Sabarların adlarına 7. yüzyıl ortalarına kadar dağınık şekilde rastlanmakta ve bu tarihlerde aynı bölgede büyük bir devlet olarak ortaya çıkan Hazarların esas kütlesini teşkil ettikleri, Hazar kabileleri olarak görülen Belencer ve Semender'in aslında iki büyük Sabar kütlesi olduğu anlaşılmaktadır.

    (*) Prokopios (6. yy) CB, II, s. 509 vd'den :Ş.Baştav, ayn. esr. ,s. 64 ;L. Rasonyi aynı esr., s. 63, 77



    10. Türgişler

    I. Göktürk Devletine bağlı olan Türgişler 630 yılında Göktürk devletinin yıkılmasıyla serbest kaldılar. BAGA TARKAN Türgiş Devleti'ni kurdu. Kendi adına para bastı. II. Göktürk devletinin kurulmasıyla yeniden Göktürk egemenliğine girdiler. II. Göktürklerin son dönemlerinde yeniden serbest kalan Türgişlerin başına SU-LU KAĞAN geçti. Su-lu Kağan Emevilere karşı mücadele etti.
    Türgişler Emevi ordularını durdurarak, Orta Asyanın Araplaşmasını önlediler. 766 yılında Türgiş Devletine Karluklar son verdi.



    TÜRGİŞLER (Ayrıntılı Bilgi)

    Adlarının "Türk+s" şeklinde gelişmiş olduğu bildirilen Türgiş'ler On-ok'ların To-lu kolunun bir kısmını teşkil ediyorlardı. Çin kaynaklarında Gök-Türk hakanlığının batıdaki kalabalık boylarından biri olarak ilk defa 651 hadiseleri dolayısı ile zikredilen Türgiş (Tu-k'i-şi)'ler, îli nehri dolaylarında oturuyorlardı. 7. asrın sonlarına doğru, Türgiş şefi olarak görünen Ba-ga Tarkan unvanlı U-çe-le, bağlı bulunduğu tayinli Batı Gök-Türk "kaganı"nın kötü davranışlarından faydalanarak Çor'ları ve Erkin'leri etrafına topladı, kısa zamanda her birinin 7 bin savaşçısı olan 20 başbuğlu bir ordu kurmağa muvaffak oldu. Çu vadisinin kuzeybatı ucunda bulunan merkezini kuzeydoğuya nakletti. Turfan ve Kuça "eyalet"lerine kadar hakimiyetini genişletti, bu gelişme karşısında ülkesini bırakıp Çin başkentine giden tayinli "kagan"ın ayrılmasından sonra, hemen bütün On-ok sahasını kendi idaresine aldı. Fakat, iktidarının bu sağlam devrinde, Kagan Kapgan idaresinde haşmetli çağını yaşayan Doğu Gök-Türklerinin ilerleyişini durdurmak maksadı ile Kırgızlar ve Çin ile işbirliği yapması iyi netice vermedi. Gök-Türk aleyhtarı üçlü ittifakın üyesi olduğu için üzerine yürüyen Tonyukuk tarafından mağlüp edildi (698 Bolçu savaşı), On-ok sahası U-çe-le'nin kontrolünde olarak Gök-Türk hakanlığına bağlandı. Onun ölümünde yerine geçerek 706'dan beri tabi "kagan" olan So-ko (U-çe-le'nin oğlu) Çin ile münasebet kurduğu için, bu defa Kül Tegin ve Bilge tarafından 711'de yine Bolçu yakınında hezimete uğratıldı ve telef edildi.



    So-ko ile kardeşi Çe-nu arasında arasında ülkede hakimiyet hususundaki mücadele ve Çe-nu'nun Kapgan Kagan'a sığınmasına dair Çin kaynaklarındaki haber ile kitabelerde "Kara Türgiç" halkının itaate alındığını belirten kayıt So-ko zamanında Türgişlere karşı yapılan başarılı seferin gerekçesini göstermektedir. Ülkenin Bars Beğ idaresine verildiği bu tarihte bir kısım Türgiş halkının da Kengeres (Seyhun nehri kıyıları)'e doğru çekildiği anlaşılıyor (bk.yk. II. Gök-Türk Hakanlığı). Gök-Türk mücadeleleri sırasında Türgişler Su-lu adlı bir Kara-Türgiş çor'unu "kagan" seçtiler (717) ki, Çin haberlerine göre, Gök-Türk uruglarından mühim bir kısım da Bilge'den ayrılarak bu yeni Türgiş hakanının hizmetine girmiştir. Su-lu başkenti, Ta-las'ın kuzeybatısında, Balasagun (Kuz-uluş) şehri olmak üzere, uzunca süren hakimiyeti zamanında Maveraünnehir'den doğuya Arap ilerlemesini durdurmak suretiyle, Orta Asya halkının "Arap teb'ası" olmasını engelleyen ve üzerinde Türklerin tarihî hak sahibi bulunduğu Maveraünnehir'i yine Türk eline almağa çalışan bir hükümdar olarak görünür.



    Daha 714'de Kuteybe'nin, umumî karargahını Merv'den Şaş (Taşkent bölgesi)'a naklederek oradan kuzeye ve diğer taraftan, Kaşgar'a doğru îç-Asya anayolu istikametinde akınlara girişmesi Emevî hilafetinin hedeflerini gösterir gibi idi. Kuteybe'nin ölümü (715 sonbaharı) üzerine bu ileri harekatta dikkati çeken duraklamanın İslam halîfelerince hoş karşılanmadığı, hedefe kararlılık içinde yönelecek kumandan bulmak maksadıyla Horasan valilerini sık sık değiştirmelerinden anlaşılmaktadır. Ancak, valilerin başarısızlığa uğramalarının başlıca sebebi, istiklal istemeleri tabiî olan yerli prenslerin Arap'larla işbirliği isteksizliğinden ziyade, başında Kagan Su-lu'nun bulunduğu Türgiş topluluğunun şiddetli mukavemeti ve hatta, îslam'ın dinî akîdelerini değil, fakat Arap sultasını Maveraünnehir'den söküp atmak azmi idi. Nitekim bu devirde Arap ordularma karşı çıkanların hepsi îslam kaynaklarında "Türk" olarak belirtilmektedir. Büyük mücadelede, tabiatiyle bölgenin ve Seyhun ötesi Türk ülkelerinin, meşhur îç-Asya kervan yolu üzerinde yer alması dolayısiyle, iktisadî ehemmiyeti de büyük rol oynuyordu. Halîfe 'Ömer b. Abd'il-Aziz (717-720) tarafından tayin edilen vali El-Cerrah b. 'Abdullah'ın Seyhun ötesinde giriştiği ilerleme teşebbüsünün, bu kumandanı durdurup muhasara ederek Arap kuvvetlerini geri atacak şekilde gelişen Türk mukavemetinin karşısında sarsılması,Emevîleri, aradaki Türk engelini kaldırmak için, Çin ile temaslar kurmağa sevketmiş, bu maksatla şüphesiz Arap'ların müsaadesi ve teşviki ile gerek Maveraünnehir "hükümdar"lanrıdan, gerek doğrudan doğruya Arap'lardan Çin'e hey'etler gönderilmiş ise de, hiç bir netice elde edilememişti. Keza, Türgiş devletinin ana siyaseti anlaşıldıktan sonra, bundan aldıklan cesaretle, Buhara "hakimi" Tuğşad, Kümez "hakimi" Marayana ve Çaganyan hükümdarının Arap'lara karşı yardım için Çin'e müracaatları sadece bir nezaket muamelesi ile savuşturulmuştu. Çünkü, Arap ordulannın Seyhun ötesine geçmeleri ile aynı zamanda (719) başlıyan Çin'in batıya doğru Gök-Türk hakanlığının akamete uğrattığı genişleme siyaseti, bu defa Türgiş duvarına çarpma tehlikesiyle karşılaşmakta idi. Çin'in şimdilik "durumu idare" yoluna girmesi dolayısiyle de kendilerini serbest hisseden Türgişler batıda faaliyete geçmişlerdi. Bunun üzerine Maveraünnehir'de beliren Arap aleyhdarı hareketler Türgiş baskısma iyiden iyiye yardımcı oluyordu. Seyhun'u açarak Maveraünnehir'e giren Türk ordusu kumandanı Kül-çor Semerkand yakınında ilk büyük başarıyı kazandı: başında Sa'id Abd'il-Aziz'in bulunduğu Arap kuvvetlerini mağlüp etti ve kumandarını bir müddet çember içinde tuttu (721). Bu vali değiştirildi. Yerine gelen el-Haraçî (721 sonbaharı) şiddet yoluna başvurup, yerlerini terkeden halkı Hocend bölgesinde teslim olmağa zorlayarak hepsini öldürttüğü için, canlannı kurtarabilenler kütleler halinde Türgiş'lere sığınıyorlardı. Maveraünnehir tam bir kargaşa içine düşmüştü. Halife Hişam (724-743) valiyi azlederek, yerine Müslim b. Saîd'i getirdi (724). Arap askerî kuvvetleri arasmda da anlaşmazlık başgöstermiş ve Yemen'li kuvvetler te'dip edilmişlerdi.

    Fergane'ye yürümek üzere, Muslim idaresinde, Seyhun'u geçen Arap ordusuna karşı bizzat hakan Su-lu çıktı. Ordusuna acele ric'at emri veren Muslim, susuz yollardan cebrî yürüyüş ile 11 gün çekildi ve taşıyamadığı için bütün ağırlığını yakmağa mecbur kaldıktan sonra da "suya erişemeden" Sey-hun yakınında, Türgiş'lerle işbirliği halinde bulunan yerli kuvvetler tarafından durduruldu. Arkadan da hakan hızla gelmekte olduğu için, nihayet bin müşkülat ile önlerindeki engeli aşabilen Arap kuvvetleri, ancak ağır telefat ve zayiat bahasına Semerkant'da doğru çekilebildiler. 724'de, Seyhun ötesindeki bütün Arap kuvvetlerinin geri atılması ile neticelenen ve her tarafta Arap nüfuzunun kırılmasına sebeb olan bu seferdeki bozgunluk, Arap'ları uzunca bir müddet müdafaada kalmağa zorlamış ve yalnız Maveraünnehir'de değil, Toharistan'da ve diğer güney bölgelerinde idareciler ve halk Türgiş'lere kurtarıcı gözü ile bakmağa başlamışlardı. Türk kuvvetlerinin bütün ülkeye yayıldıkları ve Maveraünnehir Arap muhafız kıt'alannın merkezi Semerkand önünde bile göründükleri bu sırada Horasan valisi tekrar değiştirildi. Yeni vali Esed b. 'Abdullah al-Kasrî, 726'da, Huttal'da Su-lu Kagan karşısında başarısızhğa uğradığı için, bütün Maveraünnehir'de Arap iktidarının tehlikeye düştüğü bir zamanda azledildi. Ülkede Emevîlere karşı Şiî ve Abbasî propagandası da hızlanmakta idi. Hakan Su-lu durumdan faydalandı, yerli muhaliflerle ahenkli bir şekilde çalışarak, Buhara'yı zaptetti (728). Arap idaresi Semerkand, Dabüsiya şehirleri ile iki küçük kaleye münhasır kalmıştı. Yerli halka birçok müsaadeler vermesine rağmen ümid ettiği ilgiyi göremiyen yeni vali Aşras bin Abdullah al-Sulamî, Beykent yakınlarında hakan tarafından sıkıştırılarak, ikinci bir "Susuzluk vak'ası" (=Yevm'ul-atş)na düçar edildi, nihayet Semerkand'a doğru çekilmekte iken yetişen hakan ve Kül-çor idaresindeki Türgiş kuvvetleri tarafından Kemerce kalesinde 58 gün müddetle kuşatıldı (729) Artık ta Harezm'de bile Araplara karşı kımıldamalar görülüyordu. Su-lu'nun maksadı, Semerkand'daki Arap merkez ordugahını düşürüp istilacıları Maveraünnehir'den tamamen atmaktı. Bu sebeple Semerkand'ı kuşatmağa hazırlandığı sırada, çarpışmaya cesaret edemiyen karargah kumandanı Sevre bin Hurr, yeni tayin edilen vali Cüneyd bin Abdurrahman'il-Murrî'yi Merv'den imdada çağırdı. Fakat geçiş yolu Türgişler tarafından kesilmişti. Zarurî olarak, dağ yollanna düşen Cü-neyd, dar geçitlerin birinde hakan tarafından sıkıştınldı ("Geçit savaıı"="Vak'at'üş-Şi'b"), yorgunluğa ilaveten susuz da kalan ordusu yer yer baskına uğruyordu. Nihayet 12 bin kişilik kuvvetinden 10 bininin telef olması karşılığında, Semerkand'a ulaşabildi. Durumdan haberdar edilen Halîfe Hişam'ın emri ile Küfe ve Basra'dan 20 bin kişilik bir takviye gücü Semerkand'a gelirken, kış da yaklaşmakta olduğundan, daha fazla kalmak istemiyen hakan, Buhara'yı da tahliye ederek çekildi (732).



    Cüneyd'in 734 başlarında ölümü ile, zaten Arap nüfuz ve kudreti iyice kırılmış olan Horasan vilayetinde "siyah bayrak açan" Abbasî taraftarı Haris bin Sureyc'in Belh'i, arkasından valilik merkezi Merv şehrini zaptetmesi Maveraünnehir'de durumu büsbütün kanştırdı. Yeni valilerin üç sene (734-737) kendisi ile uğraşmak zorunda kaldıkları Haris sonunda Türgişlere iltica etti. Hakan Su-lu Maveraünnehir'e karşı son seferinde hayli müttefik bulmuştu: Haris taraftarlarından başka, Sogd hükümdarı (yani Gürek veya oğlu), Usrüşana hakimi, Şaş (Taçkent bölgesi) hükümdarı, Huttal hükümdarı. İslam tarihçisi Et-Taberî'de zikredilen bu liste "Maveraünnehir'deki Arap nüfuzunun nasıl Türklere geçmiş olduğunu" açıkça göstermektedir. Ha-kan, Belh'e doğru ilerledi. Cuzcan'a girdi. Önce Toharistan'ı Araplara karşı ayaklandırarak mahallî bir destek sağlamayı faydalı görüyordu. Fakat vali Esed bin 'Abdullah il-Kasrî, hakan ordusunu arkadan vurmağa muvaffak oldu (738. San veya Haristan savaşı). Esasen Su-lu, Araplarla birleşen Cuz-can hükümdarının hıyanetine uğramıştı.



    Memleketine dönen ve doğuda da Çinlilere karşı bazı başarılar kazanmış olan (717, 726) Su-lu Kagan, herhalde ömrünü harcadığı bu mücadeleye devam edecekti, fakat kendisi, o zamanlara kadar büyük hizmetlerini gördüğü Kül-çor (Baga Tarkan) tarafından öldürüldü (738) Çin'in, Türk başbuğlarını birbirine düşürme planına dayanan tahrikçi siyaseti bir daha hedefine ulaşmış ve esasen So-ko ile Çe-nu arasındaki anlaşmazlıktan beri (710'larda) Kara ve Sarı olmak üzere ikili teşkilat halinde yaşayan Türgiş boylarını birbirine iyice düşman etmişti. Sarı Türgişler üstünlük kazandılar. Başbuğları Baga Tarkan (Kül-çor), rakibi Kara Türgiş baçbuğu Tu-mo-çe'y'ı yenerek ve onun "kagan" yapılmasını istediği Su-lu'nun oğlunu ortadan kaldırarak kendini "kagan" ilan etti. Bu arada, Çin'in On-ok'lar "ka-ganı" tayin ettiği, Aşına ailesinden, Hin'i mağlup edip öldürmesi (739)529, Çin'i bu defa Kara-Türgişleri desteklemeğe sevk etti. 742'deki Türgiş kaganı îl-etmiş Kutlug Bilge bir Kara-Türgiş başbuğu idi. 753'de hakan olan ve Uygur hakanı Moyen-çor'un himayesine giren Tanrıda Bolmış da bir Ka-ra-Türgiş idi. Uzun süren iki taraf arasındaki mücadeleye Karluklar da karışmışlar, böylece, ihtimal Peçeneklere menşe teşkil eden ve bilhassa mühim bir tarihî hadise olarak kalabalık Oğuz kütlelerinin Sır-derya'ya doğru batıya intikalini kolaylaştırmış olan Türgiş iktidarı büsbütün zayıflamıştı. Nihayet 20 sene içinde gittikçe kuvvetlenen Karluklar To-lu ve Nu-çi-pi'lere karşı üstünlük kazanarak, ağırlık merkezi Çu vadisi olmak üzere kendi hakimiyetlerini kurdular (766).



    11. Kırgızlar

    1* 840 Yılında Ötügen'i alarak Uygur Devletine son verdiler.
    2* 1207 yılında Cengiz Han tarafından yıkılmıştır.
    3* Daha sonra Rusların egemenliğine girmişlerdir.
    4* 1916'da Ruslara karşı MİLLİ İSYAN adı verilen bir ayaklanma başlatmışlar, ancak Rus Çarı tarafından ağır bir şekilde cezalandırılmışlardır.
    5* 1936'da Sovyetler birliğinin 15 Cumhuriyetinden biri olmuşlar, 1991'de Sovyet Rusya'nın dağılmasıyla Bağımsız KIRGIZISTAN DEVLETİ kurulmuştur. Başkenti BİŞKEK'dir.

    NOT: Kırgızlar; Orhun Bölgesinden Uygurları kovarak, buradaki Türk nüfusunun azalmasına sebep olmuşlardır. Bu yüzden bu en eski Türk Yurdu, daha sonra Kırgızları yenen Moğolların eline geçerek kolayca Moğollaşacak ve MOĞOLİSTAN olarak anılacaktır.
    NOT: Kırgızlar, Cengiz Han'a bağlanan ilk Türk Kavmidir.



    KIRGIZLAR (Ayrıntılı Bilgi)
    Adlarının menşei ve manası hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş olan Kırgızlar Çin kaynaklarında K'i-ku, Kie-kıı, Kie-ka-sse vb. adları ile zikredilmekte ve Han'lardan (M.Ö. 206 - M.S. 220) beri mevcudiyetleri bildirilmektedir. Asya Hunları zamanında Baykal'ın batısında îrtiş nehri havalisinde, bir Türk kavmi olan Ting-ling'ler ile bir arada oturmuşlardır. Fakat Kırgızlar kaynaklarda Türk asıllı gösterilmemekte ve buna göre tahminen 5.-6. asırlarda Türkleşmiş kavimlerden sayılmaktadır. 6. asır sonlarında Çin kaynaklarında Hia-kia-sseu diye zikredilen Kırgızlann Gök-Türk hakanı Mu-kan zamanında, 560'a doğru, hakanlığa bağlandıktan sonra, 630-680 arasındaki fetret devrinde müstakil bir hüviyet kazandıkları, T'ang'larla siyasî münasebet kurmalarından ve bir "kagan"a sahip olmalarından anlaşılıyor. II. Gök-Türk hakanlığı devrinde tekrar Gök-Türk idaresine alınan Kırgızlar, Moyençor Kagan tarafından Uygur hakanlığına bağlanmış (758), fakat 840 yılında şiddetli bir hücumla Uygur devletini yıkarak Ötüken'de kendi devletlerini kurmuşlardır. Ancak orada fazla kalamadılar. 920'de bütün Moğolistan'ı ele geçiren K'i-tan'lar (Çin'de Liao sülalesi) Kırgızları Ötüken bölgesinden çıkanp, eski yurtlarına sürdüler. K'i-tan'lar ve devamları olan Kara Hitayların Yenisey havalisine kadar sokulamadıkları anlaşılıyor. Cengiz Han önce Moğolistan'ı idaresi altında birleştirmek istediği için, Merkit ve Naymanlarla olan savaşları sırasında Kırgızlan da itaate almıştır (1207) ki bu suretle Kırgızlar Cengiz Han Moğollarına itaat eden "ilk Türk kavmi" olmaktadır. 1217'de Moğollar'a karşı direnmek istedikleri için, ertesi kış, ordusunu Yenisey buzu üzerinden geçiren, Cengiz'in oğlu Çoçi tarafından tenkil edilen Kırgızlann artık "hakan"ları olmamış, Tolui ulus'u (Cengiz Han'ın oğlu Tolui'nin hissesine düşen arazi ve halkına dahil edilen ülkelerinde sadece birer reis tarafından idare edilen iki kısım halinde yaşamağa devam etmişlerdir. Kırgız kavminin, Uygur Hakanlığını yıkarak işgal ettiği Ötüken'de tutunamayıp, buranın Moğol K'i-tan'lara geçmesine ve tam idrak ve intibak edemediği anlaşılan "Orhun kültürü"nün ortadan kalkmasına sebep olmak, dolayısıyla eski Türk hakanlar yurdunu, bir daha geri gelmemek üzere, Moğollara kaptırmak suretiyle Türk tarihinde oynadığı menfi rol dikkatten kaçmamıştır. Durumun o devir Türk çevresinde de böyle değerlendirildiği, Karlukların, Ötüken'de Kırgız hakimiyetini reddetmelerinden bellidir.



    12. Karluklar

    1* II. Göktürk Devletinin yıkılmasında Basmil ve Uygurlar'la birleşerek rol oynadılar.
    2* Talas savaşında Çin'e karşı Arapları destekleyerek Orta Asyanın Çinlileşmesini ve İslamiyetin yayılmasını kolaylaştırdılar.
    3* İslamiyeti kabul eden ilk Türk boylarındandırlar. (İlk boy Kıpçaklar'dır.)
    4* İlk Müslüman Türk Devleti olan KARAHANLILAR'ın kurulmasında etkili oldular.



    KARLUKLAR (Ayrıntılı Bilgi)
    Çin kayıtlarında Ko-lo-lu (kalaluk) şeklinde zikredilen adları Türkçe "karlık" (kar yığını) manasında olan"' Karlukların Türk soyundan geldiği ve bir Gök-Türk boyu olduğu Çin kaynağında (T'ang-shu) belirtilmiş ve oturduğu saha olarak da Altaylar'ın batısındaki Kara-îrtiş ve Tarbagatay havalisi gösterilmiştir. Karluklar burada üç kabileden kurulu birlik halinde bulunuyorlardı. Daha İstemi zamanında Türk hakimiyetinin Hazar'ın kuzeyi ve Maveraünnehire doğru genişlemesinde şüphesiz büyük rolleri olan Kar-luk'ların her iki Gök-Türk hakanlığı devrindeki durumu yukarıda açıklanmıştı. 630-680 yılları arasında, diğer Türk boyları gibi bunların da kendi başlarına buyruk olarak, zaman zaman Çin'e karşı geldikleri görülmektedir. 640 sıralarında Turfan'ın kuzeyine kayan Karluklar, Çinliler tarafından mağlüp edilerek (650, 654) P'ei-ting eyaleti (Tanrı Dağları'nın kuzey sahası)'ne bağlandılar. Fakat her kabile kendi reisinin kontrolü altında idi. Bu haberi veren Çin kaynaklarının, 665'e doğru, tekrar toparlanan Karlukların Çin nüfüzundaki ne Batı, ne Doğu Gök-Türk kanadına tabi olmaksızın yaşadıklarını kaydetmesi dikkate değer. Evvelce "Kül-Erkin" unvanını taşıyan Üç-Karluk beyi bu tarihlerde "Yabgu" unvanını almış ve kuvvetli bir orduya sahip olmuştur. Daha sonra Kapgan Kagan tarafından II. Gök-Türk hakanlığına bağlandığını gördüğümüz Karluklar, Çin'in teşvik ve tahriki ile Gök-Türklere karşı ayaklanarak şiddetli mücadelelerde bulunmuşlardı. Bil-ge Kagan'ın ölümünden sonra tekrar faaliyete geçerek, Uygur ve Bas-mıl'larla birlikte, Gök-Türk hakanlığının yıkılmasında etkili oldular. Basmıllar hakim duruma geldikleri sırada (742), "sağ (batı) yabgu" mevkiini alan Karluk başbuğu, Uygur hakanlığının kurucusu Kutluğ Bilge Kül zamanında "sol (doğu) yabgu" oldu. Fakat bu, Karlukların tamamını temsil etmiyordu. Beş-balık havalisinde oturan Karlukların kendi seçtikleri Tun-Bilge adında ayrı bir yabguları vardı Ancak Ötüken'de yeni kurulan Uygur hakanlığı bütün Karluklar tarafından üst tanınıyor ve yabgular hakana bağlı bulunuyorlardı.



    Batıda Emevî-Arap ilerlemesini durdurmuş olan Türgiş hakanlığının çöküntüye doğru gittiği bu tarihlerde Orta Asya Türk ülkelerinin korunması gibi bir tarihî vazife bu defa Karluklara düşmüştü. Zira Maveraünnehir yine Arapların nüfuzu altına girmiş ve hatta Seyhun ötesinde bazı Arap ileri harekatı görülmüştü. Ancak bu, eski devir Emevî istilacılığından farklı idi. Gittikçe hızını artıran Abbasî propagandası, Emevîlerin "imtiyazlı Arap milleti adına fetih" düsturu yerine, bütün Müslümanlar arasında farklılığın kaldırılması ve eşitlik fikrini yayıyordu. Böylece Arap baskısının gücünü kaybetmesi Çinlileri Orta Asya'da bir iktidar boşluğu husüle geldiği düşüncesine götürmüş, dolayısiyle Çinliler eski Orta Asya siyasetlerini canlandırarak, Karluk'ların dahil bulunduğu bölgelere yeniden el koymak istemişlerdi. Bu suretle neticede meşhur Talas (Taraz; bugün Evliya-ata bölgesi) muharebesi vuküa geldi (751 Temmuz). îslamlarla Çinliler arasında cereyan eden bu muharebeye kadar Karluklar T'ang'ların tarafını tutmakta idiler. Fakat onların gittikçe açığa çıkan siyaseti karşısında, Arap'larla işbirliği yaparak, Çinlilerin ağır yenilgiye uğramasını sağladılar. Tarım havzasından itibaren batı Karluklara, doğu bölgesi Uygurlara ait olmak üzere Orta Asya'nın yine Türk hakimiyetinde kalmasını temin eden bu savaşta uğradığı bozgun yüzünden Çin, ağır iç buhranlara sürüklenmiş (bk. yk. Uygurlar) ve artık batı ile ilgilenememiştir.



    Karluklar, kısa bir müddet, Uygurlarla Orta Asya'da iktidar yarışına giriştilerse de (747), Uygur kaganı Moyen-çor karşısında tutunamayarak Tarım bölgesinden daha batıya çekildiler ve 7-8 yıl içinde (756) Cungarya'ya ve 766'da da çöken Türgiş iktidarının yerine Balasagun, Talas havalisine yerleşmek suretiyle eski Batı Gök-Türk hakanlığı sahasında hakimiyet tesis ettiler (Arslan İl-tirgüg zamanı) Başkentleri Balasagun idi. Ötüken'in üstünlüğünü tanımakta devam ediyorlar, aynı zamanda, siyasî bir isim olarak "Türkmen" adını da taşıyorlardı. Kendi soylarını Gök-Türk hakan ailesi, Aşına sülalesine bağlıyan Kariuk yabguları hakimiyetin "kutlu Ötüken" ülkesi ile sıkı alakası inancını muhafaza ediyorlardı. Fakat Uygur hakanlığı orada yıkılınca (840), oradaki yeni Kırgız hükümetini dikkate almayan Karluk yabgusu, Türk hakanlarının "meşrü halefi" sıfatı ile, kendini, "Bozkırların kanunî (yani töre gereği) hükümdarı" ilan ederek "Kara Han" unvanını aldı (Bilge Kül Kadır Kagan) ve merkez olarak da, Balasagun (Ka-ra-ordu=Kuz-uluş=Kuz-ordu)'u seçti. İslamiyeti resmen kabul eden (Sa-tuk Buğra 904-911 arasında) ilk Türk kütlesi olmak ve Müslüman Samanîlerle siyasî mücadelelere girişmekle beraber hem Türk, hem İslam tarihinde çok mühim yer tutan gelecekteki büyük Kara-Hanlı devletini kurmak gibi tarihî rol oynayan, sonra da, bir Pendname'de Gazneli Sultan Mahmud'un babası Sebük-tegin'in o çağda Karluk ülkesi olan Barshan (Bars-gan)'dan neş'et ettiği belirtildiğine göre, Türk-İslam dünyasına Gazneli sultanlan gibi diğer bir büyük sülale vermiş bulunan Kariuklar, o sırada İslam çevresinin en yakın komşuları olduklarından, Arapça-Farsça eserlerde kendilerinden çok bahsedilmiştir (Karlukh, Kharlukh, Halluk). Hudüd'ul -Alem (10. asnn son çeyreği)'de verilen bilgiye göre, Karluk ülkesi; doğuda Tanrı Dağları, kuzeyde Oğuzlar, güneyde Yağmalann bir kısmı ve batıda Maveraünnehir ile sınırlanmış çok bakımlı bir memleket olup "Türk ülkelerinin en güzeli" idi. Eserde burada mevcut olan 15 şehir ve kasabanın adları sayılmakta ve Türk kabileleri zikredilmektedir.



    Kara-Hanlı Devleti'nin Yağma, Çiğil, Tohsı'larla birlikte, esas kütlesini meydana getirdiği anlaşılan Karluklar, bu hanedan üyeleri arasında mücadeleler baş gösterdiği tarihlerde devlete karşı cephe alarak huzursuzluk çıkarmağa başladılar ki, bu tutumları Kara-Hitay hakimiyetinin Orta Asya'da çabucak gelişmesinde tesirii olmuş görünmektedir. Kara-Hitay hükümdarı Yeh-lu Ta-şih (Kür-han) 1137'de Semerkand Kara-Hanlı hanı Mahmud'u mağlüp ettiği zaman, bu han'ın dayısı olan Büyük Selçuklu sultanı Sencer'e yaptığı şikayet, uğranılan yenilgi ile Karlukların ilgisini göstermektedir. Sultan Sencer de Karlukları te'dip etmek için çıktığı seferde karşısında Kür-han'ı bulmuştu. Sencer'in bu savaşta yenilmesi (1141 Katavan savaşı), mühim bir hadise olarak, "put-perest" Kara-Hitayların ta Horasan sınırlarına kadar sokulmalarını sonuçlandırmıştı. Harezmşahlar (îl Arslan zamanı: 1156-1172) ile Kara-Hitaylar arasında da birçok anlaşmazlıklara sebep olan Karlukların, bu arada başbuğlan Yabgu-han öldürüldü (1157), diğer bir Karluk başbuğu, Ayyar Bey, Kara-Hitaylar tarafından esir edildi (1172). Kar-luklara karşı, Harezmşah 'Alaüddin Tekiç de (1172-1200) bozkırlar bölgesine el atarak Kanglı ve Kıpçak gibi diğer Türk boylan ile kendini takviye ihtiyacını duymuştu. Bununla beraber, az sayıda da olsa, Harezmşahlar ordusunda hizmet gören Karlukların, Kara-Hanlı tabiiyetinde olmak üzere Türkistan'da bir beyliğe sahip bulundukları anlaşılıyor. Moğol istilası başladığı sıralarda (1215) merkezi Kayalıg (İli nehrinin doğusunda) olarak devam eden bu beyliğin başında Arslan Han vardı. Arslan Han, Uygur İdi-kut'u Barçuk ile birlikte, Asya Türk ülkelerini baştan başa çiğneyen Moğollann hükmü altına girdi. Cengiz Han'a itaat eden ilk müslüman hükümdar olup 1221'de ölen bu Karluk hanının oğluna da, Özkent şehri verilmişti. Cengiz Han zamanı Moğol devleti idaresinde vazife almış Karluklar görülmektedir. Halen Badahçan bölgesi (Afganistan-Tacikistan sınırı) Özbekleri arasında Karluk adlı bir kabile yaşamaktadır.



    13. Kimekler

    Batı Göktürk topluluklarındandır. İrtiş ırmağı civarında yaşıyorlardı. XI. yüzyıla doğru diğer Türk topluluklarıyla kaynaşarak, yok oldular.


    İLK TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK
    1. Devlet Yönetimi

    Devlet:

    İslamiyet'ten önce Türkler devlete İL veya EL demişlerdir.

    Hükümdarların Ünvanları:

    Türkler Hükümdarlarına Şanyü, Tanhu, Hakan, Han, Yabgu, İlteber, İdi-kut, Erkin gibi ünvanlar vermişledir.

    Tarih Boyunca Türk Hükümdarlarının Tahta Çıkış Biçimleri:
    1. Hanedan üyeleri arasında siyasi ve askeri mücadeleyi kazanan hükümdar olarak tahta çıkıyordu. (En sık rastlanan durum)
    2. Hükümdarın rakipsiz aday olması (Bu durumda taht kavgası olmadan başa geçiyordu.)
    3. Seçim Usulü (Kengeş, toy veya kurultay denilen devletin ileri gelenlerinden oluşan meclisin toplanarak hanedan üyelerinden birini tahta geçirmesi.
    4. Ekber ve Erşed (En yaşlı ve Olgun) olanın başa geçmesi. (Bu yöntem III. Ahmet zamanından itibaren sadece Osmanlı Devleti'nde uygulanmıştır.

    Hakanın Görevleri:

    Hükümdarlık güç ve yetkilerini Tanrı'dan ( Tengri ) alan hakanların önde gelen görevi, milletini refah ve barış içinde özgür olarak yaşatmaktı. Ayrıca ülke çapında asker toplamak, orduyu idare etmek, devletin yüksek meclisini yönetmek, hakanın görevleri arasındaydı.

    Hükümdarlık Sembolleri:

    Türk devletlerinde hakan, idare etme yetkisi ve devlet başkanı sıfatını belirten bazı sembollere sahipli. Bunlar otağ (hakan çadırı), taht, tuğ (sancak, bayrak), davul ve sorguç (serpuş)'tur. Hakan'ın belirli zamanlarda devlet ileri gelenlerine ve halka, törenlerde resmî ziyafet vermesi hükümdarlık
    gereğiydi.

    Hatun (Katun):

    Hakanın eşine hatun denirdi. Türk devlet idaresinde hatun da söz sahibiydi. Savaşlarda hakanın yanında yer alan hatun, devlet adamı gibi eğitilir ve yetiştirilirdi. Böylece devlet idaresi ve komşu devletler hakkında bilgi sahibi olur, gerektiğinde devlet başkanlığı yapar, elçi kabul eder ve devlet meclisine katılabilirdi

    Veliaht:

    Hakanın ölümünden sonra onun yerine geçen veliahdın büyük oğul olması gerekli değildi. Tahta geçecek kişinin çoğunlukla faydalı ve başarılı olabilecek yeteneğe sahip bir hanedan üyesi olması, ön planda tutulmuştur. Ayrıca veliaht küçük yaşta ise, amcasının tahta geçmesi mümkün olabiliyordu.

    Tanrı tarafından hakana verildiği düşünülen yönetme hakkının kan aracılığıyla hakanın bütün evlatlarına da geçmiş olduğu düşüncesi, her prensin ( tegin ) tahtta hak iddia etmesine yol açabiliyordu. Bu suretle kardeşler arasında doğan taht mücadelesi, üstün gelen tarafın hakan olmasına kadar sürerdi. Ancak bu mücadeleler devletin zayıflaması, hatta parçalanmasına dahi yol açabilmektedir.



    Kimler Türk Devletlerinde Hükümdar Olabilirdi?
    Hanedandan olan bütün erkeklerin hükümdar olma hakları vardı. (Kardeşler, kardeş çocukları, amca, amca çocukları ve diğer hanedan üyeleri.)

    Kut Anlayışı:
    Türkler devleti yönetme yetkisinin TANRI tarafından verildiğine inanıyorlardı. Tanrı tarafından verilen bu yönetme hakkına KUT diyorlardı. KUT'un kan yoluyla hükümdarın tüm erkek çocuklarına geçtiğine inanıyorlardı.

    Kut Anlayışı Türk Devletlerini Nasıl Etkilemiştir?
    Bütün hanedan üyelerinde KUT olduğundan kendine siyasi ve askeri bakımdan güvenen kişi TAHT KAVGASINA girebiliyordu. Bu durum Türk devletlerini ya iç savaş sonucu istikrarsızlığa, yada bölünmeye götürüyordu.

    Türk töresinde ana-babaya itaat esas olmasına rağmen, hükümdar bunun dışında tutulmuştur. Devletin devamı için baba-oğul veya kardeşlerin birbirleriyle mücadelesi normal karşılanmıştır. Çünkü bu sayede en güçlü ve en yetenekli kişi devletin başına geçecektir.

    İkili Yönetim (Çifte Krallık) Nedir?
    Türk Devletlerinde hükümdar yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi SOL (Doğu) ve SAĞ (Batı) olmak üzere ikiye ayırırdı. Ortada (Merkezde) ise asıl hükümdar bulunurdu. Sağ ve Solda ise Hanedan üyelerinden YABGU'lar bulunurdu.

    Eski Türklerde siyasi teşkilatlanmanın en üst kademesini "İL" meydana getiriyordu.
    Bodun'lar ve Boy'ların merkezden idare edilmesi sayesinde İl'de birleşmiş olan halk, "töre" denilen ortak idari ve hukuki düzenle yönetilirdi. Demek ki Türk"il"i yurdu koruyan, milleti huzur ve barış içinde yaşatan bir siyasi kuruluştur.

    Türk ilinin özellikleri şöyle özetlenebilir:
    1- İSTİKLÂL
    Bu konuda Asya Hun Devlet meclisindeki şu konuşma (Çin yıllıklarından alıntıdır) Türklerin bağımsızlık hakkındaki bütün görüşünü kısaca özetler:
    "İstiklale karşı hayranlık duymak ve bağımlı olmayı yüz kızartıcı saymak bizim geleneğimizdir. Atalarımızdan toprakla beraber devr aldığımız devletimizi; Çin ile uzlaşmak pahasına feda edemeyiz. Mücadele edecek savaşçılarımız mevcut iken devletimizi korumalıyız".

    * Çiçi'nin konuşması M.Ö.58


    2-ÜLKE
    Yine bu madde şu güzel örnekle açıklanabilir:
    Asya Hun Tanhu'su Motun, komşu Tung-Hu'ların vergi olarak at ve kadın istemelerine fazla itiraz etmemişti. Fakat devlet arazisi isteğiyle karşılaştığı zaman, devlet meclisinde, toprağın devlete temel olduğunu, kendisinin kimseye arazisini terk et demeye yetkisinin bulunmadığını söylemişti. (MÖ.209)


    3-HALK
    Halk deyiminin eski Türkçe karşılığı "KÜN" idi.
    Özel mülkiyet kişi haklarının ve hürriyetin teminatıdır. İnsan şahsi mülke sahip olup onu istediği gibi kullanabilir.


    4-TÖRE
    Türk devletinde halkın hak ve hürriyetini istemesi tabii idi. Halkın bu isteği, törenin uygulanması ile karşılanıyordu. Töre, eski Türk hayatını düzenleyen hukuki kaidelerin bütünüydü.



    B) MECLİS VE HÜKÜMET:

    Türk Meclislerine TOY, KURULTAY veya KENGEŞ denilirdi.
    Kurultay'da devletin ana meseleleri görüşülür, hükümdarın ölümü, savaş veya milli felaketlerde kurultay toplanırdı.
    AYGUCI : Hükümet başkanı(başbakan)
    BUYRUK : Bakan
    TAMGACI: Dış siyaset işlerini yürüten görevliler
    Eski Türk Devletlerinde diğer devlet görevlileri şunlardı:
    TİGİN: Hükümdar çocukları (Tekin)
    ŞAD : Diğer Hanedan mensupları
    Bunların dışında İnal, inanç, tarkan, bağa, tudun, çor, külüğ, apa, ataman gibi devlet görevlileri de vardı.

    ordu

    Türk Ordusunun başlıca özellikleri şunlardı:
    a)- Türk ordusu ücretli değildi.
    b)- Türk Ordusu daimiydi. (Kadın-erkek her an savaşa hazırdı.)
    c)- Türk Ordusunun temeli ATLI askerlerden meydana geliyordu.

    NOT: Türk ordu teşkilatını ilk kuran METE HAN olmuştur. Mete Orduyu 10'luk sisteme göre teşkilatlandırmıştı. Onluk sistem daha sonra tüm Türk devletlerinde kullanılmıştır. Bu düzen Avrupa'ya Attila ile girmiştir. (Türk ordusu; Çin, Roma, Bizans, Rus ve Moğol Ordu teşkilatı üzerinde etkili olmuştur.)

    Türk Ordusunu Silahları: Ok, yay, kement, kılıç, mızrak, kargı, süngü, kalkan vb..

    Savaş taktiğinin iki önemli özelliği "Sahte Ricat" ( sahte çekilme ), ve "Pusu" dur.

    Bu taktikle Malazgirt, Niğbolu,Mohaç savaşları gibi savaşları kazanmışlardır.

    Savaş stratejileri "keşif seferleri" ve "yıpratıcı savaşlar" a dayanır.

    Sınır boylarında tampon bölgeler bırakmışlardır.

    Askeri alanda Çin, Roma, Bizans, Rus, Balkan Slavlarını ve Moğolları etkilemişlerdir.

    hukuk

    Türklerde yazılı olmamakla beraber, gelişmiş bir hukuk anlayışı vardı. Bu hukuk kurallarına TÖRE(Türe) denilirdi.
    Hükümdarın başkanlık ettiği ve siyasi suçlara bakan yüksek mahkemeye YARGU adı verilirdi.
    YARGANLAR(Yargucu) idaresindeki mahkemeler ise adi suçlara bakarlardı.
    Hunlar ve Göktürklerde, göçebe hukuku , Uygurlarda yerleşik hukuk anlayışı görülür.
    Örneğin ; işlenen adi suçlarda hapis cezası 10 gündür. Bunun temel nedeni, göçebe yaşam koşullarıdır



    2. Din ve İnanış

    Göktanrı Dini: Türklerin İslamiyet'ten önceki dini Göktanrı diniydi. Bu dine göre Türkler;
    * Tek bir Tanrının evreni yarattığına ve gökte oturduğuna inanıyorlardı.
    * Öldükten sonra dirileceklerine inandıklarından, ölülerini atı, eşyaları ve silahıyla birlikte gömüyorlardı.
    * Cennet'e UÇMAĞ, cehenneme ise TAMU diyorlardı.
    * Mezarlara ölünün, sağlığında öldürdüğü düşman sayısı kadar BALBAL adı verilen küçük heykeller dikerlerdi. İnanışa göre, yeniden dirilecek kişi atıyla cennete gidecek, ve öldürdüğü düşmanlar sonraki yaşamında ona hizmet edeceklerdir.
    * Ölüleri için YOĞ adı verilen cenaze törenleri yapar, ve ardından yas tutarlardı.

    En eski Türk Dini : Türklerin eski devirlerinde Gök kutsal sayılmıştır.
    Bunun yanında bazı dağ, ırmak, vadi gibi varlıklarda gizli güçlerin olduğuna inanıyorlardı.
    Güneş ve Ay'da kutsal sayılmıştır.

    Hun Dininin özellikleri : Dağ, vadi, göl gibi tabiattaki bazı varlıklar kutsallıklarını korumaya devam etmiştir.
    Gök asıl tapılan unsur haline gelmiştir. Gök için "Tengri" kelimesini kullanmışlardır.
    Atalarının ruhlarını da kutsal kabul etmişlerdir.
    Bu nedenle ataların mezarlarına dokunma savaş sebebi sayılmıştır.
    İyi ve kötü ruhlara , fal ve büyüye inanmışlardır.
    Ölülerin kötü ruhlardan kurtulması için uzun süre bekletmişlerdir.
    Cesedin kokmasını önlemek amacıyla mumyalamışlardır.

    Göktürklerde Din : Evrenin üst üste gelen katlardan oluştuğuna inanılmıştır.
    Gök'ün onyedi, yerin altının ise yedi kattan oluştuğuna inanırlardı. Bu ikisinin arasında insanların yaşadığı yeryüzü bulunurdu.
    Tek tanrı inancına bu dönemde ulaşılmıştır. Bütün evren göğün en üst katında oturan Tanrı'ya itaat ederdi.
    Göktürkler Tanrı'ya "Türk Tanrısı" adını vererek onu millileştirmişlerdir.
    Tanrı'ya ; Ugan , Bayat , Ulu Yaratgan da demişlerdir.
    Bazı kutsal saydıkları yerlerde Tanrı'ya dua edip, kurban kesmişlerdir.

    Uygurlarda Din : Önceleri Şamanizm' e inanmışlardır.
    Bögü Kağan döneminde Mani dinini kabul ettiler. * Orta Asya'da Türkler'de ilk kez göktanrı din inancı dışında başka bir dini kabul etmesi.
    Doğu Türkistan Uygurları " Budizm " i dini inanç olarak benimsediler.

    Hazarlarda Din : Önceleri Şamanizm'e inanıyorlardı.
    Sonra devlet yöneticileri ve halkın bir bölümü " Museviliğe " inanmıştır.
    Hazarlarda son derece geniş bir dini hoşgörü vardır. Müslüman, Hristiyan, Musevi , Şaman dininden olanlar birlikte yaşamışlardır.

    Kam (Şaman - Baksı): Türklerin din adamlarına verdikleri isimdir. Şamanlar ; fala bakar, büyücülük yapar, gelecekten haber verir , doktorluk yaparlardı. * Diğer toplumlarda olduğu gibi ayrıcalıklı bir sınıf haline gelmemişlerdir.

    Yuğ: Ölü gömme törenine verilen isim. Acılı bir şekilde törenlerini yaparlardı. Yedi gün sürerdi. Ölü'nün silahları, eyeri , değerli eşyaları ve kurban edilen atı mezara birlikte konurdu.

    Balbal: Ölen kişinin hayatta iken öldürdüğü düşman sayısı kadar taşın mezarın kıyısına dikilmesi ile oluşan anıtlar.( Öbür dünyada hizmetlerini göreceği inancıyla bu taşları dikerlerdi)

    Kurgan: Türklerde mezarlara verilen isim.

    Günümüzde Kam (Şaman) Dininden Kalma Geleneklerden Bazıları:
    1. Evli çiftlerin üzerine para, buğday, şeker vb. atılması (saçı). "Darısı başına deyimi"
    2. Kapı eşiğine basmama. ( Ölen atalarının ruhlarının eşikte durduğuna inandıklarından).
    3. Sadaka verirken başı çevirme.
    4. Türbe, ağaç ve mezarlara çaput bağlama
    5. Ölen kişinin evine yemek götürme.

    Türklerin Kabul Ettiği Dinler :

    Şamanizm,

    Manihaizm,

    Musevilik,

    Hıristiyanlık,

    Mazdeizm ( Zerdüştlük),

    Budizm,

    İslâmiyet.



    3. Sosyal ve Ekonomik Hayat

    Sosyal Hayat
    Hun ve Göktürklerde sosyal yapı, göçebe hayata dayalıydı. Bu nedenle Türkler çadırlarda (yurt, otağ) yaşarlar ve bu çadır Türk aile birliğinin kutsal bir sembolü sayılırdı
    Türk devletleri genel olarak iki sosyal birliğe, aile ve ordu'ya dayanmaktaydı.
    Hun toplumu ordu düzenine göre teşkilatlanıyordu. Bu toplulukta herkes savaşçıydı. Hunların savaş tekniği, göçebe hayatın gerektirdiği özelliklerden doğmuştu.
    Hun ve Göktürk devletlerinde, bir başkent kurarak oraya yerleşme isteğine karşı çıkılmıştır.



    Bilge Kağan'ın surlarla çevrili bir şehir inşa etmesi üzerine, Tonyukuk' tan ;
    "Eğer, surla çevrili bir şehirde yerleşir ve bir kere yenilirsen esir olursun"
    Ordu kelimesi , Hunlar ve Göktürklerde, yer değiştirebilen otağlı başkent anlamına gelmektedir.
    Ordu adının, başkent ve şehirlere verilmesine, yerleşik hayata geçen ilk Türk kavmi olan Uygurlarda rastlanır.
    Türklerde yerleşik hayatın başlangıcı, kışlak hayatıdır. Bu nedenle sürekli kışlaklar, şehir hayatına geçişin temelini oluşturmuştur.
    Türkler göçebe hayat gereği, hayvancılık ve avcılık yaparlardı. Yarı göçebe topluluklarda çiftçilik de görülmektedir.
    İklim şartlarıyla bağlantılı olarak yaşayan göçebe Türkler, kışı geçirmek için ormanlık veya rüzgarlardan korunan bir vadiyi seçerlerdi. Kışlak denilen bu yerlerde nisan ayı ortalarına kadar kalıyorlardı. Yazın ise, yaylak adı verilen, sulak ve açık otlaklara doğru göç ederek, göl ve ırmak kenarlarında yaşarlardı.
    Türklerde at, göçebe hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Etini yemeleri, sütünden "Kımız" denilen içki yapmaları, derisini giyimde kullanmaları açısından At büyük önem taşımıştır. Küçük yaşta ata binmeyi öğrenen Türkler, at üstünde alışveriş yapmışlar, yemek yemişler, uyumuşlardır. Attan başka deve, merkep ve katır da göçebe toplulukların ulaşım araçlarını oluşturmuştur.
    Başlıca gıda maddeleri , koyun eti ve süt ürünleridir.Eti uzun süreli koruyabilmek için konserve yapmışlar, Besledikleri hayvanların deri, yün, kıl vb. ürünlerini değerlendirmişlerdir.

    İktisadi ( Ekonomik ) Hayat
    Ekonominin temeli hayvancılığa dayanır. At, koyun, sığır, katır, deve beslenilen hayvanlardır.
    Demir madeni ve işçiliğinin de ekonomide önemli etkisi olmuştur.
    İpek yolu, ticari gelirlerin sağlandığı önemli bir ekonomik kaynaktır.
    Hayvancılık, Ziraat ( Tarım), alınan vergiler ,hediyeler diğer ekonomik kaynaklardır.

    Ticaret
    Canlı hayvan, deri, kösele, kürk, hayvani gıdalar satmışlar ; tahıl ve giyim eşyası almışlardır.
    Asya Hunları, Göktürkler, Uygurlar Çin'le, Avrupa Hunları Bizans'la ticari anlaşmalar yapmışlardır.
    İpek yolu, ticari hayatın canlı olmasını sağlamıştır. Bu nedenle ipek yolu egemenliğini sağlamak önemlidir.
    Kürk yolu'nda ise ( Hazar ve Bulgar ülkelerinden başlayıp, Çin'de sona ererdi) sincap, sansar, tilki, samur, kunduz, vaşak kürklerinin ve bunlardan yapılan giyim eşyalarının ticareti yapılırdı.

    Ziraat
    İklim ve coğrafi şartların uygun olduğu bölgelerde Tarım yapmışlardır.
    Buğday, Darı, Kendir, bezelye, bakla, üzüm, bostan yetiştirmişlerdir.
    Tarımda en çok gelişmeyi uygurlar göstermişlerdir.



    Türk toplumu;

    Oguş : Aile
    Urug :Soy=Aileler birliği
    Bod (Boy) :Kabileler
    Budun : Millet denilen birimlerden oluşuyordu.
    Boyların başında bulunan BEY'ler, töreye göre boyu idare ederlerdi.

    Boyların bir araya gelmesiyle Devlet (İL) kurulurdu.



    AİLE : Eski Türk sosyal hayatında aile bütün sosyal bünyenin çekirdeği durumundaydı. Kan akrabalığına dayanıyordu. Türk ailesi "küçük aile" tipindeydi. Bu yönü ile Yunan, Roma, İslav ailelerinden ayrılmaktadır. Eski Yunanistan'da ve Roma'da aile reisi, ailenin diğer fertleri üzerinde mutlak hakim iken, İslav'larda ise aile büyüğü bütün aile halkına kölesi gibi hükmederdi. Bu ailelerde mülkiyet kolektifti.

    Türklerde ise mülk ortaklığı yalnız otlaklara ve hayvan sürülerine aitti. Hatta sürülerde çok kere şahsi mülk halindeydi. Evlenen erkek veya kız, baba ocağından hisselerini alarak ayrılır, yeni bir aile kurardı. Baba evi ise en küçük oğla kalırdı.

    Türklerde tek eşlilik yaygındı.

    Kadın hürdü ve Türk topluluğunda saygı görürdü. Ata biner, ok atar, hatta güreş tutarlardı. Namus ve iffetine düşkün olan Türk kadınının savaşta düşman eline geçmesi büyük zillet sayılırdı.

    URUG: Bu ifade soy, sop manasına gelmektedir.
    BOY : Aileler veya soy'lar bir araya geldiği zaman boy teşkil ediyordu. Başında Bey bulunurdu. Bey'in görevi boydaki iç dayanışmayı muhafaza etmek, hak ve adaleti korumak ve düzenlemekti. Boy Bey'leri cesareti, mali kudreti ve doğruluğu ile tanınmış kişiler arasından seçilirdi. Aile ve soyların temsilcileri, seçici heyeti meydana getirirdi. Bu heyet, eski Türk Devletlerinde mevcut meclislerin küçük çaptaki ilk tipidir.

    BODUN : Boylar birliğine "BODUN" denmekteydi. Başında "HAN" bulunuyordu. Bodunlar Boylar arasındaki sıkı işbirliğinin meydana getirdiği siyasi topluluklardır.

    Türk Toplumunun Özellikleri:
    Halk hürdü. Herkes aynı işi yaptığından (hayvancılık) aralarında kesin olarak SINIF'ların ortaya çıkması imkansızdı. Yaşam biçimleri GÖÇEBE olduğundan savaşta elde ettikleri esirleri çalıştırmaya elverişli değildi. Bu yüzden Türk toplumunda KÖLE sınıfı yoktu. Din adamları diğer toplumlarda olduğu gibi imtiyazlı değillerdi.



    4. Yazı, Dil ve Edebiyat

    Türk Dili ve Yazısı
    Türkçe, Ural-Altay dilleri ailesindendir,
    Türk yazısının ilk örneğine VIII. yüzyıl başlarından itibaren Orhun Yazıtları'nda rastlanılmaktadır. ( Bu yazıtlarda görülen Türkçe gelişmiş bir dildir.)
    Türk dili, XIII. yüzyıl boyunca, çeşitli alfabelerle ifade alanı buldu. Bunların en eskisi ve Türklere özgü olanı Göktürk, ikincisi ise Uygur alfabesidir. Bunun dışında Türkler, Soğd, Brahmi, Süryanî, ender olarak Tibet ve Çin alfabelerinden başka, Arap, Kiril ve Latin alfabelerini kullanmışlardır.

    Göktürk Yazısı
    En eski Türk yazısı olma özelliğini taşır. V. ve IX. yüzyıllar arasında Yenisey mezar taşları ve Orhun Yazıtları'nda görülmektedir.
    Göktürk yazısına, karakter benzerliği dolayısıyla, eski İskandinav, Germen yazısı (runik)na benzetilerek, "runik Türk yazısı" adı da verilir.
    Göktürk harflerinin karakteri, işaretlerin esas olarak keskin düz çizgilerden meydana gelmiş olması ve bitişmemesidir.
    Yazı sağdan sola yazılır, kelimeler, aralarına üst üste iki nokta konarak birbirinden ayrılır.
    Orhun alfabesi 38 harften oluşur. Bunların 4'ü sesli, 34'ü ise sessiz harflerdir.
    Bu alfabenin ilk örneklerine Orhun Yazıtları'nda rastlandığından Orhun alfabesi de denilmektedir.

    Uygur Yazısı
    Eski Türklerin yazıda kullandıkları ikinci millî alfabesi Uygur alfabesidir.
    Uygur yazısı, Soğd alfabesinden alınmıştır. Uygurlar, Soğd alfabesini geliştirerek, bazı küçük ilave ve değişikliklerle kendilerine özgü bir alfabe haline getirmişlerdir.
    Uygur yazısı, sağdan sola doğru yazılırdı. Alfabede 18 harf vardır ve harfler genellikle birbirleriyle bitiştirilir.
    VIII. yüzyılın ilk yarısında kullanılmaya başlamış, öteki Türk kavimleri arasında da yayılmıştır. X. yüzyıldan itibaren yerini Arap alfabesine bırakmakla birlikte hemen önemini kaybetmedi.
    Moğol hakimiyetinin kurulmasıyla (XIII. yüzyıl) yeniden canlanmış, uzun süre Moğolların resmî yazısı olmuştur.

    Matbaa
    Kağıt ve baskı tekniği Uygurlarca bilinmekte idi. Baskı tekniğini (matbaa) ilk kullananların Çinliler olduğu görüşü yanında, bir kısım araştırmacılar da matbaanın ilk önce Uygurlarda kullanıldığı görüşündedirler.
    Matbaanın, batıya yayılmasında Uygurların büyük rolü olmuştur. (Avrupa, Moğollar aracılığı ile XIII. yüzyılda Uygur baskı tekniğinden haberdar olmuştur.) Gutenberg matbaanın mucidi değil sadece geliştiricisidir.
    Uygurlar, Avrupa'dan yüzyıllar önce kağıdı biliyorlardı. Kağıdı, önce Araplar, VIII. yüzyılda ele geçirdikleri esirlerden öğrendiler ve Semerkant' ta bir kağıt imalathanesi kurdular. Kağıt, XI. yüzyılda Arap fetihleriyle İspanya'ya, dolayısıyla Avrupa'ya yayılmıştır.

    Edebiyat
    Türklere ait ilk yazı dili örnekleri, Orta Asya'da ortaya çıkıp gelişen Türk edebiyatının temelini oluşturur.
    Bunların en eski örnekleri, çoğunlukla Göktürk alfabesiyle yazılmış olan mezar taşları üzerindeki yazıtlardır.
    Bu taşlar, Orhun Yazıtları ile Talas ve Yenisey yazıtlarıdır.

    Orhun Yazıtları
    VIII. yüzyılda dikilmiş olan Orhun Yazıtları, Yadrinsef (N.M.Jadrincev) tarafından XIX. yüzyılda (1889) keşfedilmiş, ilk olarak, 1893 yılında Danimarkalı dil bilgini Vilhelm Thomsen tarafından okunmuştur.
    En önemlileri, II. Göktürk Devleti'nin önemli devlet adamları Bilge, Kültigin ve Tonyukuk adına dikilmiş olanlarıdır.
    Yazıtların bir yüzü Çince olup, diğer tarafları Göktürk alfabesiyle yazılmıştır.
    Orhun Yazıtları üçü büyük olmak üzere birtakım dikili taşlar halindedir.

    l- Tonyukuk Yazıtı
    İki ayrı taş sütun üzerine, 720-725 tarihleri arasında dikilmiştir.
    Yazılar soldan sağa doğru yazılmıştır. Burada Göktürklerin ünlü devlet adamı Tonyukuk, önce İlteriş Kağan zamanını anlatmakta, son olarak kendisinden bahsederek, öğütler vermektedir.
    Yazıtın etrafında başları kırılmış sekiz adet heykel bulunmaktadır.

    2- Kültigin Yazıtı
    Bilge Kağan tarafından, kardeşi Kültigin adına 732 yılında dikilmiştir.
    Bu anıt, birkaç parçadan meydana gelen birleşik bir yapı halindedir.
    Taşın her tarafında, yukarıdan aşağı doğru Göktürk alfabesiyle yazılmış yazılar bulunur. Batıya bakan yüzünde Çince yazı yer almaktadır.

    3- Bilge Kağan Yazıtı
    "....... Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye babam hakanı, annem hatunu yükseltmiş (olan) Tanrı onlara ülke veren Tanrı (kendilerini) Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye beni o Tanrı hakan olarak (tahta) oturttu. Muhteşem bir kavmin üzerine hakan olmadım. İçte aşsız, dışta elbisesiz korkak ve zavallı bir kavmin üstüne hükümdar oldum Küçük kardeşim Kültigin (ve iki şad) ile sözleştik. Babamızın ve amcamızın kazandığı milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyumadım. Gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kültigin ile iki şad ile ölesiye kadar çalıştım.


    Bu kadar cehd edip (çalışıp) müttehit (birlik olan) milleti ateş, su (yani vahdetsiz) kılmadım. Ben kendim hakan olduğumda etraftaki yerlere varmış olan kavim ölü ve bitik bir halde yayan ve çıplak olarak geri geldi.


    Kavmi yükselteyim diye yukarı (kuzey) Oğuz kavmine karşı, ileri (doğu) Kıtan, Tatabı kavimlerine karşı, beri (güney) Çinlilere karşı büyük ordu (île) on iki (defa) sefer ettim, muharebe ettim. Ondan sonra Tanrı buyurduğu ve talim olduğu için kısmetim olduğu için ölecek olan milleti diriltip doğrulttum, çıplak kavmi elbiseli, fakir kavmi zengin kıldım, az kavmi çok kıldım.Gayrı (başka) ülkelerden, gayrı (başka) hakanlardan daha iyi kıldım. Dört taraftaki kavmi hep muti kıldım. Düşmansız kıldım. (Bunlar) hep bana itaat etti......."
    Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, Ankara 1987, s.41-44
    Bilge Kağan adına 735 yılında dikilmiştir.

    Kültigin ve Bilge Kağan yazıtları, Kültigin'in atabeyi olan Prens Yollug Tegin tarafından yazılmıştır.
    Yazıtlarda Göktürk Devleti'nin kuruluşu ve yükselişi, Kültigin ve Bilge Kağan'ın kahramanlıkları, başarıları anlatılmakta, Türk milletine öğütler verilmektedir.
    Göktürk Devleti tarihi bakımından en değerli kaynak olma özelliğini taşımaktadırlar.

    4- Orhun Bölgesindeki Diğer Yazıtlar

    Orhun bölgesinde, bunlardan başka birçok yazıt da yer almaktadır. ( Orta ve Kuzey Moğolistan'da )

    Orhun Yazıtları'nın Türk Tarihi Açısından Önemi
    Türk tarihi hakkında bilgi veren bu anıtlar, Türkler tarafından yazılmış ilk belgelerdir.
    Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin özelliğini taşırlar.
    Yazıtlarda, Türk adı ilk olarak bir milleti ifade etmek üzere kullanılmıştır.
    Türk dili ve edebiyatının en eski örneğidir.
    Türk yazısının en eski alfabesiyle yazılmıştır.
    Orta Asya kültürünün en açık olarak ifade edildiği belge özelliğini taşırlar.
    Yazıtlarda, Türklerin tarihlerinin araştırılmasına imkan veren, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatlarıyla ilgili bilgiler bulunmaktadır.
    Yazıtlar, sadece mezar taşları olmayıp, bütün Türk boylarına seslenen siyasî bir beyanname karakterini taşımaktadır.

    Talas ve Yenisey Yazıtları

    Orhun Yazıtları'ndan başka, Talas ve Yenisey nehirleri civarında da Türk yazıtları bulunmaktadır.
    Yenisey Yazıtları, Orhun Yazıtları'ndan daha eskidir.
    Yazıtların birkaçı hariç, diğerleri mezar taşları halindedir.

    Uygur ve Kuman Edebiyatı

    Uygurlar da Türk edebiyatına seçkin örnekler vermişlerdir.
    Göktürklere ait edebî eserlerin çoğu yazıtlar halinde iken, Uygurlara ait olanlar yazma şeklindedir.
    Bulunan eserlerin çoğu Budizm ile ilgili dinî metinlerdir. Türk dili ve edebiyatının en önemli hazinelerinden biri de Kodeks Kumanikııs (Codex Cumanicus) adlı Kuman lügatidir. Kumanlar, Kırım yarımadası ve Don civarındaki Cenevizlilerle yakın ticarî ilişkiler kurdular. Bu ilişkilerin sonucu olarak, İtalyan misyonerlerin kaleme aldıkları bu eser; Kumanca, Latince ve Farsça olmak üzere muhtemelen XIII. yüzyılda yazılmıştır.

    Başlıca Türk Destanları:

    Hunların (Oğuzların) : Oğuz Kağan Destanı
    İskitlerin (Saka) : Alper Tunga Destanı
    Göktürklerin : Ergenekon Destanı
    Uygurların : Göç ve Türeyiş Destanları
    Kırgızların : Manas Destanı

    Destanlar ve efsaneler, Türklerin İslamiyet'ten önceki, adet, inanç ve hayat biçimleri hakkında bilgi veren zengin kaynaklardır.



    5. Bilim ve Sanat

    Türkler 1 yılı 365 gün 6 saat olarak hesaplayarak, 12 Hayvanlı Türk Takvimini oluşturmuşlardır. (Türklerin gök bilim ile olan ilgilerinin açık bir kanıtıdır.)
    Uygurlar tahta harflerden matbaayı ve pamuktan kağıdı yapmışlardır.
    Madencilikte özellikle de demircilikte ileri gitmişlerdir. (Kazakistan'ın başkenti Alma Ata yakınlarında bir kurgandan çıkarılan "Altın Adam Heykeli" Türk maden sanatının ne kadar geliştiğini gösterir.)
    Eşya ve binalarda hayvan üslûbu denilen, hayvan figürlerini kullanmışlardır.
    Halı, Türklerin Dünya medeniyetine bir katkısıdır. (Altaylarda Pazırık Kurganı'nda bulunan halı dünyanın en eski halısıdır. )

    TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÇEVRE KÜLTÜRLERLE İLİŞKİLERİ

    1- Türklerin Çin Kültürüne Katkıları:
    a) Askerlik alanında
    b) Devlet Teşkilatında
    c) At kültüründe(Atı evcilleştirmede)
    d) Gök Tanrı inancıyla... Çinlileri etkilemişlerdir.



    2- Çinlilerin Türkleri Etkilediği Alanlar:
    a) Tarım ve yerleşik kültür
    b) Felsefe( Taoizm, Konfiçyüs ve Budizm)
    c) Giyim ... konularında Çinliler Türkleri etkilemişlerdir.



    3- Türklerin Moğol Kültürüne Katkıları:
    Askerlik alanında, Devlet teşkilatında , Dil ve Alfabede (Uygurca ve Uygur Alfabesini kullandılar.), Kımız yapmayı öğrettiler, Türk Töresi ve geleneklerinden, Göktanrı dininden.... etkilendiler.



    1. Türk-Çin İlişkileri

    A- Çin'e Karşı Türk Politikası :
    1- Savaş Sorunu :
    Hun , Göktürk ve Uygurlar döneminde Çin'e sayısız saldırı düzenlenmiştir. Bunun temel sebebi Orta Asya'nın zor yaşam koşulları içinde kaynakların azalması ya da bitmesidir.
    Seferlerde çoğunlukla başarıya ulaşılmış , Türkler , Çin'den alacaklarını aldıktan sonra çekilip gitmişlerdir. Bunun temel sebebi Çin'in yerleşik kültürü içerisinde eriyip yok olma korkusudur.
    Güçlü Kağanlar, zaferlerden sonra yaptıkları anlaşmalarla Çin'i vergiye bağlamayı tercih etmişlerdir.

    2- Çin'e Askeri Yardım Sorunu :
    Çin'in karışıklıkları, feodal beylerin çekişmeleri, zaman zaman Çin İmparatorlarının Türklerden yardım istemelerine yol açmıştır. Türkler çoğu zaman Çin'e askeri yardımda bulunmuşlardır. Bunun temel sebebi yardım karşılığı alınan kumaş ya da gelirlerdir.


    3- Ticari İlişkiler Sorunu :
    Tarihimizde ilk olarak Hunlarla - Çinliler arasında ticari ilişkiler kurulmuştur. Bu ticari ilişkiler, Göktürk ve Uygurlar zamanında da devam etmiştir. Özellikle Uygurlar döneminde gelişmiştir. At ve İpek ticareti başta gelmektedir.
    İpek yolu'nun sağladığı ekonomik kazanç, iki tarafın da burayı ele geçirme mücadelesi yapmasına yol açmıştır.

    B- Türkler'e Karşı Çin Politikası :
    Çin Türk akınlarını durdurabilmek için ünlü Çin seddini yapmış, ancak akınları durdurmayı başaramamıştır.
    Bozkırlarda Türkler'e karşı savaşmayı tercih etmemiştir.
    Daha çok diplomatik yollarla Türkleri zayıf düşürme, bölme, parçalama politikası izlediler.
    Orta Asya'da kurulan imparatorlukların boylar ve budunlar arasındaki bağlarının zayıf olduğunu görmüşler ve bunları birbirlerine karşı kışkırtmışlardır.
    Tiginler'in ( Prensler) arasını açma politikası izlediler.
    Çinli prenseslerin,Türklerle evlenmeleri yoluyla Orta Asya'ya çok sayıda casusu sokmuşlar ve bunların raporları doğrultusunda boy ve budunları birbirine düşürmüşlerdir.
    Türk boylarını kendi topraklarına açarak, onları kültürel olarak eritme politikası izlemiştir.( Çinlileştirme politikası )
    Ağır süvari birlikleri yerine zamanla Türkler gibi hafif süvari birlikleri oluşturmuşlar ve yağma seferleri düzenlemişlerdir.

    "Çinlilerin sözleri tatlı, ipek kumaşları yumuşaktır, tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak budunu kendilerine yaklaştırırlar.


    Sonrada içlerine girer, kötülüklerini yaparlar. Çinliler, kendilerinden olmayan bilgeli kişileri, kendilerinden olmayan alp kişileri yaşatmazlar. Yanılıp onlara inananlar, kendi soylarına en yakınlarına ve budununa yararlı olmaktan çıkarlar. Çinlilerin tatlı sözlerine, yumuşak ipek kumaşlarına aldanan çok, pek çok Türk yok oldu.
    Türk budunu sen çoğu kez hep böyle aldanıp öldün."
    Kültigin Yazıtı, Doğu Yönü,M.Ergin Orhun Abideleri , sa. 13-14



    Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabi, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak; Bilgisiz kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. .Beyleri Milleti ahenksiz olduğu için,
    "Çin milleti hilekar ve sahtekar olduğu için, aldatıcı olduğu için,küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti "ÎL" yaptığı ilini elden çıkarmış,k ağan yaptığı kağanını kaybedivermiş."
    Kültigin Yazıtı, Doğu Yönü, M. Ergin Orhun Abideleri , sa. 5




    2. Türk-Moğol İlişkileri

    Türk-Moğol münasebetleri, Büyük Hun Devleti hükümdarı Mete Han zamanında başlar.
    Çin, Türkleri zayıflatmak için Moğollarla işbirliği yapmıştır. Moğollar Hunları daha batıya iterek, Moğolistan'ın doğusuna yerleştiler.
    Uygurlar zamanında Moğollarla ilişkiler daha çok gelişmiştir. Moğol İmparatorluğu'nun kuruluşunda ve büyümesinde Uygurların önemli ölçüde etkisi olmuştur.
    Türklerin, Moğollar üzerinde ticari ve kültürel etkileri devam etmiştir. Cengiz Han devrinde pek çok Uygur Türkü devlet kademesinde görev almış, Moğolların askeri, idari, ticari, dil ve yazı alanında etkilenmesine yol açmışlardır.
    Bazı Moğol boyları zamanla Türkleşmiş ( Özbek ve Çağatay ), Türk-Moğol devletleri oluşmuştur.

    3. Türk-Arap İlişkileri

    Araplar, fetih hareketlerini doğuya doğru geliştirirken, Kafkaslar'ın kuzeyinde Hazarlar, Maveraünnehir ile Seyhun ötesinde ise Türgişler başta olmak üzere çeşitli Türk toplulukları ile karşı karşıya gelmişlerdir..
    Halife Ömer zamanında Arap orduları Horasan, Maveraünnehir ve Toharistan bölgelerinde Türkler ile karşılaştılar.
    Türk-Arap ilişkileri Emevilerin baskıcı politikaları ve Arap olmayan müslümanlara değer vermemeleri nedeni ile iyi olmadı. Göktürkler ve Türgişler Maveraünnehir bölgesinde Araplara karşı mücadele ettiler. Türkler, Emevilere karşı Abbasileri desteklediler.
    Abbasi döneminde Türk - Arap ilişkileri gelişmiştir. 751 deki Araplarla-Çinliler arasında olan Talas savaşında Orta Asya'nın Çin egemenliğine girmesini istemeyen Türkler Arapların yanında yer alarak, savaşı kazanmalarını sağladılar. Özellikle ticari ilişkiler dolayısıyla Arap-Türk ilişkileri yeni bir boyut kazanmış, Karluk, Yağma, Çiğil Türkleri İslamiyet'i kabul etmişlerdir. 10.yy.dan itibaren oğuzlar İslamiyet'i kabul ettiler.
    Araplar ,Türklerin özellikle savaşçılık gücünden yararlanmışlardır. Abbasiler döneminde bir ordugah şehri olarak "Samarra" şehrini kurdular. Türkler, pek çok Müslüman devlette komutan ve yöneticilik yapmış, bazılarında zamanla yönetimi ele geçirmişlerdir.

    4. Türk-İran İlişkileri

    Türk - İran ilişkileri Akhunlar zamanında başladı. Akhunlar Sasanilerle komşu olmuşlar ve sürekli savaşmışlardır.
    Göktürkler'in batıda Sasanilerle komşu olması üzerine İpek yolu denetimi için Göktürkler, Akhunlara karşı Sasanilerle işbirliği yaptılar. Bu işbirliği sonucu Akhun devleti yıkılmış ve toprakları paylaşılmıştır.
    Sasanilerin İpek yolu ticaretini engellemeleri üzerine, Göktürkler Bizansla işbirliği yapmışlar ve Sasanilerin zayıflama ve yıkılma sürecine girmelerine yol açmıştır.
    Sasanilerin yıkılmasından sonra, bölgeye doğudan çok sayıda Türk göçü olmuştur.
    İran yıllarca Büyük Selçuklu Devletinin yönetiminde kalmıştır.
    25 Kasım 2007
    #1
  2. Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışları ve İlk Türk devletleri Cevapları

  3. paylaşım için saol......
    16 Aralık 2007
    #2
  4. Çokk saol kerdes bende simdii bunu arıyordumm busene hoca biraz dandik cıktıı buu konular lazum idi seninn sayende kurtuldum :D:D tşk
    16 Eylül 2008
    #3
  5. Paylaşım için çok ama çoook teşekkürler :happy:
    6 Haziran 2010
    #4
  6. sağol güzel paylaşım işime yaradı
    23 Aralık 2010
    #5
  7. Dostum senden allah razı olsun çok teşekkür ederim tez ödevim için ğüzel bir ayrıntı olucak bunlar eline yüreğine sağlık ..

    Allah TÜRK'ü Korusun ve Yüceltsin :)
    29 Nisan 2011
    #6
  8. Tüm içtenliğimle söylüyorum.Süper konu
    30 Nisan 2011
    #7
soru sor

Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışları ve İlk Türk devletleri