Osmanlıda Azınlık ve Yabancı Okulları

İsimli konu WH 'Tarih' kategorisinde, -Successful- üyesi tarafından 26 Mart 2011 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Osmanlıda Azınlık ve Yabancı Okulları. Osmanlı Devleti'nin sınırlan içinde çeşitli dinlere, mezheplere ve inançlara sahip topluluklar yaşıyordu. Bunlar, dinî konularda olduğu gibi, eğitim... Osmanlıda isyan ve darbeler Osmanlıda Eğlence ve Spor ...

  1. Osmanlı Devleti'nin sınırlan içinde çeşitli dinlere, mezheplere ve inançlara sahip topluluklar yaşıyordu. Bunlar, dinî konularda olduğu gibi, eğitim konusunda da geniş haklara sahiptiler. Diledikleri gibi eğitim yapmalarına karışılmıyordu. Müslüman çocukların eğitimi vakıflar eliyle yürütülüyordu. Gayn Müslim toplumlar da eğitim düzenini kendileri kurup devam ettiriyorlardı. Bu konuda en yetkili kişiler, aynı zamanda dinî işlerin başında bulunan patrik, papaz, haham gibi kimselerdi. Ruhanî liderler, toplumlarının ihtiyacı olan okulları kuruyor ve yönetiyorlardı. Bu okullar, genellikle ilkokul seviyesinde ve dinî kurumların yanında açılıyordu. Öğretmenleri de, papazlar veya hahamlardı.

    Azınlıklar, Osmanlı ülkesindeki ticaret ve sanayi hayatına, bankerlik işlerine hâkim duruma gelmişlerdi. Bu yolla büyük servetler kazandıkları için, çocuklarını Avrupa'ya gönderip oradaki yabancı okullarda okutabiliyorlardı. Bu bakımdan 19. yüzyılda devletin açmış olduğu öğretmen okullarına ilgi göstenniyorlardı. Onun için, azınlık okullarında eğitimin sürdürülmesi yine din adamlarına kalıyordu.

    Azınlık Okulları: Rum azınlığa ait en eski ve önemli eğitim kurumları, İstanbul'daki Fener Rum Mektebi ve Heybeliada Papaz Mektebi'dir. Bu okullar, Patrikhanenin yönetim ve denetiminde eğitim yapıyorlardı. 1844 yılında kurulan Papaz Mektebi, Ortodoks mezhebinin ilahiyat okulu durumundaydı. Bu sebeple, fen ve kültür derslerine ilâveten, ilahiyat dersleri de ağırlıklı olarak veriliyordu. Fener Rum Mektebi, tarihî bir nitelik taşıyordu. İstanbul'un fethinden sonra, Ortodokslara sağlanan geniş hoşgörü ortamı içinde, çalışmaya devam etmişti. 1856 Paris Konferansı'na kadar metropolitler tarafından yönetilmişti. 1856'dan sonra, yönetimde ağırlık Rum toplumu ileri gelenlerine geçti. Lozan Banş Antlaşması (1923)'ndan sonra, yönetim tamamen Rum toplumuna verildi.

    Bu okullarda felsefe, edebiyat, din ve tıp dersleri okutuluyordu. Avrupalı devletlerin, Osmanlıların iç işlerine karışmaları artınca ve Rusya da anlaşmalarla Osmanlı ülkesindeki Ortodoks tebaanın koruyuculuğunu üstlenince, Patrikhane'nin siyasî etkinliği 19. yüzyılda arttı. Bu dönemde gerek Patrikhane, gerek onun yönetimindeki okullarda faaliyet gösteren papazlar, Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecini hızlandıran çalışmalara katıldılar. Rum okullanndaki eğitimin, Türk düşmanlığını körükleyici bir nitelik aldığı görüldü.

    Ermeni azınlığa ait ilk okul, 18. yüzyılın sonunda İstanbul'da açılmıştı. O zamana kadar, eğitim, kiliselerde papazların gayretiyle yapılan bilgi aktarımı şeklindeydi. Daha çok, Ermenice öğretiliyor ve dinî bilgiler veriliyordu. 19. yüzyılın başından itibaren, Ermeni azınlığın açtığı okulların sayısı çoğalmaya başladı. Ermeni Patrikhanesi 1824'te bir emir yayınlayarak, Anadolu'da Ermenilerin yaşadığı en küçük yerlerde bile okul açılmasını istedi. Bunun üzerine Anadolu'da da Ermeni okullarının birbiri ardına açıldığı görüldü. Bu okulların sayısı on yıl içinde 120ye ulaştı. 1859'da sadece İstanbul'da

    42 Ermeni okulu bulunuyordu. Yüzyılın sonunda ise Ermeni ilkokullarının sayısı 813 u bulmuştu. Bu okullarda, İstanbul'da kurulan Ermeni Maârif Ko-misyonu'nun belirlediği bir ders programı uygulanıyordu. Okutulan dersler arasında Ermenice, Türkçe, Fransızca, matematik, ticaret dersleri ağırlık taşıyordu. Okulların giderleri, Patrikhane'nin önderliğinde, Ermeni azınlığa mensup iş adamları tarafından karşılanıyordu.

    Yahudi azınlığı, eğitimi uzun süre havralarda uygulamıştı. Modern anlamda ilk okul 1854'te, İstanbul'da Musevî Asrî Mektebi adıyla açıldı. Al-liyans Israilit adını taşıyan Yahudi kuruluşu, 1875'ten itibaren İstanbul'da ve Yahudilerin yaşadığı başka şehirlerde çok sayıda okul açmaya başladı.

    Yabancı Okullar: Osmanlı Devleti'nin önce Fransızlara bir 'lütuf' olarak verdiği kapitülâsyonlar, 19. yüzyıla gelindiği zaman değişik niteliğe bürünmüştü. Avrupa'nın askeri üstünlüğü, siyasî baskıya yol açmış, bu da kapitülâsyonların Osmanlı Devleti aleyhinde işleyen imtiyazlar hâline gelmesi sonucunu vermişti. Büyük devletlerin hepsi bu imtiyazlardan yararlandıkları gibi, kapitülâsyonların kapsamı, ekonomiyle birlikte adalet ve eğitim alanlarını da içine almıştı. Bu durum üzerine, Osmanlı ülkesine gelen çok sayıda misyoner, din işlerinin yanı sıra, eğitim alanında da faaliyet göstermişlerdir. Elçilikler de kendi bünyelerinde elçilik okulları açmaya başlamışlardır.

    Avrupa devletlerinin her biri, Osmanlı Devleti üzerindeki etkilerini arttırmak için, azınlıkları kullanma yoluna gitmişler; çeşitli mezhep mensuplarının koruyuculuğuna girişmişlerdir. Bu devletler, kendi çıkarlarına hizmet edeceğine inandıkları azınlıkları korumak iddiası ile okullar açmışlardır. Bu okullarda eğitim gayesinden çok, din ve mezhep propagandasına ağırlık verilmiştir. Politikacılar, casuslar ve papazlar, "öğretmen" adı altında faaliyet göstererek yıkıcı propagandalannı sürdürmek için yabancı okullardan yararlanmışlardır.

    Yabancılara tanınan imtiyazlara Lozan Barış Antlaşması (1923) ile son verildi. 1924'te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birleştirilmesi) Kanunu, yabancı okulları devlet denetimi aldına aldı.

    Osmanlı topraklarında yaşayan Katoliklerin koruyuculuğunu Fransa üstlenmişti. Avrupa'dan gelen Cizvit rahiplerinin açtığı ilk Fransız okulu, İstanbul'daki Saint Benoit (Sen Benuva) Okulu'dur. Bundan sonra, Osmanlı ülkesinde açılmış olan Fransız okullarının sayısı yüzlercedir. Bu okullardan, günümüzde de faaliyetini sürdüren birkaç tanesi kalmıştır.

    İngilizlerin koruması altında açılan okullar, daha çok Suriye ve Lübnan bölgelerinde yoğunlaşmıştı. Diğer bölgelerde açılan okullar daha azdı. İngiliz

    okullarından günümüze kadar gelen ikisi İstanbul'da bulunmaktadır (Nişantaşı 'ndaki İngiliz Erkek Lisesi ve Beyoğlu'ndaki İngiliz Kız Orta Okulu).

    Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) ise, misyonerlik faaliyetini Ermeni azınlığa yöneltmişti. Orta Doğudaki Amerikan nüfuzunun kuvvetlenmesi için bu azınlığın kullanılması düşünülüyordu. A.B.D. bu amaçla, dinî alanda faaliyet gösterirken, Anadolu'da Ermenilerin yaşadığı bölgelerde konsolosluklar kurdu. İstanbul'da, Beyoğlu'nda Ermeniler için 1834'te açılan okulu diğerleri takip etti. 1863'te açılan Robert Koleji'nin Amerikan okulları arasında seçkin bir yeri vardı. Bu okulun ilk yıllarındaki öğrenciler arasında Ermeni ve Bulgar gençlerinin çoğunlukta bulunması dikkat çekiciydi.

    İtalyanlar, Osmanlı ülkesinde okul kurma girişimini 1861'de gerçekleştirmişler; İstanbul'da ve Hatay'da okullar açmışlardır. Almanlar da kendi kültürlerini yaymak amacıyla, 1870'ten itibaren okul açmaya başlamışlardır. Bu iki ülkenin, diğer Avrupa ülkelerine göre geç kalmalarının sebebi, kendi siyasî birliklerini kurmak için uğraşmalarıdır. Ayrıca, İstanbul'daki Alman çocukları, Almanca eğitim yapan Avusturya okullarından yararlanıyorlardı. İstanbul'da Avusturya Erkek ve Kız liseleri ile Ticaret Okulu bulunuyordu.

    Rusların Osmanlı topraklarındaki eğitim faaliyeti Suriye'de, İran'mki Bağdat'ta yoğunluk gösteriyordu. Her iki devletin, ayrıca İstanbul'da açılmış okulları da vardı.

    Avrupa'daki modern eğitim teknik ve yöntemlerinin Osmanlı ülkesine getirilmesi bakımından yabancı okulların olumlu etkileri görülmüştür. Başlangıçta Türk çocuklarının bu okullara girebilmesi çok zordu. Zamanla Türk öğrencilerin sayısı artmıştır. Fakat, bu okulların büyük bir kısmı, politik amaçlar uğrunda kullanılmışlar, Osmanlı ülkesinde karışıklık çıkarılması için bir araç olarak görülmüşlerdir.
    26 Mart 2011
    #1
  2. Osmanlıda Azınlık ve Yabancı Okulları Cevapları

soru sor

Osmanlıda Azınlık ve Yabancı Okulları

Alakalı Aramalar:

  1. azınlık ve yabancı okullar