Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde yapı unsurları

İsimli konu WH 'Edebiyat - Türkçe' kategorisinde, ¢σєηтяãσ üyesi tarafından 13 Kasım 2010 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde yapı unsurları. OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLERDE YAPI UNSURLARI Olay örgüsü: Belli bir konu çevresinde var olan birden fazla olayın, sebep-sonuç ilişkisine... Metİnlerde BuluŞtuk Yapı ...

  1. OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLERDE YAPI UNSURLARI





    Olay örgüsü: Belli bir konu çevresinde var olan birden fazla olayın, sebep-sonuç ilişkisine bağlı bir biçimde oluşturdukları organik bütündür. Olay örgüsünü: "eserde nakledilen hadise veya hadiseler zinciri" veya "bir oyunun, hikayenin yahut romanın içinde olan biten her şey" biçiminde de tanımlamak mümkündür.
    Olay örgüsü, birbiriyle hiç ilgisi olmayan olayların rast gele veya peş peşe sıralanması değil, birden fazla olayın sebep-sonuç içinde organik bir bütün oluşturmasıdır.
    'Kral öldü, kraliçe de öldü.' dersek hikaye olur.
    'Kral öldü, arkasından kraliçe de öldü.' dersek olay örgüsü olur.(Neden sonuç ilgisi var.)
    Bir başka ifadeyle, olay örgüsü, insanın insanla, insanın toplumla, insanın tabiatla, insanın kendisiyle olan mücadelesinden doğar.Roman, tiyatro ve hikayenin olay örgüsü, çok büyük ölçüde böyle bir çalışmadan doğar. Mücadele veya çatışma , zıt güçler (işçi-patron, fakir-zengin, köylü-ağa vb.) veya zıt kutuplar (iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik, doğruluk-yanlışlık) arasında yaşanır. Zıt güç veya kutuplar, çoğunlukla somut varlıklarla (insan, tabiat, hayvan) temsil edilmekle birlikte, zaman zaman soyut kavramlarla (gelenek, töre, iyilik) da temsil edilebilirler.
    Roman ve hikayedeki olaylar da -zaman zaman- kronolojik olabilir. Ancak anlatıcının tercih ve imkanları, bu kronolojiyi çoğu zaman bozabilir. Yani anlatıcı hikayeyi, baştan sona, sondan başa, ortadan sona, ortadan başa, sonra sona doğru anlatabilir.
    a)Tek Zincirli Olay Örgüsü: Çok büyük ölçüde tek bir merkezi kişiye bağlı olarak başlayıp gelişen; bu sebeple de dallanıp budaklanmayan olay örgüsü tarzıdır. Romanını, güçlü bir baş kahraman üzerine kurmayı, okuyucunun dikkatini bütünüyle onun üzerinde toplamayı arzulayan yazar, türün temel değeri durumundaki olay örgüsünü de bu kahramana bağlar. Daha çok sergüzeşt/macera türü romanlarda görülen tek zincirli olay örgüsü, okuyucunun olayları daha kolay takip etmesine imkan verir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa);tamamıyla Feride'nin hayatını eksen alan Çalıkuşu (Reşat Nuri Güntekin); Ahmet Celal'in Orta Anadolu köylerinden birinde yaşadığı hayatı çevresinde şekillenen Yaban (Yakur Kadri Karaosmanoğlu) romanları, tek zincirli olay örgüsüne örnektir.
    b)Çok Zincirli Olay Örgüsü: Bu tarz olay örgüsü, kendi içinde birden fazla zincirden meydana gelir.Daha doğru bir ifadeyle, asıl vak'a zinciri, kendi içinde birden çok dala ayrılır.Anlatıcı, önce dallardan birini, sonra onu bırakarak bir başkasını, daha sonra da onu da bırakarak bir başkasını veya ilkini anlatabilir. Çok zincirli olay örgüsü, masal, halk hikayesi ve romanlarda daha çok görülür.
    c)Helezonik Olay Örgüsü: Birden çok vak'a zincirinin iç içe geçmesi söz konusudur. Bir anlamda hikaye içinde hikaye, oyun içinde oyunvardır.
    Binbir Gece Masalları'nda, Oğuz Atay'ın Bir Bilim Adamının Romanı'nda ve Sabahattin Ali'nin Hasan Boğuldu hikayesinde görebiliriz.
    Tiyatro türü eserlerin bel kemiğini de olay örgüsü oluşturur. Tiyatro ile hikaye ve romanın olay örgüleri arasındaki en büyük farklılık, birinin sahneleme/gösterme , diğerinin anlatma esasına bağlı olması ve bu esasa göre şekillenmesidir. Tiyatro eserinde olaylar hiçbir zaman anlatılmaz. Çünkü anlatıcı yoktur. Üstelik türün aslı niteliği anlatmak değil, sahnelemektir. Tiyatro türü eserlerin olay örgüsü, edebi metin seviyesinde bir hayli siliktir. Söz konusu türün olay örgüsü asıl somut haline, ancak sahnede kavuşur.
    Tiyatronun olay örgüsü, hayatın tabiiliğine çok daha yakın olmak durumundadır. Çünkü sahneleme zorunluluğu vardır. Ayrıca tiyatronun olay örgüsü, hikaye ve romana göre, çok daha dar bir mekan ve zaman içinde cereyan eder.
    2)ŞAHIS KADROSU

    Bazı güçlü yazarlar, eserlerinde öylesine mükemmel kahramanlar yaratır; konu ve temayı onunla öylesine özleştirirler ki, akıllarda eserin olay örgüsü, konusu, mekanı, zamanı değil, sadece kahramanı kalır. Don Kişot, Sefiller, Goriot Baba, Mademe Bovary, Suç ve Ceza, Mai ve Siyah, Çalıkuşu, Sinekli Bakkal, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Huzur romanlarını unutulmaz kılan sebeplerin başında, güçlü kahramanları gelmez mi? Pek çok roman ve hikayenin adını doğrudan doğruya kahramanından almasının (Felatun Beyle Rakım Efendi, Dürdane Hanım, Zehra, Çalıkuşu, Handan, Nur Baba, Kuyucaklı Yusuf, İnce Memet vb.) sebebini bu noktada aramak gerekir.
    Her türlü konu ve temanın varlık sebebi insandır.
    Şahıs kadrosu: hikaye, roman ve tiyatroda anlatılan/ sahnelenen olayları var eden ve yaşayan insan ve insan hüviyetine büründürülmüş varlıklardır. Ancak insanın dışındaki somut veya soyut, canlı veya cansız varlık (hayvan, cin, peri, ejder, ağaç, dağ, ev, vb.) veya sembol ve kavramların da şahıs kadrosu içinde yer almaları mümkündür.
    Kahramanların iki gruba ayrıldığını söylemek gerekir. Bunlardan ilki, düz/yalınkat kahramanlar'dır.Bu kahramanlar, son derece belirgin nitelikleri ile okuyucu karşısına çıkar ve olay örgüsü boyunca herhangi bir değişime uğramazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi ortamda bulunurlarsa bulunsunlar, her zaman ve her yerde tek bir fikrin veya vasfın sembolüdürler. Felatun Beyle Rakım Efendi'nin her iki kahramanı örnektir.Tip; kendine has bireysel nitelikleri ile değil, herhangi bir sınıfın, grubun veya meslek mensuplarının ortak değer ve niteliklerini şahsında taşıyıp yaşayan kahramandır.Köylü tipi, öğrenci tipi, memur tipi, alafranga tipi gibi.
    İkincisi ise, yuvarlak kahramanlar'dır. Yuvarlak kahramanlar, olay örgüsü boyunca yaşanan gelişmelere göre sürekli değişir; zihnen ve ruhen büyürler. Bu sebeple onların ne zaman ne yapacağı pek belli olmaz. Düz karakterlere göre insan gerçeğine çok daha yakındırlar. Mesela; İntibah 'ın Ali Bey'i , Çalıkuşu'nun Feride'si, Sinekli Bakkal'ın Rabia'sı, birer yuvarlak kahramandır. Çünkü adı geçen kahramanlar, romanın başı ile sonunda aynı değer ve niteliklere sahip değildirler.
    Yuvarlak kahramanlar da "karakter" i çağrıştırırlar. Karakter; başkalarına benzemekten çok, başkalarından farklılıkları ve sadece kendine has değer ve nitelikleriyle belirginleşen kahramandır.
    Asıl kahraman, hikaye, roman ve tiyatrodaki olay örgüsünün başlayıp gelişmesi, şu veya bu istikamette şekillenmesindeki en önemli ve birinci derecede rol oynayan kahramandır. Diğer kahramanlar, hep onun etrafında yer alır ve onunla olan ilişkileri ölçüsünde değer kazanırlar. Ayrıca asıl kahraman, eserde ele alınıp işlenen tema ve konunun gerçekleştirilmesi veya vurgulanmasında asıl yükümlü durumundadır. Bunun için ona tematik güç de denilir.
    Asıl kahramanın karşısında çoğunlukla bir hasım/karşı güç bulunur.Olay örgüsünün teşekkülünde ihtiyaç duyulan çatışmanın hayat bulabilmesi için böyle bir kahramana ihtiyaç vardır. Genelde okuyucu tarafından pek sevilmeyen bu kahraman, hemen her fırsatta asıl kahramanın karşısına çıkarak onun hedefine ulaşmasını engellemeye çalışır ve onunla çatışmaya girer. İntibah'ta Mehpeyker, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda hastalık ve Dr. Ragıp, Osmancık'ta tekfurlar, karşı/hasım güçlerdir. İnsan dışı varlıklar (tabiat, hastalık) veya değerler de (gelenek, töre, fakirlik) zaman zaman karşı güç işlevini üstlenebilirler. Şu veya bu seviye ve istikamette yardım eden yardımcı kahraman veya kahramanlar da vardır.
    Hikaye ve romanda anlatıcıya mahkum olan kahramanlar, tiyatroda bütünüyle hürdürler. Başta konuşmaları olmak üzere, tavırları, davranışları, jest ve mimikleri ile kendilerini bizzat kendileri yaratırlar. "tasvir" ve "tahlil"leri, tiyatroda söz konusu değildir.
    Bazı eserlerde görülen (parantez içi) çok kabaca dış görünümlerini ve (yine parantez içi) bazı jest ve mimiklerini vermekle yükümlü ibareler, asıl merinden sayılmaz. Bazılarında -kişiler arası karışıklığı önlemek düşüncesiyle - çok kısa tanıtmalar yapılır. Bazı eserlerde ise, "kostüm"de gerçekçilik endişesiyle biraz daha geniş tanımlara yer verilir.
    3-)ZAMAN

    Roman ve hikayede iki farklı zaman söz konusudur. Bunlar; "vak'a zamanı" ve "anlatma zamanı"dır. Tiyatroda sadece anlatma zamanı söz konusudur.
    a)Vak'a Zamanı
    Roman, tiyatro ve hikayede, olayların başlama noktası ile bitiş noktası arasında geçen zamana vak'a zamanı denir.
    Masallardaki vak'a zamanı bütünüyle "gerçek" dışı ve muhayyeldir. Destan, menkıbe, efsane, halk hikayesi ve romanlarda ise, bu gerçek dışılık ve muhayyelik -derece derece azalmakla birlikte- varlığını sürdürür. Halbuki modern hikaye ve roman, vak'a zamanı hususunda çok daha gerçeğe yakındır.
    Vak'a zamanı, her zaman kronolojik değildir. Duruma göre kronoloji kırılarak halden geçmişe dönülebilir (geri dönüş tekniği) veya halden geleceğe sıçranabilir. Ayrıca zamanın akışında atlamalar, özetlemeler veya genişletmeler yapılabilir. Özellikler kahramanların hayatında fazla önem taşımayan zaman dilimleri, ya atlanır yada kısaca özetlenir.
    Klasik romanlarda daha çok düz bir çizgi halinde (dün-bugün-yarın) akıp giden ve büyük bir dilimi (beş-on yıl, bir ömür, nesiller) kapsayan vak'a zamanı, modern romanda daha karmaşık, daha kompleks ve daha kısadır. Kısa bir "hal" üzerine oturulan romanın olay örgüsü, hatırlama ve bilince dayanılarak sık sık geri dönüşlerle genişletilebilir.
    Vak'a zamanını kimi zaman çok açık biçimde belirtirken, kimi zaman da birtakım ipuçları yoluyla sezdirilir.
    b)Anlatma Zamanı (Tiyatro hariç)
    Anlatma zamanı; roman ve hikayedeki olayları, anlatıcı tarafından görülüp, öğrenilip, yaşanıp, idrak edildikten sonra, kendi tercih ve imkanlarına göre okuyucuya nakledildiği zamandır.
    Vak'a zamanı olayların oluş zamanı; anlatma zamanı ise, bu olayların anlatılış zamanıdır. Anlatma zamanı, tamamiyle anlatıcıya bağlıdır ve onun anlatma eylemi ile alakalıdır. Vak'a zamanı, eserdeki kahramanlara bağlıdır ve olay örgüsü ile alakalıdır.Tiyatroda tek bir zaman üzerine kurulur. Çünkü tiyatroda "anlatma zamanı" söz konu değildir.
    4-) MEKAN

    Eserde yaşanan olayların sahnesidir. Mekanın ayrıntılı bir tasviri (tiyatro hariç) bize, o mekanda yaşayan insanın karakteri, sosyal ve kültürel kimliği ile ilgili pek çok ipuçları verir. Ayaşlı ile Kiracıları (Memduh Şevket Esendal), Kiralık Konak (Yakup Kadri Karaosmanoğlu), Anayurt Oteli (Yusuf Atılgan), İbrahim Efendi Konağı (Samiha Ayverdi) isimli romanlarda mekan, sadece olayların sahnesi değil, romanın konusu, şahıs kadrosu, vak'a zamanının anlatımı hususunsa ciddi bir simgedir.
    Edebi metin seviyesindeki tiyatro eserinde mekan, sadece rejisöre yardımcı olmak düşüncesiyle, sahne başlarında en kaba çizgileriyle parantez içine verilir.
    5-)Bakış Açısı ve Anlatıcı (Tiyatro hariç)

    a)Anlatıcı
    Masalı, efsaneyi, hikayeyi, romanı okuyucu/dinleyici durumundaki bizlere anlatan varlıktır. Adı geçen eserlerin iç dünyalarında olup biten her şeyi (olaylar, meseleler, kahramanlar, mekanlar, zamanlar) gören, bilen, duyan, idrak eden; kendine has imkan, tercih, dil ve üslubuyla biz okuyucu/dinleyicilere anlatan varlıktır anlatıcıdır. Anlatıcının değişim süreci ikiye ayrılır: "Sözlü dönem anlatıcısı" ve "yazılı dönem anlatıcısı".
    Destan, masal, menkıbe, efsane, halk hikayesi, mizahi fıkra gibi sözlü dönemin anlatma esasına bağlı edebi türlerinin anlatıcıları, gerçek birer insandılar. Etiyle kemiğiyle, dinleyicilerin karşısına çıkan bu anlatıcılar, somut birer varlıktılar. Ustasından öğrendiği aksesuarları (saz, baston, mendil vb.) jest ve mimik örnekleri, halk hikayesi anlatan aşıklar, hikayeler anlatan meddahlar ve masal anaları.
    b)Bakış Açısı
    Bakış açısını şöyle tarif edebiliriz:Herhangi bir varlık, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruh hali ve yere göre aldığımız algılama, idrak etme ve yargılama tavrıdır.
    aa-)Hakim Bakış Açılı Üçüncü Tekil (O) Anlatıcı (İlahi/Tanrısal bakış açısı): Yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan her şeyi bilir, görür ve duyar. Kahramanların gönlü veya kafasından geçenleri okumaya kadar uzanır. Anlatıcı, anlattığı olayların dışında durur, gören durumundadır. Üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır ve bu sebeple ona "yazar-anlatıcı" da denilir.
    Zaman zaman okuyucu ile diyaloga girmekten, onlarla sohbet etmekten ve onlara yol göstermekten geri durmazlar."Lafa nasıl başlayacağını düşünüyor ve."
    bb-)Kahraman Bakış Açılı Birinci Tekil (Ben) Anlatıcı: Kahramanlardan birisidir. Bu anlatıcı, aynı zamanda olay örgüsünün bütün yükünü üstlenen asıl kahraman olabileceği gibi, daha da geri planda yer almış kahramanlardan biri de olabilir. Bir insanın sahip olduğu veya olabileceği bilme, görme, duyma, yaşama imkanları ile sınırlıdır.
    Her zaman kendi yaşadıkları,bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarır. Kahraman anlatıcının söz konusu olduğu roman ve hikayeler, çoğunlukla "otobiyografik" karakterlidir.
    Kahraman anlatıcı, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur. Okuyucu ile daha sıcak, samimi ve inandırıcı bir diyalog kurmasıyla okuyucuya daha yakındır. Özellikle eserin hatıra defteri, günlük, mektup tarzında kaleme alınması, bu etkiyi daha çok güçlendirir.
    "Çok çalışıyorum. Onlardan ziyade kendim için."(Reşat Nuri Güntekin- Çalıkuşu)
    Bu sıkıntıların başında "bakış açısı"ndaki sınırlılık gelir. Böyle bir anlatıcıyı tercih etmiş olan bir yazar, eserinin itibari dünyası çok büyük ölçüde tek bir kişinin yaşadıkları, bildikleri, gördükleri, yorumları ile sınırlandırmış olur ki, hakim bakış açılı anlatıcıya göre, bu, çok daha geniş imkanların bir tarafa itilmesi anlamına gelir.
    Bir başka sıkıntı, okuyucunun, anlatıcı ile yazar arasında ilişki kurma kolaycılığına zemin hazırlamasıdır. Pek çok okuyucu, hatta eleştirmen, ciddi bir araştırmaya lüzum görmeden eserdeki ben anlatıcı ile yazarı özdeşleştirmeye kalkışır.

    cc-)Mücahit/Gözlemci Bakış Açılı (Ben veya O) Anlatıcı: İtibarı dünyada olup bitenleri, sadece müşahede etmekle yetinir. İkinci aşamada da gözlemlerini adeta bir tarafsızlığı ile okuyucuya nakleder. Bir "yansıtıcı" konumundadır. Çok daha az bilgilidir. Onun bilme,görme,duyma yetenekleri geçmiş ve geleceğe uzanmadığı gibi, kahramanların ruh hallerine de yetişemez.
    Hem üçüncü tekil hem de birinci tekil olabilir. Anlatıcının bakış açısı sınırları ve anlattıkları karşısındaki tutumuna dikkat etmek zorundadır.
    dd-)Çoğulcu Bakış Açısı ve Anlatıcıları: Anlatıcılardan iki veya daha fazlasının aynı eserde kullanılması tarzıdır. Asıl çoğulcu bakış açısı, tek bir anlatıcının esas olduğu eserde, olay örgüsünde yer alan kahramanlardan birkaçının da bakış açılarına yer verilmesi biçiminde gerçekleştirilir. Bu tür bir tavır, (X) olayının okuyucuya takdimini daha çok inandırıcı hale getirecek ve okuyucuyu tek bir anlatıcının esiri olmaktan kurtaracaktır. Oğuz Atay'ın Bir Bilim Adamının Romanı'nda çoğulcu bakış açısı yöntemi kullanılmıştır.
    13 Kasım 2010
    #1
  2. Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde yapı unsurları Cevapları

soru sor

Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde yapı unsurları