Kısa Tiyatro Metinleri - Aşk Mektupları

İsimli konu WH 'Sinema, Tv, Tiyatro' kategorisinde, layl@m üyesi tarafından 27 Ocak 2011 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Kısa Tiyatro Metinleri - Aşk Mektupları. (Orta halli bir ailenin oturma odası, anne yemek masasını hazırlamaktadır. Evin büyük oğlu okuldan eve yeni gelmiştir. Okul kıyafeti dağınık bir şekilde... tiyatro sanat metinleri ...

  1. (Orta halli bir ailenin oturma odası, anne yemek masasını hazırlamaktadır. Evin büyük oğlu okuldan eve yeni gelmiştir. Okul kıyafeti dağınık bir şekilde odaya girer...)

    ANNE: Kağan, geldin mi oğlum?

    KAĞAN: Geldim anne, yemekte ne var? Sakın ıspanak var deme! (Sırtındaki çantayı odanın bir köşesine fırlatıp kanepeye yayılır. Anne dönüp oğluna bakar ve bir çığlık atar.)

    ANNE : Ka-ğan, gene ne bu halin! Saçlar kirli, gömlek dışarıda, kravat desen yerlerde sürünüyor… Kaç defa söyledim, oğlum şu kılığına kıyafetine biraz özen göster diye, ama nerde? En güzel yemekleri pişirip önüne koyuyorum; sen tok evin aç kedisi... Sabahleyin tertemiz kıyafetlerle okula gönderiyorum, akşama sokak çocukları gibi çıkıp geliyorsun

    KAĞAN: Öf anne ya! Her gün aynı terane..

    ANNE: Dur daha bitmedi…

    ALPER: (Evin küçük oğlu, abisinin kravatını tutar) Ağabey, büyüyünce ben de kravat takacak mıyım?

    KAĞAN: Merak etme oğlum, takarsın sen de bir gün bu me-de-niy-yet yularını.

    ANNE: Allah’ım ben ne diyorum, bunlar ne diyor! Oğlum bak! Hadi üstüne başına dikkat etmiyorsun, bari derslerin iyi olsa. Ne gezeeer! Her lafa verilecek bir cevabın var, ama edebiyat 1. Matematikte dört işlemi bile zor bilirsin. Tarih mi? Onu da kim yazmış?

    KAĞAN: Anne ya çarpma, bölme, çıkarma biliyorum ben.

    ANNE: Tabii tabii, toplamayı bilmeden bilirsin sen onları. Of Allah’ım akşam akşam dellendim yine.

    KAĞAN: Ya, anne ya, ne kızıyorsun? Ne varmış halimde? Bütün arkadaşlarım böyle geziyor. Ayrıca, sadece dersleri kötü olan ben değilim ki, bizim takım hepten dökülüyor…

    ALPER: Büyüyünce ben de ceket giyeceğim.

    KAĞAN: Aman giy giy! Ben adam olamayacağım, bari sen adam ol!

    ANNE: Öf yeter artık, susun! Babanız gelecek birazdan, gidin; elinizi, yüzünüzü yıkayın.

    Daha fazla kızdırmayın beni!...

    KAĞAN: Ah bir sevdiğimiz yok ki derdimizi anlasın?

    ALPER: Benim de olacak o dediğinden…

    KAĞAN: Hadi ordan yaramaz. O kadar da demedik...


    II. SAHNE


    (Baba gelmiştir. Oturduğu yerde öylesine, bir gazeteye göz atmaktadır. Anne ise biraz daha iç planda, arkası dönük, meşgul görünür.)

    BABA: ( Gazeteden başını kaldırıp gözlüğün üzerinden bakarak) Hanım çocuklar ne yapıyor?

    ANNE: Ne yapacaklar bey, gene bilgisayarın başındalar. Allah aşkına, ne olacak bizim Kağan’ın hali? Bugün gene çok kızdırdı beni. Bu çocuğun durumu endişelendiriyor beni…

    BABA: Ne oldu hanım? Neden sinirlendin?

    ANNE: Ne olacak bey, gene üstü başı dağınık geldi okuldan. Derslerden bahsettiği de yok. Sen yedir, içir, giydir, bir dediğini iki etme; oğlun serseri gibi dolaşsın orda burda…

    BABA: Biliyorum Hanım, biliyorum. Çocukların yanında konusunu açmadım, ben bugün Kağan’ın okuluna gittim. Öğretmenleri de şikâyetçi Kağan’dan. On altı yaşında erkek çocuğu, “daha doğru dürüst okuyup yazamıyor” bile dediler. Çok canım sıkıldı, ne diyeceğimi bilemedim. Ortaokulda bile daha iyi yazardı bu çocuk?

    ANNE: Peki ne yapacağız bey? Nasıl davranacağız Kağan’a?

    BABA: Bazen şu oğlanı evire çevire bir döveyim diyorum, ama bu da çıkar yol değil ki. Gençlik diyorlar buna. Geçecek geçecek bu günlerde, biraz sabretmemiz lazım. En iyisi ben Kağan’ı bir köşeye çekip onunla adamakıllı konuşayım. Sen o zamana kadar ona bir şey söyleme. Ne de olsa senin sözlerini şefkat gölgeliyor.

    ANNE: Tamam Bey. Dediğin gibi olsun, sabredip düzelmesini bekleyeceğiz.

    BABA: (Anlamlı bir gülümsemeyle) Hem bakarsın, bir mucize oluverir de beklediğimizden de evvel hizaya gelir bizim hergele…

    ANNE: Ne mucizesi bey, bırak şakayı Allah aşkına, bu iş öyle oluruna bırakılacak bir iş değil…

    BABA: Bekle Hanım, biraz bekle, azıcık sabırlı ol… Ne demişler: Gün doğmadan neler doğar…

    ANNE: Sen bir şeyler kuruyorsun ya… Hadi hayırlısı…

    BABA: (Anlamlı bir ses tonuyla) Her şey çok güzel olacak, sen hiç merak etme… Bana güven…

    ANNE: Ne diyeyim, Rabbim hayırlısını versin…


    III. SAHNE

    (Kağan bir akşam vestiyerde kendi adına yazılmış bir mektup bulur.)

    KAĞAN: Anne bana mektup mu gelmiş?

    ANNE: Ne bileyim oğlum? Postacı bir sürü fatura getirdi, bir de serseriliğin için sana fatura kesmişlerdir belki!

    (Kağan odasına gidip hemen mektubu okur)

    NALAN: (Mektup kız sesiyle içerden okunur) “Merhaba Kağan. Adım Nalan. Ben seni uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük isteğim, senin tarafından sevilmek ve senin eşin olmaktır. Fakat yaşlarımız küçük olduğu için sanırım birkaç yıl beklememiz gerekecek. Şimdilik kendimi sana fazla tanıtmayacağım. Mektuplarınızı aşağıda yazacağım adrese gönderiniz. Diyeceksiniz ki ‘e posta adresi diye bir şey var.’ Var ama maalesef bizim evde bilgisayar yok. Hem olsa bile babam izin vermez. Çünkü benim babam çok mutaassıp biridir. Evimize bilgisayar almaz ve sokağa çıkmama bile nadiren müsaade eder. Ama yine de belki bir gün ayaküzeri seninle görüşebilirim. Kendimi şimdiden sevgilin ve nişanlın saydığım için seninle görüşmeyi fena bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canım sıkılıyor. Mektupların benim için büyük bir teselli olacak

    KAĞAN: Allah’ım bu bir mucize, bu bir mucize! Artık benim de bir sevenim var. Ah nasıl birisi acaba? Siyah saçlı, uzun boylu mu? Yoksa mavi gözlü kıvırcık saçlı mı? Ya gülüşü... Ah merakımdan çıldıracağım. Hem isimlerimiz bile kafiyeli. Kağan –Nalan, Kağan –Nalan… Hemen cevap yazmalıyım. Söze nasıl başlasam acaba?

    “Sevgili Nalan, seninle mektup vasıtasıyla da olsa tanıştığıma çok memnun oldum. En kısa zamanda yüz yüze görüşmeyi ümit ediyorum. Tekrar yazışmak dileğiyle, şimdilik hoşça kalın...”

    (Kağan, her okul dönüşünde, hayali sevgilisinden bir mektup geldiğini görür. Aynanın karşısında saçlarını tarar ve daha güzel giyinmeye başlar)

    KAĞAN: Evet saçlara şöyle biraz jöle sürelim, tarayalım. Öf olmadı! Sağa yatıralım şimdi oldu. Hım en güzel tişörtümüzü de giyelim. Aslanım be, var mı senden daha yakışıklısı... Şimdi sevdiğim neler yazmış bir okuyalım.

    NALAN: “Seni ne kadar çok sevdiğini ve kapatıldığı evde yalnızlık evinde, senin mektuplarından başka tesellisi olmadığını söyleyen bir genç kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru mu? Bir de mektuplarını çok kısa yazarak hüznümü daha da artırıyorsun. Benimle fazla konuşmaktan sıkılıyor musun yoksa? Bir rica daha: Mektuplarını biraz daha okunaklı yazamaz mısın?...”

    KAĞAN: Ah Nalan sana kendimi beğendirmek ne zormuş. Noktalama işaretleri nerdesiniz? Bu bir emirdir herkes yerine marş marş!

    NALAN: “… Evlendiğimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya’ya mı gidelim, İsveç’e mi? Bu iki ülke acaba nasıldır? Halkı nasıl yaşar? Neyle geçinirler? Oralara gitmek için hangi denizlerden, hangi ülkelerden geçilir?...”

    KAĞAN: Hımmm… Şu coğrafya atlasını bir açalım. İşte İtalya burada, Fransa, Hollanda… Yok yok en iyisi biz İspanya’ya gidelim...

    NALAN: “…Kağan, biliyor musun, bu yıl ‘Yahya Kemal Beyatlı yılı’ ilan edilmiş? Sen onun şiirlerini okudun mu?...”

    KAĞAN: Ah Nalan ah! Yahu baban seni okula bile zor gönderirken sen nerden bilirsin büyük adamları bilmem ki. Oturmak yok Kağan, doğru kitaplığa... ( Kitapları teker teker karıştırır)Hımmm, Bekir Sıtkı Erdoğan’ın şiirleri de güzelmiş.

    NALAN: “… Sevgili Kağan, seninle görüşmeye gerçekten karar vermiştim. Dün, okul dönüşünde yolunu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunu hatırlamamış, çok kötü giyinmiştin. Üstün başın, ayakkabıların çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşlarınla mı boğuşmuştun acaba? Bunu görünce seni mahcup etmemek için yanına gelemedim…”

    KAĞAN: (Kendi kendine konuşur) Ah Kağan ah! Bırak oğlum artık bu çocukça halleri. Sen artık sevgilisi olan bir delikanlısın! Nalan, Nalanım... Göreceksin Kağan’ın seni bir daha utandırmayacak…


    IV. SAHNE

    ANNE: ( Kağan’ı okuluna uğurladıktan sonra) Allah Allah… Bu çocuk ne kadar da değişti. Bu gerçekten bizim oğlumuz mu? Üst baş tertemiz, ayakkabı boyalı, saçlar taranmış, çanta düzenli… Allah’ım bizim beyin dediği mucize gerçekleşti mi yoksa? Sonra o kibar kibar konuşmalar… Bu kadar kısa bir zaman içinde… Odasını da dağıtmıyor hem, eskisi gibi… Ne oldu da bu çocuk böyle değişti… Hayretler içindeyim… ( Birden masanın üstündeki mektuplar gözüne ilişir. Eline alır, göz gezdirir.) Ama… ama bunlar aşk mektupları!... Eyvah, bir bu eksikti! (Endişeyle gezinir) Şimdi ne yapacağım ben Allah’ım, bunu nasıl anlatacağım beye? Başımıza gelen şu felakete bak! Biz oğlumuzu kurtarmaya çalışırken daha beteriyle karşı karşıya geldik… Allah’ım sen yardım et!...

    V. SAHNE

    (Baba girer. Anne terlik verir. Telaşlı hali gözden kaçmaz. Babaya bir şeyler söylemek için sabırsızlıkla onun oturmasını bekler. Bir iki hal-hatır sorma faslından sonra)

    BABA: Hanım seni biraz sıkıntılı görüyorum, bir şey mi oldu yoksa?

    ANNE: Yok Bey, sana öyle gelmiştir.

    BABA: Bana mı öyle gelmiştir… Ben bilmez miyim seni hanım, senin her sözünün, her hareketinin, her tavrının hangi manalara geldiğini bilmez miyim? Boşuna saklama da anlat hadi!

    ANNE: Peki, anlatayım o zaman… Ama n’olur, sakin ol, celallenme hemen…

    BABA: Tamam tamam… Bugün o kadar günümdeyim ki, hiçbir şey beni kızdıramaz…

    ANNE: Ah Bey, başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Nalan isminde bir şıllık musallat olmuş. Bugün odasını düzeltirken ondan gelen mektupları buldum. Evladımız elden gidiyor... Bir çare bul... Fakat Allah aşkına çok sinirlenme, sen heyecanlı adamsın bilirim.

    BABA:(Gayet sakin hanımını dinler)Yaaa… Demek bir sevgilisi varmış. Hanım seni telaşlandıran, seni korkutan bu muydu? (Anlamlı anlamlı gülümsemektedir.)

    ANNE: Evet korktum ya! Ah gül gibi evladım sarardı soldu...

    BABA: (Tebessüm ederek) Korkacak ne var hanım, bu yaşlarda olur böyle şeyler…

    ANNE: (Hayretle bakarak) Sen… Yani sen mi diyorsun bunları, inanılır gibi değil!... En küçük meselede pireyi deve yapan sen… Kuzum gerçekten iyisin değil mi?...

    BABA: (Neşeli) Çok iyiyim hanım, çok… Ne zamandır hiç böyle iyi olmamıştım…

    ANNE: Aaa… Anlayamıyorum… Allah’ım sen aklımı koru!... Bunları söyleyen sen misin bey?

    BABA: (Tebessüm ederek) Peki peki… Bu bilmeceyi daha fazla uzatıp da seni yormayayım. Artık her şeyi açıklamanın zamanı geldi…

    ANNE: (Şaşkın) Ne bilmecesi, ne açıklaması… Bey neler oluyor, hemen söyle, çatlayacağım yoksa…

    BABA: Endişe etme hanım! O mektuplar var ya o mektuplar…

    ANNE: Eeee!...

    BABA: İşte o mektupları yazan şıllık bendim…

    ANNE:(Çok şaşırır)Neeee! Sen mi?!...

    BABA: Ben ya…

    ANNE: (Şaşkın) İyi ama neden?

    BABA: Evet, gerçek Nalan benim... Biliyorsun oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne öğretmenleri, ne de ben, bütün gayretlerimize rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk. Düşüne düşüne bu çareyi buldum... Kağan’ın, hayali Nalan’a yazdığı mektuplar sayesinde daha iyi okuyup yazacağından ve bu sene sınıfını geçeceğinden emindim. Doğrusunu istersen, ben de güzel yazmayı vaktiyle sana mektup yaza yaza öğrenmiştim...

    ANNE: Ay, bir yaşıma daha girdim! Vallahi bey senden korkulur... Peki, bir şey soracağım. Kağan gerçeği öğrenirse ne olacak?( Rahatlamış bir şekilde gülümsemektedir.)

    BABA: Merak etme. Sonunda amacımıza ulaştık. Kağan artık aklı başında bir delikanlı sayılır. Hem biliyorsun, her aşkın bir başı bir sonu vardır. Bendeniz- sahte Nalan- başkasını sevdiğimi söyleyip mektuplara bir son vereceğim. Delikanlı oğlumuz Kağan da hayatındaki ilk ayrılık acısını tadacak...

    ANNE: Ah Bey, olursa bu kadar olur, sen çok yaşa e mi?


    PERDE KAPANIR
    27 Ocak 2011
    #1
  2. Kısa Tiyatro Metinleri - Aşk Mektupları Cevapları

  3. çok güzel bayıldım
    14 Mayıs 2013
    #2
soru sor

Kısa Tiyatro Metinleri - Aşk Mektupları