Israf ve savurganlık

İsimli konu WH 'İslam ve Din Kültürü' kategorisinde, CrchngTgr üyesi tarafından 3 Kasım 2008 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Israf ve savurganlık. İSRAF VE SAVURGANLIK İSRAF VE SAVURGANLIK İSRAF VE SAVURGANLIK. Güncelliği hiç bitmeyecek bir konu. Nefisleri insanlara hükmettiği sürece... Savurganlik Ve İsraf Savurganlık... ...

  1. İSRAF VE SAVURGANLIK



    İSRAF VE SAVURGANLIK

    İSRAF VE SAVURGANLIK. Güncelliği hiç bitmeyecek bir konu. Nefisleri insanlara hükmettiği sürece hiç de gündemden düşmeyecektir. Nefsine ve şeytanın hilelerine düşmüş ; Allah a değil de arzularına kul olmuş insanın kurtulamadığı ve ya kurtulmaya çalışmadığı bir hastalık bu. Hasılı insan israf etmek konusunda hasta olduğunu da kabul etmemektedir. Zira hastalığını kabul etseydi kurtulması da daha kolay olurdu.

    İsraf ve Savurganlık…
    İsraf; savurganlık, gitmek, yanılmak, gâfil olmak manâlarına gelir. Aynı zamanda, insanın yaptıklarında sınırı aşması anlamını da taşır. Bazılarına göre de malı gereksiz yerde harcamaktır. Kelime manasından da anlaşılacağı üzere insan gafildir. Gaflet onu böyle bir günahın içine sürüklemiştir. Aslında bir günah değildir. Birden çok günahın da sebebidir.
    Zarûrî ihtiyaçlardan fazla harcamak; şerîatın haram ettiği şeylere yönelmek, nefs ve şehvetin isteklerini yerine getirmek, gaflet ve saygısızca harcamak ifrat derecede bir israftır.
    Biz Müslümanız değil mi. Şükürler olsun. Bu sıfat bizim için şükür sebebi. İslam’ ın , dinimizin sahibi Allah (cc) , kullarını bakın nasıl uyarıyor: "Ey Adem Oğulları! Her namazınızda süslü elbisenizi giyinin. Yiyin, için israf etmeyi n. Çünkü Allah israf edenleri sevmez..."(el-A'raf 7/31).
    Kardeşler ! Kendimize bir dönüp soralım ; “Biz bu mübarek yola niçin geldik? Allah (cc) sevgisini kazanmak için değil mi? “ Öyleyse Allah (cc) ‘ ın sevmediği işi de yapmamız gerekmez mi?
    Allah (c.c.), her türlü boş ve gayesiz harcamaları sevmez. Bu bir ekmek olabileceği gibi, bir ekmek kırıntısı olabilir. Bir damla su olabileceği gibi boşa akan bir nehir de olabilir. Bu bir ömür olabileceği gibi, boşa geçen bir dakika da olabilir
    Sahip olduklarımız bizim olduğu kadar fakirin ,yoksulun, komşunun ve akrabanındır da…Bu benimdir dilediğimi yaparım. İster atarım ,ister satarım deme hakkımız da yok. Çünkü mal bize verilmiş emanettir. Emaneti sahibi bize soracaktır. Zira malını saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir. Kim şeytana kardeş olmak ister?
    “Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma; zira böylesine saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir.” (İsra, 26-27)

    Malı Harcamada Niyet

    Müslüman için önce niyet gelir. Amelden öncedir niyet. Mübarek büyüğümüzün bütün sohbetlerinde güzel niyete vurgu yapılmıştır. Güzel niyetten kastımız Allah rızasıdır. Malı harcamada da Allah rızası aranmalıdır.
    Nefsimizin istek ve arzularına göre değil Hakk ‘ın rızasına göre bize emanet edilen mallar sarf edilmelidir. Çünkü esas hedef, sınırsız arzu ve isteklerin tatmini için ömür tüketmek değil, “olgun” insan olmaktır. Sadece bencil duyguların, zevklerin tatmini için yapılan lüks tüketim de israftır.
    Malı israf etmek"Çardaklı ve çardaksız üzüm bağlarını, tadları ve yemişleri muhtelif hurmaları, hububatı (tahılları), zeytinleri, narları, birbirine hem benzer hem de benzemez bir halde meydana getiren Allah'tır. Her biri mahsul (ürün) verdiği zaman mahsulünden yiyin. Hasad (devşirme) günü de hakkını (zekât ve sadakasını) verin; israf etmeyin, şüphesiz Allah israf edenleri sevmez" (el-En'am: 6/141). Allah işte bize böyle emrediyor. Bütün nimetleri hizmetimize sunmuş. Sonra da verilen nimetlerden fakirin hakkı olan zekat ve sadaka verilmesini emretmiş. Daha da önemlisi israf etmeyi yasaklamış Allah …


    Vakti İsraf Etmek…
    Ölüm gelmeden önce bize verilen en kıymetli nimetlerden birisi de vakittir. Hep vaktimizin azlığından şikayet ederiz. Evet vakit azdır, yapılacak çok işimiz vardır. Dünyaya çalışmak için vakte ihtiyaç olduğu gibi ibadet için de vakte ihtiyacımız var. Efendimiz vaktini en güzel şekilde kullanmış . Bir kısmını dünya maişeti kazanmaya ayırmış. Bir kısım vaktini Allah a ibadete ,bir kısmını da ailesine ve dinlenmeye ayırmış. Hatta ailesi ve dinlenmesi için ayırdığı vaktin bir kısmını da ümmetinin dertlerinin ,sıkıntılarının halli için ayırmış. Hiç vakit israfa etmemiş. Zamanı dolu dolu yaşamış ve yaşamamızı da tavsiye buyurmuş.
    Geçmiş ümmetlerden bir kısmı vakitlerini boş işlerle heba ettiklerinden dolayı helak edilmiş. Ya bizim bu gün heba ettiğimiz vakitlere bir bakalım. Boş söz malayani konuşmak vakit israfı değil mi? Nice bir işe yaramayan politik gelişmeler, sportif karşılaşmalar… Dedi kodu , gıybet vb. aklımıza gelmeyecek kadar çeşitli oyunlar. Ne kadar çok boş vaktimiz varmış meğer .
    İbadet etmeye ayırmamız gereken vakitlerimizi boş işlerle harcamak gafletini gösteriyoruz. Kaza namazları kılmaya, virdimizi çekmeye , hatmemizi yapmaya , rabıta yapmaya vakit bulmakta zorlanırız. Ancak TV seyretmeye vaktimiz olur. Fındık kabuğunu doldurmayan boş sohbetlere vaktimiz her zaman vardır..

    Efendimiz (A.S.) bunun önemini şu sözleriyle belirtmişlerdir: “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdir. Bunlar sağlık ve boş zamandır.” Bizlerin bu nimetlerin kadrini bilip, ilim, ibadet, çevremize destek olma, yardım gibi hayır işlerinde harcamamız gerekir. İşte bu vaktin israfıdır. Vaktimizi israf etmek gafletinden kurtulmamız gerekir kardeşler.

    Ömrü İsraf Etmek…
    Sadece Süfyan-ı Sevri'ye göre az da olsa, Allah yolunda harcanmayan her şey israftır. Boşa geçen ömür en büyük israftır. Sokaklara çıkalım. Kahvehanelerin ve bilmem ne hanelerin kapıları ardına kadar açık. İçerleri tıklım tıklım dolu. Biz bu mübarek yerlere on onbeş güzel insan gelse seviniyoruz. Ya ömürlerini boşa geçiren bunca insanımızın hali ne olacak. Bir gün bakıyoruz ömür bitmiş. Saçlarımız ağarmış, belimiz bükülmüş. Biz Tövbe etmişiz , tövbe nasip olmuş şükürler olsun. Yeniden namaza başlamışız. Allah bize uyanıklık vermiş hesaba kitaba oturmuşuz. Kazaya kalmış namazlarımızı hesap etmişiz. Bir düzenle kılalım istiyoruz. Bakıyoruz kazalarımız kılmaya dahi ömür yetmiyor. Zayi edilmiş ömrün hesabını nasıl vereceğiz. Bari bundan sonra yaşamaya çalışacağımız hayatımızı boşa geçirmeyelim. Her anımızın kıymetini bilelim inşallah…

    Nesilleri israf etmek…
    Nesillerini zayi etmekte bizim kadar hünerli bir millet belki de yoktur. Nice üstün yetenekli , üstün zekalı insanımız nasiplerini dış ülkelerde aramak mecburiyetinde kalıyor. Nice genç zinde beyinlerimiz başka ülkelere göç ediyor. Bizim için değil de başkaları için çalışıyor. Sonra da övünüyoruz , onların yabancı ülkelerde ki başarılarından. Bu zayilerimize de beyin göçü diyoruz.
    Ya eğitim sistemimizin zayi ettiği çocuklarımız.
    Ya başka ülkelere işçi olarak gidip de zayi olan nesillerimiz?
    Kanaatkarlık…
    Müslüman kanaat ve şükür sahibi olmalı. Aza şükretmelidir. Yemede ,içmede ,giymede ve diğer dünya mallarında böyle olmalı. İki dere dolusu altını olsa üçüncüsünü isteme gibi bir aç gözlülüğe düşmemelidir. Kişinin imkan bulduğu halde tembellik edip çalışmaması kanaatkârlık değil, zillettir. Yani düşkünlüktür ki bir Müslüman da asla bulunmaması gereken kötü, çirkin bir vasıftır. Kanaatkâr insan, haline şükreden, yetinmesini bilen, “Helâlden gelsin, helâle gitsin.” diyebilendir. Böyle bir kişi, hem ihtiyacı olandan fazlasına sahip olma arayışına düşmeyeceğinden, hem de başkasının elindekilere göz dikmeyeceğinden israftan da uzak olur. Bu arada var olanın zekat ve sadakasını vererek hayrını ve amelini de artırır. Asıl israf tembellik etmektir.
    Tarihte İsraf ve Savurganlık…

    Tarih israf ve savurganlıkları sebebiyle gazaba uğrayan ,helak edilen kavimlerin hikayeleri ile doludur. Hiçbir kavim yoksulluktan helak olmamıştır. Tam tersi bol bulup israf derecesinde yiyip içen ve sapıklıklara düşen kavimlerin acı sonları ,ibretlik tarihleri mevcuttur.
    Ad kavmi bunlardan sadece birisidir. Âd Kavmi Yemen’de Hadramut civarında Ahkâf adındaki bölgede yaşıyordu. Allahu Tealâ bu kavme yeşil vadiler, bereketli topraklar, hayvanlar ve nesiller ihsan etmişti. Uzun boylu, iri yapılı ve güçlü olan bu insanlar, işlek yolların kenarlarına sağlam binalar ve muhteşem saraylar yapmışlar ve kendilerini tamamen sefahat ve eğlenceye vermişlerdi. Zenginliğin verdiği şımarıklıkla fakir-fukaraya eziyet ediyor, komşu kabileleri zulümleri altında inletiyorlardı. Kendilerine bunca nimet veren Allahu Tealâ’ya şükretmek yerine, cansız putlara tapıyorlardı. Allah onları bir rüzgar ile helak etti. Ad kavminden sonra gelen Semud kavmi de yine benzeri sebeplerle helak edildi.
    Sebe ahalisinin zenginlikleri tıpkı bu gün Avrupa’ da rahattan bıkıp macera arayanların durumu gibidir. Onların sonları da elleri ile yaptıkları baraj suları altında kalmak oldu.
    Osmanlı’nın yükselme ve büyüme döneminde yapılan saraylar mütevazi olduğu halde yıkılma döneminde yapılan saraylar tam tersi çok şaşalı gösterişli olmuştur. Galata bankerlerinden alınan borç para ile yapılan ve altın yaldızlarla süslenen Dolmabahçe Sarayı buna en güzel örnektir. Sadece devlet değil bu dönemde halkta büyük bir israf ve savurganlığın içine düşmüş Avrupayi hayat tarzı yaşama sevdası romanlara bile konu olmuştur.
    Dünyada ve Ülkemizde İsraf ve Savurganlık…

    Dünya bir tarafta refahın ve israfın zirvesinde yaşayan zengin ülke vatandaşları ; diğer taraftan açlık sebebiyle ölen fakir ülke çocuklarının manzarasının birlikte seyrediyor.
    Mevcut ekonomik sistemler ürettiklerini tüketecek bir tüketim toplumu oluşturma gayreti içinde olmadık çarelere baş vurmaya devam ediyor. Ve biz bilmeden ve ya nefsimize uyarak bu çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Harcamada bir kuralımız yok.
    Ölçüsüz harcama alışkanlığı felaketlerimizin yolunu açıyor. İlahi hüküm bizim için değil Müslümanca yaşama gayreti olanlar içindir. “ Onlar ki, (Rahman’ın o has kulları) harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de kısarlar. Bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan, 67)
    G
    ünümüzde sıkça rastladığımız kredi kartı felaketleri bu ölçüsüz harcama , israf alışkanlığımızın bir sonucu değil mi?

    Evimizdeki huzursuzlukların asıl sebebi kazandığımızdan daha fazla tüketip borç batağında boğulan yüzen insanımızın ruhi bunalımları değil mi?
    Komşu aldı ben niçin almayım psikolojisi içinde ayağını yorganına göre uzatmayan Müslümanın vahları , eyvahları bütün düzenimizi , huzurumuzu bozmuyor mu?
    Ve toplumuzun başka bir hastalığı kendimizi Allah a değil kullara beğendirmeye çalışmak değil mi?

    İnsan Niçin İsraf Eder?

    İnsanı israfa götüren temel etkenlerin başında hırs, tamah ve aç gözlülük gibi nefsanî hastalıklar gelir. Bir şeye karşı aşırı istekli olma duygusunu ifade eden hırs, kişiyi ölçü tanımamaya ve aşırılığa sevk eder. Bu da israfa neden olur.
    İçinde israfa karşı meyil olanlara Efendimiz (sav) in şu mübarek sözü gönlümüze ilaç gibi gelmelidir: “Sizden biriniz, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, nazarlarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah’ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir.” (Buharî)
    Her şeyde olduğumu gibi harcamada da efendimizi ve sahabeyi örnek almamız gerekmez mi? Hz. Peygamber (A.S.), ırmakta abdest alan sahabiye suyu israf etmekte olduğunu söyler. Sahabe: “Ey Allah’ın Rasulü ırmaktan abdest alırken de su israf olur mu?” diye sorar. Ölçüyü yine Peygamberimiz koyar: “Evet ırmak da olsa, su israf olur” buyurur. Halbuki çoğumuz abdest alırken ya da diş fırçalarken suyun akıp gitmesini önemsemeyiz.


    Sonuç:

    Önce nefsimizi terbiye etmek birinci görevimiz olmalıdır. Bu mübarek kapıya da bunu için geldik. Nefsimizin terbiye edilebilmesi bu güzel din yolunun ulu önderlerinin derslerini yapmak , emir ve tavsiyelerini uygulamakla mümkündür.
    İnsanın kalbi hasta ise cümle azaları hastadır , hükmü gereğince ; önce hasta kalbimizin ilacı olabilecek olan zikir , rabıta vb derslerimizi aksatmamız gerekir. Zikir kalbin bütün hastalıklarının ilacıdır. Zikir kalbe yerleşip hal haline gelince kalpten bütün hastalıklar çıkar gider. Zikrimiz kesilince yeniden bütün hepsi geri gelir. İlacını içmeyen hasta iyi olmaz. Muhterem büyüğümüzün virt konusuna neden bu kadar önem verdiğinin sebebi budur.

    Beşerî ihtiyaçlar sınırlıdır, arzu ve istekler ise sınırsız... Huzura erebilmek için bu asla doymak bilmeyen nefsin eğitilmesi şarttır.

    Allah şeytanın ve onun içimizdeki oyuncağı olan nefsimizin şerrinden bizi muhafaza buyursun. Allah hepimizden razı olsun. Ayağımızı doğru gittiğimiz yolundan kaydırmasın inşallah.


    3 Kasım 2008
    #1
  2. Israf ve savurganlık Cevapları

soru sor

Israf ve savurganlık

Alakalı Aramalar:

  1. İsraf ve savurganlık