Heyelan nasıl önlenir?

İsimli konu WH 'Soru Cevap' kategorisinde, Misafir üyesi tarafından 20 Mart 2010 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Heyelan nasıl önlenir?. size güveniyorum Saç Yaşlanması Nasıl Önlenir? Bebeklerde Kusma Nasıl Önlenir? ...

  1. size güveniyorum
    20 Mart 2010
    #1
  2. Heyelan nasıl önlenir? Cevapları

  3. Sel ve Heyelan Önlemleri


    Rizede 11-12 Kasımdaki sel ve heyelanda 8 kişi öldü, 2 kişi kayboldu, 19 ev yıkıldı, 223 ev de boşaltıldı. Trabzon Jeoloji ve Jeofizik Odası Mühendisleri Odası sel ve heyelanlara karşı alınacak acil önlemleri açıkladı.



    Trabzon Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Tuncay Özarman, heyelan bölgelerine gitti ve inceledi. Özarman'ın olayla ilgili gözlemleri ve alınacak önlemleri şöyle:
    Gözlemlere dayanan durum
    * Bölgemizde birkaç gün devam eden yağmur sonrasında meydana gelen sel ve toprak kayması sonucu can ve mal kaybı büyük oldu.
    * Artık yağışlar sonrası bilanço yerine alınması gereken önlemleri konuşmalıyız. Yeni felaketleri önlemek için tedbirleri önceden almamız gerekiyor. Bölgemizde bu konuda çalışmalar yapılmış, ancak gerektiği gibi devam ettirilmemiş veya sonuçlandırılmamıştır. Bazıları da öneri olarak kalmıştır.
    * Doğu Karadeniz Bölgesi ülkemizin en yağışlı bölgesidir. Bu nedenle de sel ve heyelanlar sıkça olmaktadır.
    * Bölgemizde insan-doğa ilişkilerinde doğaya yapılan bilinçsiz fiziki müdahaleler doğal dengeyi değiştirmektedir. Doğal yamaçlar herhangi bir müdahale olmadığı sürece dengededir.
    Nedenler
    * Heyelanların meydana gelmesine etkili bir faktör akarsuların yamaç topuklarını oymasıdır. Bunun sonucu vadi yamaçlarında heyelanlar meydana gelmektedir.Önlem alınması için heyelan bölgesinin yer üstü ve yer altı zemin karakterleri bilinmelidir.
    * Bölgenin zemin özellikleri dikkate alınmadan yerel yönetimler tarafından verilen yoğun yapılaşma kararları;
    * Belediyelerin sınırları dışındaki kontrolsüz yerleşimler,
    * Hiçbir mühendislik imar kuralları dikkate alınmadan dere yataklarının daraltılması,
    * Son yıllarda hızla gelişme gösteren sanayi tesislerinin, koruma tedbirleri alınmadan akarsu yataklarına yakın taşkın sahası içinde kurulması,
    * Dere yataklarından bilinçsiz ve kontrolsüz malzeme alınması,
    * Yüksek eğimlerde yerleşim ve değişik amaçlı kazılar yapılması, bölgede sel ve heyelanların meydana gelmesine neden olmaktadır.
    Önlemler
    * Her türlü yapılaşma için jeolojik-jeoteknik ve hidrojeolik çalışmalar zorunlu hale getirilmelidir.
    * Doğu Karadeniz Bölgesi'nin potansiyel heyelan haritalarının tamamlanması gerekmektedir. Bu haritalar yerleşim alt yapı kararlarının alınmasında önemli olmaktadır
    Jeofizik Odası'nın önerileri
    Jeofizik Mühendisleri Odası Doğu Karadeniz İlleri Bölge Başkanı Nurettin Tandoğan doğal afetler karşısında can ve mal kaybını önlemek için alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:
    1- Yapılaşma öncesi yer araştırması (zemin etüdü) mutlaka yaptırılmalıdır. Zemin etüdü yapılmadan yapı projelendirilmemeli ve inşaatlara ruhsat verilmemelidir.
    2- Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki tüm dere yatakları taşkın koruma projeleri ile ıslah edilmelidir. Bununla ilgili Devlet su İşlerii'ne ( DSİ) ayrılan ödenekler artırılmalıdır.
    3- Gerekli ıslah projeleri tamamlanmadan, dere yatakları ve çevresinde yapılaşmaya izin verilmemelidir.
    4- Doğu Karadeniz Bölgesi'nin tamamı Afet Kararnamesi kapsamına alınmalıdır.
    5- Heyelan ve sel riski taşıyan yerlerde yapılaşmaya asla izin verilmemelidir.
    6- Köy yolu güzergahları gelişigüzel değil, ilgili teknik elemanlar (jeoloji-jeofizik- inşaat mühendisleri) tarafından bir ekip çalışması ile belirlenmelidir.
    7- Dere yataklarından gelişigüzel kum-çakıl alımı durdurulmadır.
    8- Yağışlı havalarda vatandaşlarımız, arazilerini sık sık kontrol etmeli bir değişiklik gördükleri zaman Bayındırlık İskan Müdürlüğü Afet İşleri yetkililerine haber vermelidir.
    11-12 Kasım 2001 bilançosu:
    Rize'nin Pazar, Fındıklı, Çayeli, Güneysu, Ardeşen, Çamlıhemşin, İkizdere ve Hemşin ileçeleri ile Artvin'in bazı ilçelerinde bir gecede metrekareye 171 kilogramlık yağmur düşmüştü.
    * Ölenler: Halil Kuru, Emine Kaçali, Gülcan Altaş, Zekeriya Korkut, Yusuf Kesici, İdris Tolon, Muradiye Tolon, Yaşar Çiftçi.
    * Yaralılar: Mustafa Döne.
    * Kayıp: Kadir Çiftçi, Hasan Ataseven.
    * Kapalı yol: 91 köy yolu ulaşıma kapandı.
    * Hasar: 27 ev yıkıldı, 223 ev boşaltıldı, 19 hayvan telef oldu, 110 köy ve mahallede hasar 15 trilyon lira.
    * Haberleşme: 36 yerleşim birimiyle iletişim kesildi.
    * Enerji: 44 köyde elektrik kesildi.
    * Su: 16 köy ve mahallenin suyu kesildi.
    Geçmiş yıllardakiler
    * 19-20 Temmuz 1990 Gümüşhane, Giresun ve Trabzon'u etkisine alan ortalama 5 saat süreli yağış şehir ve kırsal alanlarda su taşkınlarına sebep olmuş, birçok insanın ölümüne yol açmış, trilyonlarca lira zarara neden olmuştu. Zarar gören tesislerin yenisinin yapılması da uzun süre almıştı.
    * 1991 yılında Trabzon-Maçka-Çatak'ta yine onlarca insanımız ölmüş, evler yıkılmıştı.
    * 7-8 Ağustos 1998 tarihleri arasında yoğun şiddetli yağışlar sonucu Trabzon'a bağlı Beşköy beldesi, taşkın ve heyelan sonucunda neredeyse haritadan silinmiş, birçok insan ölmüş, birçok bina yıkılmıştı.(YÖ/NA
    20 Mart 2010
    #2
  4. bu cevap yeter heralde
    20 Mart 2010
    #3
  5. Ağaçlandırma çalışmaları ile.
    21 Mart 2010
    #4
  6. Türkiyede Erozyon (Erezyon Nedir - Erezyon Nasıl Önlenir)
    Türkiyede Erozyon (Erezyon Nedir - Erezyon Nasıl Önlenir)

    Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de Toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, Bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal Erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, Erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir.
    Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde Erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63'ü çok şiddetli ve şiddetli, %20'si ise orta şiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır.

    İşlenen tarım alanların %75'inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5'inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir.
    Keban barajı'na 32 milyon, Karakaya Barajı'na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin Türkiye'de akarsularla birlikte alandan taşınan Toprak, ABD'nin 7, Avrupa'nın 17 ve Afrika'nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yılMaddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.
    Yanlış toprak kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak elden çıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanların yaklaşık onda birine yaklaşmıştır.





    TOPRAK NEDİR
    Toprak; kayaların ve organik maddelerin çeşitli derecedeki ayrışma ürünlerinden meydana gelen, içinde geniş bir Canlılar topluluğu barındıran, Bitkilere durak yeri ve besin kaynağı olan ve katı yer kabuğunun, uzun zaman içerisinde belirli özellikler kazanan en üst kısmını saran doğal, dinamik bir yapıdır.
    Toprak, atmosfer, hidrosfer ve biyosfer ile temas halinde bulunan yeryüzüne çıkmış, kayalar, Mineraller ve organik maddelerden ibaret toprak ana materyelinin fiziksel parçalanma ve kimyasal ayrışması sonucunda oluşmaktadır. Bu oluşumda az çok birbirini izleyen fiziksel, kimyasal ve biyolojik olaylar büyük rol oynarlar. Fiziksel parçalanma olaylarının başında, Sıcaklık değişmeleri, ıslanma, kuruma, donma-çözülme, bitki köklerinin ve diğer Canlıların Mekanik etkileri olmak üzere, materyal üzerindeki Basıncın azalması, Tuz bırakması ve tuzların hidrasyon, akarsu, buzul ve rüzgarların etkileri sayılabilir.
    Toprak oluşumuna hizmet eden kimyasal olayları da, oksidasyon, redüksiyon, hidroliz, hidrasyon-dehidrasyon, kompleksleşme, karbonatlaşma ve çözünme şeklinde sıralamak mümkündür. Biyolojik olaylar ise etkinliklerini parçalanma ve ayrışmaya katkıda bulunmak suretiyle gösterirler. Fiziksel parçalanma ve kimyasal ayrışma, belli koşullara sahip doğal bir çevrede (belli iklim ve bitki örtüsü) uzunca bir zaman süresi içerisinde, belli topografyaya sahip olan bir ana materyal üzerinde gerçekleşir.

    ÇÖLLEŞME NEDİR
    Çöller yayılıyor mu?
    Kriz zamanlarında sıkça rastlanan demogojiye rağmen kumlar çevrelerindeki alanlarızaman, çöller yayılıyormuş gibi gözükmekteyse de iyi bir yağmur yağdığı zaman tekrar eski sınırlarına dönmektedir.
    Öyleyse her şey yolunda mı?

    Hayır. Toprağın bozulması ve özelliklerini yitirmesi çığırından çıkmakta ve dünya üzeride zaten kıt olan verimli toprak yok olmaktadır. Bu olay, dünya üzerinde kurak olan bölgelerde meydana geldiği zaman çöle benzer bir durum ortaya çıkmakta ve buna "çölleşme" adı verilmektedir. Mevcut çöllerin yayılmasından ziyade bu oluşum, bozulmuş bölgelerin muhtelif yerlerinde ortaya çıkmakta ve bunlar zaman içinde birleşmektedir.
    Bu tanrının bir buyruğu mudur, yoksa Hava şartlarından mı oluyor?
    İkisinden de değil. Kuraklık çölleşmenin sebeplerinden sadece bir tanesidir. Tabiatıyla etkili olduğu bir gerçektir. Fakat çölleşme, aslında insanların sebep olduğu bir problemdir. Toprağın çok fazla kullanılmasından kaynaklanır.
    Bu problem sadece gelişmekte olan ülkelerdeki yoksul kesimleri mi etkiler?
    Hayır. Dünyanın en fakir ve en kötü şartlar altında ve en duyarlı bölgelerinde yaşamakta olan bir milyar insan, çölleşmeden en fazla etkilenen kesimdir. Ancak etkilenen başkaları da vardır. Gelişmiş 18 ülke çölleşme tehlikesi altındadır. Günümüzde sanayileşmiş ülkelerin tümü ve gelişmekte olan ülkelerin verimli bölgeleri, kendi ülkelerindeki topraklardan gıdalarını temin edemeyip göç tehlikesi ile karşı karşıyadır. Çölleşme herhangi bir yerdeki yoksulluğun zenginlik ve sürdürülebilirliği her an her yerde tehdit edebildiğinin en belirgin bir örneğidir.
    Peki, o zaman çölleşme nedir?
    1992 Dünya zirvesinde dünya liderleri tarafından kabul edilen ve anlaşma metninde de yer alan tanımlama, "iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere muhtelif faktörlerin etkisi altında kurak, yarı kurak ve az yağış alan bölgelerdeki toprağın doğal özelliklerini yitirmesi veya kısaca toprağın aşınması" şeklindedir.

    EROZYON NEDİR
    Erozyon (toprak aşınımı), toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yokedilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Erozyonun başlıca nedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün yokolmasıdır. Arazi eğimi, toprak yapısı, yıllık yağış miktarı, iklim faktörleri, bitki örtüsü, toprak ve Bitkiye yapılan çeşitli müdahaleler, erozyonun şiddetini belirleyen öğelerdir.
    TEMA'nın erozyonla mücadeleye bu kadar önem vermesinin altında, erozyonun ülkemizin yaşam koşullarını olumsuz etkileyecek kadar büyük bir tehlike olması yatmaktadır. Erozyon, Türkiye'nin gıda açısından kendine yeterli bir ülke olmasını tehlikeye düşürmektedir. Ülkemizin topraklarının % 73'ü şiddetli erozyon tehlikesine maruzdur. Rüzgar ve yağmur, verimli toprakları sürükleyerek, baraj göllerine, akarsu yataklarına ve denizlere taşımaktadır. Ülke yüzeyinden bir yılda kaybedilen toprak miktarı yaklaşık 1.4 milyar tondur. Sadece tarım alanlarından kaybedilen verimli toprak miktarı ise yaklaşık 500 milyon ton/yıl'dır. Bu topraklarla birlikte Mineral ve organik madde de kaybedilmektedir. Türkiye'nin kimyevi gübrelere ayırdığı yıllık kaynağın 4.5 trilyon lira olduğu düşünülürse, ekonomik kaybın büyüklüğü daha net anlaşılabilir. Erozyonla kaybedilen bir başka değer ise sudur. Kaybolan toprak yüzünden her yıl yaklaşık 50 milyar m3 yağış depolanamamaktadır.

    Erozyon toplumsal sorunların artmasına da yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini azaltmaktadır. Doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı ortadan kalkan insanların, kentlere göçmekten başka seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt yapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunları daha da ağırlaştırmaktadır.
    Barajlar ve yeraltı suları da, erozyonun etkilerinden nasibini almaktadır. Yerinden kopup giden topraklar, baraj göllerini doldurarak su depolama hacimlerini azaltmakta ve barajların ömrünün kısalmasına neden olmaktadır. Erozyon sonucunda toprağın altındaki cansız tabaka (ana kaya) ortaya çıkmaktadır. Faydalı toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlamaktadır. NASA'nın yaptığı bir araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi halinde Türkiye'nin büyük bir bölümü 55 yıl sonra çöl olacaktır. Toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunları, açlık, sussuzluk, işsizlik ve iç göç olacaktır.

    EROZYONUN ZARARLARI
    • Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ
    • Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
    • Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
    • Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır.
    • Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara
    • Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, Kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez.
    • Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir.

    DÜNYADA EROZYON

    Dünyamızın yüzeyine yerkabuğu denmesi bir rastalantı değildir. Gezegenin üzerindeki bütünhayat, kıtaları kaplayan incecik ve hassas toprak kabuğuna bağlıdır. Bu kabuk olmasa, yaşam Okyanuslardan karalara atlayamazdı. Bitkiler, ekinler, ormanlar, hayvanlar ve tabii ki insanlar olmayacaktı.

    Gezegenimizin eti olan bu değerli kabuk son derece yavaş meydana gelmesine karşılık son derece süratle ortadan kalkabilir. Bir parmak derinliğinde bir toprak tabakasının oluşması için, asırlar geçmesine gerekmektedir. Olumsuz şartlar bir iki mevsimde bu tabakayı yok edip okyanuslara taşıyabilir. Topraktan oluşmuş yerkabuğu, kendisini oluşturan bu tabakayı süratle kaybetmektedir.
    Worldwatch Institute, her sene toprağın üst tabakasının 24 milyar tonunun kaybedildiğini ileri sürmektedir. Son yirmi sene içerisinde ABD'deki bütün ekili alanı kaplayacak kadar toprak kaybolup gitmiştir. Olay gittikçe vahimleşmektedir.
    Bu kriz, özellikle dünya üzerindeki kararların üçte birinden fazlasını kaplayan kurak alanlarda ortaya çıkmaktadır. Çölleşme, toprak tabakasının son derece hassas, bitki tabakasının son derece ince ve iklimin son derece sert olduğu bu bölgelerde kendini hissettirmektedir. Toprak her yerde bozulabilir ama kuru iklideki bozulmaya çölleşme adı verilmektedir. Dünya üzerindeki 5.200.000.000 hektarlık tarımda kullanılan kurak alanların %70'i özelliklerini yitirmiştir. Dolayısıyla çölleşme, toplam kara alanının %30'una zarar vermektedir.

    Afrika'da kurak alanların %73'ünü kapsayan bir milyon hektarın üzerinde arazi, orta derecede veya ciddi bir çölleşme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Asya'da 1.4 milyon hektar aynı şeklide etkilenmektedir. Fakat, bu problem sadece kalkınmakta olan ülkelere mahsus değildir. Ciddi bir şekilde veya orta derecede çölleşmiş kurak alanların en fazla bulunduğu kıta- %74 ile Kuzey Amerika'dır. Avrupa Birliği'ndeki ülkelerin beş tanesinde çölleşme sorunları mevcuttur. Asya'da en fazla etkilenen bölgeler eski Sovyetler Birliği'nde yer almaktadır.
    Genel olarak bakılırsa, çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olan kurak alana sahip 110 ülke olduğu görülür. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), çölleşmenin genel maliyetinin senede 42 milyar dolar olduğunu hesaplamıştır. Sadece Afrika'nın yıllık kaybı 9 milyar dolardır.

    Manevi kayıplar ise, daha ağır olmuştur. Dünya nüfusunun beşte biri demek olan bir milyardan fazla insanın yaşamı tehlikededir. 135 milyon kişi-Fransa, İtalya, İsviçre ve Hollanda'da yaşayanların toplamı kadar- doğup büyüdükleri yerleri terk etmek mecburiyetinde kalabilirler. Toz haline dönüşmekte olan yerleri bugüne kadar kaç kişinin terk edip gittiği bilinmemekle beraber mutlaka milyonları bulmaktadır. Mali ve Burkina Faso'da yaşamakta olanların altıda biri, kendi yörelerini terk etmek zorunda kalmışlar ve bunun bir sonucu olarak da, şehirlerin çevrelerindeki gecekondular fazlalaşmıştır. 1965 ile 1988 seneleri arasında Mauritania'nın başşehri Nouakchott'da yaşamakta olanların toplam nüfusa oranı %9.9'dan %41'e yükselmiş ve göçebelerin oranı ise %73'ten %7'ye düşmüştür.

    Topraklarını yitirmiş olanlar, rüzgârın kendilerini ***ürdüğü yerlerde tekrar kök salmaya çalışmaktalarsa da uzaktaki ülkeler, bu göçten etkilenmektedir. Meksikalı göçmenleri, ABD'ne iten unsurlardan bir tanesi de çölleşmedir. Senegal Vadisi'nin yüksek ve orta bölgelerinde yaşayanların beşte ikisi şimdiden göç etmiştir. Fransa'daki Bakel bölgesindeki nüfusu, köylerini geride bırakıp buraya göç etmiş insanların çoğunluğu oluşturmaktadır. Ama bir imkan bulunabilseydi, bu insanlar kendi memleketlerinde kalmayı tercih ederdi.

    Yağış almayan bölgelerde halen sürmekte olan on silahlı çatışmanın başlamasının sebepleri arasında çölleşme de bulunmaktadır. Çölleşme, Somali gibi yerlerde siyasi dengesizlik, açlık ve toplumun parçalanmasına sebep olduğu gibi, insani yardım ve felaketleri önleme çabası şeklinde büyük miktarda harcamalara yol açmaktadır. Aynı zamanda küresel ısınma ve biyolojik çeşitliliğin kaybolması gibi, çevre koruma sorunlarını da ağırlaştırmaktadır.

    Çölleşme, bir bakıma yanlış bir terimdir. Bazıları bu, dünya üzerinde mevcut olan çöllerin yayılması, yani kumların verimli toprakları örtmesi gibi kabul etmektedir. Çöl sınırlarının iklim ve yağmur şartlarına göre genişleyip küçüldüğü bir gerçektir ama, bu tamamen değişik bir konudur. Çölleşme-çirkin bir işlemi ifade eden çirkin bir terim adeta bir cilt hastalığı gibidir. Bozulmakta olan araziler yer yer patlak verir. Bu patlamalar, en yakın çölden binlerce kilometre uzakta da olabilir. Bu alanlar yavaş yavaş büyür, birleşir ve çölü andıran şartlar oluşturur.
    Çölleşmeyle Mücadele Anlaşması (The Convertion of Combat Desertification) ülke liderlerinin 1992 senesinde Rio'daki Dünya Zirvesi'nde kabul etmiş oldukları çölleşme tanımını kabul etmektir. Bu tanım, hem iklim şartlarını hem de insanların faaliyetlerini suçlu bulmaktadır. Aynı zamanda, "çölleşme fiziksel, biyolojik, siyasi, kültürel ve ekonomik faktörler arasındaki karmaşık bir bileşim sonucu ortaya çıkar" denmektedir.
    Kuraklık, genellikle çölleşmeyi başlatır veya daha kötüleşmesine sebep olur, Ancak, insanların dört faaliyeti genellikle çok daha etkili olmaktadır. Yanlış tarım uygulamaları toprağı tüketmektedir. Aşırı otlatma, toprağı Erozyondan koruyan bitki tabakasını ortadan kaldırmaktadır. Ormanların tahrip edilmesi, araziyi toprak yapan ve bu ikisini birbirine bağlayan imkânı yok etmektedir. Yanlış sulama, tarım yapılan araziyi Tuzlu bir halde bırakmakta ve her sene 500.000 hektarı çölleştirmektedir. Bu miktar, her yeni sulamaya açılan alana eşittir.

    Eskiden kurak alanlarda yaşamakta olanlar, kendi topraklarını haddinden fazla işlemek ve mevcut Ağaçları tahrip etmekle suçlanırlardı. Fakat anlaşmanın da kabul ettiği gibi, bu uygulamanın altında insanların başka türlü hareket etmelerine imkan bırakmayan sebepler yatmaktadır. Yoksulluk, bu sebeplerin başında gelmektedir. Son derece fakir olan bu insanlar, kendi geleceklerini ipotek Altına almakta olduklarının farkında olmalarına rağmen ailelerini bugün besleyebilmek için ellerindeki topraktan mümkün olduğu kadar istifade etmek zorunda kalmaktadır.
    Kurak alanlarda yaşayan yoksul insanlar kendi geleceklerini tayin etmek bakımından fazla bir şansa sahip değillerdir. Kendi ülkelerinde bile bir kenara atılmışlardır. Ektikleri arazi kendilerinin değildir. Ulusal veya bölgesel politikaların saptama bakımından pek etkili oldukları söylenemez. Ekonomik, siyasi ve coğrafi olarak dünya üzerindeki varlıkları adeta bilinmez. Çölleşmeden en fazla etkilenen kadınların ise kendi toplumlarında bile hemen hiç sesleri çıkmaz. Kuraklık bu insanlar için felaket demektir. Ama tarımsal ürünlerin bollaşmasına ve fiyatların düşmesine yol açan yağmur da onlar için zaman zaman felaket anlamına gelmektedir.
    Nüfus ve tarımsal ürünlere olan talep arttıkça topraktan yararlanmanın klasik yöntemlerinin yetersiz kaldığı gözlenmektedir. Tek tip tarım gibi yeni uygulamalar bu durumu daha vahim bir hale getirmektedir. Koruma ilkelerine hiç önem vermeden gittikçe daha fazla toprağın devreye sokulması sonucunda yoksul çiftçilerle hayvan yetiştiricileri randıman alamayacakları arazilere doğru itilmektedir.
    Geçmişte kalkınmayı planlayanlar, kurak alanlarda yaşamakta olan insanları gözardı etmişlerdir. Ancak bu insanlar uzun bir süreden beri kendilerini besleme imkanlarını yarattıkları bu toprakları ve Ekosistemi herkesten daha iyi tanımaktadır. Çölleşmeyi önlemede bu insanlardan yararlanmak gerekir.

    Anlaşma bu gerçeği vurgulamakta ve 1995 senesinde Kopenhag'da yapılmış olan Sosyal Kalkınma Zirvesi'nde belirtilmiş olan sürdürülebilir kalkınmanın insanlara hizmet etmesi ve insan merkezli olarak gerçekleştirilmesi gerektiğinin Altını çizmektedir. Yeni bir yaklaşım sergileyen bu anlaşma o yörelerde yaşamakta olan insanların çölleşme konusunda katılımcı olmaları ve bu insanların yoksulluklarına bir çare bulunması gerektiğini ileri sürerek bugüne kadar kabul edilmiş olan metodları alt üst etmektedir. Aynı zamanda, çölleşmenin durdurulup kaybedilmiş alanların geriye kazanılabileceğini ve kendi toprakları üzerinde aklamaya razı edilerek gezegenimiz üzerinde yaşamakta olan yoksulların gelirlerinin ve gururlarının iade edilebileceğini ima etmektedir. Belki de çölleşmenin yol açtığı iç içe geçmiş ve birbirlerine bağlı krizlerin önünün alınması için en iyi ve belki de en son şansı sunmaktadır.



    eyelan ve Erozyon
    Heyelan (Toprak Kayması)

    Heyelan, toprağın üst kısmı ile birlikte alttaki ana kayanın bulunduğu yerden kayarak yer değiştirmesidir.

    Heyelanda Etkili Faktörler

    1) Eğimin fazla olması.
    2) Yağışların fazla olması
    3) Toprak özellikleri (killi olması)
    4) Tabakaların uzanış doğrultusu: Tabakalar eğime paralel ise heyelan daha fazla görülür.
    5) Beşeri faktörler: Yol yapım çalışmaları ile yamaç denge profilinin bozulması.
    6) Depremler

    Türkiye’de heyelan olayı en fazla Karadeniz Bölgesinde Doğu Karadeniz Bölümünde görülür. Sebepleri: Yağışın ve eğimin fazla olmasıdır. Ayrıca toprağın killi olmasıdır.

    En fazla görüldüğü dönem ilkbahardır. Sebebi kar erimeleri ile toprağın suya doygun hale gelmesidir.

    Erozyon

    Erozyon, dış kuvvetlerin etkisiyle toprak örtüsünün aşındırılarak başka alanlara taşınmasıdır. Akarsu ve rüzgar erozyonunun birlikte etkili olduğu yerlerin ortak özelliği bitki örtüsü bakımından fakir olmalarıdır.

    Erozyonda Etkili Faktörler

    1) Arazinin çok engebeli olması,
    2) Eğimli arazilerde arazinin eğime dik sürülmesi.
    3) Bitki örtüsünün tahrip edilmesi: Orman yangınları, tarla açmak amacıyla ağaçların kesilmesi, otlaklarda aşırı otlatılma yapılması, anız örtüsünün yakılması gibi.
    4) Toprağın aşırı işlenmesi.
    5) Yağışların sağanak yağış şeklinde olması.
    6) Yağış rejiminin düzensiz olması
    7) Akarsu taşkınları
    Erozyonun Sonuçları

    1) Toprağın verimi düşer, çölleşme olur.
    2) Barajlar dolar.
    3) Tarım alanları daralır.
    4) Bozulan doğal dengeye bağlı olarak bir çok bitki ve hayvan türü yok olmaktadır.
    Erozyonu önlemek için;

    1) Mevcut bitki örtüsü korunarak ağaçlandırma yapılmalıdır.
    2) Eğimli tarım alanlarında tarla eğime paralel sürülmeli ve taraça (seki) yapılmalıdır.
    3) Nöbetleşe tarım yöntemi uygulanmalı (bu yöntemde asıl amaç erozyonu önlemek değildir. Verimi artırmaktır.)
    4) Otlaklarda erken ve aşırı otlatma yapılmamalıdır.
    5) Baraj gölü yamaçları ağaçlandırılmalıdır

    21 Mart 2010
    #5
  7. iki kere tıklamışım ya ikiside aynı çıktı iyimi düzelttim bunu şimdi ...

    birisi rastlarsa silsin bu mesajı ... :D
    21 Mart 2010
    #6
soru sor

Heyelan nasıl önlenir?

Alakalı Aramalar:

  1. heyelan nasıl önlenir