Gİzlİ Kİtaplardakİ Gİzlİ İlİmler

İsimli konu WH 'Garip Olaylar' kategorisinde, ProOf üyesi tarafından 6 Aralık 2007 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Gİzlİ Kİtaplardakİ Gİzlİ İlİmler. GİZLİ KİTAPLARDAKİ GİZLİ İLİMLER * Havas İlmi * Havas kitabı * Cifr * Ebced * Buni risalesi * Uzun Firdevsi Davetname * Cinler - İfritler -... gizli ilimler gizli ilimler!! ...

  1. GİZLİ KİTAPLARDAKİ GİZLİ İLİMLER


    * Havas İlmi
    * Havas kitabı
    * Cifr
    * Ebced
    * Buni risalesi
    * Uzun Firdevsi Davetname
    * Cinler - İfritler - Melekler - Kutup denen idareciler


    Dünyanın muhtelif memleketlerinde bazı kütüphanelerde bazı el yazması gizli kitaplar halkın okumasına açık olmayıp Gizli kasalarda saklanmakta ve sadece araştırma yapmak isteyen veya( initié ) bilgisi yeterli olanlara özel izinle Okumaya verilmektedir.

    Yukarıda yazdığımız bu gizli kitaplardaki mevzularla ilgili olarak sırası ile sizlere bilgi vermeğe çalışacağız.

    HAVVAS İLMİ :

    HAVVAS' IN ÖZÜ:

    Havas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılsımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir. Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile nebulalar ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta daha genişi evrende her şeyle bağlantılıdır.

    Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Havas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatmağa çalışacağız, ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde mele küt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve acayipliği içinde gizlemiştir.

    Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiği şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz.

    Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplamaktır. Bunları da şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını (gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kur’an –ı Kerim’in anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir.

    Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.

    Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunların şekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür. Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlı ve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.

    Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağım şeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruh’u Sultan’da son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.

    CİFR :

    GAYB. EBCED HESABI - CİFR HESABI
    Şifreler Gelecekten Haberler

    Dinlerde Kutsal Kitaplarda Şifre kullanmak Yahudilik ve Hıristiyanlık Dinlerinde uygulanan bir usuldür..

    İslam' da Kur' an da şifre veya gizli herhangi bir Kehanet diyebileceğimiz saklanmış bilgi yoktur. Kur'an-ı Kerim insanları bilgiye sevk etmek için gönderilmiş bir kitaptır. Onda şifre, rumûz gibi gizli şeyler aramak gelecekten haberler çıkarmak Kur'an-ın ana gayesine ters düşmektedir. Son zamanlarda bir moda haline gelen Kur'an-ın şifresini çözmek ve ileriden (gayb) uydurma haberler vermek sadece Para ve Şöhret sahibi olabilmek için bazı yazar geçinenlerin uydurmalarıdır.

    Yahudilik ve Hıristiyanlık' ta kullanılan ve Kabalistik hareketin öncülüğünde Tevrat' ın batıl bir yorumu olan Zohar' da Harflerin sırlarına dayanan bir ilimden söz edilmekte ve bu Kabalistlerin en önemli kitaplarından biri olan Sepher Yetzirad' da izah edilmiştir (Bir sonraki bölümde anlatacağız).

    Musa' nın yakınlarına öğrettiği "ilmi esrar" ve Hıristiyan Din Kültüründe Augustinius gibi dini önderlerin yazılarında "Cifr" ilmi ne dair bir çok örnek gösterilmiştir.

    İslam da bu tür iddialar ilk defa Şii çevrelerde ortaya atılmış ve Hz. Ali' nin Kur'an-ın batınî manalarını Hz. Muhammet' den öğrenmiş ve insanların ihtiyacı olan bütün bilgileri kuzu veya oğlak derisine yazarak El - Cefr ve El - Câmia adlı iki eser ortaya çıkarmıştır. Ve yine iddialara göre bu kitaplarda yazılı bilgilerle Bütün eski peygamberlere verilen gizli bilgiler ile kıyamete kadar olan sürede meydana gelecek hadiseler burada belirtilmekte ve bunlara karşı alınacak çözümlerde yazılmıştır. Ancak bu bilgileri Ehli - beyt dediğimiz alim ve ileri gelen imamlar çözebilecek Rumûz ve şifrelerle doludur. Oysa Hz Ali "Kim bizim okuduğumuz Kitab' ın ve şu sahifenin dışında bir şey olduğunu iddia ederse Yalan söylemiştir." Mevzubahis sahifede de zekat ve diyet hükümleri nin yazılı olduğu söylenir.

    Diğer bazı Şii kaynaklara göre yukarıda belirtilen kitapları yazarak Cifr ilmini kuran Cafer-i Sadık' dır. Cafer'in talebesi olan sonradan İslam adet ve kurallarının dışına çıkıp kendini Tanrılaştıran ve Şianın İsmailiyye kolunu kuran Ebu'l-Hattâb El - Esedi bu kitabı temel olarak kabul etmiştir.


    CİFR İLMİ ve EBCED İLMİ


    Cifr ilmi ile Ebced ilmi arasındaki en büyük fark Ebced gerçekleşmiş olanın Cifr ise gerçekleşmesi muhtemel olanın ilmidir.

    Cifr ilmine göre varlıklarla harfler arasında gizli bir ilişki vardır. Arap alfabesini meydana getiren 28 harf şemsi ve kameri olmak üzere ikiye; Ebced' eki sıraya göre ilk yedisi ateş, ikinci Yedisi hava. Üçüncü yedisi su ve dördüncü yedisi ise toprak olmak üzere dörde ayrılır. Harflerin kullanışı onlara verilen bu manalara göre değerlendirilir. Yine ebced sıralamasına göre bu harflere sayısal değerler verilir. Ve bu sayılara verilen rumûzlar la olan ilişkilerini manalandırırlar. Daha sonra Muhyiddin ibn Arabi harflerle varlıklar arasında sıkı bir ilişki olduğunu söylemiş ve harflerin sırlarına Vakıf olan kimsenin istikbalde vuku bulacak bütün olayları keşfedebileceğini belirterek El Futuhatu' l Mekkiye adlı eserinde harflerin değerlerine geniş yer ayırmıştır.

    Önce şunu belirtelim ki sayılara ve harflere belli birtakım manalar yükleyerek bunlarla olaylar arasında irtibat kurmayı amaçlayan Cifr ilmiyle ülkemizde ileri sürülen "kuranın şifresi" nin hiçbir alakası yoktur. Cifr ilminde beli prensiplere riayet edilip beli kurallara uyularak hareket edilirken Kuranın Şifresi komedisi bir Şarlatanlık tan başka bir şey değildir. Zira ne bir kural nede bir prensip vardır. Ve amaca erişmek için her türlü sahtecilik yapılmaktadır.

    Neticede Kur'an insanları bilgiye vakıf etmek için gönderilmiş Bir kitaptır onun içine gizli manada bazı sırlar saklamanın manası ne olabilir ki; ayrıca Peygamberimiz hakkında Kur'anda "O gayba ait haberlerde cimrillik etmez" (intifar 24) denmiştir. Yani Peygemberimiz (gayb) gelecek veya gizli olan kayıp olan manasında ne biliyorsa cimrilik (saklamak) etmeden onu halkına haber vermiş olması gerekirdi. Zira onun vazifesi Kur'anı ümmete açıklayıp izah etmektir"



    Tür: Harfin Türkçe telafuzu ve yazılışı
    Arap: Harfin arapça yazılışı ve okunuşu
    Değer: Harfin EBCED' e göre değeri


    Bu Hesap yöntemi çok eski tarihlere kadar uzanan ve daha henüz Kuran indirilmeden önce kullanımı çok yaygın olan bir yazım şeklidir. Arap tarihinde geçen bütün hadiseler harflere rakam değeri verilerek yazılırdı ve böylece olayın geçtiği tarih te kayda alınırdı.Bu tarihler her kullanılan harfin özel rakam değerlerinin toplanmasıyla elde ediliyordu.

    Ebced Hesabı diye adlandırılan bu ilme göre "ebced, hevvez, hutti, kelemen" kelimelerinde ilk harfin değeri bir, ikinci harfin değeri iki şeklinde onuncuya kadar harflerin değeri birer birer artırılır. Onuncu harften itibaren sırasıyla harfler onar onar artırılır, Yüz değerini taşıyan harften itibaren de her harfin değeri Yüzer yüzer artırılır, Böylece son harf bin değerindedir. Zamanla ayrı ayrı harfler rumûz gibi kullanılırak bunlardan mana çıkarma alışkanlığı doğdu ve bu suretle "İlmu'Cefr" tabiri "İlmu'l - Huruf" manasında kullanılmağa başlandı.

    Allah, hiçbir kimseye gaybden haber verme hususunda ilmi bir yetenek vermemiştir. Peygamberimizin dediği gibi "Gaybın anahtarı beştir. Onları ancak Allah bilir" (lokman 34), "Kıyametin ilmi Allah katındadır. Yağmuru o indirir. Rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse nerede öleceğini bilmez." Bu 5 husus mutlak Gayb'dır. Ve bunu Allah haricinde kimse bilemez. Allah tarafından gayb'ı bilme kudreti Peygamberlere ve bazı din Alimlerine verilmiş bir özeliktir. Hz. İsa "Ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Çamurdan kuş şeklinde bir şey yaparım, ona üflerim, Allah' ın izniyle hemen kuş oluverir" Kur'an-dan Hz. Yusuf dedi ki: "Size rızk olarak verilen yemek size gelmeden önce onu size haber veririm. Bu Rabbin bana öğrettiği şeylerdendir". Hz Musa ve Hızır da gaybi bilgiye muttali olanlardandı (Kur'an Kehf 65-82) Cifr'i ve Gaybı bilmeye dair hiçbir emin dayanak yoktur. Eğer böyle bir şey olsaydı bu elbette gelişir ve herkes bunu öğrenirdi. Allah hiç kimseye gaybdan haber verme husussunda bir ilim ve yetenek vermemiştir. Yalnız bazı Peygamberlere bazı özelikler tanımıştır. Araştırmacı ve din alimleri "Cümmel esabî" diye adlandırılan Cifr hesabına karşı çıkmışlardır.

    EBCED HESABI :


    "Ebced" kelimesi, Arap alfabesindeki harflerin kolay ezberlenebilmesi için, harflerin birleştirilmesiyle meydana gelen 8 anlamsız kelimenin ilkidir. Ebced, ilk kelimenin adı olduğu gibi, aynı zamanda diğer kelimelerin tümünün de adıdır. Yani ebced, eski alfabeye verilen addır. "Abcad, ebicad, ebiced ve abucad" da denmesine rağmen tutunmuş şekli ebcedir. 8 anlamsız kelime soldan sağa doğru şöyle sıralanır: Ebced, Hevvez, Hutti, Kelemen, Sa'fas, Karaşet, Sehaz ve Zazağ. Son kelime "Zazığlen" veya "Zazağlen" şeklinde de okunmuştur. Ebcedin menşei hakkında çok şeyler söylenmiştir. Bunların pek çoğu rivayetlerden oluşmaktadır. Alfabeyi oluşturan 8 kelimenin ilk 6'sının Medyen ülkesinin krallarının adları olduğu; 6 şeytanın adı olduğu; haftanın günlerinin her birinin adı olduğu; ilâhî isimlerin baş harfleri olduğu; Hz. Adem 'in cennetten kovuluşunun evreleri olduğu; İlâhî emirleri ve yasakları verdiği; Pers hükümdarı Sâbûr'un çocuklarının adları olduğu vs. gibi birbirinden farklı rivayet ve yorumlara konuyla ilgili kaynaklarda sıkça rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra ebcedi dinî motiflerle açıklayan kaynaklar da vardır.

    Ebcedin en büyük özelliği "Ebced hesabı" adı verilen bir işlemde kullanılmasıdır. Buna göre, ebced ifadesindeki her harfin bir sayı değeri vardır ve bu değerlerden istifadeyle bir çok konuda pek çok işlemler yapılmıştır. İşte bunların her birine bu hesabın adı verilir. Ebced alfabe düzeninin harfleri 1'den 9'a, 10'dan 90'a, 100'den 1000'e doğru numaralandırılır.

    Ayrıca bu alfabede gözükmeyen "pe" harfi "be " gibi, "çe" harfi de "cim" gibi kabul edilerek onların sayı değerlerini alır.Eskilerin "hisâb el-cümel" dedikleri, ebced hesabının 4 çeşidi vardır: "Büyük", "en büyük", "küçük" ve "en küçük" ebced hesabı. Yukarıdaki tablo, eskiden büyük ebced (cümel-i kebîr) olarak ele alınmış, ama bugün küçük ebced (cümelsağir) olarak değerlendirilmektedir.Kullanıldığı Yerler Ebced alfabe düzeninde her bir harfin bir rakama tekâbül etmesi keyfiyeti, Türk-İslâm kültüründe, hemen hemen her sahaya yayılan bir kullanımı ortaya koymuştur. Rakamla ifâde edilecek şeyler yazıyla, yazıyla ifâde edilecek şeyler de rakamla sembolize edilir olmuştur. Kullanıldığı yerler kısaca şöyle sıralanabilir:

    Günlük ihtiyaçlarda :

    Özel notlar ve ticarî ilişkilerde kullanılmıştır. Meselâ: 100 akçe alacağı olan birisi alacaklı olduğu kişiye bir kağıt üzerinde bir kaf harfi yazıp gönderince hem alacağını istemiş, hem de konuyu aracıdan saklamış oluyordu.

    İsim sembolü olarak :

    İki veya daha fazla kelimenin sayı değerlerinin aynı olmasından istifadeyle birini söylemekle diğeri kastedilmiş kabul edilerek halk arasında kullanıla gelmiştir. Meselâ: "Muhammed" kelimesi 92'dir. "Aman' kelimesi de 92'dir. "Mevlevî" kelimesi de 92' ettiğinden bu kavramlar arasında bir alaka kurulmuştur.

    En meşhurlarından biri şudur :

    Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsavidir Anınçin aşıkın zikri amandır ya Resulullah .Keza bu konuda ilim = amel = say kelimelerinin sayı değeri 140'dır. Hem sayı değeri itibariyle hem de anlamca aralarında bir irtibat vardır. Hilâl, lâle ve Allah lafzı da sayı değeri bakımından 66 etmektedir. Bu husustan dolayı kültürümüzde hilâl ve lâleye daha özel bir yer verilmiştir.

    Çocuğa isim verilirken :

    Doğum tarihinin bir kelime veya bir, iki isimle belirlenmesidir. Hangi isimler çocuğun doğduğu seneyi ebced hesabıyla verirse, o isimlerden biri çocuğa verilmiştir. Meselâ: H. 1311'de doğan çocuğa "Mahmud Bahtiyar", "Süleyman Hurşid", "Yusuf Mazhari', "Ömer Rıza" ve "Recep Servet" gibi isimlerden biri verilebilir. Çünkü bunların her biri 1311 etmektedir.

    Kitap ve Makalelerde :

    Eskiden kitapların önsöz, giriş, takdim sayfaları ile numara almayan sayfalar hep ebced alfabesine göre numaralandırılmıştır. Kitapların ay ve sene kayıtları, yazı bölümleri ve madde başlıkları hep ebced düzenine göre tanzim edilmiştir.

    Resmi devlet kayıtlarında :

    Devlet arşivlerinde yer alan birçok resmî belgeler, tutanaklar, fezleke ve mazbatalar, tarihler başta olmak üzere vak'anüvis kayıtları, vakıf kayıtları ile sayım ve envanter hesapları hep bu hesaba göre tanzim edilmiştir.

    İlimlerde :

    Fizik, matematik, geometri ve astronomide sıkça kullanılmıştır. "Sa'fas" kelimesinin harfleri kullanılmıştır. Astronomide büyük rakamlar "ğayn" harfinin birkaç tekrarı ile de sağlanabilmiştir. Ebced hesabı, musikide de kullanılmıştır. Buna göre sesler ve perdeleri ebced alfabe düzeninden istifade edilerek oluşturulan bir "ebced notası" ile belirlenmiştir. Bu hesabın en çok kullanıldığı yerlerden biri hiç şüphesiz mimarlık tır. Özellikle Mimar Sinan, eserlerinde, boyutların modüler düzeninde çok sık kullanılmıştır. Temeli İslâmi kavramlardan oluşan bu hususa birkaç misal verelim: Süleymaniye’de zeminden kubbe üzengi seviyesi 45, kubbe alemi 66 arşın yüksekliktedir. Ebced'e göre "Âdem' 45, "Allah" lafzı da 66 etmektedir. Yine Selimiye'de de kubbeyi taşıyan 8 ayağın merkezlerinden geçen dairenin çapı 45 arşındır. Kubbe kenarı zeminden 45, minare alemi buradan itibaren 66 arşındır. Süleymaniye ve Selimiye'nin görünen silüetleri 92 arşındır ki, bu da "Muhammed" kelimesinin karşılığıdır.

    Cifr ve Vefk ilimlerinde :

    Ebced hesabı ayrıca cifr, vefk gibi ilimlerde, astrolojide, define aramada da kullanılmıştır.

    Tasavvuf ve Din ilimlerinde :

    Ebced hesabının tasavvuf ve din ilimlerinde kullanıldığına şahit olmaktayız. Özellikle "Kelime-i Tevhid" veya "Esmâ-i Hüsn"a"dan bir ismin kaç aded zikr edileceği ebced tablosuna göre tayin edilir. Kur'an tefsirlerinde ve hatta Kadir gecesinin tayininde de ebcedin kullanıldığını bilmekteyiz.

    Tarih düşürmede :

    Ebced hesabının en fazla en fazla kullanıldığı yer hiç şüphesiz tarih düşürmedir. Bunun için o olayın tarihini verecek ustalıklı bir kelime veya mısra söylenir ki, hesaplandığında o olayın tarihi ortaya çıkar. İşte "tarih düşürme sanatı" adı verilen bu sanat divan edebiyatı boyunca kullanılmış ve bütün kültür varlıklarımızın kitabelerinde yer almıştır.

    Eski ve gelecek olayların tarihlerini bulmada :

    Özellikle Kuran-ı Kerim ve hadislerden yapılan çalışmalarla geçmiş ve gelecek olaylara ait tahminler yapılmıştır. İstanbulun Fethinin "beldetun tayyibetun..." cümlesinden çıkartılması gibi. Bediüzzaman said-i Nursi'nin Sikke-i Tasdik-i Ğaybi adlı eserinde bununla ilgili çok sayıda örnek bulunmaktadır.
    6 Aralık 2007
    #1
  2. Gİzlİ Kİtaplardakİ Gİzlİ İlİmler Cevapları

  3. teşekkürler...
    10 Temmuz 2008
    #2
  4. tesekkurler..
    11 Temmuz 2008
    #3
  5. teşekkür ederim, biraz uzun olmuş
    19 Temmuz 2008
    #4
  6. paylaşim için soal
    20 Temmuz 2008
    #5
  7. isim hesaplama
    22 Temmuz 2008
    #6
  8. kardeş süper eline sağlık
    25 Temmuz 2008
    #7
  9. güzel paylaşım emeğine sağlık
    28 Temmuz 2009
    #8
soru sor

Gİzlİ Kİtaplardakİ Gİzlİ İlİmler