Eriyen Canavarlar: Ejderhalar Gerçekten Yaşadılarmı ?

İsimli konu WH 'Garip Olaylar' kategorisinde, i.k.d üyesi tarafından 27 Mart 2011 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Eriyen Canavarlar: Ejderhalar Gerçekten Yaşadılarmı ?. Eriyen Canavarlar: Ejderhalar Gerçekten Yaşadılarmı ? Dünyanın her yerinde anlatılan çok sayıda ejderha öyküsünün kaynağı nedir? Bunlar, insanların... Erİyen Adam Eriyen Adam ...

  1. Eriyen Canavarlar: Ejderhalar Gerçekten Yaşadılarmı ?

    Dünyanın her yerinde anlatılan çok sayıda ejderha öyküsünün kaynağı nedir? Bunlar, insanların anlayamadıkları olayları açıklamak için uydurdukları masallar mı? Yoksa,'gerçekle bir ilişkileri var mı?


    [​IMG]
    Marko Polo'nun macaralarını anlatan bir kitaptan alınmış bir illüstrasyon. Ortadaki ejderha, Çin timsahının doğru tarifine dayanıyor. Kanatları ve kuyruğun ucuna minik bir kertenkele başını ressamın kendisi taktı



    1776'DA İNGİLTERE'DE basılan bir tabiat bilgisi kitabında, ejderhalar için bir madde vardır. Bu maddede, "Ejderha, çok korkunç bir hayvandır. Fakat, büyük bir ihtimalle tabiatta bulunmaz" deniyor. Belki de bunları yazarken, yazarın aklında Essex yılanının hikâyesi vardı. Bu yılan, yaklaşık yüzyıl önce, 1668'de Henham'da öldürülmüştü.
    Henham Kilisesi'nde bu yılanı konu alan oyma bir resim vardır. Ayrıca çağdaş bir kitap da ondan söz ediyor. Tüm bu kaynaklar şimdi British Museum'da bulunuyor. Aynı dönemde yapılmış bir ağaç baskıda, bacakları olmayan, derisi pullarla kaplı, kurbağa ben­zeri bir yaratık olarak tanımlanıyor. Yaratık, 3 m uzunluğundaydı ve bir grup köylü onu tırmıklarla öldürdüler.


    [​IMG]
    Henham'da Bakire Meryem Kilisesi'nin sundurmasındakl "Essex yılanının" 1668'de öldürülüşünü gösteren oyma resim

    iki ayaklı ve zehirli

    British Museum'da bulunen el yazması bir kitapta, Sockburn ejderhasıyla karşılaşan biri anlatılıyor. Bu canavar, Saksonlar zama­nında, Count Durham bölge halkını yıldırmış. El yazmasında şöyle diyor: "Şövalye John Conyers koskocaman ve zehirli olan bu iğrenç yaratığı öldürdü. İki ayaklı ve kuyruğu dikenli olan bu ejderha, mücadele ettiği çok sayıda insanı yenmiş ve midesine indirmişti. Zehrinin kokusu kimsenin dayanamayacağı kadar kuvvetliydi. Belirtildiğine gör e,Tanrı'nın yardımıyla, John Conyers bu canavarı yendi ve öldürdü."
    Elbette sağduyulu insanlar, Sockburn ejderhası öyküsünü örtbas ettiler. Bazıları "ejderha" sözcüğünün Tees Nehri'nin taşkın­larına verilen bir ad olduğunu söylüyorlar. Kimisi de, Danimarkalı istilacıları anlatan bir masal olarak yorumluyor.


    [​IMG]
    Plesiosaur'un çenesi. 150 milyon yıl önce yaşamış bir deniz canavarı. Bu örnek 1980 yazında Wİltshire'de Westbury'deki bir çamur havuzundan çıkarıldı. Dev plesiosaur, ejderhaya çok benziyor. Prof. Cari Sağan, ejderha mitlerini Jura jeolojik dönemindeki insanlar ve canavarlar arasındaki çatışmaların bir anısı olarak görüyor

    Ejderha tanımlanıyor

    Ejderhaların fizik görünüşleri üzerine dikkat çeken, fakat yanıltabilecek bir tartışma, araş­tırmacı Peter Dickinson'm Ejderhaların Döğüşü adlı kitabında ortaya atıldı. Dickin-son, uzun zamandır böyle iri yapılı bir yaratı­ğın nasıl uçabildiğine hayret ediyordu. Hayvan hakkında yapılan değişik tanımlara dayanarak, normal bir ejderhanın ağırlığının 9 ton olması gerektiğini hesapladı. Ejderhayı kabaca bir arı ile karşılaştırdı. An, kanadının her santimetrekaresinde, vücut ağırlığının 0,17 kilogramını taşır. Buna göre de bir ejderha, vücut ağırlığını taşıyabilmek için en az 180 m uzunluğunda kanatlara sahip olma­lıdır. Tabii bu da fiziksel olarak olanaksızdır.

    Bir zeplin gibi
    Dickinson, bir gün tedadüfen televizyonda Hindenburg hava gemisinin enkazını izli­yordu. Bu onun ejderha sorununa bir yakla­şım getirmesine neden oldu. Böylece Dickinson, ejderhaların uçabileceği düşünce­sini ortaya attı. Çünkü vücutlarının büyük bölümü delikliydi. Ona göre çukurlar hava­dan daha hafif bir gazla doluydular. Hayvan bütün ağırlığını kaldırabilecek yeterli gazı sağlamak için çok büyük olmalıydı. Dev kanatlara ihtiyacı yoktu. Çünkü onları sadece manevra yapmak için kullanıyordu. Nefes alıp verirken de ateş püskürüyordu. Bu, onla­rın uçuş sistemlerinin önemli bir parçası olmalıydı.
    Dickinson, ejderhanın iç yapısının, hid-roklorik asit içeren geniş bir kimyasal reak­töre benzediğini ileri sürdü. Hidroklorik asit, bütün omurgalıların sindirim sistemlerinde bulunduğu biliniyor. Bu asit, kemikten elde edilen kalsiyum ile reaksiyona girince havadan daha hafif bir gaz olan hidrojen oluşur. Ejder­hanın kemikleri böylece kendi kendini yeni­ler. Bu da belli miktarda kireçtaşının girişiyle olur.
    Ejderha dinlenirken bu metabolik süreç tamamen durmaz. Bu yüzden zaman zaman fazla hidrojeni dışarı atması gerekecektir. Bunu yapmanın en sağlıklı yolu ise onu yak­maktır. Bu da kimyasal yoldan bir yakma mekanizmasıyla sağlanır.

    Eriyen ejderhalar
    Dickinson'ın teorisi, ayrıca ejderhaların temel özelliklerine de titiz açıklamalar getiri­yor. Bu özellikler, zehirli bir kan taşımaları, prenseslere ve hazinelere bekçilik etmeleridir. Bunun yanında teori, tartışmalara yol açan bir soruna da çekici bir cevap getiriyor. Bu sorun gerçek bir ejderha fosilinin bulunama-yışıdır. Dickinson şöyle diyordu: "Uçuş, hay­vanın kemik yapısının bazı parçalarının kontrollü olarak sindirilmesiyle meydana geli­yor. Ejderha öldüğünde bunu düzenleyen kont­rol mekanizması durur. Bu yüzden bütün kemikler erir."
    Bu kendiliğinden sıvı hale gelme kavramı, Dickinson teorisini yazmadan daha önce, yani Haziran 1968'de İrlanda'da yapılan bir röportaj ile ortaya çıktı. Araştırmacı F. W. Holiday, bir bölge sakinine ejderha hakkında sorular soruyordu. Bu deniz canavarı veya ejderha, bir kuşak önce Count Clare'de Cross yakınlarında bir suyolunda bulundu. Olayın tanığı şöyle demişti:." Canavar sürünemiyordu. Yanına gitmediler. Orada öyle eridi gitti."
    Eğer masalların ve fantezilerin gerçeğin özünü örttüğüne inanılırsa, kuşkusuz masal­lardaki esrarlı ejderhalar, gerçek birer hayvandırlar.

    Atalarımızın anıları
    Amerikalı Profesör Carl Sagan, Cennetin Ejderleri adlı kitabında ejderhalar ile ilgili masalların yaygınlığına ve yoğunluğuna dik­kat çekiyor. Prof. Sagan'a göre ejderhalar, bize, dev yırtıcı hayvanlarla mücadele eden atalarımızdan kalan yadigârlardır. Prof. Sagan, söz konusu kitabında şu ilginç soru­ları ortaya atıyor:
    "Bulunan en genç fosil 60 milyon yaşında­dır, insan ailesi de milyonlarca yıl yaşındadır. Acaba Tyrannosaurus Rex ile gerçekten karşı­laşmış insanlar olabilir mi? Ayrıca geç Cretace-ous çağından kalan ve soyu tükenmemiş dinozorlar var mıdır?"

    Ejderha sembolleri
    Ortaçağ keşişlerinin hayvanlara ait öyküleri yazıp resmettikleri kitaplar olduğu biliniyor. Bu kitaplarda keşişler, ejderhayı oldukça farklı yorumluyorlar. Onlara göre her yaratık bir semboldü. Anka kuşu ölümsüzlüğü, pan­ter Hz. İsa'yı, ejderha ise Deccal'ı simgeli­yordu. Örneğin, bir öyküde panter, akşam yemeği yer ve yatar. Üç gün uyur. Uykudan uyandığında geğirir. Bütün hayvanlar onun hoş nefesini izlerler. Fakat panterin tek düş­manı olan ejderha, korkusundan gizlenir. Çünkü panterin nefesi, ejderha için öldürücüdür.


    [​IMG]
    Ortaçağda keşişlerin yazdığı bir kitaptan alınma bir çizim. Âdem'i simgeleyen fil, Deccal'ı simgeleyen ejderha İle dövüşüyor

    Romalı tarihçi Pliny, ejderha ve fil ara­sında olan düşmanlığa I. yüzyılda yazdığı Histories adlı kitabında değindi.
    "Hindistan, dünyanın en büyük fillerine ve ejderhalarına sahiptir. Bunlar birbirleriyle devamlı döğüşürler. Ejderhalar o kadar büyük­tür ki, kolaylıkla filleri kavrayıp sarabilirler. Ayrıca, kuyruklarıyla çabucak bir düğüm atıp bağlarlar."
    Pliny, ejderhanın zoolojik olarak varlı­ğına inanan uzun yazarlar çizgisinin ilk başla­rında yer almaktadır.

    ilaç da yapılabiliyor
    1658'de yayımlanan Historie of Serpents adlı kitabın yazarı olan Edward Topsell, ejderha­nın bir hayvan olarak gerçekliğine inananlar­dandı. Onun ejderha tarifleri kesin ve ayrıntılıdır. Anlattığı değişik tipteki ejderha­ları baskı resimlerle de canlandırdı. Örneğin yılan-ejderhayı en yakın akrabasının yanında çizdi. Sürüngen ejderhayı bir bukalemun ile beraber görüntüledi. Topsell, şöyle diyordu:, "Hindistan ve Frigya ejderhalarının geniş ağız­ları vardır. Bu yüzden sık sık kümes hayvanla­rını ve diğer hayvanları kolaylıkla yutabilir." Topsell, Hindistan ejderhalarını ise iki gruba ayırdı: Bataklık ejderhası ve dağ ejderhası. Bunların tanımlanmasını ise şöyle yapıyordu: "Burunları çok kuvvetlidir. Bazı yırtıcı balıkların burunlarını andırır. Altın sarısı ren­ginde kalın ve sert kıllı bir sakalı vardır. Dağ ejderhalarının gözkapakları, bataklık ejderha-larınınkinden daha ağırdır. Görünüşleri çok korkunç ve çirkindir. Hareket ettiklerinde göz­leri gözkapaklarıyla çınlamaya benzer bir ses çıkarır. Bataklık ejderhaları bazen cesaretle denize girer ve balık avlarlar."

    Topsell, aynı zamanda ejderhanın tedavi edici özelliklerine de önem veriyordu. "Ejderha yağı ülser ağrıları için ilaçtır. Başı, şaşılığa iyi gelir. Şaraba yatırılmış dili ise, karabasana, şeytana ve kâbuslara karşı koruyucudur."

    Yılanlarla karışıyorlar
    Bazı zoologlar, ejderhaların,varlığı kesinlikle kanıtlanmış diğer hayvanların arasında yer almasının, yapılan bir yanlışlık sonucu oldu­ğunu ileri sürüyorlar. İşte yanlışlık sonu­cunda Marko Polo'nun tarif ettiği "Çin Timsahı", çağdaş bir sanatçı tarafından ejder­haya benzeyen bir hayvana dönüştürüldü. Marko Polo, timsahı başına yakın iki ayağı olan, geniş ağızlı ve büyük, keskin dişli olarak tanımladı. Sanatçı, bu tanıma kanatlar ve ucunda korkutucu bir yılan başı bulunan bir kuyruk ekledi.
    Özellikle boa yılanı ve piton gibi büyük yılanlar, ejderha özelliklerini taşıyorlar. 7.5 metreye kadar büyüyebilirler. Ejderhanın yılana benzer vücuduna sahiptirler. Fakat ejderhadaki hiçbir uzantı bunlarda yoktur. 1978'de The Times, Hindistan'daki bir piton hakkında bir haber yayımladı. Piton bir ada­mın yarısını yutmuştu. Köylüler yılanla savaştılar. Bu mücadele sonunda hem piton, hem de kurbanı öldü. Köylüler daha sonra bu olayı anlatırlarken yılan yerine "ejderha" kelimesini kullandılar.


    15 cm'lik canavar
    Hint-Malaya bölgesindeki uçan kertenkele­lere Draca adı veriliyor. Bunlar uçabilir, hatta ağ gibi kanatlarıyla süzülebilirler. Fakat boy­ları sadece 15 cm'dir. Bu nedenle, bu kadar küçük bir yaratığın ejderha masallarına neden olacak kadar korku yaratmasını anla­mak oldukça zor.
    Daha büyük bir kertenkele (Varanus komodoensis), halk tarafından "Komodo ejderhası" diye anlandırılıyor. Uzunluğu 3,5 metreye ulaşan bu yaratık, ejderhaya çok ben­zer. Yassı, çirkin bir kafası, kısa ön bacakları, uzun ve pullarla kaplı bir gövdesi vardır. Bununla birlikte uçamaz. Ayrıca Endonezya' nın birkaç adasında yaşar.


    [​IMG]
    Uçan kertenkele Draca volans. Hint-malaya bölgesinde yaşar. Ağ gibi kanatları sayesinde bu yaratık gerçekten uçabilir ve süzülebiiir. Fakat ejderha masallarının onun etrafında dönmesini anlamak gerçekten çok zor. Çünkü bu yaratığın uzunluğu sadece 15 cm'dir

    Krokodil, timsah, yılan ve kertenkele gibi sürüngenlerin hepsinin ejderha ile ortak özel­likleri var. Fakat, bunların hiçbiri ejderha ile ilgili öykülerin kaynağını oluşturmuyor.
    Eğer ejderha, dünya yüzünde yaşamışsa büyük olasılıkla kendine özgü tek bir tür ola­rak yaşadı. Eğer yaşamamışsa, o zaman da insanlar bunu. anlayamadıkları ve kontrol edemedikleri kozmik olayları ve dünyasal güçleri bir mantığa göre açıklamak için yarattılar.


    27 Mart 2011
    #1
  2. Eriyen Canavarlar: Ejderhalar Gerçekten Yaşadılarmı ? Cevapları

  3. emeğine sağlık:daz::daz::thankyou::thankyou::thankyou:
    31 Mart 2011
    #2
  4. Harika olmuş emeğine sağlık gardaşş:):):)
    16 Nisan 2014
    #3
soru sor

Eriyen Canavarlar: Ejderhalar Gerçekten Yaşadılarmı ?

Alakalı Aramalar:

  1. ejderha yaşıyor mu