Ergenlikte duygusal gelişim

İsimli konu WH 'Evlilik Ve Cinsel Yaşam' kategorisinde, HiLaL-i TüRK üyesi tarafından 26 Şubat 2008 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Ergenlikte duygusal gelişim. Ergenlik döneminde, cinsel uyanışla birlikte yeni ruhsal tepkiler ve davranışlar belirmeye başlar. Dengeli ve uyumlu çocuk gider, yerine oldukça tedirgin,... Duygusal Gelişim Ergenlikte Duygusal Gelişim ...

  1. Ergenlik döneminde, cinsel uyanışla birlikte yeni ruhsal tepkiler ve davranışlar belirmeye başlar. Dengeli ve uyumlu çocuk gider, yerine oldukça tedirgin, kuruntulu, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir ergen gelir. Ergenlik dönemi dengesiz ve düzensiz bir evredir.

    Bu evre "gence hiçbir şey anlatılamadığı için, anlatma çabasının yoğun olduğu bir dönem" olarak açıklanabilir. Dönem, bir çelişkiler dönemidir. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı sıra bir gruba katılma özlemi, yetişkini hor görme ama ona dayanma; endişe ve umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yöneliş bu çelişkilerin en belirginleridir. Bu evrede duyguların şiddet kazandığı görülür. Bunlar sinirlilik, öfke, bağırma, her şeye karşı gelme gibi özelliklerdir.
    Duygusal gerginlik; insanın gençlik döneminde ilerde nasıl bir kişiliğe sahip olacağı konusunda pek çok arzu ve endişe vardır. Ancak kişiliğini vücudundan ayrı düşünemez ve onu kişiliğinin bir sembolü olarak görür. Çevresindekilerin de kendisi hakkında fikirlerini buna dayanarak vermeleri bu görüşü etkiler. Bir insanı özellikle yabancılar, fizik yapısı ve görünüşüne göre tanırlar. Bundan ötürü ergen, bedenine önem verir. Fizik değişmeler, duygu değişmelerine yol açar.
    Ergenlik döneminde ortaya çıkan düşünce sisteminde ve duygusal yapıdaki değişikliklere bağlı olarak gençler dikkatlerini kendi üstlerine, öteki dönemlere oranla çok daha fazla yoğunlaştırırlar. Çevrelerindeki hemen herkesinde kendileriyle ilgilendiklerine inanırlar. Onlara göre giysilerindeki bir uygunsuzluk, görünüşlerindeki bir değişiklik çevresindekilerin hemen dikkatini çeker. Ergenlik çağına has bu “benmerkezci” düşünce yapısı beraberinde, ergenlik çağındaki gençlerin az ya da çok hemen hepsinde gözlenen, dış görünüşlerinin yeterince iyi olmadığına ilişkin kaygıları da getirir. Önceki gelişim dönemlerinde pek şikayetçi olmadıkları boyları, kiloları, ciltlerindeki bozukluklar gibi bir çok şeyden yakınmaya başlarlar.(1)

    Ergen Duygularının Genel Özellikleri:

    Ergenlik dönemindeki duygusal tepkilerde genel ortak özellikler vardır.Bunun yanında ergen , her insan gibi çeşitli yaşlarda ve farklı durumlarda değişik duygular hissedebilir.Değişen yaşla çevresel koşulların ve uyaranların değişmesi ile hoşlanma ve hoşlanmama duyguları ile duygularını ifade biçimleri değişir.
    Çocukluk dönemi ile ergenlik dönemi arasında duygusal yönden en belirgin fark çocuklar öfke, kızgınlık ve sevinç gibi duygularını daha açık davranışlarla ve anında ifade eder, buna karşılık ergenlikte bu duygular daha fazla gizlenip maskelenir. Ergenlikte genel olarak kızların erkeklerden daha önce duygusal olgunluğa ulaştıkları söylenebilir. Aynı yaştaki iki farklı cinsiyetteki ergenin kız olanı erkeğe göre muhtemelen daha heyecan dengesine sahip ve duygularını kontrol etme bakımından daha olgundur.
    Ergenliğin başlarındaki büyümenin hızlı oluşu, biyolojik değişmeye eşlik eden hormonal salgılar buluğda ve onu izleyen yıllardaki ergenin hem duygularında, hem de davranış ve tutumlarında belirgin farklılıklar sergilemesine neden olur. (2)
    Ergenlerin Kaygıları
    Ergenlik dönemi bireyin kendisi ile ilgilendiği dönemdir. Bu ergenlerin kaygılarının, sıkıntılarının çeşitliliğinden anlaşılır. Kaygı konularını şöyle sıralayabiliriz.
    Bedeni ile ilgili kaygılar: Bedensel görünümü, boyu, güzel veya yakışıklı olmadığı, sakarlık, yeterli uyumamak, sağlığı ile ilgili kaygılar. Bedeninin fiziksel özelliklerinin normal olup olmadığı durumu kaygı yaratabiliyor. Cinsiyetinin normal gelişip gelişmediği ve cinsiyetinin bir takım özellikleri kaygı durumlarını yansıtabiliyor. Örneğin, ayaklarının büyük olduğunu düşünen genç daha küçük ayakkabı isteyebilir. Ellerini saklar. Yüzü sivilceliyse, dişleri düzensizse bunu büyük bir sorun haline dönüştürebilir. "Acaba ben tam bir kadınsı özelliklere sahip miyim?" "Acaba ben tam bir erkeksi özelliklere sahip miyim?" düşüncesi sürekli zihinlerini meşgul eder.
    Kişilik ile ilgili kaygılar: Kendini aşağı görme, kendine güveni olmamak, kendini yetersiz görmek, sık sık öfkeye kapılmak, küçük şeylere üzülmek, olayları ciddiye almak.
    Aile ve yaşamına ilişkin kaygılar: Kendisine ait bir odasını olmaması, cinsel sorunlarını aile ile paylaşamaması, arkadaşları ile dışarı çıkamaması, çocuk yerine konmak, ailenin arkadaş çevresine-tercihlerine-isteklerine karışması, özgürlüğünün kısıtlaması.
    Sosyal ilişkilerine yönelik kaygılar: Sosyal karşılaşmalarda beceriksiz olmak, topluluk içinde yanlış anlaşılma korkusu, yani insanlarla tanışma korkusu, yeni tanıştığı insanlarla nasıl konuşacağını bilememesi, arkadaş edinememe, daha çok popüler olmayı istemek.
    Kız- erkek arkadaşlığı ile ilgili kaygılar: Karşı cinsten bir arkadaşı olmaması, bir kız ya da erkek arkadaşla çıkınca ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmemek, karşı cinsten birisinin çıkma önerisini nasıl geri çevireceğini bilmemek, şimdi evlenmeyi istemek.
    Din ve ahlak konularındaki kaygılar: Ölüm konusu, din konusunda daha fazla bilgi istemek, neyin yanlış neyin doğru olduğunu bilememek.
    Okulla ilgili kaygıları: Dikkatini toplayamama, çalışma yöntemini bilememe, çalışırken hayal kurma, derse kendini verememe, çalışmak isteyip de çalışamama, kendini derste ifade edememe, etkili bir programın olamaması, not kaygısı, sınav kaygısı, uzun süre kendisini t.v den alamama, zaman kaybı.
    Meslek seçimi ile ilgili kaygılar: Yeteneklerinin, ilgilerinin ne olduğunu bilememek, hangi mesleği seçeceğini bilememek, bu konuda ailenin meslek seçimine karışması.
    Yalnızlık Duygusu: Ergenlerin değişen ruh haliyle mücadele etmelerinin bir yolu da düşünmek ve anlamaya çalışmaktır. Bu amaçla sık sık yalnız kalma ihtiyacı duyarlar. Bu dönemde ergenlerin yalnız kalma ihtiyacına saygı duymak gerekir. Ancak hissetliklerini paylaşmak ve kendilerini ifade etmeleri için her zaman fırsatlar yaratmakta önemlidir.
    Yetkeye karşı direnç: Ergenlik dönemi başlangıç aşamasında bir çatışma dönemidir. Ergen, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendini, kendi özerk kişiliğini, bağımsız olmaya yönelen kişiliğini oluşturmaya çalışmakta, kendine özgü birey, bir kişi olmak istemektedir. Başkalarının ona koyduğu sınırlamalara, engellemelere karşı çıkmaktadır. Bağımsız olmaya çalıştığı, edilgenlikten, etken bir kimliğe geçiş aşamasıdır bu süreç. Gereksiz yere olay yaratmak, başkalarını kızdırmak, kabalık, sabırsızlık, aldırmazlık, inatçılık, kafa tutma, otoriteye karşı geliştirilen belli başlı tepkiler olarak sıralanabilir.
    Duygusallığın artması: Çeşitli çöküntülü duygular (depresyon), dışa dönük abartılı tepki biçimleri, ağlama nöbetleri, inatçılık, hiçbir şeyden tat alamama, kendine yönelik eleştirilere karşı tutum geliştirmek bu dönemin tipik davranışsal özelliklerindendir. Çünkü ergen, olumlu olumsuz özellikleriyle kendini kabul edememekte, öz güven duygusunda sorun yaşamaktadır.
    İsteksizlik oluşabilir: Hızlı bir bedensel gelişme içinde oldukları için bu durum enerjilerini tam olarak kullanamamalarına neden olmaktadır. Tüm enerji bedene yansımakta ve sonuçta istek-sizlik oluşabilmektedir. Bir takım ağrılar ve sızılar da ortaya çıkabilmektedir. İşte tüm bu durumlar derslere de yansıyabilmekte, ilkokulda elde edilen başarıda düşüş görülebilmektedir. Bununla başa çıkmak çok önemlidir. Bu başarısızlık durumundan kaygı duymamak gerekir. Bunun geçici olduğunu düşünmek en doğru çözüm olur. Bu dönemde isteksizliğe bağlı olarak can sıkıntısı da oluşabilmekte ve can sıkıntısı uzun sürebilmektedir.
    Kendilerine olan güven duygusu azalabilir: Çocukların kendilerine olan güvenlerinin azalmasının nedeni onlardan beklenen rollerin yoğunluğudur. İyi bir öğrenci, iyi bir evlat, iyi bir abla ya da ağabey...İşte çocuklardan beklenen mükemmeliyetçi özellikler özgüveni sarsıyor. Ayrıca bu dönemde çekingenlik oluşabiliyor ve kendilerini bu yönde gizleme eğilimi görülebiliyor.
    Ergenler, genellikle kendilerini yaşıtlarıyla kıyaslarlar. Bu kıyaslama sonucu, kendilerini onlardan daha eksik gördüklerinde üzüntü duyarlar.
    Karamsarlık, gerçekle ilgili çatışmalar, kişisel üzüntü ve şüphelerin sonucunda meydana gelir. Güvensizlik duygusu ve çevrenin takdirini kazanma arzusu, gencin başarısızlıklarını ve motiflerini incelemesine sebep olur ki, bunun sonucunda da, genç kendi yetersizliğinden haberdar olur ve kendi içine çekilebilir. İşte bu tür farklı etkenler, gencin duygusal dünyasında dengesizliklere sebep olurlar. Örneğin, bir gün önce çok neşeli bir görünümde olan genç, diğer bir gün üzüntülü ve içine kapanık olarak görülebilir. (1)
    Kimlik Bunalımı; Ergenlik çağında ki her gencin kendi kimlik duygusunu kazanabilmek için ,sağlıklı gelişimin bir parçası olarak verdiği savaşım “;Kimlik Bunalımı”; olarak tanımlanır.Bedendeki hızlı değişim,hızlı değişen istekler ve toplumun değişen beklentileri karşısında doğan bu ihtiyaç kimlik bunalımını başlatır.
    Kimlik Karmaşası:erikson kimlik karmaşası yaşayan genci şöyle tanımlar “;insanlara yaklaşma ve sıkı ilişkiler kurmada başarısızlık göster ve bunun sonucunda yalnızlık çeker.Uygun olmayan rasgele kişilerle arkadaşlık eder.Çalışamam,kendini bir işe verememe dikkatini toplama güçlüğü belirgindir.yarışmadan kaçar ve yeteneklerine uymayan işlerde kendini tüketir.Ailenin ve toplumun onaylamadığı rollere girer,ters yada olumsuz kimliğe bürünür.Zaman ve zamanın bir değişme getireceğine inancı yoktur .(3)
    ÜZÜLME VE KIRIKLIĞA UĞRAMA: Ergende üzüntü ve kırıklık yaratan olay ve durumlar çok çeşitlidir. Karşı cins tarafından beğenilmeme, aşkta hayal kırıklığına uğrama, arkadaşları arasında yeterince kabul görmeme, reddedilme, üzüntü ve kırıklık doğurur. Ekonomik seviyesi ortanın altında olan ergenler, daha üst gelir gurubundaki akranları tarafından giyim tarzları, ilgilerindeki farklılıklar ve para harcama alışkanlıkları bakımından dışlanabilir ya da daha az benimsenebilirler. Babalarının meslekleri, ailelerinin statüleri arasındaki farklılık da ergenler arasında ayrışmaya, düşük statülü ailelerden gelenlerin diğerlerince daha az kabulüne yol açar.
    Üzüntünün ve kırıklığa uğramanın dışa yansıtılmasında farklılıklar vardır. Kız ve erkek çocuklar küçüklüklerinden itibaren duygularını ifade etme konusunda ailelerinin ve bulundukları kültürün telkini altında kalırlar. Ergenler bu telkinlerin etkisi ile duygularını öğrendikleri gibi dışa vururlar. Ağlamanın erkeklere yakışmayan bir davranış olduğu kendisine telkin edilmiş bir genç erkek, ağlamayı doğuran bir üzüntü olsa bile ağlamamakta direnecek ve üzüntüsünü içine atacaktır. Kızların üzüntülerini ağlayarak ifade etmeleri erkeklerden daha az engellenir. Bu yüzden genç kızlar ve kadınlar üzüntü veren olaylar karşısında daha kolay ağlarlar.
    Ergenlere üzüntü veren ve onları kıran önemli bir durum da, tenkit edilmeleri ve azarlanmalarıdır. Anne- baba ve öğretmen tarafından, arkadaşları arasında tenkide ve azara maruz kalmak ergeni yaralar.
    Bireylerin kendilerine yönelik üzüntü veren olaylara karşı tepkisi onların kişiliğine, yaşına, bu olayla ilgili önceki yaşantılarına bağlı olarak değişebilir. Ergenlikte keder ve elem veren, onları kırıklığa uğratan durumlarda tolerans eşiği dardır. Bu kırıklığa uğramaya karşı olan tolerans azlığı, ergenin benzer olumsuz olaylardan sonra kolayca ümitsiz olmasına ve içinde bulunduğu kederli halin hiç bitmeyeceğine dair bir duyguya kapılmasına neden olur. Bu çaresizlik içinde olma ve kederlenmesine neden olan durumları veya olayları çözümsüz gibi görme hali öğrenilmiş çaresizlik duygusu ile açıklanabilir.
    Maymun, köpek, tavşan gibi hayvanlar üzerinde deney kutularında yapılan denemelerde elde edilen sonuca göre; deney hayvanının devamlı olarak elektrik şoku verildikten bir süre sonra deney ortamı değiştirilerek elektrik şokundan kurtulmasını sağlayan bir düzen getirilse bile, hiçbir hayvanın şoktan kurtulmak için bir çaba göstermediği görülmüştür. Hayvanlar adeta ne yaparlarsa yapsınlar onlara acı veren bu durumdan kurtulamayacaklarını kabul etmişlerdir. İnsanlar da çaresizlik veya acizlik duygusunu öğrenebilmekte, onlara acı veren olumsuz durumları bir süre sonra kabul edip boyun eğmektedirler ve bu durumdan kurtulmak için herhangi bir çaba göstermemektedirler.
    AĞLAMA: Ağlamaya sebep olan uyaran, ağlama biçimi, ağlamaya eşlik eden sözler, çıkarılan sesler, yapılan hareketler ve mimikler çocukluktan getirilen ağlama ile ilgili alışkanlıklara, cinsiyete o kültürde ağlama ile ilgili kabullere bağlı olarak değişebilir. Erkek ergenlerin ağlamaları çoğu kültürde teşvik görmediği için, kızlar ağlamada daha serbest davranabilirler. Çocukluktan ergenliğe geçişte ağlamanın sıklığında azalma olur ve ağlamaya yol açan nedenlerde değişir. Ağlama üzüntü verici bir duygudan sonra gelir. Bazen de öfkenin doğrudan dışa vurumu ağlama ile olur.
    ÖFKE VE KIZGINLIK: Çocuklukta öfke ve kızgınlık duygusunu yaratan durum ve olaylarla bu duyguların dışa vurumu anne baba ve ailedeki diğer yetişkinlerin taklit edilmesi ile öğrenilir. Öfke ve kızgınlığın her durumda dışa vurulmasının olumlu bir davranış olmadığı gene aile ve yakın çevrenin etkisi ile çocuğa ve ergene kazandırılır. Böylece ergen öfke ve kızgınlığını ne zaman kimlere karşı dışa vuracağını, ne zaman da bastıracağını bilerek yetişir. Türk kültüründe erkeklerin öfke ve kızgınlık duygularını saldırganca söz ve hareketle dışa vurması kızlara göre daha çok teşvik görmektedir. Çocuk ve ergenin yaşı da öfke ve kızgınlığın dışa vurumunda ebeveyn tutumlarını etkiler. Ergenler büyüdükçe kızgınlıklarını açığa vurma bakımından daha çok hoşgörü görürler.
    Anne babası ile olan ilişkilerinde bağımsızlık isteklerinin engellenmesi, baskıcı otoriter davranılması, evdeki yasaklar, kısıtlamalar ergeni öfkelendirir. Gururunun zedelenmesi hem üzüntü ve kırıklık yaratır hem de öfke doğurur. Kısaca herhangi bir durum birey için engelleyici olarak algılanıyorsa kızgınlık ve öfkeye neden olur. Öfke duygusuna, saldırganca davranışlar gösterme tepkisi eşlik eder.
    Öfkeyi doğuran kişi ile olan ilişkileri veya bulunduğu çevre koşulları yüzünden ergenler öfkelerini gizlemek ve geciktirmek zorunda kalırlar. Bazı ergenlerin dıştan sakin görünmelerine rağmen çok gergin ve hırçın bir iç dünyaları olabilir. Bu durumda öfke ve düşmanlık duygularını ya kendilerine yöneltecekler ya da kendilerini daha güçlü hissettikleri çevrelerde, daha güçsüz kişilere yansıtacaklardır.
    BAĞIRMA: Kızgınlığın ve öfkenin sözle ifade edilmesi küçük yaşlardan itibaren gözlenen bir davranış biçimidir. Öfkeyi ifade için kullanılan bir dilde öfkeli, kızgın, yüksek tonda söylenmiş sözler vardır ya da dil iğneleyici ve alaycı bir ifade taşımaktadır. Sivri dilli olmak her zaman öfkeye bağlanmaz., bir kişilik örüntüsünün yansıması veya bir alaycılığın dışa vurumu da olabilir.
    KÜFRETME: Küçüklükten itibaren küfür, öfkenin dışa vurulmasında yansıtılan bir araçtır. Çocuklar söyledikleri küfürlerin ne anlama geldiklerini bilmeseler de öğrendikleri küfürleri tekrarlarlar. Ergenlikte küfür etme davranışı yaygınlaşır. Yetiştiriliş biçimleri ve toplumsal baskı nedeniyle kızlar, erkek ergenlerden çok daha az oranda küfürü kullanırlar. Küfretmek bazı kültürel çevrelerde adeta erkeksi bir davranış biçimi olarak algılanır. Küfür olarak kullanılan kelimeler ve küfrün içeriği akran guruplarından ve çevreden etkilense de çoğunlukla karşı cinse yönelik eylemlerin saldırganca ve kaba bir biçimde ifadelendirilişidir. Ailede küfür etmeye karşı takınılan tavır, akran gurubunun ve çevrenin küfürü kullanma sıklığı ergenin bu şekilde konuşmasını etkilemektedir.
    SALDIRGANLIK: Öfke ve kızgınlığın ifade ediliş yollarından olan saldırganlık değişik davranışlar göstererek olur.tokatlama, yumruk ve tekme atma, itme, sarsma, ısırma, çimdikleme gibi el, kol, bacaklar ve vücudun diğer organlarını kullanarak yapılan hareketlerin şiddeti, ayrıca zarar vermek amacıyla bir sopa ve bunun gibi araç kullanıp kullanmadığı saldırganlığın derecesini belirler.
    Öfkenin yukarıda sıralanan saldırganlıklar şeklinde gösterilmesine öfke ve kızgınlığın derecesinden çok ergenin içinde yaşadığı kültürün bu çeşit davranışları deneyenlere karşı tutumu, ana babanın baskıcı otoriter mi olduğu, dayak atıp atmadıkları, ergenin bastırılmış saldırganca duygularının derecesi, model aldığı kişi ve çevrelerin benzer hareketleri dışa vurma sıklığı, ergenin cinsiyeti gibi değişkenler saldırganlığın ortaya çıkmasının belirleyicileridir.
    YURT DIŞINDAN GELEN GENÇLERİN SORUNLARI
    1960’lı yılardan itibaren yurt dışına işçi olarak giden yurttaşlarımızın kesin dönüş yaptıklarında ergenlik çağındaki çocuklarında yeni çevrelerine uyum sağlama güçlükleri görülmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Ankara da 1986-1987 öğretim yılında Anadolu liselerine devam eden 377 yurtdışı yaşantısı geçirmiş ve 390 yurtdışı yaşantısı geçirmemiş toplam 767 öğrenci üzerinde onların sorunlarını karşılaştıran bir araştırma yapılmış ve yurtdışı yaşantısı geçiren öğrencilerin daha çok sorunları olduğu tespit edilmiştir. Her iki grupta en çok işaretlenen birinci sorun okul yaşamıyla ilgilidir. İkinci olarak en çok işaretlenen sorun alanı ise gelecek, öğrenim ve iş yaşamı ile ilgilidir. Yurt dışı yaşantısı geçiren kız öğrenciler erkek öğrencilerden daha çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Yurtdışında doğmuş ya da okul öncesi dönemde yurtdışına çıkmış öğrenciler, daha büyük yaşta iken giden öğrencilere göre daha çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Başka bir araştırmada yurtdışı yaşantısı geçirmiş ve geçirmemiş toplam 400 lise öğrencisinin kendini gerçekleştirme düzeyleri karşılaştırılmış ve yurtdışı yaşantısı geçirmiş öğrencilerin kendini gerçekleştirme düzeyleri, geçirmeyen öğrencilere göre daha düşük bulunmuştur. Yurtdışından geri dönüş yapan ergenlerin kendilerini gerçekleştirme düzeyleri olumsuz olarak etkilendiği görülmektedir. Yurtdışından dönüş yapan ergenler üzerinde yapılan bir araştırmada yurtdışı yaşantısı geçitmiş 317 ve yurtdışında bulunmamış 333 Lise öğrencisi değerler yönünden karşılaştırılmış ve yurtdışından gelen ergenlerin değer ortalaması diğer gruba göre daha düşük bulunmuştur. Ülkemizdeki çalışan, köyde yaşayan yurtdışında yaşayan veya yurtdışından gelmiş ve özel eğitime muhtaç gençlik kesiminin içinde bulunduğu durumu tam olarak anlamamız için yeni araştırmalara ihtiyaç vardır. (4)

    Orta dereceli Okul Öğretmenlerine Öneriler
    · Öğretmenlerin öğrencilerinin sağlıklı gelişmelerine katkıda bulunmak için, ergenlik döneminin özellikleri hakkında bilgi sahibi olmaları önemlidir.
    · Ergenlik dönemindeki gençlerin davranışlarında zaman zaman tutarsızlıklar görülmesi, sorunlarla karşılaşılması doğaldır. Öğrencilere anlayışlı ve önyargısız yaklaşmak, onları dinlemeye ve anlamaya istekli olduğunuzu hissettirmek, onların kendilerine güvenerek, sorunlarıyla başa çıkmalarını kolaylaştırır.
    · Derslerde yeri geldiğinde, ergenlik çağındaki fizyolojik ve psikolojik değişiklilerden, bunların nedenlerinden söz etmek, öğrencilerin kendilerini ve bedenlerini tanımalarını kolaylaştırabilir.
    · Öğrencilerin sosyal etkinliklere katılmalarını desteklemek, aranan ve sevilen bir birey olmanın fiziksel görünüşle değil de farklı nitelikler ile sağlanabileceğini görebilecekleri yaşantılar geçirmelerini sağlamak, olumlu bir benlik kavramı geliştirmelerine yardımcı olacaktır.
    Anne Babaya Öneriler
    · Anne baba öncelikle bu evrenin, gelişimin gereği, geçici bir bunalım dönemi olduğunun bilincinde olmalıdırlar.
    · Objektif, dengeli ve sabırlı olmaya özen göstermelidirler.
    · Ergeni başkaları önünde eleştirmemeye, davranışlarını başkalarıyla kıyaslamamaya özellikle dikkat etmelidirler.
    · Ergenin artık çocuk olmadığını, sözle ve davranışla hatırlatarak, onun için gerekli olan destek ve güveni sağlamalıdırlar.
    · Konuşma ve tartışmalar sırasında gencin doğru düşündüğü, gerçeği bulup söylediği durumlarda ona hak verin, düşünce ve önerisini gerçekleştirmek için yardımcı olun.
    · Aile ve evle ilgili konularda ve sorunlarda gencin de düşünce ve önerilerini alıp, konuşun
    26 Şubat 2008
    #1
  2. Ergenlikte duygusal gelişim Cevapları

soru sor

Ergenlikte duygusal gelişim