Devlet Anlayışları

İsimli konu WH 'Makaleler' kategorisinde, bad-suvar üyesi tarafından 8 Mayıs 2008 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Devlet Anlayışları. DEVLET ANLAYIŞLARI-I- (ABDÜLMELİK ÖTEGEN) [IMG] 1. Sayfa [IMG] Devletin, HALK, TOPRAK VE EGEMENLİK üçlüsünden meydana geldiğinde ittifak vardır.... Devlet Tarihsel Gelişimi ve Farklı Etik Anlayışları ...

  1. DEVLET ANLAYIŞLARI-I- (ABDÜLMELİK ÖTEGEN)




    [​IMG]
    1. Sayfa
    [​IMG]
    Devletin, HALK, TOPRAK VE EGEMENLİK üçlüsünden meydana geldiğinde ittifak vardır. İlk unsur halktır, insan topluluğudur. Halk olarak bizimle bu kadar özdeş olan bir devlet kavramını her an ve her yerde yanımızda hissetmemiz ve de bulmamız gerekmektedir. Hedef olarak da bu soyut kavramla karşılaşmaya değil, rahatlamaya ve neşe duymaya çalışılmalıdır.

    İnsan vücudundaki bir parçanın varlığı daha çok ne zaman hissedilir? Dişin, elin, kolun, ayağın, boğazın, gözün varlığı ağrıdıkları ve zayiat gördükleri zaman kendini tam anlamıyla hissettirir. Normal koşullarda tüm uzuvlar kendi görevlerini hissettirmeden yaparlar. Milletin bağrından çıkan en büyük organizasyon olan devlet de fonksiyonlarını böyle yerine getirmek durumundadır. Kendini hissettirdiği, katılaştığı takdirde rahatsız eder, konsensus sağlandığı takdirde tüm toplum, kurumlarını sever, sayar, korur, kollar.

    O halde devlet kelimesine herkes aynı anlamı yüklüyor mu, yoksa başkaca görevler mi yüklüyor, buna bir bakalım. “Devlet ana”, “devlet baba”, “devlet düşmanı”, “devlet adamı”, “devletin adamı”, “derin devlet”, “gizli devlet”, “devlet mezarlığı”, “devlet çarkı”, “devlet töreni”, “devlet ödülü”, “devlet-i ebed müddet”, “devletlüler”, “devlet büyükleri” gibi deyimlerimizde geçen devlet sözcükleri yüzyıllardır hangi anlamı, neden yüklenmişlerdir?

    Sözlükler net tarifler ile devleti ortaya koymuştur: “Bir hükümet idaresinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk.”1 ve “Belirli bir toprak üzerinde, belirli bir hükümet tarafından yönetilen ve kanunlar çerçevesinde teşkilatlanmış bağımsız bir topluluktur.”2 Daha önemli manalar yükleyenler; “Devlet, kuvvet, kudred, hakimiyet, zafer, büyük nimet”3 demişlerdir.

    Kudret ve nimet gibi çok önemli anlamları yüklenen devlet kelimesi, uygarlığımız bünyesinde destanlara, kitabelere, şiirlere, romanlara ve atasözlerine konu olmuştur. Bunlardan en meşhuru şüphesiz Kanuni’nin sözüdür:

    “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

    Şair Nev’i:

    “Tali’de devlet olmasa hizmet ne faide,

    Hak’tan inayet olmasa taat ne faide.”4 demektedir.

    “Deli ile devletli bildiğini işler”, “Devletin malıl deniz”, “Devletli gözü perdeli olur”, “Miri malı balık kılçığıdır, yutulmaz”5 gibi atasözlerimiz de dillerde dolaşmaktadır. Bir kişinin malı, mülkü, makamı çok hızlı olarak arttı mı “devlet kuşu kondu” denilir. Kargaşa hissedersek, devletin olması gereken yeri hemen hatırlanır “devlet başa” denir. Tüm bu sözler sadece onlardan birkaçıdır.

    HUKUK LİTERATÜRÜNDE DEVLET:

    Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli hukuki belgesi olan 1982 Anayasası toplam 177 maddedir ve 143 yerde “devlet” kelimesi geçmektedir. Anayasa’da bu kadar devlet kelimesi geçiyorsa, yasalarda da binlerce geçiyor olması doğaldır. Ancak “Devlet Meclisi” değil, “Millet Meclisi”, “Devlet Başkanı” değil, “Cumhurbaşkanı” tabirlerinin tercih edilmesi millet ve devlet kelimelerinin iyi irdelenmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda eski cumhurbaşkanlarından Kenan Evren, bir dönem sonu kendisine Devlet Başkanı denilmesine karşı çıkmış, Cumhurbaşkanı tabirini benimsemişti.

    Hasılı devlet nedir, ne değildir, niçin olmalıdır, nasıl olmalıdır, nerede durmalıdır, özgürlükler karşısında tavrı ne olmalıdır, ulusların devlet kavramına yükledikleri alamlar ne kadar farklıdır, devlet ve sistem/rejim nerelerde ayrılır, nerelerde aynileşir gibi tarihi, siyasi ve felsefi bir çok sorun tüm insanlığın olduğu gibi bizim de gündemimizi işgal etmiştir.

    Anayasa Hukuku Profesörü Kemal Dal, “Bir arazi parçası üzerinde yerleşmiş olan toplum fertlerinin toplu halde yaşamasını sağlayan siyasi düzen tipidir.”6, “Hukuk fikrinin gerçekleşmesinin bir vasıtasıdır.”7 görüşleri devleti, ülke, toplum ve hukuk düzeni çevresine oturtmaktadır. Prof. Süleyman Akdemir de benzer bir görüşü şöyle beyan etmektedir: “Devlet, ulus niteliğini kazanmış insan topluluğunun, ülke niteliğini kazanmış toprak üzerinde, egemenlik yoluyla mülk düzenini kurmasıdır.8 Hukukçuların tamamına yakını, devleti meydana getiren unsurlar olarak ülke, toplum/millet ve egemenlik/hukuk’u saymaktadırlar.

    Devletin özelliklerini, Prof. Kemal Dal gözüyle ortaya koyacak olursak; “Devlette millet en gelişmiş organizasyon halindedir: 1- İdare edenler arasında tam ve olgun bir biçimde işleyen iş bölümü vardır.2- Devlette dayanışma vardır. 3- Devlet en üstün otoriteyi elinde bulundurur.”9 Ancak buradaki otoritenin asıl kaynağının millet/toplum olduğundan hiçbir zaman sarfınazar etme imkânı yoktur.

    İSLAM’IN DEVLET ANLAYIŞI

    İnsan, yaratılışla beraber, toplum halinde faaliyet göstermiştir. Bu da toplumsal işbölümünü gerekli kılmıştır. Köy, site ve eyalet devletlerinden imparatorluklara kadar, coğrafyasıyla, bağımsızlığıyla, ideolojisiyle ve hukuki yapısıyla farklı devletler tarihte yerlerini almışlardır ve almaya devam etmektedirler.

    İslam alimleri genellikle şekli bir İslam devleti önermezler. Temel esasları, umdeleri belirterek ve yörenin/günün ihtiyaçlarına uygun yorumlarda/içtihatlarda bulunarak toplumun dünya ve ahiret saadetine yardımcı olunması gerektiğini vurgularlar.

    İslam dini, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s) ile insanlığı, tarihi ve devleti başlatır. Tarih boyunca bütün peygamberler hemen hemen aynı temayı işlemişlerdir: Adaletle hükmetmek, haklıyı zayıfta olsa korumak, mazlumların yanında yer almak, doğru ve dürüstlüğe uygun hareket etmek, huzuru sağlamak, birlik ve dirliği sağlamak, kardeşlik tesis etmek, adil ve eşit davranmak, hukuka dayanmak ve istişare etmek. Bu altın kurallar çağlar boyu ve bugün tüm toplumların ve çağdaş kurumların baştacı ettiği esasları oluşturmaktadır.

    Kur’an-ı Kerim’in, Nisa Suresi 58-59. ayetlerini yorumlayanlardan bir kısmı devletle millet arasında ictimai mukavele tesisine önayak olan hususları içerdiğine dikkat çekerek; “devlet adil olacak, memuriyetleri ehline verecek, milleti memnun etmek için say edecek ve millette ona itaat edecek, yardımda bulunacaktır.” 10 demektedirler. Bir başka yerde ise, devlet kelimesinin servet anlamında kullanıldığını görüyoruz: “Allah’ın (fethedilen) ülkeler halkından peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimleri, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.”11

    Hz. Muhammed (a.s) devleti yönetenler hakkında bazı önemli kurallar vaz etmiştir. Bunlardan en meşhuru: “Hepiniz çobansınız, hepiniz sürünüzden sorumlusunuz.” ve “İnsanların hayırlısı insanlara faydası dokunandır.” Yani İslam, Başkanın sorumsuzluğunu kabul etmeyerek, maddi ve dünyevi sorumluluğuna da işaret etmektedir. Diğer örnekler: “Devlet Başkanı, arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan bir kalkandır.”, “Halkını aldatan her bir idareci cehennemdedir.”, Benden sonra yalan söyleyen ve zulmeden idareciler zuhur edecektir. Kim onların yalanını doğrularsa ve zulüm yapmalarında onlara yardımcı olursa o benden, ben de ondan değilim. Ve cennette havzı kebirin başına gelemez.”12 “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz.” hadisinde de cemiyet ferdin, devlet cemiyetin bir aynası olarak takdim edilmektedir. Yukarıdaki uyarıları dikkate alan İbni Teymiyye, “dini vazifelerin en büyüğü idareciliktir.” diyor. Birçok düşünür de insan idare etmenin en zor iş olduğuna işaret ederler.

    Birçok eserde İslam’daki yapının da yasama , yürütme, yargı ve hisbe teşkilatı olarak dörtlü bir şekilde olduğu anlatılmaktadır.13 Hisbe teşkilatı önemli bir denetim kurumudur. Günümüz toplumlarındaki ihtiyar heyetleri, zabıta kurumları benzer işlevleri ifa etmektedir.

    İslam kaynaklarında devletin haklarından çok devletin, yönetimin görevleri ağırlıklı olarak anlatılmaktadır. Adaletli davranış, şura düzeni ve yöneticilerin sorumlu tutulması gibi konuların temel sorun olarak ele alınması bunu gösterir. “Adalet mülkün temeli” düsturu, mülk hakkındaki anlayışları da önemli kılar. İslam’da mülk Allah’ındır ve özel mülkiyete konu olabilir. Faşizm ve Komunizm, insanı ve mülkü devlete ait olarak kabul etmektedir.

    Müslüman tarihçi ve düşünürleri genellikle, ictimai düzen ve ahiret düzeni için devletin ve yöneticilerin önemine dikkat çekerler. Geçmiş ve modern devletlerin toplum çıkarlarına öncelik vererek birlikte yaşamanın ön şartları olan eşitlik, adalet ve özgürlüğü bir temel sözleşme ile sağladıklarında müttefiktirler. Devlete bakışlarını kısaca irdeleyecek olursak en önce İbn-ı Haldun akla gelmektedir. İbn-i Haldun’un “İnsanların bir arada yaşamasının sosyal bir zaruret olduğu” görüşleri devletin merkezine insanı yerleştirmektedir. İbn-i Haldun, Mukaddime’sinde devleti yorumlarken, temel olarak “asabiyyet”i ele alır. “Asabiyyetin sonuç ve gayesinin devlet kurmak olduğu anlaşılmıştır. Hükümdar asabiyyet, kuvvet ve kudretinin kemaline erdiğinde kendi kuvvetiyle müstakilen veyahut o çağın hal ve durumunun müsadesine göre, diğer uruğların kuvvet ve yardımıyla devleti korur.” derken asabiyyeti de şöyle tarif etmektedir: “... düşmanların saldırısından korunmak ve saldıranları kovmak.”14

    İbn Haldun, oluşan devlet yönetimleri hakkında tenkitlerini de sıralar: “... insanın yapısal eğilimleri gereği zorbalıklara yol açmakta, genellikle toplumun başında bulunan kişinin haktan uzak ve boyunduruğundaki insanlar için bir işkence olan uygulamalara kalkışmasına ortam hazırlamaktadır. Başta bulunanın istek ve tutkuları, genellikle yönetilenlere kaldıramayacakları şeyler yüklemektedir.”15

    İbn-i Haldun, devletin işkence aracı olmasına karşı çıkıyor ve yöneticilerin haksız kazanımlarına yüzyıllar öncesinden dikkat çekiyor. Yönetimlerin maneviyatı gözden ırak tutmasını da tenkit ederek, “yalnızca dünya işlerindeki yarar ve çıkarları gözetmektedirler. Dinsel davranışlardan ve bunların yararlarından uzaktırlar.”16 diyor.

    Cevdet Paşa, devleti uygarlığın zirvesi olarak yorumlarken, yerli ve yabancı düşmanlıklardan korunmanın ve tam insan olmanın vazgeçilmez şartı olarak devleti tarif ediyor. Osmanlı devletinin bir bütün ve askeri bir devlet olup18, kuvvetlerin dayanışma halinde olduğuna da dikkat çekildikten sonra, devleti teşkil eden şu üç topluluk arasında muvazene ve uygunluk varsa cemiyetin ahengi düzgün olur:

    “1- Daire-i saltanat (saray)

    2- Vücuh-u eşraf-ı millet (ileri gelenler)

    3- Efrad-ı ahali (halk)”19

    “Dinin düzeni, ancak dünyanın düzeniyle sağlanabilir.” diyen İmam-ı Gazali de, kargaşa ortamına, düzensizliğe karşı çıkarak devletin zaruretine değiniyor ve ilave ediyor: “Kargaşa ortamında rızık için azgınlarla boğuşan insanoğlu “ahiret mutluluğunun iki sebebi olan ilim ve ibadete zaman ayıramaz.” 20 Gazali, aynı zamanda devleti “ezilenin hakkını alıp, ezene de gerekeni yapacak.” mekanizma olarak görmektedir.

    Yukarıda aktarılan görüşlerden anlaşılacağı üzere devlet, adalet, korunma ve savunma için elzem bir kuruluştur. Çünkü devletsizliğin getirdiği anarşi, düzensizlik, ilkesizlik, işkence, haksızlık kavramları insanlığın ayrılmaz bir parçası olamaz.

    Elbette batılı düşünürlerin de devletin gerekleri ve doğuş gerekçeleri hakkında önemli görüşleri vardır. Eflatun, Marks, Hegel, Hobbes, Locke gibi yüzlerce düşünür devlet konusunda değişik tezler ürettiler. Bunlardan birkaçını zikretmek yararlı olacaktır. Devletin varlığını doğal bir süreç olarak kabul edenler: Gierke, Korkounov, Michour. Devleti bir mücadele sonucu olarak görenler: İbn-i Haldun, Spencer, J. Bodin. Farabi’nin başını çektiği Hobes, Locke, Rousseau gibi düşünürler sosyal mukavelenin neticesinde devletlerin oluştuğunu iddia etmişlerdir. Marks ise, devleti, “üretim araçlarının mülkiyetine sahip olan sınıfın baskı aracıdır.” anlayışını savunmuştur. Bu görüşlerin dışında devleti hukuki pozitivizm ile izah eden görüşler de vardır.

    Siyaset bilimcisi, Maurice Duverger, gruplar arasındaki farklardan ‘egemenlik’ kavramının, devletten gayrısında bulunmadığını belirtir.21 Hemingway ise, dinlerin, inançların ve görüşlerin devletleştirilemeyeceğini savunmaktadır.22 Eski Yunan anlayışına göre “En iyi devlet bir dostlar topluluğuna en çok benzeyen devlettir.”23

    Devletteki hakimiyet anlayışının despotluğa, zulme değil, dayanışmaya ve dostluğa yol bulması arzu edilmektedir. Toplumun ortak çıkarlarını ve de özellikle zayıfların haklarının korunması savunulmaktadır. Devlet, bünyesinde barındırdığı insanların refah ve mutluluğunu sağlamak ve savunmakla yükümlüdür.

    Faşizm ve Komunizm, vatandaşını kutsal amaç için vasıta olarak görür ve nefesini her an ensesinde hisettirir. Liderlerinden Mussolini, “Herşey devlette hiçbir şey devlet dışında, hiçbir şey devlete karşı olmamalı.” anlayışını dile getirmektedir. XIV. Lui de, günümüzde bir takım bürokratlardan duyduğumuz gibi “Ben devletim, ben kanunum” diyebilmekte ve “tek kral, tek yasa, tek inanç” dayatmaktadır. Faşizmde, devlet en kutsaldır, onun üstünde güç yoktur. Katıksız bir devletçilik uygulanır. “Faşizme göre devletin dışında fert, ferdin dışında devlet olmaz. Bunlar birbiriyle özdeştirler. Ferdin iradesi devlettir. Devlet, Mussolini’nin ifadesiyle evrensel ahlaki bir irade olarak hakkı oluşturur.”25 Görüldüğü üzere faşizme göre devlet yüce bir varlıktır ve ulaşılabilen son noktadır. Komunistlere göre devlet, sınıfsal zulmün bir kurumudur, yavaş yavaş gücünü yitirecek ve onu proletarya ortadan kaldıracaktır. Gerçekte iki sistem de totaliterizmi savunarak, partizan yönetimi yerleştirmeyi hedeflemektedir. Devlete karşı çıkan marksistlere kimilerince şu sorunun yöneltilmesi haklıdır: “Devlet kuvveti olmasaydı onun (marksizmin) tatbik safhası mümkün olabilir miydi?”26

    Devletin reel bir vaklık değil, düşünce olduğunu söyleyen Sezai Karakoç, düşünce sistemleri olarak Kapitalizm, Komünizm ve Faşizm’de “bütün teorik sözler askıda kalmış, gerçekte birinde şirketler, öbüründe parti, bir diğerinde başlar (şefler) temel öğeler olmuştur... Özgürlük, eşitlik ve ırk üstünlüğü sözleri birer maskeden ibarettir.”27

    Zulüm edecek kişinin veya sınıfın aracı kurumu olarak devleti öne süren ideolojiler, vatandaşını içi boş terimlerle oyalama taktiğini sürdürmüşlerdir. Birey devlet içindir, iddiasını sürdürenler, yargıda, yasa çıkarmada, atamalarda ve yükseltmelerde bireyin hakkını değil, despot devleti, gerçekte onun menfaatçilerini korur, bireyi köreltir ve hayattan, üretimden uzaklaştırır. Hasılı bireyin yok oluşu gerçekleşir.

    * Kamu Yönetimi Uzmanı
    8 Mayıs 2008
    #1
  2. Devlet Anlayışları Cevapları

  3. Teşekkürler...
    10 Mayıs 2008
    #2
  4. paylaşım için teşekkürler...
    11 Mayıs 2008
    #3
  5. paylaşım için saol
    14 Mayıs 2008
    #4
  6. Paylaşım için teşekkürler...
    20 Temmuz 2008
    #5
  7. çok sagol güzel konu
    20 Temmuz 2008
    #6
  8. tesekkurler
    28 Temmuz 2008
    #7
soru sor

Devlet Anlayışları