Atatürk''ün Ordu-Siyaset İlişkilerine Bakışı Nasıldı?

İsimli konu WH 'Türkiye ve Ulu Önder Atatürk' kategorisinde, Devleti Aliyye üyesi tarafından 31 Ocak 2010 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Atatürk''ün Ordu-Siyaset İlişkilerine Bakışı Nasıldı?. Ordu-siyaset ilişkilerinin zaman zaman gerginlik düzeyine geldiği Türkiye'de hem siyasetin hem de ordunun kendi açısından ürettiği hassasiyetlerin bu... Atatürk ' ün Avatarları Londra'da, 'Atatürk üzerinden' siyaset.... ...

  1. Ordu-siyaset ilişkilerinin zaman zaman gerginlik düzeyine geldiği Türkiye'de hem siyasetin hem de ordunun kendi açısından ürettiği hassasiyetlerin bu gerginliğin sebebi olmasının yanında İç Hizmet Kanunu'nun silahlı kuvvetlere yüklediği misyonun da zaman zaman askerin tepkisel tavrına meşruiyet ürettiği bilinen bir gerçektir.
    Askeri darbe sonucu oluşturulan bir anayasa ile yoluna 2000'li yıllarda da devam eden Türkiye'de rejime ilişkin tereddüt ve hassasiyetleri kabaran askerler, 1960, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat'ta olduğu gibi siyasetin normal gidişatına çeşitli metotlarla müdahale edebiliyorlar. Esasen bu müdahaleci zihniyetin arka planında cumhuriyetin kurucu iradesinin asker kökenli olmasının çok fazla katkısı yoktur.
    Ne 60 İhtilali, ne 71 Muhtırası, ne 80 İhtilali ve ne de 28 Şubat Postmodern Darbesi, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri bürokrasiye bıraktığı felsefi ve siyasi mirasla açıklanamaz, bağdaştırılamaz.
    Bu bağlamda Atatürk Üniversitesi'nden Doç. Dr. Erol Kaya'nın yaptığı araştırmaya göre, Mustafa Kemal Atatürk'ün ordu-siyaset ilişkilerine bakışı bugünü iyi değerlendirmek için önemli ipuçları sunmaktadır.
    Yeni Aktüel dergisi geçen aylarda Atatürk'ün Minber isimli gazetedeki görüşlerini günümüz Türkçesi ile yayınladı. Doç. Erol Kaya'nın kitaplaştırdığı Minber yazılarını habere dönüştüren Aktüel'in yayınladığı röportajda Atatürk, ordu-siyaset ilişkilerini şöyle tanımlıyor: "Her ne kadar kendimde ordulardan, muharebelerden ve askeri hususlardan bahsetmek için kuvvetli bir selahiyet görüyorsam da siyasetten bahsetmek hususunu ilgililere bırakmayı uygun buluyorum. Ancak bu sözlerimle, aziz vatanımızın ve bahtsız milletimizin kurtuluş ve menfaatine yönelik olarak, içinde bulunduğumuz dönemin farklı safhalarında ilgisiz kaldığımı söylemek istemiyorum. Bu konuda farklı dönemlere ait düşüncelerimin ve bu düşüncelerin gerektirdiği araştırmaların bir özetini ve sonucunu ifade etmem gerekirse diyebilirim ki; ben en iyi siyasetin her anlamda en kuvvetli olmak olduğuna inanırım. En kuvvetli olmak tabirinden kastım, yalnızca silah olarak kuvvetli olmak anlaşılmamalı. Aksine, asker olmama rağmen diyebilirim ki, silah kuvveti, kuvvetler değerlendirmesini meydana getiren unsurların sonuncusudur. Benim kastettiğim; manen, ilmen, fennen, ahlâken kuvvetli olmaktır. Çünkü bu saydığım hususlardan mahrum olan bir milletin bütün fertlerinin en son silahlarla donanmış olduğunu kabul etsek bile, kuvvetli olduğunu kabul etmek doğru olmaz. Bugünkü insanlık âlemi içinde mevki sahibi olabilmek için elbette sadece silah kuvvetine sahip olmak yeterli değildir. Benim düşünceme göre, kuvvetli bir ordu dendiği zaman anlaşılması gereken manâ, her ferdi, özellikle subayı ve kumandanı, fen ilmi ve medeni âlemin gereklerine göre yetişmiş ve bunlara göre düşünce ve hareketlerini uygulayan ordudur, ordu ise yüksek ahlâkta bir heyettir. Şüphesiz ki tek amacı, vazifesi, düşüncesi ve hazırlığı vatanı savunmak olan bu heyet, memleketin siyasetini idare edenlerin verecekleri karara göre faaliyete geçer."
    Özellikle son cümledeki "ordu, memleketin siyasetini idare edenlerin verecekleri karara göre faaliyete geçer" vurgusu silahlı bürokrasinin siyasi iradeye, yani seçilmişlere tabi olması gerektiğini açıkça vurguluyor. Atatürk'ün bu görüşleri ışığında şu çıkarımları yapmak gerekli hale geliyor.
    Birincisi, elbette şanlı Türk ordusu binlerce yıllık bir geleneğin devamı olarak varlığını sürdürmektedir, Türk milleti ordusuna saygı duyar, askeri sever, askerlik mesleğini yüceltir ve onu destekler. Ancak Müslüman Türk milleti asla ordunun milli savunma dışındaki konularda müdahil olmasını, seçilmiş siyasetçinin askeri bürokrasi karşısında aciz duruma düşürülmesini hoş karşılamaz.
    İkincisi, milletin genel kanaatine göre; asker misak-ı milli sınırlarının yılmaz bekçisidir, ancak Türk halkı bu misyona aykırı davranışlarda bulunan, derin yapılanmalar içerisinde kendisine tevdii edilen meşru savunma görevinin çizdiği istikametten saparak şahsi kazanç ve menfaat temini peşinde olan kimseleri de hoş karşılamaz.
    Üçüncüsü, milletin siyasetçiye karşı haklı serzenişi ile ilgilidir. Bu serzenişin ana temasını ise "adalet ve hakkaniyet çizgisinden saparak, daha da kötüsü hukuku siyasallaştırarak, yürütülen bazı operasyonlardan politik kazanımlar devşirmek adına yargılama süreci tamamlanmamış bazı asker-sivil kimseler hakkında şık olmayan, ihsas-ı reye yol açacak beyanatların kimi seçilmiş siyasetçilerden varit olması" oluşturur. Oysa sürecin devamında ortaya dökülecek bazı gerçeklerin yargı yoluyla da teyit edilmesini beklemek gerekir. Öç alma duygusuyla hareket etmek bir çuval inciri berbat etmekle de sonuçlanabilir. Hiçbir kesimin toptan karalama ile karşı karşıya bırakılması kimseye bir şey kazandırmaz. Kamplaşma ve gerilim artar, medyada, akademide, silahlı kuvvetlerde, siyasette önemli yerleri işgal eden temiz ve ahlaklı insanlar bundan zarar görür.
    Bütün bunlar ışığında oturup tekrar düşünmemiz gerekiyor. Salt ordu veya silahlı kuvvetler düşmanlığı yaparak ya da aksine tam bir paramiliter anlayışla asker-siyaset ilişkilerini değerlendirerek asker-sivil, asker-seçilmiş ilişkilerini anlamamız mümkün değildir. Bir taraftan ordumuzu yıpratacak, zayıflatacak tavır ve eylemlerden uzak durmak, öbür yandan da silahlı kuvvetlerin siyasetin neresinde olması gerektiğini, silahlı bürokrasinin etkinlik alanının hangi sınırlara çekilmesi lazım geldiğini çağdaş, gelişmiş demokrasilerdeki deneyimleri göz önüne alarak analiz etmemiz gerekiyor.
    Kemal Atatürk'ü iyi anladığını iddia eden, ancak Kemalizmi jakoben ve faşist bir tavırla milletin genel hissiyat ve beklentilerinin aksine, zırh olarak kullanmaya kalkan zihinlerin de bir kez daha ellerini başlarının arasına alıp düşünmeleri gerekiyor. Aksi halde Türkiye paramiliter ve hükümran bir militer anlayışla üçüncü dünya liginden birinci dünya ligine sıçrama yapamayacaktır.

    Akif Çarkçı
    31 Ocak 2010
    #1
  2. Atatürk''ün Ordu-Siyaset İlişkilerine Bakışı Nasıldı? Cevapları

soru sor

Atatürk''ün Ordu-Siyaset İlişkilerine Bakışı Nasıldı?