Anton Çehov dan hikayeler özeti?

İsimli konu WH 'Soru Cevap' kategorisinde, Misafir üyesi tarafından 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Anton Çehov dan hikayeler özeti?. Anton Çehov dan hikayelerin özetini nasıl bulabilirim veya bu sitede bulabilirmiyim ?

  1. Anton Çehov dan hikayelerin özetini nasıl bulabilirim veya bu sitede bulabilirmiyim ?
    27 Mayıs 2010
    #1
  2. Anton Çehov dan hikayeler özeti? Cevapları

  3. HİKAYELER
    Söğüt Ağacı:

    B ve T. kasabaları arasındaki bozuk posta yolunda derenin kıyısındaki Andreyev’in, kendisi gibi yaşlı söğüt ağacına yaslan*dığı için ayakta durabilen değirmeni ve iki kişilik kalın gövdeli söğüt ağacı vardır. Bu ağaç, sadece değirmene değil, yaşlı Arhip’e de arkadaştır. Arhip, gündüz balık avladığı söğüdün dibinde, gecede oturur durur.
    Otuz yıl öncesiydi. Arhİp yine oturmuş balık avlıyordu. Pos*ta arabasının geldiğini gördü. Ancak, her zaman yerinden daha ilerde duran arabanın sürücüsünün yanındaki postacıyı elindeki demirle vurup öldürdüğünü, sonra da arabadaki çantayı alıp, söğüt ağacının kovuğuna soktuğunu, sonra da, kendisine de bir*kaç tane vurup “imdat” diye bağırdığını işitti. Bu olaydan bir hafta sonra, soruşturmacılar gelip, bir şeyler konuşup, yazıp gittiler. Arhip korkudan tir tir titriyordu. Bir hafta daha böyle geçti. Arhip, çantayı kaptığı gibi ilçenin yolunu tuttu. Tarif edilen bir binaya girdi, durumu anlattı. Çantayı elinden alıp, biraz sonra hafiflemiş olarak geri verdiler ve “yanlış gelmişsin, şu binaya git” dediler. Gösterilen binaya gitti, yine ilgilenmediler. “Çantayı bırak, git” dediler. Denileni yaptı. Söğüt ağacının dibine geldiğinde, arabacının ağacın kovuğunu karıştırdığını gördü. Arabacıya yaptıklarını anlattı. O da, onu dövmeye başladı. Sonra da, bir daha oradan ayrılamadı. Aylarca, Arhip’le beraber değir*mende kaldı. “Vicdan azabından ölüyorum” diyordu. Arhip, onun koluna girip karakola götürdü. Karakolda, “git başımızdan, o cina*yetin faüi bulunamadı, dosyayı kapattık” diyerek kovaladılar. Araba*cı, baktı ki başka çare yok, nehre atlayarak intihar etti.

    Soyunun Son Türü:

    Güzel bir bahar sabahı, evinde konuk olduğum toprak ağası Dokukin ile oturmuş konuşuyoruz. Dokukin, can sıkıntısından şikayetçiydi. Biraz sonra, Dokukin’in hiç karşılaşmak istemediği kız kardeşi büyük bîr azametle içeri girdi. Arkasında da, kocası mı kölesi mi belli olmayan, bir erkek vardı. Zaten, kocasını soylu*luğa yakışır davranmadığı için, ‘Soylular Derneği Başkanına şikâye*te gidiyormuş, geçerken uğramış.
    Sonra da bana dönüp, “Soylu bir kişinin, ne idüğü belirsiz kişi*lerle oturup kalkmasının” doğru olup, olmadığını sordu. Daha ben konuşmadan, adam: “Ne yapayım, karakterim zayıf,” diyerek kendi*ni savundu.
    Hanımı hemen, “Karakteri zayıfmış…Soy adımızı küçük düşür*meye ne hakkın var? …Seni adam kılığına sokan benim…Adam olman için, etek dolusu para harcadım. Soyadımızın yüceliğini düşünmesem, şimdi çoktan mutfak köşesinde çürümüştün…”
    Adamcağız, korkusundan büzüşmüştü. Kadın kalktı, söylene söylene yatak odasına gitti. Dokukin, adama “sana çok yazık olmuş” dedi. “Ben iki saat dayanamıyorum, sen bir ömür nasıl dayanıyorsun?” diyordu ki, kadın, odadan kocasına seslendi: “Çabuk gel, şu sinekle*ri kov!”

    Yayın Balığı:

    Köylü dülger Gerasim ile Liubim, bir saattir soğuk suyun i-çİnde bulundukları için mosmor olmuş suratları ile dipteki yayın balığını çıkarmak için olanca güçleriyle uğraşırlarken, onları gö*ren çoban Yefim de, “o işi ben beceririm” diyerek suya girip, yanla*rına gelir ve yayın yakalama operasyonuna o da katılır. Bu arada, toprak ağası kaybolan çobanını aramak için suyun kenarına gelir. Önce, çobana kızar. Ancak, işin içinde yayın balığı olunca, kızma*yı bırakıp, teşvike başlar. Aradan on on beş dakika geçince, bu defa da arabacısı Vasili’yi çağırır. Vasili de soyunur ve suya dalar. Şimdi dört kişi birden yayın balığını çıkarmaya çalışmaktadırlar. Ancak, bir türlü başaramazlar. Toprak ağası dayanamaz ve soyu*nup o da onların yanına gelir. Hep birlikte yayın balığını tutup, suyun üstüne çıkarırlar. Keyiflerine diyecek yoktur. Aralarında kaç okka geleceğini tartışırlarken, yayın balığı kuyruğunu havaya diker ve aniden suyun içine girip kaybolur.

    Yolunu Şaşıranlar:

    Yazlık bir semtte, Kozyavkin ve Layev isimli iki avukat, ge*cenin ilerleyen saatlerinde, çakırkeyf oldukları için, beş fersah yol almalarına rağmen bir türlü evlerinin yolunu bulamamışlardır. Bir yazlığın penceresinin önünde dururlar. Kozyavkin, kendi yazlığı zannettiği için, teklifsizce pencereyi iteler ve Pelerini ile çantasını içeri atar. Sonra da karısı Vera’yı neşelendirmek için şarkı söylemeye başlar.
    Karısı kapıyı açmayınca sabırsızlanır ve kendisi kapıyı itele*yerek içeri girer. İçerden tavuk sesleri gelince, kendi evine değil de kümese girdiği anlaşılır. Bu sefer, çantası ve pelerinini bulmak için karanlıkta tavuklar, horozlar, hindilerle boğuşmaya başlar. Tüyler, kanatlar, samanlar, yumurtalar içinde oluşan gürültüye, ev sahibesi kadın köpekleri ile birlikte gelir. Bu arada Layev, dışarda oturduğu taşın üstünde uyumuştur.
    Ev sahibesi, lambayı Kozyavkin’in üstüne tutar ve “Kümesimi mahvettin” der. Kozyavkin, avukat olduğunu ve aynı mahallede yazlığı olduğunu söyler. Kozyavkin’in, yazlığı olduğu doğrudur ama, bu mahallede değil. Sarhoşlukla, beş fersah ötedeki diğer semte gelmişlerdir.

    Birinci Mevki Yolcusu:

    Trende iki yolcu, şöhret üzerine konuşuyorlar. “Öyle sanıyo*rum ki, şöhretin nasıl bir şey olduğunu anlasak onu elde ediş yöntemle*rini de öğrenirdik” dedi, mühendis olan ve devam etti: “Hiç unut*mam, bir yere çok güzel bir köprü yapmıştım. Açılış töreni zamanı, herkesin bana bakacağını zannediyordum. Kimse beni görmedi bile. Biraz sonra, toplanan kalabalıkta bir dalgalanma oldu. Baktım benimle de düşüp, kalkan şarkıcı kadın. Herkes onu tanıyor. İnsanlara bu köprüyü yapanı tanıyor musunuz? diye sordum, kimse bilmedi. Kentin en iyi öğretmenini mimarım, susunu, busunu sordum yine bilemediler. Bu yüzden, o günden beri kalabalıklardan nefret ederim.”
    Mühendis daha sonra, kazandığı birincilikleri, yaptığı eserle*ri anlattı. Ancak, bunların hiç biri kendisinin şöhret olmasını sağ*layamamıştı. Bir şey daha vardı. Bunları anlattığı yolcu, otuz beş yıldır Kus üniversitelerinde ders veren, Bilimler Akademisi üyesi Profesör Puşkov’du. Mühendis onu tanımıyordu.
    İki adam, Önce bakıştılar sonra da kahkahaları koyverdiler.

    Kunduracı ile Şeytan:

    Noelden önceki gece, kunduracı Fiodor bir yandan elindeki çizmeleri bitirmeye çalışıyor, diğer yandan da insanlar eğlenirler*ken, kendisinin gece yarılarına kadar çalışmasına içerliyordu. Bitirdiği çizmeleri koltuğunun altına alıp, sahibine götürdü. Müş*terinin ayaklarına çizmeleri giydirirken, onun bir şeytan olduğu*nu anladı ve soğukkanlığını koruyarak, şeytana iltifat etti. Şeytan, ruhunu ona satması karşılığı, onun varlıklı bir adam olmasını sağladı. Parası çok olduğu için, çalarlar diye gece uyuyamadı. Ertesi gün, bir armonika alıp çalmak istedi, kendisi ile dalga geçti*ler. Şeytan onu götürdü cehenneme attı. Azap içinde kıvranıp, durdu.
    Birisinin kendisini dürtmesi ile gözlerini açınca, karşısında kendisine bağıran müşterisini gördü. Şu kısacık rüyada bile, zen*ginlik ile fakirliğin aynı derecede kötü olduğunu anlamıştı.
    27 Mayıs 2010
    #2
  4. [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Anton Çehov (1860-1904)
    Ceren Bayar
    [​IMG] "Her şey basit olmalıdır... Tümüyle basit... Teatral olmamaktır esas olan..."
    A. Çehov

    Anton Pavloviç Çehov eşsiz bir hikayeciydi. Ancak bu yazıya konu olmasını sağlayan, dünya edebiyatında hikayeciliği kadar ön plana çıkmasa da, oyun yazarlığıdır. Çehov'u tam olarak anlayabilmek için bu yazıda onun sadece hikayeciliğine ve oyun yazarlığına değil; doktorluğuna, tezgahtarlığına, gazeteciliğine; özetle tüm hayatına değineceğiz.

    İş, Ev, Kilise
    Çehov 1860 yılının Ocak ayında Rusya'nın bir taşra kenti olan Taganrog'da doğdu. Babası Pavel Çehov, bakkaldı. Ancak babası için sanat ve din her zaman bakkallıktan daha ön plandaydı. Bu yüzden hiçbir zaman başarılı bir tüccar olamadı. Sert, otoriter ve merhametsiz bir insan olan Pavel Çehov çocuklarına kilisede ilahi söyletiyordu. Çehovlar'ın başlıca uğraşı ilahiler, ev ve kilise ibadetleriydi. Babalarının bu dini ve artistik eğilimleri çocukları için bir işkence haline geliyordu. Bu ağır hayatı Çehov için anlamlı kılan tek kişi, duygusal ve anlayışlı bir insan olan annesiydi.

    Anton tüccar olacak
    Kendisi ticarette başarı sağlayamayan Pavel Çehov, oğullarından birini bu alanda yetiştirmeyi düşünüyordu. Bunun için de Anton'u uygun gördü. Bu arada Anton liseye başlamıştı. Ancak kilise korosu, dükkan işleri onun dersleriyle ilgilenmesine engel oluyordu. Sonuçta çok da vasıflı bir okul sayılamayacak Taganrog Lisesi uzadıkça uzadı. "Kılıflı Adam", "Edebiyat Öğretmeni" adlı hikayeleri bu döneme aittir.

    Bir süre sonra babasının borçları nedeniyle tüm aile Moskova'ya taşındı. Anton'sa eğitimini tamamlamak üzere Taganrog'ta kaldı. 16 yaşındaki lise öğrencisi Çehov üç yıl boyunca kendi hayatını kazandı. Birçok zorluk yaşadı. Tüm bunlara rağmen bu dönem önceki yaşamından daha katlanılabilirdi. Dükkanda oturmak, kilisede ilahi söylemek zorunda değildi. Bu zamanını yazmaya ve okumaya ayırıyordu. Ayrıca artık hayata ve sosyal çevresine daha eleştirel bir gözle bakabiliyordu.
    Mutsuz çocukların otobiyografyafobisi var
    Çehov'un hikayelerinde çocuklar oldukça geniş yer tutar. Onun hikayelerinde mutlu, çoşkulu çocuklar çok azdır. Tıpkı kendi çocukluğu gibi hüzünlü, incinmiş çocuklar vardır.

    Çehov geçmişe dönüp bakmaktan hep korkardı. "Bende otobiyografyafobi var." derdi.
    1879 yılında liseyi bitiren Çehov Moskova'ya ailesinin yanına döndü. Moskova Tıp Fakültesi'ne yazıldı. Ailesinin geçimine katkıda bulunmak için dergilerde yazı yazmaya başladı. Bu dönemde kaleme aldığı yapıtlarını "Melborne'nin Masalları" adı altında birleştirerek üniversiteyi bitirdiği yıl ilk kitabını yayınladı. Çehov'un bu dönemde yazdığı yazılar birer zorunluluktu; çünkü içinde bulunduğu çevre çıkarcı, ikiyüzlü ve gericiydi. Bu durum onun edebi kişiliğini köstekliyordu; ancak para kazanmak zorundaydı. Tüm bunlara yazdığı derginin sahibinin sürekli mizah yazıları istemesi ve sansürün eklenmesi Çehov'u iyice zorlar hale geldi. Bu ortamdan kendini sıyırmaya çalışıyordu.
    Darwin'i Seviyorum
    Üniversiteyi bitirdiği yıl doktorluğa başladı. "Cerrahlık", "Kaçak", "Cansız Ceset" hikayelerini bu sırada yazdı. Hekimlik, vaktini fazlasıyla aldığından yazmaya vakit bulamıyordu. Bu durumda ikisinden birini seçmek durumunda kalacaktı ve eserlerinin şöhreti de iyice yayılınca, doktorluğu bırakmaya karar verdi. Çehov'un bilime olan bağlılığı şu sözlerinden bellidir: "Darwin'i okuyorum. Ne haşmet! Müthiş seviyorum onu."

    Çehov üzerine yazanların çoğu onun Çarlık Rusya'sını anlatışını, bir doktorun hastalığı teşhisine benzetirler.
    İkiyüzlüleri hiç sevmem
    Çehov'un sistemli, düzenli bir sosyal- politik görüşü yoktu. Her türlü haksızlığa, bayağılığa, dalkavukluğa, ikiyüzlülüğe düşmandı. Eserlerinde bu sosyal kusurları ele aldı. ("Memurun Ölümü", "Madalya", "Bukalemun")

    1886 yılında çıkan "Alacalı Hikayeler" adlı kitabından sonra 1887'de Çehov iki hikaye kitabı birden çıkardı: "Masum Sözler", "Alaca Karanlıkta". Ertesi yıl "Alaca Karanlıkta" Puşkin Ödülü'nü kazandı. Bundan sonra başarılar ardı ardına geldi.
    Kim karamsar, ben mi?
    Çehov'u artık okuyucunun her türü seviyordu. Eleştirmenler de onun sanat gücünü kabul etmişlerdi; ama yazarı karamsar olmakla eleştiriyorlardı. Çehov'sa karamsarlığı bütün ömrü boyunca reddetti. Hayatına böylesine ilgi gösteren insan karamsar olamazdı. Stanislavski de bu iddiayı kesinlikle reddederek şöyle diyordu: "Anton Pavloviç gördüğüm en büyük iyimserdir."

    Çehov'un hayat sevgisini kendisine ruhça en yakın kahramanı, "Vanya Dayı"daki Astrov, güzel ifade ediyor. Hayatından memnun olup olmadığı sorusuna şu karşılığı veriyor: "Genel olarak hayatı severim; ama bizim hayatımıza, taşra hayatına, Rus hayatına, esnaf hayatına tahammül edemem, ruhumun bütün gücüyle hor görürüm."
    Sağlık durumum kötü, güneye bir gideyim
    Yazarın kendini en rahat hissettiği yer halkın yanıydı. Bir dönemden sonra kendini sosyal işlere verdi.1892 yılında Nijni Naugored vilayetinde başgösteren kıtlıkla savaşmak için kurulan teşkilata katıldı. Aynı yıl Melihova adlı bir köyde aldığı çiftliğe yerleşti. Böylece Çehov'un Melihova Dönemi denilen dönem başladı. Yaratıcılığının zirvesindeydi. Yaşayışı çok sadeydi. Halka yakın olmak, sosyal işlerle uğraşmak, onu mutlu ediyordu. Buna rağmen sağlık durumu gittikçe bozuluyordu. Hastalığı iklim tedavisi istiyordu ve Çehov güneye gidiyordu. Yalta'da bir yazlık evi vardı.

    Yalta'da devrin büyük yazarlarının ve sanatçılarının ziyaret ettiği yazar en çok Tolstoy'la ve Gorki'yle görüşüyordu. Moskova Devlet Tiyatrosu oyuncusu Olga Knipper'le evlendi.
    Sağlık durumu gittikçe bozulmaktaydı. Doktorlarının tavsiyesiyle Almanya Bodenwagler'e taşındı. 1 Temmuz gecesi son şampanyasını içtikten sonra uyudu ve bir daha uyanmadı.
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Çehov'un tiyatro sevgisi çocukluk yaşlarında izleyici olarak başladı. Vodvil olarak adlandırdığı birer perdelik oyunlarıyla, dörder perdelik oyunlarından ilk ikisi olan "İvanov" ve "Orman Cini"ni 1887-1890 yıllarında yazdı.

    Vodvilleri taşra tiyatrosunda büyük başarı kazandı. Bir Moskova tiyatrosunda sahnelenen "İvanov" da çok büyük başarı sağladı. Orman Cini'nin aynı başarıyı sağlamaması üzerine Çehov oyun yazmaya uzun süre ara verdi. "Martı"yla yeniden oyun yazmaya başlaması ikinci başarısızlığı beraberinde getirdi. Bunun üzerine Çehov tiyatroyla ilgisini kesmeye karar verdi. Bir mektubunda şöyle diyordu: "700 yıl yaşasam bir piyes yazmam. Nesine isterseniz bahse girerim." Bunları yazarken tiyatro sevgisini hesaba katmamıştır. Bu sırada "Vanya Dayı" büyük övgülere layık görülüyordu. "Martı"nın ikinci sahnelenişinde kazandığı büyük başarı da "Üç Kız Kardeş" ve "Vişne Bahçesi"ni yazmasına sebep oldu.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Konular, tipler, temalar
    Çehov'un oyunlarında geçiş dönemi Rusyası'nın, bir rejimin son döneminin, etkileri görülmekteydi. Alt üst olmuş değerler, yıkılan toplumsal katmanlar, laçkalaşmış ilişkilerin varlığı en üst seviyedeydi. Oyunlarında Rus toplumunun tüm katmanlarından tipler görürüz.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Hemen hemen tüm oyunlarında yinelenen tipler yok olan aydınlardır. İşlenen bir başka ana konu da, dönemin de etkileriyle "gelecek umudu"dur. Ayrıca özveri, sabır, çalışkanlık da oyunlarında sıkça işlenen konulardır.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Yaşasın gençlik
    Çehov'un oyunlarında dikkat çeken bir husus genç karakterlerin daima coşkulu, dinamik, dürüst, uyumlu olması; yaşlı aristokrat kökenli karakterlerin de uyumsuz, çekilmez tipler olmasıdır. Bu da Çehov'un Çarlık Rusyası'na olumsuz bakış açısının bir gösterisidir.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bu tüfek patlayacak!
    Çehov'un sahnelenmeye dair dikkat ettiği hususlardan biri de doğallıkla bağdaştırılabilecek işlevselliktir. Çehov'a göre oyunun başında sahnede bir tüfek varsa, o tüfek oyunun sonunda mutlaka patlamalıdır.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Doğallık, doğallık, doğallık
    Yazar, kahramanlarını, yaşamı, yaşanılanları olduğu gibi göstermek gerektiğini düşünüyordu. Yaşam nasılsa her şey öyle olmalıydı. Tüm duygular yan yana ve doğal olmalıydı. Çehov'un Martı'nın oyuncularına söylediği gibi:
    "Her şey basit olmalıdır... Tümüyle basit... Teatral olmamaktır esas olan...."
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]"Sanırım Anton Çehov'la karşılaşan herkes, içinde ister istemez daha yalın, daha doğru, daha kendisi olma isteği duyardı... Çehov hayatı boyunca hep kendi ruhsal bütünlüğü içinde yaşadı; her zaman kendisi olmayı, iç özgürlünü korumayı başardı. Başkalarının özellikle de daha kaba insanların Anton Çehov'dan beklediklerine hiç aldırmadı... Bu güzel yalınlığın içinde, kendisi de yalın, gerçek ve içten olan her şeyi sevdi ve kendine özgü bir güçle başkalarına da yalın olmayı öğretti."
    Maksim GORKİ

    "Çehov bir sanatçı olarak ,önceki Rus yazarlarıyla, Turgenyev, Dostoyevski veya benimle, mukayese bile edilemez. Çehov'un kendi biçimi var empresyonistler gibi. Bakarsanız adam hiçbir seçim yapmadan, eline hangi boya geçerse onu gelişi güzel sürüyor. Bu boyalar arasında hiçbir münasebet yokmuş gibi görünür. Ama bir de geri çekilip baktın mı şaşırırsınız. Karşınızda parlak büyüleyici bir tablo vardır."

    Tolstoy
    [/FONT]



    İnternette Anton Çehov
    Yazarla ilgili Türkçe içerikli adresler, daha çok gazetelerin sitelerinde onunla ilgili yayınlanan birkaç paragraf. Bu konuda okuduğunuz yazının çok daha derinlemesine bir inceleme olduğundan emin olabilirsiniz.
    [/FONT]
    27 Mayıs 2010
    #3
  5. Yazlık bir semtte, Kozyavkin ve Layev isimli iki avukat, ge*cenin ilerleyen saatlerinde, çakırkeyf oldukları için, beş fersah yol almalarına rağmen bir türlü evlerinin yolunu bulamamışlardır. Bir yazlığın penceresinin önünde dururlar. Kozyavkin, kendi yazlığı zannettiği için, teklifsizce pencereyi iteler ve Pelerini ile çantasını içeri atar. Sonra da karısı Vera’yı neşelendirmek için şarkı söylemeye başlar.
    Karısı kapıyı açmayınca sabırsızlanır ve kendisi kapıyı itele*yerek içeri girer. İçerden tavuk sesleri gelince, kendi evine değil de kümese girdiği anlaşılır. Bu sefer, çantası ve pelerinini bulmak için karanlıkta tavuklar, horozlar, hindilerle boğuşmaya başlar. Tüyler, kanatlar, samanlar, yumurtalar içinde oluşan gürültüye, ev sahibesi kadın köpekleri ile birlikte gelir. Bu arada Layev, dışarda oturduğu taşın üstünde uyumuştur.
    Ev sahibesi, lambayı Kozyavkin’in üstüne tutar ve “Kümesimi mahvettin” der. Kozyavkin, avukat olduğunu ve aynı mahallede yazlığı olduğunu söyler. Kozyavkin’in, yazlığı olduğu doğrudur ama, bu mahallede değil. Sarhoşlukla, beş fersah ötedeki diğer semte gelmişlerdir.
    1 Aralık 2011
    #4
  6. Bu kitabın internette özetini bulmama sevindim teşekkürler şahıs misafir :D
    7 Mayıs 2013
    #5
  7. ben hiç memnun olmadım bu ıstedıgım kıtabın ozetı degıl :( :( :(
    8 Nisan 2014
    #6
  8. offffffffffffffffffffffffffff iyyyi değil yanööii :(
    28 Mayıs 2014
    #7
  9. sana katılıyorum berilsu
    1 Haziran 2014
    #8
soru sor

Anton Çehov dan hikayeler özeti?

Alakalı Aramalar:

  1. anton çehov hikayeler kitabının özeti

    ,
  2. hikayeler anton çehov özet

    ,
  3. çehov hikayeler eczacının karısı ozet

    ,
  4. anton çehovdan özet,
  5. çehov hikayeleri özeti,
  6. anton çehov hikayeler kitap ozeti,
  7. anton cehov un ceyiz hikayesinin özeti,
  8. anton çehov un sögüt agcin özeti,
  9. anton çehovdan seçme hikayeler özet,
  10. hikayeler kitabının özeti söğüt ağacı