Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu

Halİde Edİp Adivar

Lise Bilgileri kategorisinde ve Biyoloji forumunda bulunan Halİde Edİp Adivar konusunu görüntülemektesiniz.HALİDE EDİP ADIVAR I.HAYATI Halide Edip Adıvar,1884 tarihinde İstanbul’da,Beşiktaş’da ...



Geri git   Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu > Eğitim Forumları > Liseler > Lise Bilgileri > Biyoloji

Maşaallah Halİde Edİp Adivar

İndir Sitemap Liseler Harita Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Halİde Edİp Adivar



Yeni Konu aç  Cevapla

 

LinkBack Seçenekler
Alt 03-03-2008, 07:46 AM  
Standart Halİde Edİp Adivar


HALİDE EDİP ADIVAR


I.HAYATI

Halide Edip Adıvar,1884 tarihinde İstanbul’da,Beşiktaş’da doğdu.Annesi,Fatma Bedrifem; babası,o zaman Ceyb-i Hümayum başkâtibi olan Edip beydir.Annesi,çok küçük yaşta iken Halide’yi annesiz bırakmış,babası yeniden evlenmiş,küçük Halide ise dedesiyle babasının evi arasında gidip gelerek büyümüştür.Babası,sonradan,Yan ya,Bursa ve Antalya Reji müdürlüklerinde bulunmuştu.
Halide Edip,doğduğu evi şöyle anlatır:’’Bu ev Ihlamur’a giden caddeye inen,birbirine paralel dik yokuşlardan birinin hemen hemen tepesisdedir.Bu evden sonra gelen kocaman kırmızı kâgir konak,bu yokuşun son evidir.Tepenin solu koyu yeşil çamlar,nazlı söğütler arasında Abdülhamit’in beyaz saraylarını görürken,sağ yanı Adalar denizinin mavi sularına bakar.Evin kendisi,çocuğun hafızasında ‘’Mor Salkımlı Ev’’olarak belirtmektedir.Bu ev yarım yüzyıldan çok,zaman zaman her gece,küçük kızın rüyalarına girmiştir.Arka tarafdaki bahçeye bakan pencereler,çifte merdivenlerin sahanlıklarındaki ince uzun pencereleri,baştan başa mor salkımlıdır ve akşam güneşinde mor çiçekler arasında camlar ateşten birer levha gibi parlar.Bu mor salkımlı ev görünüşü,bir çok romanlarda yer almış,birçok ev,mor salkımlı olarak betimlenmiştir.
Halide Edip,kendisini bildiği yaşlarda dedesinin elinde hep bir kitap görmüştü.Haminne ise çeşitli kitaplar okuduğu gibi hem öyküler hem de manzumeler yazardı.Halide Edip,küçük yaşta,Yıldız yakınlarındaki Kira Eleni’nin çocuk yuvasına verildi,burada öğrendiği rumca soraları epeyce işine yaramıştır.Bir süre bu yuvaya giden zayıf ve çelimsiz,tembel yaratışlı çocuk,beş yaşına basınca,bir tören ile mahalle okuluna başladı,ayrıca eve bir de hoca gelmeğe başladı.Onun,Kur’an’dan sora söktüğü ilk kitap bir Afrika Seyahatnamesi’dir.Bu arada, kendisini etkileyen Serencam-ı Mevt adlı bir kitabı da ablası vermiştir eline.Lala Ahmet ağa da Battalgazi,sora da Ebumüslüm-el-Horasani öykülerini okumuştur ona.Çocuk yaşta okunan bu kitapla Haydarpaşa’da gördüğü Abdürrezzak Tiyatrosu da onu etkilemiştir.
Halide Edip,yedi yaşında iken,yaşı büyütülerek Üsküdar Amerikan Koleji’ne girdi.Ancak bir yıl okuyabildi bu okulda,’’Patişah iradesi’’ile okuldan ayrılmak zorunda kaldı.Bu arada Miss Dood’un verdiği derlerden yararlanarak İngilizcesini geliştirdi,Arapça derleri de aldı. Filozof Rıza Tevfik de ona Fransızca edebiyatı öğretmiştir.Bu yıllarda,İngilizce öğrenirken çevirdiği kitabı basıldı (1897).Koleje yeniden girdi ve burasını 1901 yılında bitirdi.O yıl da, son sınıfta iken matematik dersleri aldığı ünlü matematikçi Salih Zeki ile evlendi.Böylece evlilik yaşamı başlamıştı.Halide Edip,evliliğinin ilk yılarında bir yandan kocasının yazmakta bulduğu Kamus-u Riyaziyat’a yardımcı olmuş,öte yandan da Zola,Daudet gibi Fransız yazarları ile Conan Doyle’un Sherlock Homes öykülerini okumuştu.1903 yılında ilk oğlu Ayetullah,budan on altı ay sonra da ikinci oğlu Hikmetullah doğmuştur.
Bu sırada,Salih Zeki’nin direktörlüğünü yaptığı Rasathane’nin üst katına taşımıştır.O zaman,Beyoğlu caddesinde bulunan Rasathane,ona sıkıcı gelmiş,kendini yazmak ve piyano çalmakla avutmağa başlamıştır.O günlerde Zola’yı bırakıp Shakespeare’i okumağa yönelmiş, Hamlet’i de dilimize çevirmiştir.
1908 yılında,ilk yazılarını Vakit,Akşam,Tanin gazeteleri ile Yeni Mecmua,Musavvir Muhit ve Şehbal dergilerinde Halide Salih imzasıyla yayımlamağa başladı.Tanin’de yayımlanan yazıları softalar tarafından iyi karşılanmamış,31 Mart olayından sonra öldürüleceği yolundaki söylentiler üzerine,önce,Üsküdar’daki Sultantepe’de bir tekkeye,Sonra Amerikan Koleji’ne sığınmış ve çocuklarile birlikte Mısır’a kaçmıştır.Oradan İngiltere’ye geçen Halide Edip,1909 yılında İstanbul’a dönmüştür.
İstanbul’a döndüğü yıl,ilk yayımlanan romanı Seviyye Tulip’i yazmıştı.1910 yılında ise,üzerine evlenmek isteyen Salih Zeki’den ayrıldı.Bundan sora,Kız Öğretmen Okulu’n da öğretim üyeliği görevi aldı.Balkan savaşı yıllarında ‘’Teali-i Nisvan Cemiyeti (Kadınları Yükseltme Derneği)’’ni kurmuş,Dernek’de bir yandan yardım işlerinde çalışırken öte yandan da Türk Ocağı içinde Ziya Gökalp,Yusuf Akçura,Ahmet Ağaoğlu,Hamdullah Suphi,Genç Kalemler’in yazarları ile tanışmıştır.Türk Ocağı’nda geçen saatler,İngiltere’de bulunduğu günlerde etkisinde kaldığı ulusculuk (nationalisme) anlayışı canlandırdı ve bunun sonucu olarak Yeni Turan romanı yazıldı.
Bir yandan Teali-i Nisvan Cemiyeti’nin hastaneler açmasında,öte yandan da Evkaf Okulları’nın kurulmasında çalışıyordu.1916 yılı başında,Cemal Paşa’dan aldığı bir mektup üzerine,okullar açmak üzere Lübnan’a gitti.Orada çeşitli kentlerde okullar açılmasına yardımcı oldu.29 Nisan 19l7 de,kendisi Arap ülkelerinde iken,babasına verdiği ‘’Vekâlet’’ ile, İstanbul’da bulunan Doktor Adnan Adıvar’la nikâhları kıyıldı Bursa’da.
4 Mart 1918 tarihinde,kesin olarak,Lübnan’dan ayrılıp İstanbul’a döndü.İstanbul’a dönüşünde boş durmadı ve Türk Ocağı yönetim kurulu üyesi olarak bazı çalışmalara girişti.’’Köycülük’’bölümü kurulmasına önayak oldu.Yunanlıların İzmir’e çıkışı sırasında,İstanbul’da kurulan Karakol adındaki gizli birliğe girmiş,Anadolu’ya silah kaçırılması işinde görev almıştı.Bu arada Fatih ve Sultanahmet açık hava toplantılarında konuşmuş,halkı heyecanlandırmıştı.6 Haziran 19l9 tarihinde yapılan Sultanahmet toplantısına iki yüz bin kadar İstanbullu katılmış,Halide Edip,yaptığı konuşma ile büyük bir etkide bulunmuştu.O günlerde yapılan seçimlerde,bu etki ile,Halide Edip’e de oy verenler olmuştu.
Halide Edip,1918-1919 yıllarında,İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Batı edebiyatı okutmuştur.
O günkü koşullar içinde İstanbul’da kalmanın gereksizliği karşısında,Halide Edip,Anadolu’ya geçmek ve yurdun kurtulması için Mustafa Kemal çalışmak kararına varmıştı.Bunun üzerine,güçlükle Üsküdar’a geçilmiş,19 Mart 1920 günü de yola çıkılmıştır.At sırtında Kocaeli yarımadası ve Kandıra köyleri aşılmış,Adapazarı üzerinden Geyve’ye geçilmiş,sonrada trenle 2 Nisan 1920 günü Ankara’ya varılmıştır.Ankara’da,Mustafa Kemal Paşa tarafından Hal.de Edip,gelişinin beşinci günü Kalaba’daki karargâhda göreve başlamıştı.İngilizce gazetelerden çeviriler yapar,telyazılardan Anadolu Ajansı ile Hâkimiyeti Milliye gazetesine gönderilecek bilgileri derler,Mustafa Kemal’in öteki yazı işlerini yürütürdü.23 Nisan 1920 tarihinde açılan ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi hazırlıklarının yapıldığı sıralarda,Peyami Sabah gazetesinde,Kürt Mustafa mahkemesinin kendisi hakkında verdiği idam kararı ile fervayı görmüştür.İdamına karar verilenler arasında Mustafa Kemal Paşa,Bekir Sami,Dr.Adnan,Ali Fuat Paşa,Ahmet Rüstem,Kara Vasıf da bulunuyordo.Fetvada,bunların öldürülmesi,bir din görevi olarak gösteriliyordu.
Halide Edip,Ankara’nın en güç koşullar içindeki yaşamını görüp yaşamış,bütün bunlarla bir avuç kahramanla birlikte katlanmıştır.
11 Ocak 1921 tarihinde İnönü’de kazanılan başarı üzerine,Kızılay tarafından cepheye göderilen Halide Edip,’’önü ve arkası düğmeli geniş eteklikli kurşunî bir kostüm’’giymiş;beline bir kemer bağlamış ve başına büyük kara bir örtü olarak Kızılay Hastanesi’ni gezmişti. Dönüşte,Ankara Kızılay Başkanlığına seçilerek başarılı çalışmalar yaptı.O sırada bir de ameliyat geçirmiş,sıtma nöbetleri ile sarsılmıştı.Mayıs başlarında ise Eskişehir Kızılay Hastanesi’ne hasta bakıcı olarak gitti,2 Haziran 1921 de görevine başladı.16 Ağustos da gönüllü olarak orduya katılmak için Mustafa Kemal Paşa’ya bir telyazı gönderdi,isteği kabul olduğundan cephe karargâhında verilen görevi başına gitti.Sakarya savaşları sırasında ‘’onbaşı’’lığa yükseltildi ve Yunanlıların o bölgede yaptığı kötülükleri incelemek üzere kurulan Tetkiki Mezalim işleri ile görevlendirildi.Bundan sonraki günlerde cephede çalışan Halide Edip,Ateşten Gömlek adlı romanında o günleri kahramanlıklarını anlatmıştır.
Savaşlar boyunca cephe karargâhında kalan Halide Edip,30 Ağustos 1922 zaferinden sonra ordu ile birlikte yürümüş,İzmir’e girmiştir.Bu yürüyüş sırasında çavuşluğu,İzmir’e girildikten sonrada başçavuşluğa yükselmiştir.
Bundan sonraki yıllarda bir süre kendi işleri ile uğraşan Halide Edip,1923 yılında yurtdışına çıkmış,dört yıl kadar İngiltere’de on yılda Fransa’da oturmuş ve üniversitelerin Türkoloji bölümlerinde konferanslar vermiştir.1932 yılında ABD ne de giderek Colombia,Yale,Michigan üniversitelerinde bazı konularda konferanslar vermiştir.1935 de,Mahatma Gandi tarafından,Hindistan’nın sosyal durumunu incelemek üzere,konuk profesör olarak Delhi Üniversitesine çağrılmıştı.Oradaki incelemelerini sonradan yayımlamıştır.
1939 yılında yurda dönen Halide Edip,20.12.1939 tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Edebiyatı Profesörlüğüne atandı.On yıl bu kürsüyü yöneten Halde Halide Edip,1950 Mayıs ayında yapılan millet vekili seçimlerinde bağımsız olarak İzmir Milletvekilliğine seçildi,5.1.1954 de milletvekilliğinden ayrılıp Üniversite’ye döndü.1.7.1955 de Dr.Adnan Adıvar’ı yitiren Halide Edip,bundan sonra yazarak ve hastalıklarla savaşarak yaşadı.
9 0cak 1964 Perşembe günü saat 4.30 da dünyamızdan ayrılan Halide Edip,10 Ocak 1964 tarihinde,İstanbul’daki Merkezefendi mezarlığına gömüldü.
II.SANATI

Halide Edip,süratli olarak yazmağa ve yayımlamağa 1908 yılında başlamıştır.Daha 1897 yılında Mader(Ana) adlı bir çeviri kitabı yayımlamış ise de bunun başkaları tarafından gözden geçirilmiş bulunduğunu biliyoruz.
Okumağı öğrendiği sıralarda Afrika Seyahatnamesi,Serencamı Mevt adlı kitaplarla Battalgazi,Ebumüslim-el-Horasanî öykülerini okuyan,sonra İngilizceden çeviriler yapan Halide Edip,Vakit,Akşam,Tanin gazeteleri ile Yeni Mecmua,Musavvir Muhit,Şehbal dergilerinde Halide Salih adı ile yazmağa başlamıştı.İlk romanı olan Seviyye Talip ise 1909 yılında yazılıp basılmıştır.
Halide Edip’in romancılığa başladığı yıllarda Ahmet Mithat,Namık Kemal,Recaizade Mahmut Ekrem,Samipaşazade Sezai,Halit Ziya Uşaklıgil,Mehmet Rauf,Hüsenyi Rahmi Gürpınar,Ahmet Rasim roman ve öyküler yayımlamış bulunuyorlardı.Halide Edip’in ilk romanları olan Seviyye Taip (19l0),Raik’in Annesi (1909),Handan (1912) ve Son Eseri (1912) psikolojik temele dayanan,kadının durumunu ortaya koyan romanlardır.Bunlar,doğal sıcaklığın çok üstünde bir humma ile,aşk ateşi ile kavrulan yapıtlar olarak nitelendirilmiştir.Bu hummayı Mev’ut Hüküm (1918),Kenan Çobanları (1918) adlı yapıtlarında da buluruz.Musavvir Muhit dergisinde yayımlanıp kitap halinde basılmayan Heyulâ adlı yapıtı da bu anlayışla yazılmıştır.
Serveti Fünun Ülubûnun ve Fecri Âti duygularının egemen olduğu o yıllarda,onun yazıları kendine has bir hava getirmişti.Yazılarında terkip yok gibiydi;Arapça ve Farsça sözcükler kullanmıyordu.Söz dizimi değişik ve peltekti.Kadın oluşu,İngiliz kültürü ile yetişmesi ve kendine has kuvvetli bir ruha sahip bulunuşu,onu,öbür yazarlardan ayırıyordu.Gerçekten,onun ilk yazılarında kadın ruhunun yankıları görülür,Raik’in Annesi bir bakıma Salih Zeki’den ayrılışını ve çocukların durumunu yansıtır.İlk yazılarda ve romanlarda kadılar bütün canlılığı ile yaşarlar.Sözcükten ve tümceden çok bütüne önem veren İngiliz kültürünün ialerin Halide Edib’in ilk yazılarında görmekteyiz.Bu anlayış,bütün romanlarında ve yazılarında sürüp gitmiştir.
Halide Edib,ömrü boyunca durmadan yazmıştır.Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı konuşmada,yazarken sözcük aramadığını,konuştuğundan daha kolay yazdığını söylemişti.Bu konuşmada,yazdıklarını pek ender olarak tekrar okuyup düzelttiğine değinmekte,ilk yapıtlarını bir humma geçirir gibi durmadan yazdığını belirtmektedir.Nasıl yazdığını ise şöyle açıklamaktadır:’’İlk yazmağa başladığım zaman,çocuklarım çok küçüktü.Hizmetçi filan gelir,muttasıl öteberi sorarlar.Onlara hep cevap verirdim.Kalemimi kâğıttan ayırmazdım.Fikirler beynimde o kadar şiddetle temerküz ederdi(toplanırdı) ki,hiçbir yabancı ses onların tekâsüfünü (yoğunlaşmasını) dağıtmazdı.Fakat şimdi yalnızlık ve sessizlik arıyorum.Meselâ romanlarımı gayet yalnız yerde yazarım ve çok maussade olurum.Yanımda çok kahve.sigara olmalı.Hem birkaç kutu sigara üst üste durmazsa rahat edemem.Kâğıdımın büyüklüğü muayyen olmalı.Daima ince ve uzun kâğıda yazarım.Yazdığım yer alıştığım yer olmalı.’’Ona göre yazmak hayatının en büyük hazzıdır.’’Yazmağı yazmak için sevdim.Bir insanını nasıl sesi olur da söylerse ben de bir kuş öter gibi yavdım.’’demişti.
Halide Edib,kendisini,en çok Shakespeare ile İncil’in İngilizcesinin etkilediğini söylemişti.Fransız yazarlarından Muapasant ile Daudet’yi,zaman zaman da George Sand’ı sevdiğini,Zola’yı da değerli bulduğunu söylemiştir bir başka konuşmasında.Halide Edib,1908 yılında başlayan yazarlığı süresince romanlar,öyküler,makaleler,anı ve inceleme-eleştiri yazıları ile kitapları yazmış;İngilizceden çeviriler yapmıştır.Buruda,bu türlere göre,kısa bir incelemeye girişeceğiz.
A.Romanları
Halide Edib,ilk romanını yazdığı 1909 yılında,daha çok İngiliz yazarlarını tanıyordu.Bu arada Zola,Maupassant,Daudet ve George Sand gibi Fransız yazarlarını da okumuştu.Kendi anlattıklarından anladığımıza göre,Türk yazarları ile fazla bir yakınlığı olmamıştı.Bununla birlikte,onun ilk romanlarında beliren çizgisine yakın bazı Türk romancıları vardı;Recaizade Mahmut Ekrem,Halit Ziya Uşaklıgil ve Mehmet Rauf bular arasında sayılabilir.Onu,durmadan yazması bakımından George Sand’a benzetebiliriz,ama daha fazla bir benzerlik bulamayız aralarında.
Halide Edib’e göre,’’roman,hayatın bir çok safhalarını anlatır.Sanatkârın,hâdiseleri objektif olarak gömesi,içinde bulunduğu tesirlerden sıyrılması lâzımdır.Kendine ait bir şeyler anlatmış olsa bile onlardan uzaklaşmak,yabancı olmak gerekir.Sabit bir fikir anlatmak,ideolojik bir eser ortaya koymak demektir.’’Kadın kişilerin kendine benzediği çok söylenmiş ve yazılmıştır.Halbuki,kendisi,bu nu,’’hiçbiri kendim değilim.’’diyerek reddeder.
Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı konuşmasında,romanlarının yazılışı hakkında şunları söylemişti:’’Mutlak zihnimde mevzuumun Plânını yaparım.Bütün vekayi (olaylar) takarrür eder (karalaştırılır).Meselâ hâkim vasıflar nasıl olacaç?Bazen bab,fasıl tertibatını bile zihnimde yaparım.Ondan sonra kolayca yazarım.’’
Prof.M.Fuat Köprülü,1919 yılında,’’Mev’ut Hüküm Münasebetiyle’’başlılık yazısında, şöyle demişti:’’Halide hanımın bütün eserlerinde merkezi siklet (ağırlık merkezi) hiç değişmez:Hudutsuz ruhlarında daima fırtınalar koparan yüksek ve müstesna kadıların ruhî tahlilleri daime romanın esasını teşkil eder.Aşk ve ihtirasın nihayetsiz kudreti karşısında bazen kırılan fakat hiçbir zaman eğilmeyen bu çok kuvvetli şahsiyetler esas itibariyle birbirinden farksızdırlar’’.Bu yargılar,o tarihe kadar çıkan romanlar göz önünde tutulursa doğrudur.Fakat o tarihten bu yana yayımlanan romanlarınkarşısında bu yargılarda değişiklik yapılması gerekmektedir.
Halide Edib Adıvar’ın,sayısı yirmiye yaklaşan romanlarının özellikleri açıklamağa çalışacağız.
1.Tez
Halide Edib’in ilk romanlarından olan Seviyye Talip,Raik’in annesi,Handan,Son Eseri,Mev’ud Hüküm adlı kitaplarda kadın-erkek ilişkileri üzerine durulmuş,kadınında her bakımdan erkeğe eşitliğe belirtilmeğe çalışılmıştır. Bu romanlarda,çevre pek az işlenir.
Yeni Turan’da Yusuf Akçura’nın etkisiyle,büyük Türk yurdu Turan ülküsü ele alınmıştır.Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye adlı romanlarda ise Kurtuluş savaşımız ve Türk’ün tükenmez gücü üzerine durulmuştur.
Yolpalas Cinayeti ve Sinekli bakkal ile başlayan son dönemdeki romanlarında ise sosyal çevreye,sosyal konulara daha çok yer verildiği görülür.Tatarcık,Sonsuz Panayır,Döner Ayna,
Âkile Hanım Sokağı ve hayat Parçaları ile henüz kitap olarak basılmayan Sevda Sokağı ve Çâresaz adlı romanlar bu kümede,tezleri sosyal olan romanlar arasında anılmalıdır.Bu romanlar;olaylara sosyal gerçekçi bir açıdan bakılarak ve sosyal hayatın çirkin ve iğrenç yönleri gösterilmek yazılmış değildirler.O,bir konuşmasında,’’insanın yüznumarada geçen dakikalarını hemen hemen 100 sayfa süren bir tarifle’’anlatan J.Joyce gerçekçiliğine aykırı görüşte bulunduğunu açıklamıştı.O,olayları nesnel bir açıdan görüp olduğu gibi vermek yolunu yeğlemektedir.
Ancak,kadın-erkek eşitliğini belirtmek istediği ilk romanlarıda ve Yeni Turan’da teze önem vermiştir denilebilir.Bu romanlardaki kişiler,teze göre değerlendirilmiş kişiler olarak görünüyor bize.Bir bakıma,Tatarcık da bu kümede yer alabilir.Öbür romanlarında,genel olarak tezleri ön plâna alıp işlemiş degildir.
2.Konu ve temalar
Halide Edib’in romanlarındaki konular,kişiselden toplusala doğru bir gelişme gösterir.Seviyye Talip’de bir aşk öyküsü anlatılır.Raik’in Annesi’nde bir yandan kadının durumu,öte yandan erkeğin tutumu ve çocuğun bugünü ile yarını üzerinde durulur.Böylece bir sosyal konuya eğilim vardır diyebiliriz bu romanda.Bu,belki de,o günkü kendi durumunun öyküsüdür.Handan,Son Eseri ve Mev’ud Hüküm adlı romanlarında da kşişisel konular işlenmiştir.
Yeni Turan,bir ülkünün,Türkçülük ve büyük Türk Yurdu ülküsünün öyküsüdür.Kitapta,kişisel olaylar ile toplumsal olaylar bir denge içinde gelişir.Bir yandan,Yeni Turan Partisi’nden Kaya (Samiye) ile Oğuz’un sevi ve öte yandan Genç Osmanlılar Partisi Başkanı Hamdi Paşa ile kaya arasındaki karı-koca ilişkilerini izleriz.Fakat,bu arada,bu iki Parti arasındaki kıyasıya çatışmayı ve romanın yazıldığı yıllardaki siyasal olaylar ile İstanbul yaşamını buluruz.Bu dengeli durum,Ateşten Gölek ile Vurun Kahpeye adlı romanlarda da görülür.
Kalp Ağrısı’nın toplumsal yanı ağır basmaz ise de onun devamı olan ve Diyarbakır’daki olaylarla gelişen,Şeyh Sait isyanını da yansıtır görülen Zeyno’nun Oğlu’nda bu yanın ağır bastığını söyleyebiliriz.Yolpalas Cinayeti,Sinekli Bakkal,Döner Ayna,Âkile Hanım Sokağı da toplumsal yanları ağır basan romanlardır.Sonsuz Panayır ve Hayat parçaları ise belirli kişileri işlemekten çok sosyal konuları işleyen romanlar olarak değerlendirilmelidir.Bu son iki romanda İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki İstanbul hayatı göterilmiştir.
Adıvar’ın romanlarında başta gelen temel sevgi (aşk) dir.Sevi,bütün romanlarında yer alır.Seviyye Talip’de Seviyye ile Fahir,Seviyye ile Cemal ve Yeni Turan’da,Kaya ile Oğuz,Handan’da,Handan ile Refik Cemal,Vurun Kahpeye’de Aliye ile Tosun Bey,Kalp Ağrısı’nda ve Zeyno’nun Oğlu’nda Zeynep ile Binbaşı Hasan arasındaki sevile burada anılabilir.Adıvar’ın romanlarındaki seviler çıkara dayanmaz çok zaman.Ayrıca sevenlerin pek azı birleşir onun romanlarında.Seviyye Talip de evlidir,onu seven Fahir de,bu yüzden evlenemezler.Yeni Turan’daki Kaya da Hamdi Paşa ile evlendiğinden sevdiği Oğuz ile birleşemez.Evli olan handan ile Refik Cemal de evlenemezler.Zeynep ile binbaşı Hasan’ın durumu da böyledir.Aliye ise yobazlar tarafından öldürüldüğünden birleşemez Tosun beyle.
Halide Edib’in romanlarındaki sevilerin çoğu psikolojik bir gelişim içindedir.Birdenbire başlayan seviye örnek olarak zeynep ile binbaşı Hasan arasındaki,Aliye ile Tosun bey arasındaki sevileri gösterebiliriz.Fakat,bunlar da,birden parlayan alevler gibi değil de derin suların akışı gibi oluşur.
Evli kadın ve erkekler arasında başlayıp gelişen sevilerde boşanma ve bundan sonra evlenme de görülmez.evlilik bağı,her şeye karşın sürüp gider.Bunu,ne pahasına olursa olsun,kurulan evlilik bağının kopmaması görüşüyle açıklamak mümkündür sanırım.
Erkekler ateşe koşan ve ateşle kavrulan pervaneler gibidir,ilk romanlarında.Talip bey Seviyye’nin ateşi ile yanar,Cemal çevresinde kıvranır,Fahir çırpına çırpına ölüme koşar.Ateşten Gömlek’deki İzmirli Ayşe için de ölenlerin sayısı kabarıktır.
Toplumsal temalar arasında din,gelenekler,savaş,çocukları n durumu,Alafırangalık,günlük yaşayış,kötü alışkanlıklar,kadına karşı davranış sayılabilir.
Adıvar’ın din ilgili davranışını Vurun Kahpeye,Tatarcık,Sosuz Panayır ve Zeyno’nun Oğlu adlı romanlarında buluruz.Kendisi,dine önem veren,eline fırsat geçtikçe dinsel görevlerini gereği gibi yerine getiren ve dini din değerlendiren bir insandır.Mor Salkımlı Ev’de bu durumu yakından izleriz.Vurun Kahpeye’de,dini çıkarları uğruna bir araç olarak kullanan softalara çatar;Hacı Fettah efendi bunun ve yobazlığın bir simgesidir.Din adamı olarak karşımıza çıkan bu kişi,vatanını satacak kadar iğrençleşir,bayağılaşır.’’Bu çirkin kaba Hacı Fettah efendinin elçilik ettiği şey,din değildi,nurlar içinde sonsuz bir rahmetin,şefaatin meydana çıkışıydı.Kundakta ümmeti için şefaat isteyen Peygamberin,âsi ümmetine sığınak olan büyük Muhammed’in dini id,.Hacı Fettah efendi,din perdesine bürünmüş,dünya yüzünde şeytanın insanları üzmek için gönderdiği bir elçiydi.’’Zeyno’nun Oğlu’nda özdekçilik (materyalizm) ve dinsel çöküş üzerinde durur.’’Bu dinsel çöküş,doğal olarak,birtakım değişmez ahlâk değerlerini ortadan kaldırdı.Dinsizliğin birçok nedenlerinden biri de aslında akıldan hülya,ruhtan çok modası geçmiş düşüncelerle dolan dinlerin artık insanları doyurmaması olduğunu da sözlerime ekleyeyim.’’der Saffet.Bu,modern bir anlayış olarak yorulanabilir.Adıvar,Sonsuz Panayır’da,’’Avrupa deyince Allahsız,dinsiz milletlerin oturduğu bir yer tasavvur ederiz’’diyerek,yobazların anlayışını,bilgisizliğini belirtir.Tatarcık’da.’’kendi pek mutekit olmamakla beraber dini elzem’’sayan kuşak ile ‘’din tamamen kalkmayınca dünyanın medenileşmeyeceğine inanan’’özdekçi felsefeye bağlı kuşağın çatışmasına,bir’’dinsizlik dini’’doğduğuna değinir.Bu arada Tevfik Fikret’in’’Sen de sen,ben de ben,ne Rap,ne ibad’’dizesini anar.
Gelenekler ise çeşitli romanlarında (Raik’in Annesi,Son Eseri,Handan,Döner Ayna,Âkile Hanım Sokağı gibi) yer alır.
Batılılaşma,alafrangalık üzerinde de durmuştur Halide Edib.Söz gelişi,Raik’in Annesi’nde,Hayat Parçaları’nda,Zeyno’nun Oğlu’nda yüzeyde kalan,öykünücü batılılaşmayı belirtir.Halide Edip,Marksçı görüşün karşısındadır,ona göre,’’madde felsefesi,uygarlığı sırf ekonomi,fen ve makine yönünden gören anlayış,ruh ve içgüdü olmayan akıl’’,’’batı insan soyunu yok etmeğe aday raçlar’’dır.Batılılaşmaya karşı değildir Halide Edib.Daha ilk yazılarında ve romanlarında belirir bu tutumu.Ama,’’eski’’yi saygılı biçimde gömmeğe çalışırken,’’yeni’’nin bütün erdemlerini;fakat öykünmekten uzak,önemini belirtmeli.’’İyi bir Türk ulus severi,bence başka ulusların yüzünü ucuz bir maske halinde suratına takmayan adamdır.Bence o kendi yüzünü koruyan,fakat dünyanın yeni dişinde,insanlığa aklı ile,ağırbaşlılığı ve güveniyle örnek olan Türk’dür.’’
Çocuklarının durumu ile ilgili görüşü Raik’in Annesi ile Zeyno’nun Oğlu’nda yoğun olarak görülür.Aralarında bir fırtına esmiş olan Raik’in annesi ile babası ayrılırsa Raik’in durumu ne olacaktır?Raik şimdi küçüktür ve pek bir şey anlayamaz durumdan,ama bir şeyler sezer.Diyarbakırlı Zeyno ile binbaşı Hasan’ın kanundışı çocuğu Haso’nun durumu ne olacaktır? Haso,pek ilgili değil gibi görünür romanda,fakat annesi ve durumu anladıktan sonra babası Hasan düşünürler durumu.Raik’in annesi ile babası barışırlar sonunda,Haso’nun annesi ile babası da evlenirler.Halide Edib,çocukların durumunun ancak böylelikle düzene gireceğini savunur görünmektedir.
Kadınların toplum içindeki yeri,kadınların erkeklerle eşitliği onun,üzerinde ençok durduğu temalardan biridir.Raik’in Annesi’nde kadının nasıl olması gerektiğini,idealindeki kadını anlatır.Handan da,kadın erkek eşitliği üzerinde dururken şu satırları yazar:’’Çünkü izdivaç (evlilik) bir erkekle bir kadını en temiz ve en edebî bir rabıta ile bağlayan şeydir ve bu mukaddes rabıtaya ihanet eden kadın ve erkek ebediyyen melûndur,melûn olsun! Ne bir kadının,ne bir erkeğin,hususiyle bir kadının hayatında ikinci bir erkek olmamalı ve olamaz’’.Seviyye Talip’de de kadının bilgili olması gereğini ortaya koyar.Halide Edip,Yeni Turan’da,Ateşten Gömlek’de kadının erkekle eşitliğini belitir.Çünkü,Yeni Turan’ın Kaya’sı güçlü bir kadındır,yeni turancılığın sözü geçen kişilerindendir.Ateşten Gömlek’deki Ayşe,erkeklerle aynı safta düşmanlarla savaşır;Vurun Kahpeye’nin Aliye’si de güçlü,becerikli bir kadın tipidir.Aliye sonunda yobazlığa,Kaya ise politik baskılara boyun eğmek zorunda kalır.
Savaş teması Ateşten Gömlek ile Vurun Kahpeye adlı romanlarda işlenmiştir.Kalp Ağrısı ile Zeyno’nun Oğlu’nda da savaştan söz edilir,ama bunlarda savaş çok geri plânda bir dekor gibidir.Sonsuz Panayır’da da durum böyledir.Ateiten Gömlek’de savaşın içinde yaşarız,Vurun Kahpeye’de cephe gerisi olayları buluruz.
Kötü alışkanlıklar teması da sık sık geçer Adıvar’ın romanlarında.Döner Ayna’da esrarcılık ve esrar kaçakcılığı bir çok yöleriyle anlatıldığı gibi Sonsuz Panayır’da da esrar satışı ile ilgili olaylara değinilir.Kumar ile ilgili değinmeler Sonsuz Panayır ile Hayat Parçaları’nda görülür.
Belli çağların siyasal özelliklerini,toplumsal tepkilerini Yeni Turan,Sinekli Bakkal,Ateşten Gömlek,Âkide Hanım Sokağı,Sonsuz Panayır adlı romanlarında buluruz.
Halide Edib Adıvar,Yeni Turan bir yana bırakılırsa,sosyal konulara bir doktirin açısından bakmamıştır.Gözleme önem vermiş,gözlemlerini işlerken kendi görüşlerine de zaman zaman yer vermiştir.
3.Olaylar
Halide Edib Adıvar’ın romanlarındaki olaylar pek karışık değildir.İkinci derecede bazı olaylarla beslenen asıl olay,yitirilmeden yürütülür.Okurken karışık gibi görünen olaylar zincirinin,romanın bitiminde karışık olmadığı görünür.Hayat Parçaları ile Sonsuz Panayır bu tip romanlarına birer örnektir.Kalp Ağrısı ile bunun devamı olan Zeyno’nun Oğlu da bu karışık ve bol olaylı romanlardan sayılabilir.Hayat Parçaları,birbirleriyle bağlantısız gibi görünen bir çok olaydan kurtulmuştur,bu roman izlenmesi en güç ve roman tekniği bakımından en zayıf romanıdır Halide Edib’in.Sonsuz Panayır’da,birbiriyle bağlantıları ustaca örülmüş olaylar görülür.
Romanlarına başlarken bazı benzerliklerin bulunduğu görülür.Bu benzerlikler çoğunca bir betimlemedir.Sözgelişi,Sinekli Bakkal,mahallenin ve sokağın,Âkide Hanım Sokağı bu addaki sokağın,Hayat Parçaları ile Tatarcık birer köyün betimlemeleri ile başlar.Raik’in Annesi’nde ise bir sabah betimlemesi görülür.Vurun Kahpeye Aliye’nin,Kalp Ağrısı Zeynep ile babasının betimlemeleri ile başlar.Böylece görüntüler bir dış anlatımı ile başlayıp konuya girilir ve geliştirilir.
Bu demek değildir ki bütün romanları aynı biçimde başlayıp gelişir.Sözgelişi,Yeni Turan bir siyasal konuşma ile,Handan bir mektupla,Yolpalas Cinayeti muhakeme sahnesiyle,Son Eseri kahramanın kendisini anlatışı ile başlar.
Olaylar, doğal bir akış içinde gelişir.İkinci derecedeki olayların gelişmesinde bir olağanüstülük görülmez.
Olayların akışında bir iki yerde garip rastlantılara yer verdiği görülüyor.Handan’da Handan ile Refik Cemal’in bir kilisede karşılaşmaları ve Kalp Ağrısı’nda hiç olmayacak zaman ve yerde Zeynep ile Hasan beyin karşılaşmaları böyledir.Bunlardan başka olaylar bakımından bazı teknik hatalar da yok değildir.Sözgelişi,Seviyye Talib’deki son olay belirsiz ve kısadır,bu yüzden roman güdük kalır.Handan’da,ikinci plândaki silik bir kahraman olan Server bile bütün sonuçları önceden bilir (Handan’ın öleceğini söylemesi gibi).Mev’ud Hüküm’de doktor,portresini görür görmez çarpık burunlu, isterik ve frengili Sârâ’yı seviverir;Sârâ’nın,onu bırakıp Edirne’ye gidişi de pek belirli değildir romanda.
4.Kişiler
Halide Edib’in romanlarındaki kişilerin sayısı oldukça kabarıktır.İlk romanlarında oldukça az olan kişiler,son romanlarında iyice kalabalıklaşır.Seviyye Talib’de,Raik’in Annesi’nde,
Handan’da ve Yeni Turan’da bu kişilerin sayısı 5-6 yı geçmezken Sinekli Bakkal’dan başlayarak Sonsuz Panayır,Döner Ayna,Âkile Hanım Sokağı,Tatarcık gibi sosyal konuları işleyen romanlarında bu sayı onu geçer,Hayat Parçaları’nda ise yirmiye yaklaşır.
Roman kişileri arasında erkek ve kadın sayısı bakımından bir denge vardır diyebiliriz.Romanlarında,ön plâna alınan bir çok kadının bulunduğunu belirtmeliyiz.Seviyye Talib’de Seviyye, Raik’in Annesi’nde Refika (Refik’in Annesi),Handan’da Handan,Yeni Turan’da Kaya,Yolpalas Cinayeti’nde Akkız (Nadire),Sinekli Bakkal’da Rabia,Tatarcık’da Lâle (Tatarcık),Vurun Kahpeye’de Aliye ve Döner Ayna’da Hanife anımsanmalıdır.
Adıvar’ın kişiler konusundaki bir özelliği de,aynı kişileri başka romanlarda da yaşatmasıdır.Kalp Ağrısı ve bunun devamı olan Zeyno’nun Oğlu adlı romanların kişileri,doğru olarak,aynıdır.Fakat,Handan,Ha ndan’nın ön plândaki kişisi olduğu gibi Sinekli Bakkal’da da görülür;kocası Hüsnü Paşa da iki romanda yer alır.Sinekli Bakkal’ın kişilerden Kız Tevfik Tatarcık’da;Bilâl,Döner Ayna ile Tatarcık’da anılır.Diyarbakırlı Zeyno’nun oğlu olan Hasan (Haso) a Tatrcı’da yer verilir.Döner Ayna’daki Mürsel’i Sonsuz Panayır’da da buluruz.
Bundan başka,Halide Edib,aynı adları bir çok romanlarında kullanmıştır.Sözgelişi,Saffet adı (Ateşten Gömlek,Kalp Ağrısı,Zeyno’nun Oğlu,Sonsuz Panayır) ile Cemal adı (Handan,
Ateşten Gömlek,Seviyye Talib) böyledir.Kadınlardan da Ayşe adı (Ateşten Gömlek,Âkile Hanım Sokağı,Yolpalas Cinayeti,Sonsuz Panayır) çok kullanılmıştır.Bunlar ayrı çevrelerin ayrı kişileridir.
Halide Edib,çok çeşitli çevreden aldığı değişik kişileri yaşatmıştır romanlarında.Kişileri İçin,bizim değildir,diyemeyiz.İlk romanlarındaki bazı kişiler bir yana bırakılırsa,doğal olmayan yanları olduğu da söylenemez.Psikolojik çözümlemeleri başarılıdır,konu ikinde dağıtılmıştır çok kez.İlk romanlarında bir kişiyi alıp işlemiş ve böylece ortaya tek bir kişi çıkarmıştır.Son yıllarda yazdığı Hayat Parçaları,Sonsuz Panayır,Âkile Hanım Sokağı gibi romanlarında ise aynı düzeyde birden çok kişiyi yaşatmıştır.Bu kişiler toplumun içinde eriyen kişilerdir.Bunlar arasında Handan,Aliye,Hanife gibi iyice beliren kadınlara;Hacı Fettah efendi,Tosun bey,Kız Tevfik,Hamdi Paşa gibi erkeklere rastlayamayız.Son romanlarındaki kişileri,her gün rastlayıp pek dikkat etmediğimiz memurlar,emekliler,tacirler,ka raborsacılar ve ne olduklarını bile iyice anlayamadığımız kişilerdir.
Romanlardaki kadın tiplerini belirli kümeler içinde toplamak biraz güçtür.Prof.M.Fuat Köprülü,bir yazısında,Seviyye Talib’i,Handan’ı ve Sârâ’yı ‘’aynı cinsten addedeceğimiz’’
İdeal tipleri olarak nitelendirir;’’daima tecrübe ve müşahedelerimizin (gözlem) bize garip göstereceği bu mağrur,fedakâr,sathı sâkin görünse bile derinliği meçhul cereyanlarla karışan muammalı ruhlara acaba hayatımızda tesadüf imkanı var mı?’’diye sorar.Sonra da,’’ben,en korkunç ve en beşeri (insancıl) ihtiraslara (istek) karşı bile yenilmeyen bu kadınlara ancak Halide hanımın romanlarında rast geleceğimizi zannediyorum.’’diyor.İlk romanları için belki doğru kabul edilebilecek bu sözleri,sonraki kadınları için doğru kabul edemeyiz.Kaldı ki,o ilk romanlarındaki kadınlar da bugün ne kadar doğal görünüyorlar bize.
Onun kadılarının çoğu öğrenim yapmış,ruhan duygulu ve derindirler;piyano çalar,resim yaparlar.Fakat,onun kadınları çok güzel sayılmazlar.O,onların kusurlu yanlarını da gösterir.
Seviyye’nin ‘’yuvarlak beyaz boynunun üstünde kocaman bir cehresi ve azıcık uzunca burnu’’vardır.Sârâ’nın burnu biraz çarpıktır.Handan’ın yalnız saçı ve gözü güzeldir.
İlk romanlarındaki erkekler oldukça silik ve solgundur.Fakat,son romanlarındaki erkekler aynı yargıya varamıyoruz.Hattâ Ateşten Gönlek’deki Peyami,Cemal,İhsan;Vurun Kahpeye’deki Tosun bey,Hacı Fettah efendi;Sinekli Bakkal’daki Vehbi Dede,İmam İlhami efendi;Döner Ayna’daki Hacı Murat,Mürsel gibi üzerinde durulması gereken kişiler bile görülür.
Roman konusunda neşeli bir anlayışta olduğunu yukarıda belirttiğimiz Adıvar,kişileride nesnel açıdan görmüştür bir bakıma.Ateşten Gömlek’in başlangıcında,’’romanın şahısları ilk çizgilerini aldıktan sonra müellifin elinden çıkıyor ve kendi başlarına yaşamağa başlıyorlar’’diyor.Demek ki,kişileri ona kafa tutabiliyorlar,o,kişileri karşısında tarafsız kalabiliyor.Halide Edib’in roman kişilerini sosyal,bedensel ve psikolojik yönlerden incelersek bazı benzerliklerinin bulunduğunu görebiliriz.
Kadınlar
Kadın kahramanlarının kendisi olduğu yolundaki genel kanı vardır.Bu konuda,bir soruya cevap olarak şöyle demiştir: ‘’Hiçbiri kendim değilim.Fakat her kadın karekterinde bütün kadınlarda az çok bulunan bir hususiyet bulunabilir.Erkek ve kadın bütün insanlarda müşterek fasıflar vardır’’.Böylece, kişilerin özelliklerini de kısaca belirtmştir.
Sosyal benzerlikle-Romanlarındaki kadıların bazıları iyi öğrenim görmüştür ve ruh yönünden incedirler:Seviyye Talib,iyi bir müzik kültürü almaıştır,Macide de kendi kendini yetiştirmeğe çalışır.Raik’in annnesi Refika,Handan’daki Handan ile Neriman,Son Eseri’ndeki Kâmuran,Vurun Kahpeye’deki Aliye, Âkile Hanım Sokağı’ndaki Nermin,Tatarcık’daki Lâle,Kalp Ağrısı ve Zeyno’nun Oğlu’ndaki Zeynep ile Azize böyledir.Kadın kişilerin bir çoğunun anneleri yoktur:Refika (Raik’in Annesi),Samiye (Yeni Turan),Kâmutan (Son Eseri),Aliye (Vurun Kahpeye),Zenep (Kalp Ağrısı),Akkız (Yolpalas Cinayeti) vs.
Kadınların çoğu ev kadınıdır.Meslek sahibi olan kadınlar pek azdır.Sözgelişi Aliye (Vurun Kahpeye) öğretmendir,Ayşe Balkar (Sonsuz Panayır) bir ortaklıkta görevlidir.Bunun Yanında bazı hizmetçi kadınlarda görülür:Akkız,Cıbıl-Gız Ayşe (Âkile Hanım Sokağı),Güllü (Hayat Parçaları),Zeyno (Zeyno’nun Oğlu).
Bazı kadınların kocaları zengindir ve bütün vakitlerini salonlarda kumar oynamak ve dedikodu yapmakla geçirirler.Sözgelişi,Sacide (Yolpalas Cinayeti),Naciye (Hayat Parçaları),Üftade,Emine Şaşırtmaç,Behiye Bolluk,Lâle Safi-Türk (Sonsuz Panayır).
Bazı romanlarında kültürlü yabancı kadınlar da yer alır.Sözgelişi,Eveline (Seviyye Talib),Helen Barkley (Tatarcık),Miss Melon (Âkile Hanım Sokağı) ve Etienette (Yolpalas Cinayeti).
bb) Bedensel benzerlikler-Adıvar’ın kadılarının pek azı beden bakımından kuvvetlidir.Çoğu,ince ve narindir,ama hepsi sıhhatlidir.Yalnız Mev’ud Hüküm’deki Sârâ frengi illetine tutulmuştur.
cc) Psikolojik benzerliler-Kadıların çoğu ezilmiş kişiler değildir.Yalnız Hanife (Döner Ayna) Ezilir Mürsel’e ve niçin başkaldırmadığı da kolay kolay anlaşılamaz.Halbuki Safi-Naz (Sonsuz Panayır) boyun eğmemek için çabalayıp durur.
Adıvar’ın kadıları kötülük düşünmez.İyilik düşünenler arasında Aliye ile Ateşten Gömlek’deki Ayşe birer iyilik simgesidir diyebiliriz.
Kadınlar arasında etken rol oynayanlar oldukça azdır.Kaya (Yeni Turan),Ayşe (Ateşten Gömlek),Ayşe Balkar (Sosuz Panayır) sayılabilir bunlar arasında.
Kadınlar arasında zenginliklerinden ötürü böbürlenenlere de rastlanır.Sacide (Yolpalas Cinayeti) ile Fitnat (Tatarcık) böyledir.Refika (Raik’in Annesi) ile Kaya kadınlık gururlarını her şeyin üstünde tutan kişiler olarak anılabilir.
Erkekler
Adıvar’ın ilk romanlarında kadınlar ön plânlar ve hattâ romanlara da onların adları verilmiştir.Sonraları erkeklerin de ön plâna çıktıkları görülür.Erkek kişiler arasında da bazı benzerlikler görülür.
aa) Sosyal benzerlikler- Adıvar’ın romanlarında her yaştan erkeğe rastlanır.Çoğu orta yaşlı ve evlidir.
Adıvar’ın erkeklerinin çoğu bilgili ve aydın kişilerdir ve bazıları öğrenimlerini Avrupa’da yapmıştır.Fahir,Numan,Talip bey,Cemal (Seviyye Talib);Hamdi Paşa,Âsım (Yeni Turan);Refik Cemal,Server, Cemal bey,Hüsnü Paşa,Nâzım (Handan);Rıfkı (Yolpalas Cinayeti);Feridun Hikmet (Son Eseri);Peyami,Selim Paşa (Snekli Bakkal);Tosun bey (Vurun Kahpeye);Samim Akyürek,Tarık Tamar,Sadi Arslan,Burhan Hürsoy (Âkile Hanım Sokağı);Doktor,Albay Muhsin,Binbaşı Hasan,Doktor Saffet (Kalp Ağrısı) böyledir.Buna karşılık Tekgöz Kâmil,Hacı Murat,Mürsel (Döner Ayna);Cüce Rakım (Sinekli Bakkal);Kantarcıların Hüseyin efendi (Vurun Kahpeye),Ramazan,Şaban,Şeyh M.
(Zeno’nun Oğlu) öğrenim görmemiş kişilerdir.
Erkeklerin bazıları kentsoylu kişilerdir:Rauf (Raik’in Annesi);Fahir,Numan,Asım (Son Eseri);Hilmi,Selim Paşa,Samim Akyürek,Tarık Tamar,Sadi Arslan gibi.Çoğu ise normal aile kişileridir.Bazıları öksüz kalmış,başkaları tarafından büyütülüp yetiştirilmiştir.
Fakir aile çocuklarından bazıları sonradan zengin olmuşlardır:Bay Sallabaş (Yolpalas Cinayeti),Sungur Balta (Tatarcık),Samet Şaşırtmaç,Uzman Safi-Türk (Sonsuz Panayır) gibi.
Erkeklerin çoğu İstanbul’da yaşar.Anadolu’da yaşayanlar oldukça azdıt,bunların bazıları da İstanbul’dan gitmişlerdir.Peyami,İhsan,Cema l,Ahmet Rıfkı (Ateşten Gömlek) savaş yüzünden;Tarık Tamar (Âkile Hanım Sokağı),Albay Muhsin,Binbaşı Hasan (Zeyno’nun Oğlu) memurluları yüzünden gitmişlerdir Anadolu’ya.Hacı Murat,Tekgöz Kâmil (Döner Ayna);Hacı Fettah,Kantarcıların Hüseyin,Ömer efendi (Vurun Kahpeye) ve Şban,Ramazan Selman,Şeyh M. (Zeyno’nunOğlu) ise Anadolu’da doğup yaşayan kişilerdir.
Adıvar’ın bazı kişileri Avrupa’ya gider ve orada öğrenim ya da memurluk yaparlar,bazıları da gezip tozarlar.
Bazı kişiler karaborsacılık ve uyuşturucu madde kaçakçılığı yaparlar.Şoför Mükerrem (Yolpalas Cinayeti),Mürsel (Döner Ayna,Sonsuz Panayır),Komiser (Döner Ayna) ve Komiser Sertman (Sosuz Panayır),Samet Şaşırtmaç (Sosuz Panayır) anılabilir.
bb) Bünyesel benzerlikler- Adıvar’ın erkekleri genellikle sağlam ve hastalıksız kişilerdir
Yalnız Tekgöz Kâmil (Döner Ayna)’in gözünün biri yoktur ve RAKIM (Sinekli Bakkal) cücedir.
cc) Psikolojik benzerlikler- Adıvar’ın erkek kişilerinin psikolojik yapıları oldukça değişiktir.Şu kümelemeler yapılabilir:
Sempatikler: Anlatan genç (Raik’in Annesi) kibar ve hoş Fahir ile Numan kibar ve nazik;Refik Cemal ile Cemal bey yadım sever; Peyami,İhsan ve Cemal ile Tosun bey ince yaradılışlı ve hayatlarını yurt için feda eden birer kahraman;Kız Tevfik toplumu eğlendiren ve bu yüzden herkesin sevgisini kazanmış bir sanatçı; Vehbi Dede olgun bir kişi olatak görünür.
Gururlu: Hamdi Paşa,Oğuz bulundukları yüksek yer bakımından;Hüsnü Paşa (Handan) ve Murat Sallabaş (Yolpazarı Cinayeti),Hacı Murat,Kantarcıların Hüseyin,Samet Şaşırtmaç,Süleyman Bolluk,Uzman Safi-Türk ve Sungur Balta zengin olduklarından; Hacı Fettah,İmam İlhami (Sinekli Bakkal) dinsel bilgilerden ve kudretlerinden; Mürsel aşağılık duygusundan ötürü gururlu tipler olarak yer alır.
Devrimciler: Peyami,İhsan,Cemal,Ahmet Rıfkı,Albay Muhsin,Binbaşı Hasan,Tosun bey,Hilmi (Sinekli Bakkal).
Softalar: Hacı Fettah,İmam İlhami,Kantarcıların Uzun Hüseyin,Şeyh M.birer softa ve yobaz tipidir.
Çıkarcılar: Hamdi Paşa siyasl;Hacı Murat ile Mürsel ve Komiser,Hacı Fettah,Kantarcıların Hüseyin,Damyanos (Vurun Kahpeye),Sungur Balta,Samet Şaşırtmaç,Süleyman Bolluk,Uzman Safi-Türk,Şeyh M.,Ramazan’ın ise kişisel çıkarları için yapamayacakları yoktur.Gerektiğinde,çıkarları için,vatanlarını düşmana bile peşkeş çekebilirler (Vurun Kahpeye’ nin Hacı Fettah’ ı ile Uzun Hüseyin’i gibi).
Adıvar’ ın kişileri normal kişilerdir çoğunca.Romanlarda bazı yabancı kişilere de rastlarız.Seviyye Talib’ de Macar asıllı Cemal,Sinekli Bakkal’ da İtalyan bestekâr Peregrini (Osman),Vurun Kahpeye’ de Yunan komutanı Damyanos,Âkile Hanım Sokağı’nda Amerikalı Dick,Hayat Parçaları’nda Amerikalı George anılabilir.
5. Zaman
Adıvar, romanlarında,yaşadığı günleri yazmıştır.Seviyye Talib,onun gençlik günleri içinde oluşur.Raik’ in Annesi,Handan,Son Eseri de böyledir.Yeni Turan 1915-1917 yıllarının olaylarını;Ateşten Gömlek,Sakarya Savaşlarının öncesini ve bu savaş günlerini (1920-1921 yılları); Kalp Ağrısı ile Zeyno’ nun Oğlu 1922-1926 yıllarını;Sinekli Bakkal Abdülhamit’in padişahlık günlerini;Yolpalas Cinayeti 1930 yıllarını ve bu yılların yapmacık batılılığını;Vurun Kahpeye Kurtuluş Savaşı günlerini ve acı olaylarını;Döner Ayna , Sonsuz Panayır,Âkile Hanım Sokağı,Hayat Parçaları ise İkinci Dünya Savaşı yıllarını yansıtır.
6.Yer (mekân)
Adıvar’ ın romanlarının geçtiği yer,çoğunlukla,İstanbul’dur.İs tanbul’da oluşan romanlarının pek azında bazen Avrupa (Handan,Son Eseri,Kalp Ağrısı) ve Mısır (Seviyye Talib) ile ilgili bölümler vardır.Kalp Ağrısı ve bunun devamı olan Zeyno’ nun Oğlu İstanbul’da başlayıp Diyarbakır’da gelişir ve romanda açıklanan İstanbul’dan önceki Diyarbakır olayları,öbür olaylara bağlanır.Hayat Parçaları ile Döner Ayna ise Anadolu’da başlayıp İstanbul’da gelişir.Yalnız Hayat Parçaları’nın başına konulan köyle ilgili bölümün gereği tartışılabilir.
Ateşten Gölek ile Vurun Kahpeye genellikle Anadolu’da geçen olayları anlatırdı.
İstanbul’da geçen romanlarında çevre olarak çoğunlukla Aksaray ve çevresi görülür.Sinekli Bakkal,Âkile Hanım Sokağı,Sevda Sokağı’nda durum böyledir.Bu çevrede başlayan Sosuz Panayır Şişli’ de gelişir,ama bu çevre ile bağlar da devam eder.Yolpalas Cinayeti,Hayat Parçaları daha çok Şişli sosyete çevresinde geçer.Tatarcık Boğaziçi’nin düşseş Poyraz köyünde geçer.Handan,Kuzguncuk’ da, Seviyye Talib ile Son Eseri Sultantepe ile Çamlıca’ da,Raik’ in Annesi adalarda,Kalp Ağrısı Nuruosmaniye ile Boğaziçi’nde geçen olaylarla örülmüştür.
Adıvar, zaman olarak yaşadığı günleri yansıttığı gibi yer olarak da gidip görebildiği ve yaşadığı yerleri romanlarında yansıtmıştır.Mısır’a kaçmasaydı Seviyye Talib’deki Fahir ile Numan da gidemezdi Mısır’a.Londra’yı görmeseydi Handan,Neriman ve Refik Cemal de orada yaşayamazdı.Sakarya Savaşlarına katılmasaydı savaşın geçtiği yerleri nasıl yazardı?
Uzun süre oturduğu Lâleli’ nin romanlarına girişinin de nedeni bu oturma değilmidir.
7.Betimlemeler
Halide Edib’ in romanlarında doğa,yer,zaman,olay betimlemeleri pek fazla yer tutmaz.
Buna karşılık sosyal çevre kişi betimlemeleri daha çok görülür.
Doğa betimlemelerine az rastlanır ve bunları kısa olarak verir.Ateşten Gömlek,Tatarcık Döner Ayna , Zeyno’ nun Oğlu adlı romanlarda doğa betimlemeleri biraz daha fazlaca yer verilmiştir.Sözgelişi,Ateşten gömlek’ de,Ankara’nın Kurtuluş Savaşı yıllarındaki görünüşü şöyledir:’’Şimdi Ankara’da Cebeci Hasta hanesinin küçük bir odasından dışarıya bakıyorum.Uzun,sarı toprak yığınları yükselerek,alçalarak nihayetsiz uzanıyor.Fakat arkasında öyle kızıl bir gök var ki.. Her şey acayip bir surette kızıl,galiba onun kanı!’’.Anadolu’ya kaçarken bir gece kaldığı Kandıra köyünün çevresi:’’Karşı ki sarı sırtlar ve eteklerindeki çimenli yeşil tarlalar,kızıl bulutların altında eflâtun bir gölge içinde idiler.’’Aynı romandan başka bir köy görüntüsü: ‘’Ovada, üç yüz hanelik bir köy;sarı çorak topraklar arasında,sarı topraktan tapılmış küçük bir sırtın üzerinde,önü yeşil bir Anadolu toprağı!Akşam güneşi sarı toprakları eflâtuna boyamış,köyün önünde yeşil meydandan davul zurna sesi geliyor.’’Döner Ayna’ da şu betimleme görülür:
’’Önlerinde,sahilin zarif çıkıntılarını örten zeytin ağaçları arasında gümüşî pırıltı halinde yer yer deniz görünüyor ve tek yaprak kımıldamıyordu.Akşamın koyulaşan havasında dimdik yükselen duman halkaları,bu girintili çıkıntılı kıyının ağaçlığı arasında bir hayli köy saklı olduğunu hissettiriyordu.’’Gene bu romanında şunları görüyoruz:’’Güneşli bir gün,yapraksız dallar arasından görüne sâkin sular mavi ve ışıklı...Güneş yükseldikçe ufuktaki pembelik kıpkırmızı bir renk alıyor,mavi sulara kızıl bir morluk yayılıyor;yollarda,taşlar arasından gümüş gibi derecikler akıyor.’’Gene bu romandan şunu anlayabiliriz:’’Sabah erken,bulutsuz gökte martı sürüleri denize doğru uçuyor,parıl parıl yanan beyaz kanatları kaybolur olmaz,seyyar siyah noktalar gibi belirip ince ve zarif uçuşları ile meydana çıkan kırlangıçlar geçiyor.Onları,kışlaklardan dönen leylekler takip ediyor.’’
Şehir,mahalle,sokak betimlemeleri oldukça azdır.Kalp Ağrısı’nda Diyarbakır şöyle betimlenir:’’Diyarbakır’a mehtaplı bir yaz gecesi girdi.Korkunç kale duvarları içinde,uzun minareleri,sıra ile dizilmiş tavuk kümesine evleriyle müphem bir ışık ve hararet titreyişi ile bir rüya şehrine benziyordu.’’Âkile Hanım Sokağı’nda ise bu adı taşıyan sokak şöyle gösterilir:’’Laleli civarında,oldukça kısa fakat genişçe,orta yeri gayet dikkatle yapılmış,beton bir sokak.Bu,ana caddeye muvazi sokakların galiba üçüncüsüdür.Bir taraftan Aksaray’a giden dik ve ârızalı bir iniş vardır.Öbür tarafı Beyazıd’a çıkar.’’ ’’Buradaki evler bugünkü Türkiye’nin,mimari bakımından eski ve yeni birbirine benzemeyen üslûplarının bir hülâsası gibidir.Çökmeğe mahkum cumbalı,kafesli,yanları teneke kaplı evcikler,biraz daha içinde yaşanabilecek başka ahşap binalar ve bu eski biçim evlerin aralarında meselâ,yüzleri iki metreyi geçmeyen,altı,yedi katlı kâgir veya beton Hilton karikatürleri de göze çarpar.’’
Romanlarında zaman (gece,sabah,akşam gibi) betimlemelerine de az olarak rastlanır.Sözgelişi Raik’ in Annesi’nden bir sabah betimlemesi alalım:’’Ufak bir yaprak titreyerek,karşı ki kumlar pembeleşecek,uzak bir kürek sesi,hafif bir dalga şıpırtısı,sonra sabah..Bir temas gibi,bir nefes gibi denizlere,bulutlara,havaya dağılacak,birdenbire her şey uyuyacak.’’
Bina,oda ve eşya betimlemeleri de fazla değildir romanlarında.Yeni Turan’dan şu bina betimlemesini alalım: “Erenköy Yeni Turan Yurdu”, yurtların en iyilerinden sayılıyordu.Çiçekler ve çimenlerle süslenmiş bir bahçe ortasında,üstünden bir kısım camlı ve büyük,sade bir bina idi.Üst kısmından başka her şey ıhlamurdan yapılmış,kapıları Selçuk Türklerinin oymalarıyla pek ustaca değilse bile gerçekten kişisel ve özel surette işlenmişti. “Handan”da ise şu betimleme görülür: ‘’Hanım elleri” ,yaseminler ve mor salkımlarla sarılan bir balkon,önünde Mesina denizinin beyaz köpüklü dalgaları süzülüp gidiyor.’’Oda betimlemesi de Seviyye Talib’ den alabiliriz: ‘’Sevimli beyaz müslin perdeli,süsten çok rahatlık düşünülerek,büyük alçak koltuklar konulmuş,biricik önemli eşyası değerli bir kuyruklu piyanodan ibaret olan bu büyük alaturka odayı iki büyük abajurun sarı ışıkları yıkıyordu. “Handan” dan ise aşağıdaki betimlemeyi alacağız: ‘’İyice bir salon.Fakat halam gibi sandalyeleri asker usulü,muntazam,duvarlara dizmek âdetinde bir kadın mevcudiyeti hissediliyor.Yalnız salonun ortasına doğru üzerinde küçük palmiyeli,halı örtülü bir masa ve yanında yumuşak koyu birkaç ihmalkâr yastık atılmış, bir koltuk!’’ Eşya betimlemesi olarak Döner Ayna’ dan halı ile ilgili satırları alacağız: ‘’Hanife sedire tırmandı,gözleri halının üstüne serpilmiş gibi duran mavi sümbüllere,kızıl lâlelere daldı,alevlerin aksiyle onların tarlada gibi tatlı tatlı sallandıklarını tahayyül ederek uyudu.’’
Adıvar’ ın romanlarında insan betimlemeleri bütün betimlemelerden çok yer tutar. Bu betimlemeler,çok kez,romanın içine dağılmıştır.Bazen de bir iki satırla bir insan portresi çiziverir.İşte Seviyye Talib’ de iki portre bir arada: ‘’Talib beyin enli omuzlu,iri vücutlu,
parlak yüzü ile şu küçük adam arasında ne kadar çok ayrılık vardır.Bununla beraber,
Cemal’ in solgun bakışlarında,şimdiye kadar anlayamadığımız bir üstünlük,anlamlı bir şiir vardı.Ağarmağa başlamış,uzun sarı saçlarının çerçevelediği solgun yüzünde,düzenli ince dudaklarında,hep öne eğik biçimli başında bir başkalı vardı. Kim bilir bu ciddî durumlu,
mavi gözlü öğretmen’’Gene aynı romanda Miss Evelin şöyle çizilir: ‘’Miss Evelin sade,Fakat sanat ve şiir olan mavi bir elbiseyle bizi karşıladı.Uzun boylu, güzel,hem pek güzel bir kadın.Mavi gözlerinde hep gülen,uçan bir neşe,kırmızı dudaklarını kıvıran şakrak,ince kahkahalarla,hepsini,birer esir gibi büyülü,çevresinde dolaşıyor.’’ Handan’daki Neriman şöyle çizilir: ‘’Beyazlar içinde,beyaz bir melek;saf elâ gözleri,parlak kumral saçları ve iyi,pek iyi müşfik tebessümüyle hemen kalbime girdi.’’Ateşten Gömlek’ de ki Ayşe’yi şu satırlarla buluruz: ‘’Koyulaşmış yeşil gözleri etrafındaki siyah kirpikleri yaşlı İzmir’in zeytinliklerini örten yas örtüsü gibi idi.Muzdarip derin yüzünde ne yaş ne telaş vardı.Öyle karanlık ve derin bir şeydi ki..Yanından ince kaşları altında o siyah kirpik çevresine ve biraz uzunca burnuna bakıyordum.’Fildişi saplı bir bıçakla açılmış bir kızıl nar’ gibi dudaklarını gördüm.Büyük biçimli kırmızı dudaklarının ve arasındaki sedef gibi sağlam beyaz dişlerinin nihayetsiz bir kudreti,zenginliği vardı.’’Âkile Hanım Sokağı’nın Tarık Tamar’ ı ise şöyle belirtir:

 
Cevapla

Etiketler: , , , , halide edip adıvar tatarcık eserinin kahramanı?, , ,


Seçenekler

Halİde Edİp Adivar

Lise Bilgileri kategorisinde ve Biyoloji forumunda bulunan Halİde Edİp Adivar konusunu görüntülemektesiniz.HALİDE EDİP ADIVAR I.HAYATI Halide Edip Adıvar,1884 tarihinde İstanbul’da,Beşiktaş’da ...


Halİde Edİp Adivar konusuna benzer konular:

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Halİde Edİp Adivar Kyren Biyoloji 0 03-03-2008 07:45 AM
Halİde Edİp Adivar’in Hayati Kyren Biyoloji 0 03-03-2008 07:21 AM
Edİp Cansever Kyren Şiirler 0 12-14-2007 08:20 AM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:29 PM .





Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 RC5 ©2008, Crawlability, Inc.

eXTReMe Tracker
Forums Directory
We Hattı RSS Besleme Alexa Toolbar

UslanmaM | TEKplatform