Aşk & Sevgi kategorisinde ve Aşk Hikayeleri forumunda bulunan kalANLARa... konusunu görüntülemektesiniz.kalANLARa... Siz denizlerden uzak... Bozkırın toprak yüzlü insanları... ker*** duvarlar gibi yoksul, sessiz, beklentisizler... Gidemeyenler... Kalıp pişman olanlar bir ömür. ...
| |||||||
| Sitemap | Liseler | HaritaG | Kayıt ol | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| kalANLARa... Siz denizlerden uzak... Bozkırın toprak yüzlü insanları... ker*** duvarlar gibi yoksul, sessiz, beklentisizler... Gidemeyenler... Kalıp pişman olanlar bir ömür. Bir ömür boyunca erteleyen, “Yarın çıkıp gidiyorum buradan baba...” diyemeyenler. Taşranın içten kırılmış erkekleri... Taşranın sessizliğine küsmüş, tembel hayal tacirleri... Denizlerin şarkılarını duyuyor musunuz? Hangi sevgili, hangi küçük başarı dindirdi susuzluğunuzu... Zaten gidememiş bir babanın oğlu olarak yaşlandığınızda... Hangi anıları koklayacaksınız... Ve öksürüklü akşam saatlerinde kim görecek, yüzünüzde parlayan, uzakların solgun ışıklarını... Sonra eve dönülür, akşam maç var, misafirler, yemek, çocukların okul dertleri, komşular... Yeni bir ağrının yoklayacağı zamana kadar, kriz sona ermiştir... Sokaklar dünyamızdı, evlerden en uzak yer... Sokakların bittiği yerde Belediye Kültür Parkı; bozkırın en soylu ağaçları burada, işte ihtiyar bilge çınarlar, işte nazlı sessiz çamlar, bulutlara uzanmış akçakavaklar ve onların serin koyu gölgelerinde çürüyen 17 yaşım... Kalbi burada çarpıyor kasabanın, haberler, dedikodular, adı çıkmalar, açılmalar, kaş göz işaretleri, mektup ulaştırmalar, '' ne bakıyorsun lan dik dik''ler, bıçaklı yumruklu delikanlı kavgaları... Bana ne bunlardan, ellerim ceplerimde yürüyorum eğri büğrü kaldırımlarda. Parka girdim. Sımsıcak eylül öğle sonrası, ağaçların üst dallarında belediye hoparlörü, Orhan Gencebay'ın acılı yanık bir şarkısı: ''Bir zamanlar benim sevgilimdin Yanımdayken bile hasretimdin...'' Herkes âşık, herkesin gizli açık bir sevgilisi var... Birazdan Selim'le buluşacağız, çocukluk arkadaşım, kan kardeşim Selim, birkaç aydır daha da uzadı, deve gibi oldu, başımızı kaldırıp öyle konuşuyoruz, kasabanın bitirimlerinden Selim, babası bile onu dövemiyor artık. Sevgisini ilgisini demir gibi parmakları arasında ellerinizi sıkarak, omuzlarınızdan tutup sizi yere yuvarlayarak ve böyle her türlü vücut hareketiyle gösteren arkadaşım, bedeni büyüdükçe sorunları da artıyor. Saf bir çocuktur aslında ve ilkokulda kurulan arkadaşlığımız çoktan başka yollara-ayrı yollara-gitse de Selim bunun farkına varacak yaradılışta olmadığından idare edip gidiyoruz. Lise son sınıftayız, Selim okuldan bir kıza kan gibi tutuldu, ne buluyor anlamam, şimdi gelir iki saat ahlar inlemeler, şiirler şarkılar, ağrılı bir komanın içinde bulurum kendimi. Kızın haberi bile yoktur... Kasabada aşk uzaktan başlar, o yüzden fazlasıyla düşsel ve ağrılı olur, tesadüf öylesine bir bakış, bir masum el hareketi saçlarda şöyle bir gezinen, bir gülüş, anlamlı bir yan bakış, sevilen melekleşir, oturduğu mahalle kutsal Kabemiz olurdu o yıllarda, tek bir çıkış yolu tek bir çözüm vardır bu denizde boğulmamak, bu ateşten gömleği çıkarmak için: Nikâh... Selim çoktan saatinin kayışına baş harfi kazıdı bile: ''N...'' Nurcan! Kızın karşısında olmadık şaklabanlıklar yapar, tütün gibi sararıp yok olur, kız hiç oralı olmaz, her geçen gün daha da nefret eder Selim'den, zavallı arkadaşım kudurur, deli hallerde sokakları gezer, bizi dinlemez, içip içip geceleyin naralar, mahallede kavgalar, derken polis, karakol... Böyle ölü doğmuş acınası bir hikâye... ''Sen ne anlarsın oğlum aşktan, aşk kitaplarda yazmaz süt kuzusu…'' Böyle ikide bir böbürlenir, delikanlı olmanın gereği olduğunu söyler bu işlerin, ben susarım, uzun uzun susarım, Selim gönlümü almaya çalışır, yine ağır eliyle çocukça şakalar yapar, bir tuhaf hikâye... Haklısın Selim,ben aşktan meşkten anlamam,soruyorum kendime ben niye aşık olamıyorum,aslında öyleymişim gibi davrandığım zamanlar olmadı değil,hatta bir keresinde alt sınıflardan birinde Zeynep diye bir kızla ''çıkmaya''bile başladım,ama garip bir şeyler oluyordu,güzel kızdı ama konuşurken evlilikten,bebeklerden falan söz açıyor,benimse içim hemen oradan kaçıp gitme duygularıyla doluyordu,işte böyle kara çalılar gibi kalıyorum,herhalde aşk böyle bir şey olmasa gerekti,aynı kıza tutulan gençler birbirlerinin kafasını kırıyor,hatta bıçakla kavgalar ediyorlardı..Hayır benim ki aşk falan değildi... Çay bahçesine girdim, Selim çoktan yakmış Samsun cigarasını, aile bölümüne çökmüş, efkarlı, dalgın düşünüyor... Aile bölümüne yanınızda bir anne,bir kız kardeş,bir teyze,bir hala kızı olmadan asla girilmez,girmeyi bırakın bunu kimse düşünmez bile,çaycı çocuk okuldan arkadaşımız,ses çıkarmıyor,az sonra önümüzde sapsarı çaylar.Selim sıkıntılı:''Oğlum nerde bu kız ya,ne sokağa çıkıyor,ne çay bahçesine geliyor...''Nurcan bir kaç gündür gerçekten ortalarda yok,sonradan öğreniyoruz,lise son sınıfı İzmir'de abisinin yanında okuyacak,Selim duyduğunda kurt gibi uludu, camız gibi içti,sokaklarda böğürdü,kaç gece kaldırımlardan topladım anlatılmaz,bu nasıl bir hastalıkmış çözemiyorum,içimden Selim'e,Nurcan'a ne küfürler sıralıyorum,hep o dinledikleri aptal şarkıların yüzünden,diyorum,kız kaçtı kurtuldu ben ne halt edeyim,sabaha kadar ne nutuklar atıyorum arkadaşıma;aşk,kadınların vefasızlığı,beş para etmedikleri,gözyaşına değmedikleri gibi bir sürü yalan yanlış aslında hiçbir zaman sahiplenmediğim düşüncelerle teselliye çalışıyorum,oğlum sana kız mı yok,diye giriyor,Nurcan'ın pek de sağlam pabuç olmadığı gibi sürüngen sessizliğinde karanlık mağaralara iniyor,pireyi deve yapıp kızın ne kadar kusuru varsa aşağılık bir politikacı gibi bunları ortaya döküp saçıyordum,Selim,dedim bir gün, güngörmüş kulağı kesik aşk adamları gibi gözlerimi kısıp uzaklara çok uzaklara baktım:''bak aslanım...çivi çiviyi söker demişler,bunun çaresi yeni bir aşk bulup kurtulmak...''benim gibi hayatında bir kere bile aşık olmamış,bu işleri de ciddiye almayan bir adamın bunları söylemesi ne kadar inandırıcı diye sorulabilir,ama Selim zaten hiçbir şeyi düşünemez olmuş,eskiden olsa dudağını alaycı alaycı büküp;sen ne anlarsın oğlum ...''derdi,şimdi nasıl da ciddiye alıyor. Sözlerim mi işe yaradı,Selim mi çok vefasızmış anlayamadım,mesele yavaştan gündemimizden düştü,kasabada kız mı yok,her an yeni birini bulup başlayacaktır ahlamalar ohlamalar,ben yine aynı ben,bir aşksız adam diyorum kendime,yoksa aslında ben de mi bir özlem taşıyorum içimde gizlice,kimi geceler bazı saatlerde ne kitapların ne müziğin tamamlayamadığı derin bir boşluğun içine düşmüyor muyum,bir şey var,diyorum bir duygu,tam olarak tarifini bile yapamam,ama ben aşık biri olduğumda-bu mümkün mü emin değilim düşünmek bile güldürüyor beni-Selim gibi mi davranacağım,yoksa bu hastalık her kişide ayrı bir hikaye mi yazıyor,bu sorunun cevabını bilmiyordum,işte sonuçlarını görüyordum ve bunlar bana göre şeyler değildi,işte günler geçiyor,bir yaz tatili daha bitti bitecek,Selim yine, kazma gibi bir kıza tutulacak,gelecek dönemin programı da şimdiden yazılmış deyip yürüyorum.Uzaklar,diye bağırıyorum,uzaklar,okuduğum kitaplardaki hülyalı adamlar hep uzakların,şehirlerin,açık denizlerin çağrısını duyar,işte benim de artık aşkım bu;uzaklar... Selim olmasa sokağa bile çıkmam,kitaplardaki dünyada yaşayan ruh hastası bir çocuğum ben.Kasaba ne kadar küçükse bırakıp gitme hayallerim o kadar büyük,hayır buna dayanamam,kemiklerim bu kasabada çürüyemez,babam gibi olmayacağım ben. Ziraat Bankasında memur,bütün gün daktilo şıkırtıları,futbol tartışmaları,köylerden gelen kaba çiftçilerin dertleri,kasabanın bitmeyen dedikodusu...Akşamları rakı ''şehir kulübü''nde,ne düşünür hiç bilmem,hep aşılmaz dağlar vardı aramızda,ben büyüdükçe daha mı uzadı mesafeler,nedense evde bile göz göze gelmemeye çalışırız,gündelik hayatın küçük sorunlarında annem devreye girer,onun sayesinde bir sürü lüzumsuz konuşmayı yapmamış oluruz,ara sıra okul nasıl diye sorar,üstünkörü cevaplarla geçiştiririm,bir kere bile bakmaz okuduğum kitaplara,bir defasında ''aradığını orada bulacağını mı sanıyorsun ...''dedi, bir tuhaf oldum,bu adamın karanlık bir yanı var ve ben bunu çözemiyorum gibi gelirdi bana,annem bir zamanlar onun çok okuduğunu,sonra birden her şeyden,öğrenmekten,siyasi fikirlerinden vazgeçtiğini,eve sarhoş gelmeye başladığını anlatmıştı.Zavallı kadın şimdi aynı vakayı ben de görmekten endişeli;''Oğlum bi çık nefes al,yine mi kitaplara gömüldün,sen de arkadaşların gibi gezip tozsana...''gibi bitmeyen sözleri beni akıl hastası ediyor,hemen sokağa atıp kurtuluyorum bunlardan,şimdilik gidebildiğim tek uzağım sokaklar,başka ne yapayım.Selim nerdesin... Aile çay bahçesi,ipek gibi güz akşamında tıka basa dolu,semaverler fokurduyor,telaş içinde garson çocuklar,masaların çevresinde kalın tuğla gibi adamlar,koca memeli koca kalçalı kadınlar gözleri radar sanki yanlarında tül zarafetindeki kızlarını tarıyor,haklılar,çevrede elleri ceplerinde aç köpek balıkları dolanıyor,sürüde biz de aldık yerimizi,Selim saçlarını limonla parlatmış,ağzında sigara ''süt kuzusu sana haberlerim var...''dedi omzuma kütük gibi elini vurarak,''hayırdır,yeni bir gönül macerası mı...?''tam üstüne bastın aslan parçası...''ne çabuk oğlum,bravo sana,nasıl başarıyorsun bize de anlat,diyorum öylesine,şaka değil beni bu orta malı sözler bir gün öldürecek,söylesen bir türlü söylemesen bir sürü sitem işitirsin,yanlarında susulmaz bu çocukların,''ne o lan bir durum mu var,g.tün mü kalktı ...''böyle bir sürü küfür,çaresiz aklına gelen her şeyi konuş,başka ne yapacaksın,''sen demiyor musun oğlum çivi çiviyi çöker diye...''evet,Selim yeni bir aşka yelken açmış,anlaşıldı,bittin oğlum sen ,diyorum kendi kendime,yandın,öbür arkadaşlar olaydan haberli,''ben bu işte hiç umut görmüyorum Selim...''dedi Necdet ,kız çok güzel oğlum sana yüz vermez...''kasabaya yeni gelen doktorun kızıymış,Selim'in iyi koku alan burnu hemen devreye girmiş anlaşılan,''kıskanma aslanım,biz de bu alemin hızlılarındanız icabında...''diye cevap veriyor,üzüleyim mi sevineyim mi,Nurcan çoktan tarih olmuş bu kasaba bitirimi için,ulan diyorum sanki bendim o sabahlara kadar kız için ölen,şimdi ne bu hal,bir şey söylemiyorum,Selim için bunlar ne ifade edecek ki,ağzından sanki bir aşk cümlesi fısıldıyor:Nesrin...Nesrin...K ızın adı bu,artık zikrimiz fikrimiz Nesrin... Arkadaşlarıma bakıyorum,her geçen gün aramızda yükselen duvarların farkında bile değiller,böyle şeyleri düşünmezler bile,bu hastalıklı sözleri kitap okuyup duran benim gibi uyumsuzlar içinden geçirir,onlar için kitap sadece derslerdeki sıkıcı,gereksiz bilgilerin yığıldığı kağıt tomarıdır ve hayatları öylesine kendileriyle doludur ki başka bir dünyaya uçmayı anlamsız bulurlar,masmavi pırıl pırıl bir günde kızların rüzgarlı eteklerini savura savura yürüyüşlerinin dışında nasıl bir sihir var olabilir ki,hangi sözcük,hangi cümle baygın bir çift gözle yıkanmaktan daha sarhoşluk verebilir bir erkeğe,işte onlar küçük coşkulu ırmaklara benziyorlar ve baharda kendi çağıltılarıyla esrimiş boz bulanık akıyorlar,kafayı çatlatmış yazarların loş köşelerde biriktirip kağıtlara kustukları hasta duyarlıklarından onlara ne,iki de bir dalıp gittiğimde kafama şaplağı yiyorum:''yine nerelerdesin oğlum,uyan!...''ah diyorum ara sıra, ben niye böyle oldum,ben başka bir toprağın yabanıl çiçeğiyim,aslında normal olan onlar,gençliğin şarap gibi müziğinin çarpıntılarına kulak kesilmişler,bir bitki kadar doğal ve yapmacıksızlar,ne kadar kaba olursa olsunlar durum bu,peki ben,içim uçsuz bucaksız bir çöl,bütün ömrümü burada nasıl geçirebilirim,uzakların seraplarıyla mı yaşayacağım,acaba diyorum babam da mı aynı girdaba tutuldu ve boğuldu sonunda,böyle uzak iklimleri mi özledi,ama gerçek ortadaydı,unutulmuş, imkanların hep kısıtlı olduğu bir kasaba,başını işte bu örste parçaladı,gidemedi...gidemedi. ..babasına kırıldı,karısını onu buraya çivilediği için suçlayıp durdu,bana da bunu katmerleyen biriymişim gibi baktı,bunların hiçbirini sözcüklerle değil,kendini içkiye vererek,akşam saatlerinde dalıp gitmeleriyle,kimi acı dolu bir tebessümle yaptı,işte anlıyordum ki bu duyarlığı babamdan almışım,evet şimdi daha bu yaşta içim bir ölü deniz,kalbim arkadaşlarının arkasından bakakalmış,kanadı kırık bir göçmen kuş kadar hüzünle dolu,yoksa umutsuz mu demeliyim,hayır,hayır asla bu sözcüğü kullanamam,daha on yedi yaş nedir ki,yolum uzun,o girdaba girmeyeceğim,bu laneti yok etmeliyim,benim tek aşkım var:uzaklar...uzaklar...ama neden bu kadar kederle doluyum,neden hiçbir arkadaşımın duyduğu heyecanı duyamıyorum ben,sana soruyorum ey kalbim...niye böyle bomboşsun, kasabanın ışıksız sokakları gibi,hani geçerken bir başka ülke var mıdır diye sorar insan,elini cebine sokar,hafiften bir ıslık tutturur,bir sigara yakar ya...hayatım boyunca bitirip çakamadım bu sokakları,o Yunanlı şairi okuduğumda nerdeyse ağlayacaktım...''bu şehir ardından gelecektir...''İçimden ezbere okuyorum: ''Bir başka ülkeye bir başka denize giderim ''dedin/bundan daha iyi bir şehir bulunur elbet/her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya/-bir ceset gibi gömülü kalbim/aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede/yüzümü nereye çevirsem nereye baksam/kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün/boşuma bunca yıl tükettiğim ülkede./Yeni bir ülke bulamazsın/bu şehir arkandan gelecektir/sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın/aynı mahallede kocayacaksın/aynı evlerde kır düşecek saçlarına/dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda/bir başka şey umma/bineceğin gemi yok,çıkacağın yol yok/ömrünü nasıl tükettiysen burada bu köşede/öyle tükettin demektir yeryüzünde.''bu şiiri babama okusam ne der,çok merak ediyorum... Selim bir sigara da bana uzattı,Kerem:''bırak süt çocuğunu ona dokunur şimdi,seninkiler kalktılar oğlum...''çevremiz iyice kalabalık oldu,aslında korkuyorum,çamlarla dolu karşı tepelerin arkasından kocaman bir dolunay,ortalık balmumu gibi bir aydınlık,ama bu kadar dar bir alanda bu kadar avcı beni tedirgin etmeye başlıyor,kasabalı içgüdülerim gecenin sakin bitmeyeceğini söylüyor,her an olay çıkabilir,bir yan bakış,geçerken kötü niyetli bir omuz değdirme,kaçınılmaz bir şekilde aynı ava odaklanan gözler,ertelenmiş hesapları gündeme getirebilir,yarım kalmış bir kavgayı sonuçlandırabilirdi,neyse ki böyle bir şey olmadı,Nesrin iri yarı babasının koluna girmiş iki erkek kardeş ve güzel giyimli annesiyle geçiyor,onu nilüfer dolu bir gölde yavaşça süzülen bir kuğuya benzetiyorum,onda bizim kızlarda olmayan bir şeyler var,tarif edemem,Selim bayılıp düşmek üzere,ben de gözlerimi bu Rönesans dönemine aitmiş gibi yaşayan sanat eserinden alamıyorum,içimde huzursuz bir şeylerin kımıldadığına eminim,kendimi iyi hissetmiyorum,kız belli ki başka bir güneş sisteminden,Selim ailenin arkasından bakıp dumanlarını göğe savuruyor:''Kız benim oğlum,artık yengeniz olur,ona göre haa...''diyor... Eve gelip uzanıyorum,annem komşularda,babam kim bilir nerde demleniyor,gözlerimi kapıyorum,Nesrin'in dalga dalga saçlarıyla geçip gidişini görüyorum,beyaz örme bir hırka,uzun siyah eteğiyle ne kadar güzel olduğunu düşünüyorum,onu bizim kızlardan ayıran şeyin sadece yabancı oluşuna veriyorum,aslında çok da emin değilim,bilmiyorum...Garip bir şekilde onu tanıma isteğine tutuluyor,tahminler yapıyorum,kesin şımarık biridir,havalıdır,kimseyi beğenmeyen şu kibirli kızlardandır,zengin bir koca bekleyen başka da bir ideali olmayan güzel ama alık kızlardan da olabilir diye geçiriyorum içimden,tabii rüyamda Nesrin'i gördüm,bana durmadan gülümseyen bir kız,sabah bir periyle sevişmiş gibi uyanıyorum... Okulların açıldığı ilk gün,banim en cehennem saatlerim olur her zaman.Kalabalık,birbirine abartılı sarılıp gülüşen kızlar,onları kesen bir sürü odun gibi oğlan sürüsü,kasabaya yani gelen öğretmenlerin bir garip otorite kurma savaşları ve sorulan bir sürü boş sorular,anlatılmak istenen yaz hikayeleri,katlanılır gibi değil,okul bahçesine erkenden geldim,sabah bu saatleri çok seviyorum,hafif serin,ama güneşli bir gün olacak,akasyaların altında elimi cebime sokup gelenlere bakıyorum,bizim ekip henüz ortada yok,içimden sonbahar şiirleri geçiyor,halbuki benim en sevdiğim zamanlar,artık geceler serin geçer,sivrisineklerin saldırıları biter,bal gibi uykulara dalarım,o uzun bıktırıcı yaz günleri beni hasta eder,güneşin altında daha da çekilmez olur kasaba,daha pek kimse gelmedi ne yapsam,tam biraz yürüyeyim dedim ki,bahçe kapısından Nesrin'in girdiğini görüyorum,yanında bizim sınıftan şu yapışkan kızlardan Oya var,hemen iki dakikada herkesle arkadaş olur,anlaşılan okulumuzun yeni üyesiyle de tanışmış,beni görüyor,hay Allah,seni şaşkın kız Nesrin'i bu tarafa getiriyor,kesin tanıştıracak,nerden çıktı şimdi bu,hemen uzaklaşsam,Oya yakalıyor;''işte sınıfımızın gizemli jönü,şair ruhlu serserisi Mehmet..''yerin dibine giriyorum,seni öldürebilirim Oya,hafifçe kızarıyorum,elini uzatıyor,az önce saraydan çıkmış bir sultan sanki,memnun oldum diyor,ben Nesrin,aynı sınıftaymışız,Oya söyledi,gerçekten şiir yazar mısınız,hayır diyorum,sadece okurum,Allahım ne gereksiz sözler,Nesrin gerçekten güzel bir kız,her erkeğin başını döndürecek cinsten,üstelik çok güzel konuşuyor,doğal bir hali var,ve bir de benim sinirime dokunan bir şeyler,kısaca geldiği yerleri anlattı,Anadolu da o kadar çok yer görmüş ki,inşallah diyor artık buraya yerleşiriz,şaşırıyorum,buraya yerleşmek mi,ne aptalca,ben diyorum gitmek isterdim,nereye diyor,kendimi tutamıyorum,:çok uzaklara...''Ne malum çok uzaklarda mutlu olabileceğiniz,diyor,mutluluğu arayan kim,diye tersliyorum,ben sadece gitmek istiyorum...Güzelliği sinirimi bozuyor, güzelliğinden habersizmiş gibi duruşu da ayrı bir sıkıntı oluyor benim için,Oya giriyor araya;''Sen ona aldırma Nesrin...fazla konuşmaz konuşunca da işte böyle...dedim ya şair diye...''bahçe dolmuş,Selim bizi uzaktan görüyor,yüzü allak bullak,bir boğa gibi süzüyor bizi,zil çalıyor kurtuluyorum,ilk gün böyle geçiyor,Selim ayrıntılı bir rapor bekliyor benden,çok sıkı bir sansürle anlatıyorum yaşadıklarımızı,Selim başka bir sınıfta,bu aslında berbat bir durum,çünkü açılma işlemi benim vasıtamla olacak demektir bu,ama hiç niyetim yok buna,ona vazgeç,diyorum'' kız sosyetik oğlum...''Sözcükleri seçerek kullanmalıyım,hiç oralı değilmiş gibi konuşuyorum,Selim huylanabilir,sonraki günler Nesrin,yetişkin halleri,oturup kalkışıyla,derslerde yaptığı uzun güzel konuşmalarla kız erkek herkesi sarhoş ediyor,nasıl cana yakın ama bir mesafe koyuşu var ki aşamıyorsun,kısa sürede herkesle yumuşacık arkadaş oldu,bir gün boş bir ders,'' O iri çocuk senin arkadaşın mı...''diye sormasın mı...Evet diye zorlanarak cevap veriyorum...''Bak Mehmet,bana çıkma teklifi yapıyormuş,kendisi gelecek kadar cesareti bile yok,ona bir sevgilim olduğunu söyler misin,beni rahatsız etmesin artık,yoksa gidip müdüre söylemeyi düşünüyorum...''Başımdan aşağı kaynar sular boşandı,ter içinde özür falan diliyorum,''hem,diyor senin ne işin var onlarla...''kendimi topluyorum,öyle söyleme Nesrin,onlar çocukluk arkadaşım,Selim aslında iyi bir çocuktur...falan.''konuştukça eriyip gidiyorum bakışlarında,inadına tatlı tatlı gülümsüyor,içim ezildi,kim bu uzaklardaki sevgili,bensiz yaşadığı bütün dakikaları kıskanıyorum,fakat neden bu duygular doluyor içime,gözlerimi kapatır kapatmaz Nesrin,onunla aynı sınıfta bir ay,işte itiraf ediyorum''Ben galiba aşık oldum...'' Ne uzaklar,ne kitaplar,ne de başka bir şey,her şey siliniyor,ağır yangılı bir hastalığın içinde buluyorum kendimi.Selim'e kızın mesajını iletirken ölüyorum sandım,bir sigara yaktı,bir tane de ben tutuşturdum,bir süre hiç konuşmadık,Selim diyorum içimden,dostum yanında bir hain var,koynunda bir yılan besliyorsun,Allahım ben bunu kime söyleyeyim,tuhaf bir adam olup çıktım,vara yoğa gözlerim doluyor,tek satır okuyamıyorum,okul bir işkence,onu görmek sesini duymak dayanılır gibi değil,kendi kendime uzun konuşmalar yapıyor,onun ukalanın biri olduğunu,zaten uzaklarda bir sevgilisinin olduğunu söylüyorum,evlerimiz yakın Nesrin'le bir bu eksikti,bazen okuldan eve beraber dönüyoruz,Selim görecek diye ödüm kopuyor,bir gün ısrar etti şiir okumam için ona,ezbere bildiğim Kostantin Kavafis'in şiirini okuyorum,tam da bizi anlatıyor Nesrin diyorum,o yüzden bu şiiri çok seviyorum.Yolun ortasında durup,çok güzel okuyorsun ama niçin bu başka yerlere gitme saplantın,diye soruyor,yürüyüşümüzü yavaşlattık konuşuyoruz,anlatıyorum uzun uzun,Nesrin sanki yüzyıl susmuşum da şimdi konuşuyorum gibi,diyorum,sen olmasaydın sonsuza kadar susardım,o da bana anlatıyor,ben bu göklerin altında yata yata çürürken o bir su gibi akarak yorulmuş,gözlerini yumup;''Mehmet...biliyor musun bu kasabada yaşayıp ölebilirim...'' Tam sırası deyip sinsice soruyorum:'' Peki uzaklardaki sevgilin...''Öyle biri yok,diyor Selim'den kurtulmak için uydurduğum bir şey işte... Canınız cehenneme uzak ülkeler! diye bağırıyor içimdeki aşık adam,ne bir başka deniz umurumda ne başka bir gökyüzü...işte her şey burada,yanımda,deli bir sarhoşum yine bağırıyorum ;''Ballar balını buldum -kovanım yağma olsun...''elbette şair bunu ilahi aşkı için söylemişti,ne fark eder,O İlahi ışık her şeyde,her yerde,bebeklerin gülüşünde,arının vızıltısında,uçup giden tüy gibi bulutlarda,damarlarımda yürüyen kanda ve tabii ki Nesrin'in gözlerinde değil miydi,şimdiye kadar eksik biriydim,sen geldin ben tamam oldum,diye yazıyorum bakışlarıma,dilimle söyleyemem Nesrin anla lütfen!,iyi misin diye sordu,sevincim dişlerimin arasında volkan olup püskürecek,çıldırıyorum,biraz yorgunum da,diyebiliyorum,eve az bir mesafe kaldı bana dönüp:''Peki senin var mı sevgilin,onunla şiirdeki gibi kocamak istemez misin bu kasabada...'' bu kadarına dayanamam,eğer öyle biri olursa tabii ki kalırım burada...''diyorum,halbuki ona çok daha şiirsel bir şeyler söyleyerek cevap vermek istiyorum ama olmuyor,heyecandan bitik bir halde iyi akşamlar,deyip eve atıyorum kendimi...Kasabam dünyanı en güzel yeri... Hayatım okulla ev arasında sonsuz bir mutluluk koridoruna dönüştü,bir akıncı coşkusuyla gidiyorum okula,aslında ben de bir gariplik olduğunu herkes çoktan anladı ve kaçınılmaz bir biçimde kızlar bana teşhisi koymuştu bile,fakat Nesrin'den emin olamıyordum,genelde derslerden konuşuyoruz,ara sıra tabii şiirlerden kitaplardan,bir gün çılgınca bir teklifle çıktı karşıma,okul dönüşlerinin yanlış anlamalara gebe olduğunu,bu küçük kasabaları bildiğini söyleyip,yapılacak en güzel şeyin birbirimize mektup yazmak olacağını söyledi,havalara uçtum.Günlerdir Selim ve diğer arkadaşlarımı çok ihmal ettim,Selim yolumu kesti:''Ne o lan süt kuzusu bakıyorum derslerden başını kaldırmıyorsun,Nesrin'le de aran çok iyi...''Boş versene oğlum ya,kızın kafa çalışıyor,sadece ödevlerden konuşuyoruz,kimya da yardım edecek bana,zaten kızın sevgilisi var oğlum bana ne...''sözlerime ben de inanmıyorum,çay bahçesine gitme teklifini reddediyorum Selim'in,başım ağrıyor eve gidip yatacağım...Selim'in arkamdan savurduğu sessiz küfürlerini işitir gibiyim sanki... Bir Fransızca şarkıda mı geçiyordu hatırlamıyorum,''eğer sen istersen vatanımı bile satarım uğruna...''diye sözleri vardı,bu deli tutkuyu anlayabiliyordum,vatanım söz konusu olsa nasıl olur bilmiyordum ama Selim'i çoktan gözden çıkartmıştım,onu artık kurtulunması gereken bir yük gibi görüyordum,ilk şiirli mektubu derste kimse görmeden Nesrin'e uzattım: ''...Tanımadığım bütün kadınlar adına seviyorum seni,yaşamadığım bütün çağlar adına seviyorum/Açık denizlerin,sıcak ekmeğin kokusu için...baharda açan ilk çiçekler adına seviyorum seni...''Aynı yoğunlukta cevaplar geliyordu bana,bu çılgın oyun ikimizi de sarhoş etmişti,adını koymadan bir aşk yaşamaya başlamıştık,edebiyat ona açılmam için bahane olmuştu,bir ders arası müdür çağırdı''Ulan bütün kasaba sizi konuşuyor,utanmıyor musun doktorun kızına sarkıntılık etmeye...''Sarardım,dilim tutuldu,babamı çağırmamı istedi benden,suratı iki karış adam gizlice beni engizisyona sokmuştu,al sana kasaba dedim,rüyadan uyanmıştım,bir mektup yazıp durumu Nesrin'e ilettim,sakin ol diye yazdı,artık okul dönüşü beraber yürüyemiyoruz,olsun! derste tam arkasındayım,bu sıkıcı saatler benim sonsuz baharım oldu,ona daha yakıcı sözcüklerle haykırmaya başladım,onu aşkını gizlemekle suçladım,bana inanılmaz bir cevap yazdı: ''Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim...'' Çok değerli bir elmas parçası gibi içimdeki sandığa kilitledim bu sözü...ara sıra oradan çıkarıp kokluyorum,başım dönüyor... Özürler içinde hasret dolu cümlelerle cevaplar yazdım,hayat hakkında tüm yargılarım değişmeye başladı,nerede olduğunun ne önemi vardı ki,önemli olan senin mekana,eşyaya,biçimlere,sözler e yüklediğin anlamdı,her şey bir bakış açısı sorunuydu,senin için mutsuzluk diğeri için eğlence olabiliyordu,birine hapishane olan bu kasaba diğerine cennetti,peki babam bu gerçeği niçin görememiş anlayamıyorum,belki de annem ona bir rüya verememişti,o da içkiyle kurmak istemişti düşsel ülkesini,babama anlatmak istiyorum,gitsen ne olacaktı sanki demek istiyorum,dışarıda bir yerlerde değildi aradığımız,içeride,derinde,çok diplerde bir yerlerde... Sufiler bu düğümü çözmüşlerdi işte,bütün görüntüler sende,bütün yıldızlar bütün kainat ve bütün suretler sen de yansıyor,bir potansiyel halinde sende kayıtlı durup bekliyordu,su çok derinlerde çağıldıyor,ama bunu kimse duymuyordu,ölümsüzlük ağacının dibinde yatıp uyumuş biz faniler,uzakları özlüyoruz,sonsuz yaşamı istiyoruz,işte diyorum tam altındayız,ama ne büyük yorgunluğumuz var anlıyorum,o kazmayı nasıl vurmalı toprağa,çok fena yanıyor canlarımız,uykular daha rahat,seraplar çekiyor susuzluğumuzu,yeniden,yeniden bir kördüğüm oluyor her şey '' bir ceset halinde gömülü ''kalıyoruz bu çorak ülkede... Nesrin,diyorum çorak ülkemin sonsuz baharı... * * * * Mutluluktan ölebilirim, ama var oluşun trajik yazgısı, mutlaka yanında yüklü bir faturası olacaktır bunun, sevinç aynı güçte bir acının sahibi kılar sizi, peki şimdi ne olacak, kaçınılmaz olan nasıl gerçekleşecek, kasabada hiç bir şey gizli kalamaz, öyle olduğu düşünülen şeyler ya üstü örtülmüştür ya da açıklanmaya değer bulunmamıştır, dedikodular aldı yürüdü, Selim'le bir kaç kez sokakta karşılaştık, sadece o kadar, iki düşman komutanı gibi süzdük birbirimizi,''bu kasaba ikimize birden dar'' gibi bakıştık, öbür çocuklar da karşı cephede yerlerini almışlardı tabii, endişem giderek büyüyor, bir eve dönüş saatinde annemle babamı hakkımda konuşurken yakaladım, lafı değiştirdiler, babam çıktı yüzünde garip bir tebessüm, annem ağzındaki baklayı çıkardı:''Nermin hanımın kızı... Nesrin, hakkınızda bir sürü laf söz yayılmış oğlum, lisenin müdürü babanla konuşmuş, baban seni savunmuş, benim oğlum utanılacak bir şey yapmaz, demiş... ''daha fazla dinlemiyorum, odama geçip hıçkıra hıçkıra ağlıyorum, günlerdir içime attığım şeyler patlıyor, babamın benim hakkımdaki düşüncelerini şaşkınlıkla karşılıyorum, gidip onu bulsam sarılsam, baba derdin ne, niçin bu kadar içiyor, kendini öldürüyorsun, desem... Diyemedim! Bir kaç gün okula gelmedi Nesrin,meraktan öleceğim.Mektuplar birikti.Ertesi gün geldi,gözleri ağlamaktan şişmiş,annesiyle tartışmışlar,babası bir şey söylememiş,benden özür diliyor,ah diyorum ona yaralarımı sarman için mi geldin bu kasabaya,gülümsüyor,bulutlar dağılıyor,Şekspir mi söylemişti o sözü:…yazık!kimse anlamadı mükemmel bir aşkın pürüzsüz bir yoldan geçtiğini...''böyle diyordu o büyük adam,ben bunu anlıyordum.Acı da olsa eve dönüşlerimiz sona erdi,bir kaç sene sonra evlenecek ve hiç ayrılmayacaktık nasıl olsa,hem okulda görebiliyorduk birbirimizi,o gri renkli bina benim için cennet bahçelerinden bir köşeydi artık,ama ara sıra içime kütük gibi inen o şey...Selim...ne olacaktı,orada çözülmesi gereken bir aritmetik problemi gibi duruyordu,Nesrin konuşsana belki anlar,dedi...Selim?anlamak...y an yana gelemeyecek iki kavram,yavaş yavaş tehditler gelmeye,ihanet gibi sözcüklerle suçlanmaya başladım.Haber gönderdim Selim'e.Kasabanın üstünde çam ağaçlarıyla dolu küçük parkta buluştuk,kafayı çekmiş Selim bir tuhaf bakıyor bana,daha bir kaç hafta önce kaldırımlardan omuzladığım Selim karşımda küfürlerle konuşmaya başladı,yanında yine bizim çocuklar iyice birikmiş öfkeleriyle,kasabanın en güzel kızını kapmış bu süt çocuğuna duyulabilecek şiddetli nefretle beni süzüyorlar.Selim'in gözlerine bakarak konuştum,Nesrin'i sevdiğimi,onun da bana karşı yoğun duygularla dolu olduğunu ,aramıza kimsenin-kan kardeşimin bile-giremeyeceğini,kendisine ihanet etmediğimi balta gibi indirdim kafasına.Bir sigara çıkardı,bana da uzattı,elimi kaldırırken ilk yumruk yıldırım gibi indi yüzüme,burun kemiğimin çatırdadığını duydum,içimde garip bir rahatlamanın çığlığını da,koyu bir kan fışkırdı her yere,işte dedim ,işte şimdi kan kardeşi olduk,karnıma sırtıma darbeler patlamaya başladı,Selim coşkuyla dövüyordu beni,öbür çocuklar da akbaba gibi atıldılar üstüme,soğuk bir ay vardı yukarda,başımın üstünde bulutlar uçuyordu,dudaklarım patladı,acıyla kustum,yıllardır bana duydukları hıncı alıyorlardı işte,Nesrin'in beni seçmesi bardağı taşıran son damlaydı,iyi dövdüler beni,hep Nesrin'in gülen yüzünü gördüm,beni bu halimle gördüğünde ne yapacağını düşündüm,Selim'le kan kardeşi olma yemini yaptığımız günü düşündüm,yere yığıldığımda toprağın nemli kokusunu duydum,alnıma değen serinliği... Hastane de bir hafta yattım, babam yüzümü gördüğünde çocuk gibi ağladı, bu manzara yediğim dayaktan çok daha canımı yaktı, annem perişan oldu, gecelerce yanımda bekledi, her yerim sargıda bütün sınıf her gün odama taşınıyor, Nesrin 'in yine gözleri şiş, olur olmaz ağlıyor, bana mektup yaz, yaralarımı ancak onlar iyileştirir diyorum, bir gün evde börek yapmış, yerken ölüyordum, sevgilim korkunç bir aşçı, iyileşiyorum, polis sorguladı, tanımıyorum, dedim, birden saldırdılar... Olay bu açıdan kapandı, ama aslında herkes az çok yapanı tahmin ediyordu... Selim babasıyla yine kötü bir kavga etmiş, otobüse atladığı gibi İstanbul'a... hiç haber alınmadı... Pencereden bakıyorum, göçmen kuşlar gökyüzünde çil çil gidiyor uzaklara... Sıcak ülkelere... Ya senin sıcak ülken neresi... Burada kalıp Nesrin'le mi kocayacaksın, bir gün içi kurumuş bir ihtiyar olduğunda bu kasabanın mezarlığına mı uğurlayacaklar seni, ne yapacaksın bu kanatları, onlar seni uzak ülkelere taşıyacaklardı hani... Ya babam gibi olursam... Nesrin bir gün beni sevmekten vazgeçerse... Yarın bir gün babasının tayini çıkıp başka yerlere giderse... Bundan kolay ne var diye cevap veriyorum, arkasından gidersin... Ah Selim, diyorum, burnumu olduğu gibi şu tereddütlerimi de kırsaydın ya... Akşam oluyor, yarın taburcu oluyorum, düşünmek için daha çok zamanım olacak, kitaplardan başımı kaldırıp biraz da çevreme baksam, dönülmez yollara gitmeden... Sevmeyi denesem şu hüzünlü sokakları... Bir gün nasılsa gerçekten çok uzağa gitmeyecek miyiz? Kapı açılıyor... Nesrin... Bu saatte... ‘‘Babam bu hastanede doktor, unuttun mu?’’ Mektupları gösteriyor, yanıma gelip oturuyor, harika bir koku, işte benim ülkem bu, diyorum... Kasabaya akşam çöküyor... | |
| | #2 |
| paylasİm İÇİn TŞk Ler | |
| | #3 |
| paylaşım için saol... | |
| | #4 |
| PayLaşım İçin SaoL !! | |
| | #5 |
| roman mı yazdın ![]() | |
| | #6 |
| paylaşım için teşekkürler... | |
| | #7 |
| paylaşım için sağol. | |
| | #8 |
| Paylaşım için sağol. | |
| | #9 |
| Emeğine sağlık.. | |
| Seçenekler | |
| |
Aşk & Sevgi kategorisinde ve Aşk Hikayeleri forumunda bulunan kalANLARa... konusunu görüntülemektesiniz.kalANLARa... Siz denizlerden uzak... Bozkırın toprak yüzlü insanları... ker*** duvarlar gibi yoksul, sessiz, beklentisizler... Gidemeyenler... Kalıp pişman olanlar bir ömür. ...
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Akşamdan kalanlara yağ, bal, ekmek | \\marjory\\ | Sağlık - Yaşam | 0 | 11-19-2007 04:44 PM |