Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu

asılı kalmıştı aşk

Aşk & Sevgi kategorisinde ve Aşk Hikayeleri forumunda bulunan asılı kalmıştı aşk konusunu görüntülemektesiniz.Şaire verdiğim sözü tutmaya uğraştığım gecelerden biriydi. Kadehimde sadece şarap yoktu o gece. Kırmızıda yansıyan birçok şey vardı. Aşk vardı ...



Geri git   Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu > Her Telden > Aşk & Sevgi > Aşk Hikayeleri

Maşaallah asılı kalmıştı aşk

İndir Sitemap Liseler Harita Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


asılı kalmıştı aşk



Yeni Konu aç  Cevapla

 

LinkBack Seçenekler
Alt 12-29-2007, 04:37 PM  
Arrow asılı kalmıştı aşk


Şaire verdiğim sözü tutmaya uğraştığım gecelerden biriydi. Kadehimde sadece şarap yoktu o gece. Kırmızıda yansıyan birçok şey vardı. Aşk vardı elbette, olmasa olmazdı. Birden çok hedefe doğrultulmuş, ucunda korkak bir kurşunla kalakalmış bir silah gibi havada bir süre asılı kalmıştı aşk. Kan vardı bir o kadar da, bu da hem ihanete meyleden içimden çıkan kendine dönmüş nefretin akıntısı hem de şairin küçük yollu intikam arayışlarının açtığı yaraların sağalma öncesi çırpınışıydı. Hepsini bir kadehe hapsedip sonra birden salıveriyordum benim de hapsolduğum zindana doğru. İçimde bir duygu uyanmaya başlıyordu ağır ağır. Daha önce bahsettiğim bulantıydı bu. Ve içimdeki bulantı büyüdükçe Sartre’a karşı da bir nefret hissetmeye başlamıştım. Sorumlusu o olmalıydı bu bulantının. Bize dünyaya karşı duyabileceğimiz tek ve nihai hissin bulantı olduğunu öğretmeseydi, şarabın yardımıyla bir isyan başlatan midemde fırsatı ganimet bilen bu bulantı hükümranlık kuramayacaktı. Paris’te bulantıya tutulmak nasıldır bilemem ama yağmurun kentinde, kentimden uzakta bu bulantı baş edilir gibi değildi. Kurtulmanın yollarını aramak, ya da bildik yöntemlere bel bağlamak gerekiyordu artık.

Bulantıya dayanma yolları arasında bildiğim kadarıyla en iyisi yazmaktı. Kalem bir nevi kale olurdu her saldırıya dayanıklı, içerden yapılanlar dâhil. Yazılanlar önemsiz işaretler. Yazı araç olmazdı o dakikadan sonra. Ulaşılacak hedefin ta kendisi olurdu. Ama kalemimin gücüne güvenemiyordum her zaman; bazen birbirini tekrar eder görünen yazılar, bazen sıkıcı konular dökülüyordu. Ve yazmak, yaşadıklarını kendine anlatmaktı, bu da dolaylı olmadığı zaman daha can sıkıcı olabiliyordu hiç anlatmamaktan. Konuşmak bildiğim yöntemlerden diğeriydi. Bu da belli tehlikeler içerdiği için tercih etmekten kaçındığım bir yöntemdi. Çünkü bulantıyı dinleyiciye bulaştırma tehlikesi vardı. Bu da sadece bulantını çoğalmasına neden olurdu. Zaten anlatacak kimsem yok sayılırdı. Şair, rüzgâr saçlı kız, ay ışığı… İlk ikisi zaten çoğu zaman sorunun önemli noktası oluyorlardı. Ve bu iki nokta arasında düz bir çizgi çizmek mümkün değildi. Sonuncusuysa kendi dertlerine boğulmuş ve bundan ziyadesiyle memnun olduğu için çıkış yolu aramayan bir haldeydi. Yani elde var sıfır. Sonuç olarak konuşmak tüm tehlikelerine rağmen yazmaya baskın çıktı. Anlatacaklarım “içimden” gelmeliydi. Anlatılan da.

Bardaktaki şarabı yüklediğim anlamları dökmeden masaya götürürken, birden gördüğüm manzarayla irkildim.(muhtemelen buna benzer bir cümleyi bir yerlerde okumuştum). Ama gerçekte tam da böyle oldu. Masanın üzerine olanca heybetiyle kurulduğunu gördüğüm şey karşısında nutkum tutulmuştu ve içimi dökmek için en çok ihtiyacım olan şey oydu. Masanın üzerini görmeden önce geçen bir saati tam olarak hatırlayamadım ilkin. O arada geçen bir saat nasılsa unutturmuştu kendini. Ama kendimi toparladıkça korkuya teslim olmaya ellerimden başladığımı duyumsadım. Titremeye başlamalarıyla şarabın dökülmesi hemen hemen aynı saniyelerde olmuştu. Hatırladıklarım korku vericiydi ve ben de korkmuştum ama detayları anımsadıkça korku geçmeye, titreme durmaya, şarap bardağa doğru tersine yürüyüşüne hazırlanmaya başladı.

Böyle bir şeyin olabileceğine hele de benim bunu yapabileceğime asla inanmazdım ama bulantının şiddeti bana cesaret vermişti. Canım nasıl yandı anlatamam. Bir saniyeliğine atom bombasının tam altındaydım ve patlama gerçekleştiğinde gölgem bile kalmamıştı. Acının şiddetinin, geçiciliğiyle doğru orantıda olması gitmeyi hiç düşünmediğim yoldan geri çevirmişti beni. Bu acının sonucundaysa masayı sahiplenmiş bir nesne ortaya çıkmıştı. İstemsiz devinimleri ona ürkütücü bir hava veriyor ve nemli görüntüsü de bu havaya destek oluyordu. Masanın üzerine bıraktığı salgıların farkında değildi ya da farkındaydı ve bunu umursanacak kadar önemli bulmuyordu. Kendine güveninin tam olduğu her halinden belliydi. İlk defa bulunduğuna inandığım bir ortamda bu kadar rahat davranması tuhaf gelse de aldırış etmemeye karar verdim. Bir süre karşılıklı bakıştık. İkimizin de söyleyecekleri vardı ama ikimiz de başlayamıyorduk bir türlü.

Sonunda, yani birkaç sessiz dakikanın sonunda;

—Çağırdın, geldim. Konuşmaya başla!, dedi.

Şaşkın bakışlarımı fark edince, “içimden gelenleri söylemek istediğimi ve dinleyenin de aynı kaynaktan gelmesini umduğumu duyar duymaz geldiğini” söyledi. Ve devam etti;

—Anlatacaklarını biliyorum. Ben de ordaydım her zaman. Yine de anlatmak istediğini de biliyorum. O yüzden dinlemeye hazırım. Başlamadan önce sana bir uyarı; sakın yalan söyleme. Yalan söylediğin anda ortadan kaybolurum ve bu akşamki her şey hafızandan silinir. Başladığın yere dönersin.

Söylediklerim, anlaşılması normal şartlarda benim açımdan çok zor olsa da tarif edilemez bir berraklıkla ulaşmıştı beynime. Anlatmaya başlamak için beklememe gerek yoktu ya da doğrusu beklememeliydim. Ben de başladım:

Üzerimde terk edilmişliğin hüznüyle başladığım ufak bir arkadaşlıktı. Âşık olduğum rüzgâr saçlı kızın uzaklığı hem maddi hem manevi olmaya başlayınca, sürüklenmeye başlamıştım beni kendine doğru çeken ve bilinen kurallara göre imkânsız bir şey yapan dalgaların içine doğru. Geri dönmek isteseydim elbette dönerdim çünkü su en fazla dizlerime kadar geliyordu. Bense giyotini kucaklamaya giden bir adam gibi adım adım yürüdüm dalgaların içine doğru. Kendimi o kadar iyi hissettim ki o an, saçlarıma değen rüzgâr o kadar belli belirsizdi ki ve ben ıslanmaya o kadar tutkuluydum ki geri dönmek bir an bile aklımdan geçmedi. Yürüdükçe yürüdüm. Önümde göz alabildiğine uzanıyordu deniz. Ve her dalganın üzerinde bir şiir parçacığı alıyordu gözümü. Her şiirle yürüme ihtiyacım daha da artıyordu. Ay ışığının da iteklemesiyle yürüyüşüm haklı görünmeye başlamıştı. Deniz baygın gözleriyle baktıkça içime hapsettiğim suretinden gözlerimin içine doğru, ayaklarım suyun itici gücüne meydan okurcasına hızlanmaya başladı. Hiçbir şeyi göremez oldu bir an sonra gözlerim. Sırılsıklam olmuştum ve ıslaklık içime kadar işlemişti. Dalgalar kapalı tutmaya uğraşmadığım ağzımdan ta içerilere kadar ulaşmaya başlamıştı. Aslında üşümem gerekirdi ama sımsıcaktım çünkü dalgalar bir yorgan gibi ısıtmıştı beni. Ayağımın altında bir yükselti hissettiğimde başım dalgaların üzerine çıktı ve rüzgâr öyle şiddetli çarptı ki yüzüme ıslaklığımın da etkisiyle donacak gibi oldum. Geri dönmem gerektiği hissi tam da o an uyandı içimde. Ama arkamı dönecek gücüm yoktu artık ve bir adım ileri atabilecek cesaretim de kalmamıştı. Yapılacak tek bir şey kalmıştı beklemek. Ya dalgalara sarılacaktım ya da rüzgâra tutunacaktım. Kararsızca bekledim ölmek için ve hiçbir şey olmadı.

Sözlerimi tamamladığımda beklediğim ifadenin yüzünde olmadığını gördüm ve şaşırdım. Oysa lafı uzatmadan şaşkınlığımı giderdi:

—Zaten bildiğim bir hikâyeyi dramatik bir aşk öyküsüne çevirip anlattın. Buna diyecek bir sözüm yok. Eminim rahatlamışsındır. Şimdi soracağım soruya cevap ver; Ölmek için hangi yolu seçerdin o anda? Rüzgârın seni dondurmasını mı yoksa dalgalar tarafından yutulmayı mı?

Cevabım net oldu. Bu kadar kesin söyleyeceğimi ben bile tahmin edemezdim:
—Her ikisini de!

O anda her şey karardı. Bir döngü korkusu uyandı içimde.

Şaire verdiğim sözü tutmaya uğraştığım gecelerden biriydi. Kadehimde sadece şarap yoktu o gece. Kırmızıda yansıyan birçok şey vardı. Aşk vardı elbette, olmasa olmazdı. Birden çok hedefe doğrultulmuş, ucunda korkak bir kurşunla kalakalmış bir silah gibi havada bir süre asılı kalmıştı aşk.


alıntıdır

 
Alt 05-14-2008, 02:27 PM  
Standart Cevap: asılı kalmıştı aşk

PayLaşım İçin SaoL !!

 
Cevapla

Seçenekler

asılı kalmıştı aşk

Aşk & Sevgi kategorisinde ve Aşk Hikayeleri forumunda bulunan asılı kalmıştı aşk konusunu görüntülemektesiniz.Şaire verdiğim sözü tutmaya uğraştığım gecelerden biriydi. Kadehimde sadece şarap yoktu o gece. Kırmızıda yansıyan birçok şey vardı. Aşk vardı ...


asılı kalmıştı aşk konusuna benzer konular:

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Asılı Kalır Yakamozlar.. breakerturk Aşk & Sevgi 1 12-13-2007 10:26 PM
ßir Sözcüktür Asılı Durur Yüreğimde.. shempatiq Aşk & Sevgi 0 12-07-2007 10:29 PM
Çırpınıyor Yüzümde Asılı Kalan Senli İzler shempatiq Aşk & Sevgi 0 11-15-2007 11:19 AM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:32 AM .





Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.
Forums Directory
We Hattı RSS Besleme Alexa Toolbar

Benzer Forumlar: izafet | UslanmaM | TEKplatform | MaxiCep.Com | iDo-FoRuM