Güneşe serip kuruttum tüm ayaz yemiş yanlarımı.
Kızgın bir demirdir şimdi kelimelerim, tutuştu kağıtlar.
Üzgünüm ey suskun,
Hiç bir sevda sözcüğü kurtulamadı yanık kokan parmaklarımın arasından.
İsterdim gidişinin ardına ağıtlar dökülsün,
Kırgınlıklarımdan başka saklım yoktur ceplerimde.
Onları da vermeye kıyamam, küçük ellerin narindir senin.
Yokluğunda, düşlerimi düşürdüm gözlerimden gerçeklere.
Bir düş (tün) ellerimde, sayıkladıkça uyandım.
şimdi koy parmaklarını dudaklarıma, sustur içimi.
Yoksa zehir saracak tüm yaprakları ,
Baharların sonu olacak....
Ah suskun! oysaki bahardın ömrüme
İlla ki turuncu derdin
Önemi yoktu batmadan önce yada doğmadan önce
İlla ki turuncu...
Çığırtkan bi güneydi selamın,
Islak ayaklarının şıpırtısyla uyanırdı şehir.
Bir gölgeydin. düştün ardıma, ben göremedim.
Örümcekli söğüt ağacının önündeyim
Sana olan saygım intihara kalkışıyor.
Tel örgüler bile yetmiyor, tutamıyorum
Içimde peydahlanan derin yaranın sebebi sen değilsin
Alınma üzerine ey suskun , yakışmaz sana
Benimdir bu acı eğreti durur kalbinde.
Şimdi sözüm sana ey acı!
Bil ki seni sinede boğmak içindir tüm iç çekişlerim,
Aklayıp paklamak içindir gözümden düşen her damla.
Sineye çekilmiş onca dikenden sonra gülistan olsan neylersin ki canıma?
Hemen şimdi !
Aç sevdanın önünü ..........