Bilincim silah çekti... Sabah; gecenin bitiş jeneriği. Aslı olmayan düşlerin, kağıt üstü hükümsüzlüğü. Yani bir nevi bilinçaltı söz düellosu. Kaçmak isteği uyandırıyor bazen bilincimin fazla umursar tavrı. Halbuki ne kadar da az konuşuruz kendisi ile. Küçük küçük parçaları tümden batırınca, başlangıç denilen her zamanki safsatalara, bilinçaltından bozma silahı çeker elim, beynimin en zalim şiir uçlarına. Ve karanlık argümanların koca ağızlı yazarlığı, çileden çıkarır beni. Depresyon, yalnız kalınca güzeldir halbuki. Bilinç sustuğu zaman yani.
Kızının karnını, doktor kılıklı koca kafalı palyaçolar, ellerindeki plastik neşterlerle keserken gördü adam, kabus sınıfında kalmış düşünde. Kızının karnından kan yerine yeşil yeşil paralar fışkırıyordu. Yüzü gözü yeşil oldu palyaçoların. Etraf yeşil para. Çocuk yeşil çocuk. Şimdi mi uyanmalı, yoksa dökülen paraları toplarken yeşile mi boyamalı elleri ? Kabus, yeşilliği gidince mi korkutucu, ya da kızı yeşilden kurtulunca mı çocuk ?
Silahını çekti bilincim. Adam düşünü vurdu uyandığında. Suçlu kim şimdi ? Bilincimi kullanan adam mı, yoksa doktorculuk oynayan palyaçolar mı ?
İyi de, benim başkasının karanlığında ne işim var ? |