Bir kaç saniye. Sadece bir kaç saniye… Yine yalnızlık koyusundan gülüm. Yine yalnızlık koyusundan. Beklediğim gecelerin haddi hesabı yok artık. Uyuyamadığım geceleri diziyorum yüreğimin iplerine. Ve tek tek çekiyorum sabırla her dakikasını. Zaman ne kadar ölgün değil mi gülüm. Yaşam gibi bir yanında umut barındırmıyor bu ölgünlükler bedenime. Uykusuz vakitlere alıştım. Uğrama yalnızlık saatlerine yüreğimin biliyorum ki uğrasan da gideremezsin bu tekilliğimi.
Aşk bana yakışmıyor sevdiğim. Hani hiç konduramıyorum ya senin yanına kendimi öyle bir saatin sakinliğindeyim şimdi. Sen neşesi bol sabahlara açarken gözlerini ben her günü bir diğerinin aynı olan saatleri yaşamaktayım bu yüzden hep aynıdır günün bana getirdiği. Şimdi öyle korkularım var ki değiştiremeyeceğin. Hani beraber izlediğimiz bir film vardı odasından çıkamıyordu oyuncumuz. Kapının ardında duran hayat hep o kapının ardında kalıyordu. Aşk kapı artlarındaydı ve biliyordu ki âşık olmak için kapı aşılmalıydı. Ben o odanın eşiğini aşamayan oyuncusuyum sevdiğim. Bir adım atsam senin dünyana gidebilirim belki ama o bir adım öyle büyük korkular getiriyor ki bana. Nasıl olur diye başlayan hayallerimin hepsini siliyorum tozlu yüreğimle. Bana hayal kurmayı yasaklıyor gerçekliğin. Sen benim ulaşılmazımsın. Canlılığıyla karşımda duran ama bir o kadar da uzağımda olansın. Sevsen de değişmez biliyorum iki yabancı ruhu birleştirmeye yetmiyor hiç bir doğru. Balkonumda fesleğenlerin kokusunu çalıyor rüzgâr. Gidip okşayamıyorum yapraklarını ve düzeltemiyorum yeşilliğinde ki hayat belirtilerini. Onlara renk konduramayacak kadar aciz yüreğim. Gel diyemem ki sevdiğim. Hangi cesaretsiz sevmelerimle çıkabilirim karşına. Hangi sevdayı böyle korkusuzca yaşayıp durabilirim sen benim yarımsın diye. Söyleyemem ki bu mecburi susmalarımla sana. Sözlerime kement atmış bunca korkuyu aşamam ki. Hayatlarımızın farklılığında kendimi asıyorum. Seni düşümün içinden bir başkasının düşüne gönderiyorum içim kanayarak. Ve hep aynı yerde uğurluyorum varlığını. Yüreğini duymaya başladığım dakikada uyandırıyorum düşün düş kalmaya mahkûm olanını.
Bugün bir şarkıya eşlik ediyorsun bütün neşenle. Islığınla dolup taşıyor yalnızlığımın karamsarlığı. Uzak ve buruk bir gülümseyiş düşürüyorum işitemediğin sesimle söylediğin şarkının nakaratına. Aynı şarkıya takılıp kaldığımı gizleyerek ve her gün seni özleyerek. Görmüyorsun perdelerin ardından bir hayatın bir hayata takılıp kaldığını. El olduğum bu şehirde bir sana dönüştüğümü görmüyorsun. Görmene engel ne varsa yapıyorum. Bir giz olmak daha yavaş öldürüyor beni ve ben daha çok yaşamak için seni daha çok gizliyorum kendimi. Daha yavaş ölüp daha çok yaşıyorum özneliğini. Yorgunum sevdiğim yalnızlık çok koyu bu gece. Sarılıp kucağına uzanılası hayallerimi uyuttum az önce. Az önce seni düşündüğüm geceyi erteledim bir diğeriyle. Olmaz değil mi sevdiğim aşk bana yakışmazken aşk senin yanına beni kondurmazken olmaz değil mi büyük hayallere yeltenmek. Biliyorum. Gecemsin, hecemsin, cümlemsin, gizli öznemsin yine de ah yine de sevemeyeceğimsin. Hiç sevmeye cesaret edemeyeceğimsin. Bu yüzden sustur beni konuşmanın en başında.
Sevdiğim, söyleyemediğim her harfin sana yazıldığını hissedemesen de farklarında gömülen yüreğimi duy gecenin sessizliğinde. Hayalde olsa gir düşümün birine gerçekmişçesine. Bir kaç saniye. Sadece bir kaç saniye…
alıntı |