Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu

Türk, Ermeni ilişkileri...

Her Telden kategorisinde ve Genel Sohbet forumunda bulunan Türk, Ermeni ilişkileri... konusunu görüntülemektesiniz.HAYLARIN HUYLARI Ermeni adının ilk Perslerce verildiği bilinir. Ermeniler kendilerine Hay / Hayk; yaşadıkları bölgeye de Hayastanan der. Anadolu’dan İran ...



Geri git   Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu > Her Telden > Genel Sohbet

Maşaallah Türk, Ermeni ilişkileri...

İndir Sitemap Liseler Harita Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Türk, Ermeni ilişkileri...



Yeni Konu aç  Cevapla

 

LinkBack Seçenekler
Alt 04-28-2008, 02:05 PM  
Standart Türk, Ermeni ilişkileri...


HAYLARIN HUYLARI

Ermeni adının ilk Perslerce verildiği bilinir. Ermeniler kendilerine Hay / Hayk; yaşadıkları bölgeye de Hayastanan der. Anadolu’dan İran yaylasına geçiş bölgesi olan Hayastan’ın ilk oturanları olarak Urartular görülmekte. Ancak Kafkas dili konuşan Urartularla, Hint-Avrupa dil ailesinden olan Ermeniler arasında herhangi bir ilişki kurulamaz.

Ermeni adı ilk kez DÖ VI. yy. Yunan kaynaklarında görülür. İlk bilgiyi verenler: Miletli Hekenatai / DÖ VI. yy. Heredot / DÖ V. yy. ve Ksenofon / DÖ 401.

Bazı eskiçağ tarihçileriyse Ermenilerin doğuya kayan Hint-Avrupa kökenli Trako-Frik bir kavim olduğunu belirtirler. Dilleri Yunan ve İran dilleri arasında bir özellik gösteren Ermenilerin kökeni üzerinde durulan bu kestirim en çok tutulan ve olur gören görüş.

Ermenilerin DÖ VII. yy’da yaşadıkları bölgeye geldiklerinden kısa bir süre sonra, Asur İmparatorluğu’nun yıkılarak yerine Medlerin / DÖ 590, sonrasında ise Perslerin bölgeye egemen oldukları ve Ermenilerin bunların egemenliği altında yaşadıktan sonra DÖ 301’de Büyük İskender’in buyruğuna girdikleri görülür. İskender’den sonra DS III. yy’a değin bölgede Romalıların, Partların ve Perslerin egemenlik kavgası yaşanır.

287 yılında Romalıların korumasında Ermenistan kralı olan III. Tridat, 301’de Part asıllı Grigor Lusavoriç / Aziz Grigor eliyle vaftiz edilir ve Dünya’da ilk kez, Hristiyanlık, devlet inanı olur. Ermenilerin Hristiyanlığı benimseyip resmi inan olarak kabul etmesi, Pers devletinden ve doğudan sürekli kopuşa yol açar. 640’lı yıllarda Arap ordularının Ermenilerle anlaşarak Hazar Türklerine karşı savaştıkları görülür.

Ermeniler, Arapların egemenlik dönemlerinde genel valilerle / “Ostikan”larla yönetilir. Özerkliklerini büyük ölçüde korurlar. Abbasiler döneminde de Ermenilere özerklik / “Ermeniyye” verilir.

Selçuklular döneminde Ermeni toprakları büyük ölçüde Bizans-Türk çarpışmalarına sahne olur. Bu çarpışmalarda Ermeni yurtları da sürekli coğrafya değiştirir. Aslında Bizans’ın bağlı olduğu kiliseye bağlı olmayıp, bağımsız kilise olan Ermenilere karşı Bizans’ın tavrı çok sert. Onları inansız ve büyük günahkârlar olarak görür. Bundan ötürü Ermeniler Bizans’tansa İslam öğeleriyle anlaşmayı daha çok yeğler.

İstanbul’un almasından sonra Bizanslı Rum’lara inan ve duyunç özgürlüğü tanınması yanında, Fatih, Ermenilere bazı ayrıcalıklar tanır ve Rumlardan ayrı bir toplum olarak yaşamalarına izin verir. Bu ayrıcalıklar Anadolu’dan İstanbul’a Ermeni göçünün başlamasına neden olur. 1681’de Kanuni döneminde gelenlerle birlikte İstanbul’daki Ermeni yoğunluğu doksanbin’e ulaşır.

1880 yılından sonra Rusya’nın da kışkırtmasıyla Doğu’daki Ermeniler, vergiler sözdenedeniyle Sason’da ayaklanırlar. Ama Sultan Abdülhamit tarafından yerel aşiretlerden oluşturulan “Hamidiye Alayları” tarafından bastırılır. Çarpışmalarda her iki tarafın da insan kaybı çok olur.

Ermeniler 1918’de Gürcü ve Azeriler ile birlikte “Transkafkasya Federal Cumhuriyeti’ni kurarlar. Ama birkaç ay sonra birlik dağılır. 1920’de Sovyet ordusunun ele geçirdiği Ermenistan; 1922’de Gürcistan ve Azerbaycan ile birleşir. Böylece SSCB’nin bir parçası olan Transkafkasya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş olur. 1936’da kabul edilen Yeni Sovyet Anayasası Ermenistan’a Sovyetler birliği içinde ayrı bir cumhuriyet konumu kazandırmış olur.

Sınır içi Türk- Ermeni ilişkileri aşağıda ayrıntılarıyla verilecek

Ermenilerin büyük bölümü Grogoryen kilisesine bağlı. Protestan ve Katolik olanlar da var.

Ermenice, Hint-Avrupa dillerinin bir kolu. Yunanca, Latince ve özellikle Farsça’dan çokça sözcük alır. Sonraki dönemlerde Ermenice’ye, Arapça, Türkçe ve Fransızca sözcükler girer. Ermenicede Kökeni bilinmeyen sözcükler oranı %60 üzerinde.
Ermenice, Germence’ye yaklaşan bir ses değişimiyle Hint-Avrupa ses dizgesi yerine, komşu Kafkas dillerinin ses dizgesine iyice yaklaşır, biçim ve ses bakımından Hint-Avrupa ana grubundan iyice ayrılır.

XIII. yy’dan sonra bütünüyle bir Türk yurdu olan Kırım’a giden Ermeniler, kendi istemleriyle Ermeniceyi bırakıp; Kıpçak Türkçesi’yle konuşmaya başlarlar. Böylece, Ermeni Kıpçakçası denilen bir dil türer. Kırım Ermenilerinden Ukrayna ve Polonya’ya göç edenler arasında bu dil ile yetkince yapıtlar yazılır. Bu biçimde Ermeni abecesiyle Türkçe güzel yazmalar var. Daha çok Ermeni Toplumu mahkeme kararları, evlilik kayıtları, noter senetleri gibi birçok belge bu dilde düzenlenir. Ermeni Kıpçakçası yapıtları arasında, Kıpçak Yazım Kuralları ile Ermenice-Kıpçakça-Fransızca sözlük var.

Artık, Türk-Ermeni Yakın Tarih Serüveni’ne gelebiliriz.

Çöküş dönemi Osmanlısında Türklere karşı tavırları değişen Ermenilerin, devletin güçsüz kaldığı sıralarda tavırlarının daha da netleşeceği doğal.

Sadrazam İzzet Paşa'nın mecliste okunan hükümet bildirgesinde, zorunluluklar yüzünden göçe zorlanan yurttaşların yerlerine geri geleceği açıklandığı zaman Ermeni Milletvekillerinden biri "Ahd ile vefa, kavl ile fiil arasında çok uzak mesafe var" diye çelteşik / kinayeli sözler söyler. [1]. Bununla birlikte hükümet, verdiği sözleri yerine getirmek üzere "tehcir" sorununu ön tasarda ele alır. Ancak Ermeni göçürmesi sorunu hükümet tarafından ülkede güvenliği bozarak devletin varlığını tehlikeye sokan bir bölümün sorunu değil de yalnızca, ittihatçıların bir kötü devinimi gibi kabul edilir görülmekte. Nitekim Padişah bile, Ermeni göçtürmesinden ötürü üzgün olduğunu ve buna neden olanların cezalandırılacağını bildirir. [2]. Yine Padişah 7 Aralık 1918'de "Ayan azası"ndan Azaryan Efendi'ye Ermeniler hakkında iyi düşüncelerini açıklayarak, onlara karşı yapılmış olan kötülüklerden üzüntü duyduğunu, ancak bu kötülüklerin küçük bir bölüm tarafından yapıldığını, bu nedenle de yapılanlardan Türk ulusunun sorumlu tutulmamasını söyler. [3].

Padişahın bu sözleri, Ermenilerin bütünüyle günahsız oldukları, ülke içinde herhangi bir olaya neden olmadıklarında bile kendilerine kötü davranıldığı ve sonucunda da haksız bir işleme bağlı tutuldukları gibi bir anlam taşır. Ayrıca bu sözlerden Ermenilerin, İmparatorluk içinde hala dostluğu ve bağlılığı içten olan bir "tebaa" gibi yaşayan insanlar olarak kabul oldukları da anlaşılmakta.

Oysaki Ermeniler, birçok yıldan beri ne içten bağlı ne de suçsuz bir tebaa.

Onların son yıllarda yurt sınırları içinde yaptıkları devinimlerse, her tür hoşgörünün çok üstüne çıkar. Fakat dünya Hıristiyanlık evreni, gerçekleri asla görmek istemez. Bağlı olduğu ülkeye kötülüklerde bulunan, o ülkenin halkını öldüren bu ulus, günahsız; suçlarına göre onları cezalandıranlarsa suçlu sayılır.

İşte Hıristiyanların bu tutumundan büsbütün atılganlık alan Ermeniler ve bu arada Ermeni Patrik'i Zaven Efendi, bırakışma yıllarında "Mavri Mira Heyeti"yle [4], çalışmalara başlar. Rum Patrikhanesinde Türkler zararına toplantılara katılır [5] ve Rumlarla işbirliği yapar. Çünkü Yunanlılarla onların çıkarları, biri Türkiye'nin batısında öteki de doğusunda toprak kazanmak istedikleri için çatışmamakta.

Gerçi Pontus toprakları ve kurulacak Pontus devleti üzerinde bir anlaşmaya varamazlar. Fakat "ortak düşman" olarak görülen Türklere karşı besledikleri duygular da ortak. Bu bakımdan, hangisi tarafından olursa olsun, Türklere karşı kazanılan bir başarı ötekini sevindirir [6].

Fakat Ermenilerin, Türkiye ve Türkler hakkındaki düşünce ve duygularının neler olabileceğini bilmelerine karşın o dönemdeki Osmanlı Devlet adamları, yine de Ermeni Patrik'i Zaven Efendi'nin, güvenliğin bozuk olduğunu, Türk memurlarının Ermenilere karşı kötü davrandıklarını, o anda bile Ermenilerin öldürülmekte olduğunu söyleyerek yakınmada bulunması üzerine devinime geçerler ve ilgililere herhangi bir olaya neden verilmemesi konusunda gerekli uyarmalarda bulunurlar [7].

Ayrıca "tehcir" / göç ettirme sırasında yapıldığı öne sürülen yolsuzlukları ve eziyeti "Mahallerinde incelemek ve şikâyet sahipleri ile de görüşmek üzere adalet ve içişleri memurlarından oluşan" yarkurullar kurarlar. On bölgeye "heyetler" gönderilmesine karar verilir [8]. Bazı görevliler hırpalanır, bazıları da asılır.

Oysaki hırpalanan ve asılan bu görevliler, yasalara dayanılarak verilen buyrukları uygulamanın dışında başka bir şey yapmazlar. Kaldı ki, buyruğu verenlerle buyruğu uygulayanlar, bu biçimde yurtlarına hizmet ettikleri inancında. Gerçekten, Ermeni sorunu incelendiğinde "tehcir”i yapanları suçlamağa olanak yok. Bu kesin yargının karşısında herhangi bir görüş yürütmeden, aşağıdaki satırları okumak da kesin bir koşul.

Ermeni sorunu:

“Bağımsız bir devlet kurdukları dönem son derece kısa olan” ve Anadolu’dan geçen bütün fatihlere, bu arada Osmanlılara da boyun eğerek [9] bağlı olan Ermenilerin, bu devletçe; 1461’de Patriklik, 1860’da da dinsel, ulusal ve toplumsal sorunlarını söyleşmek üzere “Ermeni Meclis-i Umum-i Milisi” adlı bir meclis kurmalarına izin verilir [10].

Uzun süre Osmanlıların, “İçten bağlılığı denenmiş tek Hıristiyan öğe” saydıkları, hatta “Millet-i sadıka” bile dedikleri Ermeniler, bu güvenin gölgesi altında ve büyük bir özgürlük içinde okullarını açar, yönetir, eğitim yapar, öğretmen ve papazlarını atar, inansal ve ulusal sorunlarını açıkça tartışır, tecim ve tarım etkinliklerini erinç ve gönenç içinde yapar, devletin en üst orunlarına yükselebilirler [11].

Ama onlar Ondokuzuncu yüzyılın ortalarından sonra, İmparatorluğun doğu toprakları üstünde bağımsız bir Ermenistan kurma düşü görürler. Bu düşünce, üç kaynak tarafından ortaya atılır ve beslenir. Bu kaynakların Ermenilerle olan ilişkilerini sıralar ve özetlersek:

Rusya ve Ermeni sorunu:

Bağımsız bir Ermenistan’ı, Osmanlı İmparatorluğunun dağılma nedenleri arasında düşünen Rusya, önceleri Türkiye Ermenilerini kışkırtmakta ve korumada birinci tasarda yer alır ve “Etchmiadsin Katolikosluğu” aracılığıyla Türkiye’deki Ermeni dinsel orunlarına kendi yandaşlarını getirmeği başarır {12]. Bu inan adamlarının, Ermenileri, Osmanlı karşıtlığı kışkırtmalarda pek büyük rolleri olur [13]. Bundan başka Ermeni yazarları Rusya’da istedikleri gibi gazete ve kitaplar çıkarabilir, yayımladıkları bu yapıtlarla, Türklerin, Ermenilere kötü davrandıkları ve kıydıklarına ilişkin uydurma haberler verirler; böylece Türkiye Ermenilerini ve Hristiyanlık evrenini Osmanlılar zararına kışkırtırlar [14].

Rusların gösterdiği yakın ilgiden Ermeniler o denli umutlanır ki, 1877 Osmanlı-Rus Savaşından bu yana Türkiye’nin doğu toprakları üzerinde özerk bir Ermeni yönetiminin kurulacağını düşünmeğe başlarlar.

Bundan ötürü ki, Ermeni Patriği Nerses Vorçe Bedyan, İstanbul yakınına dek gelen Rus ordusu komutanı Grand Düke Nicholas’dan, Türklerle yapılacak barış antlaşması koşulları arasına, “Vilayet-i Şarkiye”de Ermeni özerkliğinin de konulmasını ister [15]. Gerçi Ruslar, bu konunun gerçekleşmesi için çok çalışırlar. Fakat Ayastafanos Antlaşmasını değiştiren Berlin Kongresi kararları arasına bu konuda, Ermenilerin çokça bulunduğu “Türk Vilayetleri”nde iyileştirme / “ıslahat” kaydının konulmasından başka bir şey elde edemezler.

Ancak, Ruslar ve Ermeniler de bilir ki, “Avrupa devletlerinin gözünde Türkiye’de iyileştirme demek, herhangi bir Hristiyan öğenin özerkliğini sağlayacak oluşumlarla ayrıcalıkların” bütünü demek [16]. Ayrıca Ruslar, Ayastafanos Antlaşması ve Berlin Kongresi hükümleri gereğince Batum, Kars, Ardahan gibi Türk kentlerini ele geçirerek Türkiye Ermenilerini daha kolay kışkırtacak ve onlara daha çok olanaklar sağlayacak bir duruma gelmiş olurlar.

Nitekim Ruslar, ele geçirdikleri yeni topraklar üzerinde o denli acımasız devinirler ki, bu toprakların sahipleri olan Türkler, oralarda daha fazla kalamazlar ve Anadolu’nun daha batı kısımlarına doğru göç ederler. Üç yıl içinde göç edenlerin sayısı seksenikibin’e ulaşır. Birinci Dünya Savaşına başlandığı zaman, Kars’ta yalnızca kırk Türk evi bulunur. Ancak, bu topraklar üzerinde bir boşluk oluşa gelmez. Türklerden boşalan yerlere Ermeni, Rum ve Süryaniler yerleştirilir. Böylece de bu bölgede bir Hristiyan çoğunluk oluşa getirilmeğe çalışılır.

İngilizler ve Ermeni sorunu:

Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında İngilizlerin, “Şark Meselesi”nde Rusya’yı tek başına bırakmamak için, bir yandan Osmanlılarla Kıbrıs için bir antlaşma imzalamaları; diğer yandan da Ermeni özerkliğinin birinci derecede savunucusu durumuna gelmeleri, Rusya’nın dikkatini çeker.

Gerçekten İngiltere, doğu Türk illerinde özerk bir Ermeni yönetiminin kurulmasını, Rusya’nın bu yönden İskenderun körfezine inmesi için bir engel görür ve bu nedenle de Ermeni özerkliği işini ciddi olarak ele alır. Nitekim bu sıralarda iktidarda olan “liberaller” ve bu arada Gladstone, Ermeni sorununu İngiltere’nin en önemli işlerinden biri gibi algılar ve “Ermenilere yardım, insanlığa hizmettir” der [17]. Onun bu tutumu, bir yandan İngiltere’deki Türk düşmanlığını çoğaltır [18]; diğer yandan da Ermenilerin umutlarını ve İngiltere’ye karşı güvenlerini artırır.

Ama İngiltere’nin bu ilgisi aynı zamanda Rusların Ermenilere karşı beslediği “sempati”yi zedeler. Çünkü Romanya ile Bulgaristan, Rusların yardımlarıyla oluşmalarına karşın onların Akdeniz’e inmelerine yarayacak olan batı yolunu kapatırlar. Onun için Rusların Akdeniz’e inme erekleri bundan sonra ancak Doğu Anadolu yoluyla gerçekleşebilir.

Oysaki şimdi de “Vilayat-ı Site” de Ermenilerin özerk duruma gelme işine İngilizler karışır ve bu konuda ön tasara bile geçerler. Şu durumda bu bölgede kurulacak olan Ermenistan, Rusya’ya hizmet değil, tersine olarak Akdeniz’e inilecek ikinci yolun da kapatılmasına neden olabilecek. Onun için Bağımsız Ermenistan’ın bu bölgede kurulmaması gerekir. Kaldı ki Rusya bu sıralarda Kafkasları ve oralarda çok kalabalık olan Ermenileri Ruslaştırmak için büyük bir etkinliğe girişir ve “Ermeni kilisesini, dilini, ekinini” yok etmeği erek edinmiş durumda [19]. Bundan ötürü 1903’de Rus Çar’ı, Ermeni kiliselerine ilişkin bütün özel iyeliklere el konulmasını, her dereceli Ermeni okullarında Rusça öğrenim görülmesini, Ermeni papazların her tür haklarının sınırlandırılmasını buyurur [20].

İşte bu buyruğun yerine getirilmesi sırasında kilise kapıları kırılır; papazlar tutuklanır; hatta kilise görevlilerinden bazıları öldürülür. 1905’de Bakû’de büyük bir kalabalık, Ermeni yerleşim bölgelerine saldırır. Kolluk güçleri, Ermeni yakarışlarına kayıtsız kalır. Pek çok Ermeni öldürülür. Bu olay Petersburg’da öğrenildiğinde halk. “Ermenilerin bütün yuvalarını tahrip ve hak ile yeksan etmeli” der [21].

Bu siyasal değişim Ermeniler için bir yıkım ve kırım olur. Pek çoğunun Rusya’dan ayrılmasına, bu arada Türkiye’de yerleşmesine neden olur.

Bununla birlikte Ruslar, gerektiğinde özellikle Türkler söz konusu edildiğinde, Ermenilerden yana araya girerek, onlara yardım ederler. Ermeniler de, kendilerine yapılan kötü eylemlerden ötürü Ruslardan umutlarını kesmiş de değiller.

Nitekim Ermeni sorunuyla en yakından ilgilenen Bogos Nubar Paşa, “Ermenilerin bütün umutları güçlü Rus korumacılığında toplanmıştır. Her durumda Rus hükümetinin görüşlerini izlemeğe hazırdırlar [22] der. Aynı Paşa, Balkan Savaşlarını izleyen günlerde Etchmiadsin Katolikosluğu tarafından, “Vilayet-i Şarkiye Islahatı” sorununu savunmak üzere bir kurulla Avrupa’ya gönderilir [23].

Ermeni komiteleri ve Ermeni sorunu:

Ermeniler, doğu Türk vilayetlerinde yenileştirme / “ıslahat” yapılması sorununun antlaşmalara girmiş olmasını, ereklerine doğru atılmış bir adım olarak görürler.

Ereğe daha hızlı varmak için de, Avrupa’nın birçok kent ve ilçeleri, Türkiye, Kafkasya ve Mısır’da birtakım kuruluşlar oluştururlar [24].

Bunların başlıcaları 1887’de Londra’da kurulan “British Armenio Committee”, Almanyada kurulan “Deutsche Orient Mission”, Kahire’dek, Ermeni Genel Hayır Birliği ile Hınçak ve Daşnak komiteleri [25]. Bu son iki kuruluş Ermenileri kışkırtmakta, korkutma ve yıldırma devinimlerine yöneltmekte çok ileri giderler.

İlk olaylar – İstanbul’da birinci ve ikinci Ermeni patırtısı:

Komitelerin ve inan adamlarının kışkırtması sonucunda ilk kıpırdamalar başlar.

1894 Ekim’inde Van Gölünün güney batısındaki dağlık bölgede, Samsun’da, vergi yüzünden bir ayaklanma / isyan çıkar. Gerçi hükümet kuvvetleriyle yaptıkları çatışmalarda ayaklananlardan birçoğu, biraz sonra çıkan ve “Diyarbekir Vak’ası” denilen olayda da Ermenilerin bir kısmı öldürülerek durallık / dinginlik sağlanır.

Ama hükümetin tutumu, Ermeniler tarafından Avrupa’ya abartılı bir biçimde duyurulur. Bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlıların oluşturduğu “Tahkikat Heyeti”ne temsilcilerini katarak işe el atarlar [ 25].

Bu kurul Muş’ta uzun bir süre kalarak inceleme yapar. Kuruldaki yabancılar, her zamanki gibi Osmanlıyı bu kez de haksız bulurlar. Onun için bu üç devlet 11 Mayıs 1895’de Babıâli’ye bir andırı / muhtıra vererek Berlin Antlaşması’na göre yapılacak “ıslahat”ın yerine getirilmesini, doğu vilayetlerine beşer yıl süre ile valiler atanmasını ve bunların seçilmesinde büyük elçilerin oydaşma / onamalarının alınmasını, yerel öğelerden karma jandarma oluşumunu, halkın seçimiyle vilayet meclisleri kurulmasını, türesel / adli ve parasal / mali iyileştirme işlemlerinin yapılmasını ve Kürt aşiretlerinin göç devinimlerinin denetime bağlı tutulmasını isterler [27].

Babıâli bunların bütününü de olurlamaz. Bundan sonradır ki, birkaçyüz silahlı Ermeni iyileştirme sözdenedeniyle Babıâli’ye yürür. Devletin silahlı güçleri bunları karşılar, fakat durallığı ve güvenliği üç gün sonra elde edebilir. Bununla birlikte Ermeniler 26 Ağustos 1896’da İstanbul’da yeniden devinime geçerler. Osmanlı Bankası’nı basarlar ve Ermeni istemleri hemen karşılanmazsa bombalarla bankayı yıkacaklarını bildirirler [28]. Olayı önceden öğrenen hükümet güçleri gerekli önlemleri alırlar. Buna karşın bazı silahlı Ermeniler, Türklere ateş açarlar; bazıları da evlerinden bomba ve kurşun atarak olaylara katılırlar.

Bu durum, doğrusu, sinirleri gergin olan Müslümanları heyecanlandırır ve Ermenilere karşı devinime geçmelerine neden olur. Sonucunda birçok Ermeni’nin öldürüldüğü, ama Rus pasaportuyla gelip bu olayı yönetenlerin, Fransız ve Rus’ların yardımıyla kaçmayı başardıkları anlaşılır.

Gerçi “Birinci ve İkinci Ermeni Patırtısı” adını alan bu devinimler başarılı olamaz, ama başarısızlık, komitecilerin atılganlığını da kırmaz. Çünkü 25 Temmuz 1905’de onlar daha büyük boyutlu bir işe girmekten çekinmezler. “Cuma Selamlığı”nda, Sultan Hamit’i öldürmek için “Machine İnfernale” denilen saatli bir bomba patlatırlar [29]. Erekleri, Padişah’ı öldürdükten sonra Babıâli’yi, Köprü’yü, Tünel’i, Osmanlı Bankası’nı ve daha bazı yerleri havaya uçurup, İstanbul’da kanlı bir hava oluşturarak böylece yabancıların el koymasını sağlayıp Ermeni istemlerini elde etmek.

İttihatçıların ilk dönemleri ve Ermeniler:

1908’de ilan edilen ikinci meşrutiyetle Osmanlı bağlılarının bütününe hem özgürlük hem de birçok haklar sağlanır. Ermeni sorununu o güne değin çıkmaza sürükleyen Sultan Hamid siyasası bırakılır. Ermenilere karşı içten bir hava estirilmeğe çalışılır. İşledikleri suçlardan ötürü sürülen Ermenilerin geri dönmelerine izin verilir. Hatta eski Patrik İzmirliyan’a karşılama bile yapılır [30]. İttihatçılardan, Ermeni törenlerine katılanlar, Ermeni hayır kuruluşları için toplantı ve konserlere bile gidenler olur.

Öte yandan Hınçak Komitesi başkanı bir toplantıda “Artık faaliyet-i ihtilaliyeye hitam vererek bütün mevcudiyetleriyle” ülkeye hizmet edeceklerini söyler. Daşnak başkanlarından birisi de, bizim en önde gelen görevlerimizden biri “Meşrutiyet-i Osmaniyeyi muhafaza, anasır-ı Osmaniyenin hüsn-i imtizacını temin ve İttihat ve Terakki Cem-iyetiyle teşrik-i mesai olacaktır” der [31].

Ama Ermenilerin sözleriyle davranışları birbirlerine uymaz. Başlamış olan bu görünen dostluktan yararlanarak onlar, okullar ve diğer kuruluşlarında Ermeni ulusu ve ulusçuluğu üzerindeki propagandalarını artırırlar.

Türkler ve Türklük karşıtı yapıtların okunmasına daha çok zaman ayırırlar. Kuzeyinde Karadeniz ve Gürcistan, doğusunda Hazar denizi ve İran, güneyinde Mezopotamya ve batısında Kızılırmak bulunan bir Ermenistan’ı yapıtlarında açıklamaktan [32] ve komitecilerle ihtilalcilerin marş ve şarkılarını okullarda söylemekten çekinmezler [33]. Gedikpaşa tiyatrosunda, Beyoğlu ve Üsküdar sahnelerinde “Vartan Manikonyan” oyunu oynandığı sırada hep bir ağızdan ihtilal havaları söyleyerek “Ermenistan özgür, Ermeniler özgür” denildiğinde de “Yaşasın Ermenistan” diye bağırma küstahlığında bulunurlar [34].

İşte bu özgürlük içinde komiteciler Ermenileri silahlandırmak için, türlü yollardan farklı biçimde ve kolayca silah, bomba sağlarlar. Gerekli yerlerde bunları depolayıp, nasıl kullanılacağını Ermeni gençlerine öğretirler. Bir an gelir ki, Ermeniler, bir ayaklanma ve insan kıyımı için artık hazır [35].

Adana olayı:

Zamanında “Kilikya”ya göç etmiş Ermeniler tarafından kurulmuş olan “Küçük Ermenistan”ı yeniden kurma düşünde olanlarla, Adana piskoposu Muşeg, 14 Nisan 1909’da Ermenileri ayaklandırırlar. Bu devinim, Adana, ilçeleri ve çevresindeki kentlerde iki gün sürer.

25 Nisan’da başlayan ikinci ayaklanma ise yalnızca Adana kentinde oluşur.

Her iki devinimde de, Ermeni ayaklanmacılar Müslüman mahallelerine saldırarak, cinsiyet gözetmeksizin kıyıma başlarlar. Türkler, can, mal ve iffetlerini korumak için silaha sarılır. Sonrasında iki taraf arasında kanlı çarpışmalar olur ve sonucunda durum Ermenilerin zararına gelişir [36]. Olayı hazırlayanlardan biri olan Muşeg, ayaklanmanın ikinci günü İskenderiye’ye kaçarak canını kurtarır. Ama yalan, dolan ve bozgunculuğunu bırakmayarak yayımladığı “Les Vepres Ciliciennes” adlı yapıtında olayları dünyaya yanlış ve karşıt bir biçimde duyurur [37]. O böyle yapmakla devletlerin işe karışacaklarını umar.

Ama olayın Avrupa basınında yer alacağını ve bunun saltlıkla Türkler zararına kabul eden İttihadcılar, Avrupalılara hoş görünmek için, ivedilikle soruna el koyarlar. Ayaklanmayı hazırlayan Ermenileri değil, savunmada olan Türkleri cezalandırırlar. Bahçe İlçesi müftüsü ve 46 Türk’ü asarlar. Buna karşılık yalnızca bir Ermeni hüküm giyer [38]. Böylece, Sultan Hamit’in son yıllarında çok geri tasarda olan Ermeni sorunu, Meşrutiyet’le birlikte yeniden alazlanır [39]. İttihatçılar ise hala “İttihad-ı Anasır” düşünde.




Ermeni komitelerinin artan etkinlikleri:

1910’da Kopenhagen’da, Daşnakların yaptığı bir toplantıda ilginç kararlar alınır. Bu kararlara göre; Türkiye’deki Ermenilerin askeri eğitime bağlı tutulması, Daşnak’ların buyruklarına uymayan Ermenilerin öldürülmesi, ama bu biçimde işlenecek cana kıyımların Türkler tarafından yapıldığının ortaya atılması [40]. Aynı komite, 1913 Mart’ında, şubelerine gönderdiği bir yazıda, Rusya, Fransa ve İngiltere’nin “Ermeni vilayetinde [41] özel bir yönetim oluşumu hakkında” düşünce birliğine vardıklarını bildirir [42].

17 Eylül 1903’de Köstence’de bir toplantı yapan Hınçak’lar da bazı kararlara varırlar. Bunlara göre, 62 yıldan beri savaşım vermekte olan Ermeni ulusunun, yeniden ve daha güçlü olarak siyaset alanına çıkması için, meşrutiyetten sonra biraz dinlenmesi gerekir.

Meşruti bir yönetim içine giren Osmanlı Devleti’nin de yapmış olduğu bazı söz vermeler var. Oysaki Osmanlılar verdikleri sözlerin hiçbirini yerine getirmeyip, üstelik İttihatçıların ülkülerinin, kurmak istedikleri yeni düzen ve yönetim ile İmparatorluk içindeki türlü öğeleri birbirleriyle kaynaştırıp yok etmek olduğu anlaşılır [43].

Onun için Ermeniler, insanlık ve ulusal haklarının yasal yollarla elde edilemeyeceğine inanırlar. Ve yasal olmayan yollara yeniden yönelmeğe, yeni “siyasal ve ekonomik” koşullar oluşuncaya değin parti kavgalarına son vermeğe ve “Bağımsız Ermenistan Düşüncesi”nin savunulması işini yineleme kararı alırlar [44].

İttihatçılar, doğu illeri için istenilen düzenlemeleri uygulama yolunda:

Oysaki ittihatçılar, doğu Anadolu’da yapılması istenilen “ıslahat”ı uygulama kararında idiler. Bu nedenle de yabancı bakmanlar / müfettişler tarafından verilen Doğu Anadolu’nun “ıslahatına ait mukavele”yi, 6 Şubat 1914’de imzalarlar [45].

Buna göre Trabzon, Erzurum ve Sivas illeri genel bakmanlığına Hollandalı Westernenk; Van, Bitlis; Elazığ ve Diyarbakır illeri genel bakmanlığına da İsveçli Hoff getirilir. Ama kendilerine dörderyüz lira maaş bağlandıktan başka oturmalık da ayrılan ve geniş yetkiler tanınan bu bakmanlarla, henüz bir iş göremeden, Birinci Dünya Savaşı başladığından, sözleşmeler bozulur.

21 Temmuz – 11 Ekim 1914 arasında Ermeniler:

21 Temmuz 1914, Osmanlıların seferberlik ilan ettiği ve 11 Ekim 1914 de Birinci Dünya savaşına girdiği tarihler.

Bu iki tarih arasında, Ermenilerde, yurt içinde ve dışında büyük bir etkinlik görülür. Yurt içindekiler, dışta bulunanlarla açık-gizli yazışmalarını sürdürerek birbirlerine haberler ulaştırır. Etchmiadzin kilisesi ile bağlantısı bulunan İstanbul Ermeni Patrik’i, oradan aldığı yönergeye uyarak yurt içindeki Ermeni papazlara gerekli buyruklar verir.

Ama Osmanlı hükümeti bazı şeyler duyduğu için Ermeni ileri gelenleriyle Patrik’e bir ayaklanma oluşa geldiğinde çok sert davranılacağını bildirir. Belki de bundan ötürü İstanbul’da Ermeni temsilcileri toplanır ve Osmanlı hükümetine sadık kalacaklarına ilişkin bazı kararlar alırlar. Ermeni Patrikhanesi de, seferberliğe hizmet eder görünmeği gerekli sayar. Ermenilerden, hükümete yardımcı olunmasını ister ve “Tekâlif-i Harbiyye’ye iştirak olunması”nı salık verir [46].

Ama onların bu kararlara uymadıkları ardı sıra gelen olaylardan anlaşılır. Çünkü bir yandan, yurt dışındaki bürolar ve dernekler [47] aracılığıyla Ermeni gönüllü alayları / “İntikam Alayları” kurup, bunların Rusya ve Fransa buyruğunda savaş alanlarına gönderilmelerini sağlarlar; diğer yandan da, Avusturya Veliaht’ının öldürülmesini fırsat sayarak bildirgeler yayımlarlar. “Başkaldırı ve Savaş Çanlarını Çalma” zamanının geldiğini, bağlılaşık devletleri safında, özellikle Rusya’nın yanı başında devinmenin gerekli olduğunu açıklarlar. “O halde arkadaşlar ileri ve iş başına” diyerek [48], Türkiye’deki Ermenilere de gerekli imleri verirler [49].

Yurt içindeki kaynaşma ise sürer. Nitekim hükümete sadık kalacaklarını bildiren Ermeni önderleri, daha Osmanlı seferberliği ilan edildiği gün, Daşnak’ların İstanbul merkezinde toplanır ve taşra kollarına gizli yönergeler gönderirler. Bu yönergelere göre, eğer Rus ordusu Osmanlı sınırını geçer ve Osmanlılar da gerilerse Ermeniler hemen silahlı harekete başlayıp, Osmanlılara saldıracak, onları iki ateş arasında bırakıp, gerekli yapıları bombalarla uçurup, “Levazım kafileleri”ni vuracaklar [50]. Osmanlı ordusu ilerlerse silahlarıyla Ruslara katılacak, Türk ordusunda askerlik yapanlar birliklerinden kaçarak çeteler oluşturacak [51].

Çünkü kendi deyişlerine göre, bu zaman, “Yirminci asır medeniyetine bir hakaret olan” Türk canavarını öldürme zamanı [52].

Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeni ayaklanmaları:

Rus’ların, 31 Ekim 1914’de Doğu Beyazıt’tan ve 1 Kasım 1914’de de Erzurum yönünden Osmanlı sınırlarını geçerek ilerlemelerini fırsat sayan Ermeniler, tasarları gereğince bir yandan çeteler kurarlar; yollar keserler, Türk köylerine saldırırlar; diğer yandan da olanak buldukları kentlerde ayaklanma başlatırlar.

Bunların ilki Zeytun ilçesinde oluşa gelir. Maraş iline bağlı, şimdiki adı Süleymanlı olan bu ilçede Ermeniler, seferberliğin ilanı üzerine vergi vermek istemezler, aralarından asker toplanması da olur vermezler. Ayrıca çete biçiminde dağlara çıkarak, asker olmak için şubelere giden Türk gençlerini öldürmeğe, hükümet memurları ve jandarmaya saldırırlar. Bunlarla da yetinmeyip, Zeytun hükümet konağını basarak jandarmaları öldürürler. Tutuklu olarak cezaevinde bulunan Ermenilerin salıverilmesini isterler. Bundan başka 7–8 yüz kişilik bir ayaklanmacı gurubu “Tekye Manastırı”nda, üzerlerine gönderilen hükümet güçlerine karşı silah kullanır, Maraş jandarma komutanı Binbaşı Süleyman Bey ile yirmibeş eri şehit ederek, ondördünü de yaralarlar [53]. Gerçi bu çarpışmalar sonunda ayaklanmacıların bir kısmı ele geçirilir; ama bir kısmı da, geceden yararlanarak dağa kaçar.

Bu ise Müslümanlar için büyük bir yıkım olur. Çünkü rastladıklarını öldürürler. Köyleri ateşe verirler. Bu şekilde, Ziya Gökalp’ın dediği gibi “Türkiye’de bir Ermeni katli-amı değil bir Türk-Ermeni mukatelesi” başlar [54].

Bitlis ili öteden beri Ermeni komitacılarının etkinliklerine sahne olur ve olaylar yoğunlukla bu bölgede oluşa gelir. Çünkü Van Milletvekili Vahan Papasyan’nın sorumluluğunda bulunan ve kurulacak Ermeni devletinin merkez topraklarını oluşturan [55] bu yöre Ermenileri, öteki bölgelerdekilerden daha da çok özenle yetiştirilir ve silahlandırılırlar. Bundan ötürü, seferberliğin ilanıyla birlikte olaylar hemen başlar ve bir köyde, askere gitmemek için ateş açılır.

Erzurum ve Erzincan’da da, askere gitmemek için türlü umarlara yeltenirler, ayrıca hasta ve hava değişimine giden Türk askerlerini öldürürler. Köylü Türk kadınlarına gözdağı verilerek, asker olan eşlerinin birliklerinden uzaklaşmalarını sağlamaya çalışırlar.

Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Ankara ve Trabzon “vilayet”lerinde de kanlı olaylar olur. Türkler öldürülür; malları yağma edilir; Türk ordusunun gerilerinde gerekli yıkımlar yapılır; hatta “Askere ekmek yapan Ermeni fırıncılardan bazıları ürettikleri ekmeklerle askerleri zehirlemeğe” bile kışkırtılır. Buna girişilir [56].

Ama Van’da olanlar, bütün bunlardan daha korkunç ve acımasız. Burada ilk önemli devinim Şubat 1915’de Tımar bucağı merkezinde çıkar. Daha birinci gün ayaklanmacıların sayısı bin kişiyi geçer. İlk atılımda bir jandarma yüzbaşısıyla bir kısım jandarmanın ölümüne neden olan bu ayaklanma daha büyük merkezlere sıçramakta gecikmez. Az sonra Van kentinde de başlar. Telgraf tellerini kesen isyancılar, Ermeni çevrelerini sarmış olan Jandarma, polisler ve kışladaki askerlere saldırır; yardım gelmesini önlemek üzere kentin dışında önlem alırlar. Sayıları beşbinden fazla olduğu kestirilen ayaklanmacılar, ayrıca bazı binaları bombalarlar. Müslüman mahallelerini ateşe verirler. Bu biçimde kentte yirmiüç gün kanlı olaylar oluşa gelir. Bu süre sonunda Van, Ermenilerce bütünüyle “işgal” olunur [57]. Kaçabilen Türkler, Ermeni davranışları hakkında ürkütücü açıklamalarda bulunurlar. “Halkın çoğu öldürülmüş; kadınların ırzına geçilmiş; Türk kadın ve kızları bazı evlerde toplatılmış ve buralar genelev olarak kullanılmış…” [58]. Van’da, binbeşyüz kadın ve çocuktan başka Türk kalmaz. Bunları da oradaki Amerikalılar korur [59]. Kent baştanbaşa ören olup, çarşı toptan yanar.

Göçürme / Tehcir yasası:

6 Mayıs 1915’de Ruslara teslim edilen bu kentte Ermeniler, Aram ve Vardan’ın başkanlığında hemen örgütlenmeğe başlar. Yani, “İlk Ermeni eyaletinin Genel Vali’si Aram Manokyan”nın başkanlığında bir de geçici hükümet kurulur. Ayrıca yönetimsel bölümler yapılarak “Ermenistan bölgesi ondört eyalete” ayrılır [60].

Bütün bunlara karşın Hükümet, herhangi bir “yola getirme” devinimine girişmeden önce, Ermeni Patrikhanesi ile Komitelere ve Ermeni Milletvekillerine, yapılanlardan vazgeçilmezse, şiddetli önlemlerin alınacağını konusunda uyarıda bulunur. Ama bu uyarıya kimse aldırmaz. Üstelik Ermeni kıyımı daha da artar. Bundan sonradır ki, Osmanlı Devleti, yurdun her yandan düşman saldırısına uğradığı bu yıkım döneminde, yurt hizmeti görmek istemeyen, silahlarıyla birliklerinden kaçan, düşmanla işbirliği yapan, Orduyu arkadan vuran, çaşıtlık yapan, yolları keserek köyleri basıp soyan, Türk halkını öldüren, ırza geçen, jandarma ve polise karşı kanlı devinimden asla kaçmayan bu insanlara karşı devinime geçme zorunluluğunda kalır. Ve bu nedenle de komite merkezlerini kapatır [61].

Sonrasında da, Hükümet buyruklarına, yurt savunmasına ve güvenliğin korunması için alınacak önlemlere karşı çıkacaklarla çaşıtlık yapanların “tek başına ya da toplu olarak” “Hükümetçe belirlenen” bölgelere taşınabilmeleri için, 14 Mayıs 1915’de bir yasa çıkarır. Üç maddeden oluşan ve “Tehcir Kanunu” adını alan bu yasayla Ordu, Kolordu, Tümen ve “Müstakil Mevki” komutanlarına büyük yetkiler tanınır. Bu komutalar hükümet buyruklarına, yurt savunmasına ve güvenliğin korunmasına karşı koyanları ”yola getirebilir”, gerektiğinde birini ya da bütününü başka yerlere sürebilirler [62].

Bu yasa, önceleri, “İzmit, Bursa ve Kayseri gibi mahallerde” uygulanır. Ama bağlılaşık Devletlerinin Çanakkale’ye, Rus donanmasının Karadeniz limanlarına saldırması üzerine adı geçen yerlerde ve İstanbul çevresinde bulunan Ermeniler arasında etkinlikler artar. Adapazarı ve Kayseri gibi bazı yerlerde Ermenilerin elinde çok sayıda bomba ve silah bulunduğu haber alınır [63]. Yapılan baskınlar, bu haberlerin gerçek olduğunu tanıtlar. Bundan ötürü Ermeniler, buralardan da başka yönlere sürülür. Bununla birlikte sürgün işi, olanaklar elverdiğince düzenli yapılır. Ama Ermeni çetecilerin, birlikler biçiminde gönderilen sürgünleri kurtarmak üzere yaptıkları saldırılar, yetkenin bozulmasına neden olur. Çünkü böylece Türk korumalar öldürülür ve göçe bağlı tutulan Ermeniler de dağılarak çevreleri için yıkım oluşturur. İşte bundan sonra Ermenilere karşı daha şiddetli davranılır.

Ermenilerden yana bir “araya girme”:

Göçürme yasasının yürürlüğe girişinden ongün sonra, 24 Mayıs 1915’de Bağlılaşık devletler, Osmanlı hükümetine bir nota verirler. Ermeni kıyımından Osmanlı hükümet üyeleriyle, Türk ve Kürt memurları sorumlu tutacaklarını bildirirler [64]. Karşı yanıtta Osmanlılar:

“Türkiye’de Ermenilere karşı bir ‘katl-i am’ yapıldığı doğru değil. Yalnızca isyan eden Ermeniler hakkında bazı kararlar alınmıştır; bu da devletin bir iç işidir ve böyle bir karar alındığından dolayı Osmanlı Devleti, başka bir hükümete hesap vermek mecburiyeti duymamaktadır. Asayişi bozmayanlar hakkında ise herhangi bir karar alınmamıştır, fakat İngiliz ve Fransızlar, Çanakkale’de Türk hastanelerini topa tutar, Ruslar da Kars’ta, hiç kimseye zararı olmayan binlerce Müslüman’ı Ermeniler eliyle kılıçtan geçirir, aldığı Türk esirlerini Kafkasya’da yine Ermeniler vasıtasıyla çeşitli usullerle hatta ‘açlık ve susuzlukla merhametsizce öldürürken İngiltere ve Fransa ve Rusya hükümetlerinin’ şu anda Ermenilere karşı duydukları insanca duygular biraz tuhaf değil midir? Kafkasya’da, Fas’ta, Mısır ve Hindistan’da meydana gelmiş olan ayaklanmalar sırasında ‘son derece şiddet gösterilmiş ve tamamen insanlığa aykırı işlemlerden geri durmamış olan İngiltere, Fransa ve Rusya hükümetleri’ Ermeniler hakkında alınan çok yumuşak tenkil [tepeleme] tedbirlerinden dolayı Osmanlıları sorumlu tutamaz”
[65 ], der.

Ayaklanmalar sürer:

Öte yönden Ermeniler, göçürme yasasına karşın, 1915 Haziranında, Şarki Karahisar’da, Ordudan kaçan Ermenileri yakalamak üzere Ermeni mahallesine giren jandarmalara, evlerden ve kayalık bir tepe üzerinde kurulu olan kaleden Müslüman mahallelerine ateş açılır. Bu nedenden kent çok zarar görür. Çıkarılan yangınlar sonucu kasaba, yüz ev dışında, bütünüyle yanar. Yardımcı güçler gelip kasaba kuşatıldıktan sonra bile Ermeniler yirmibeş gün direnir. Sonrasında bir çıkış devinimiyle kurtulmak isterlerse de, bu pek başarılı olmaz. Bununla birlikte kurtulabilen üçyüz’den fazla Ermeni, başka yönlere giderek yıkımlarını sürdürür.

Bu olaylardan sonra, 1915 Ağustosunda, Urfa’da bir Ermeni ayaklanması başlar, yerel jandarma ve polis güçleri bunu bastırma olanağı bulamaz ve IV. Ordu’dan yardım istenir. Bundan ötürü IV. Ordu komutan vekili Eylül sonlarında Urfa’ya gelir; gerekli önlemleri alır ve bir genelge yayımlayarak, Hükümet sözünü dinleme düşüncesindeki Ermenilerin Samsad Kapısı dışına çıkmalarını buyurur [66]. Ama verilen süre bittiğinde hiç bir Ermeni bu buyruğa uymaz. Bunun üzerine Ermeni sığınakları topa tutulur ve ilk savaş hatları ele geçirilir. Sonrasında, teslim olmaları yinelenerek bu iş için bir gün süre tanınır. Ama bu kez de teslim olan olmaz.. Çarpışmalar başlar ve Urfa’daki berkem / “müstahkem” Ermeni evleri birer birer ama güçlükle ele geçer.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in asılması:

Ermeniler, Mondros bırakışmasını izleyen günlerde haksızlığa uğramış insanlar duruşunda ortaya atılırlar. Kendilerini sürgüne bağlı tutanların cezalandırılmasını isterler.

Osmanlı hükümeti hatta padişah, bazı nedenlerden ötürü onları haklı görür [67]. Suçlu arar; bulur ve cezalandırır.

Bu suçlu “İttihat ve Terakki’nin bütün kıyım ve göç hesabını, Damat Ferit Savaş Divanı’na doğrudan vermek zorunluluğunda” kalan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey [68]. Çünkü Kemal Bey, 2 Eylül 1915’de Ermenilerin, Boğazlıyan ilçesine bağlı Türk köylerini ateşledikleri ve üzerine gönderilen jandarmaya karşı da silah kullandıkları sırada, Boğazlıyan Kaymakamı. İşte bu tarihlerde Kaymakama, İçişleri Bakanlığı’ndan bir telgraf gönderilir ve Ermenilerin yirmidört saat içinde İlçe’den çıkarılmaları ve Suriye yönüne gönderilmeleri istenir [69]. Bunun üzerine Kemal Bey, jandarma komutanıyla bu buyruğu yerine getirir.

Gerçi buyruk sert ve korkunç, ama yasal. İşte Kemal Bey bundan ötürü Kürt Mustafa Paşa Savaş Divanı’na verilir; 8 Nisan 1919’da ölüm cezası alır ve bu yersiz karar, Padişah tarafından imzalanarak [70], 10 Nisan 1919 Perşembe günü akşam saatlerinde uygulanır [71].

Bu ölüm Ermenileri mutlandırır mı? Bilinmez. Ama Osmanlı hükümeti, Ermenileri memnun etme adına bazı uygulamalara girişir. İstanbul’da “Ermeni Milleti ve Yetimleri” yararına verilen konser ve etkinliklerden vergi almama kararı verir [72]. Sadrazam Damat Ferit Paşa da, Paris Barış Konferansı’nda “Ermeni göçtürmesinden söz ederken, savaş sırasında ayaklanmak, Türk ordusunun gerilerini tehdit etme ve bir sürü zorbalıklarda bulunarak bu işe önce Ermenilerin başladıklarını ve işlenmedik kıyımlar bırakmadıklarını” açıklama gereğini görmez ve Ermeni göçtürmesini yalnızca “O zamanki Osmanlı hükümetinin bir ‘eser-i vahşeti’ diye betimler [73].

Anlaşılır ki, Padişah ve hükümet, İmparatorluğun türlü öğeleri arsında hala bir uyum kurulacağına inanmakta ve bu uyumu, İmparatorluğun ayakta kalması konusunda gerekli ve zorunlu saymakta. Oysaki Müslüman ya da Hristiyan olsun, İmparatorluk sınırları içinde yaşayan ve Türk olmayan öğelerin, bunca olaydan sonra artık Türkler’le yan yana ve kardeşçe yaşayabileceklerini olurlamak olanaklı değil. Bununla birlikte Osmanlılar, bu yolu amaçlamayı sürdürür.

Ermeni istemleri ve Anlaşma Devletler:
İşte Osmanlı hükümetinin ve Padişah’ın bu biçimdeki tutumundan yararlanan ve aslında İngiliz ve Fransızlar tarafından korunan Ermeniler, bu tarihlerde büyük bir siyasal etkinliğin içine dalarlar. Yaptıkları dokunuşlar sonucu vardıkları kanı, istemlerinin hemen bütününün bağlaşıklarca kabul edilebileceği yolunda. Bu nedenle Bogos Nubar Paşa, 30 Kasım 1918’de Anlaşma Devletlerine başvurarak, tam bağımsız bir Ermenistan’ın kurulmasını ve bu bağımsızlığın Anlaşma Devletleriyle “Cemiyet-i Akvam”ın koruması altına girmesini ister [74].

Öte yandan, aynı sorunun gerçekleşmesi konusunda çalışmalarda bulunmak üzere Ermeni Patrik’i Zevan Efendi, 12 Şubat 1919’da İstanbul’dan Paris’e ve oradan da Londra’ya devinime başlar. Boğos Nubar Paşa’yla da görüşerek onu bazı konularda aydınlatan papaz, bir yönden de Ermeni sorununu Lord Cecil, Curzon, Harding’le görüşür. Fransız Chambon ve Venizelos’la görüşür [75]. Ermenilerin gönül borcunu sunmak üzere İngiltere Kralı, V. George’ a konuklanır [76]. Dönüşünde Fransa Cumhurbaşkanı ve Başbakanıyla da görüşen Patrik, sonuçtan çok emin görünür.

24 Şubat 1919’da toplanan ve Türkiye, Rusya, İran, Mısır, Suriye, Avrupa ve Amerika Ermenileri adına kurulan “Ermeni İttihadı Kongresi” Bogos Nubar Paşa’yı, seçtiği altı kişilik kurulun başına getirir.

İşte bu Paşa’yla, Kafkas Ermeni Cumhuriyeti’nin başkanı Aharonian, 26 Şubat 1919’da “Onlar Kurulu”nda Ermeni istemlerini açıklar [77]. Maraş’la birlikte Kilikya’yı, altı doğu ilini [78], ve Trabzon ilinin bir kısmını istemek biçimiyle “Büyük Ermenistan”ın ilk adımını atar [79].

Ermeniler rakam söylemez, ama “Ermenilerin oralarda azınlıkta olduklarını” da kabul etmez. Oysaki bu altı ilde o tarihler de yaşayan 3.820.494 kişiden yalnızca 779.621’i Hristiyan [80]. Bunun böyle olduğunu Lloyd George de bilir. Ama kendi deyimiyle “Tarihsel nedenler” yüzünden bu toprakları onlara vermek ister [81].

Ancak Amerikalı uzmanlara göre kurulmak istenen “Ermenistan’ın işgal edilmemiş olan kısmını işgal etmek için, Ermenilere verilmek üzere 50.000 silahla, Ermenilerin buralara dönmesini sağlamak için de 60.000 kişilik bir yabancı kuvvete ve kurulacak bir Ermeni hükümetine yardım ve asayişi korumak üzere de, yıllarca en az 30.000 kişilik bir kuvvet”e gerekseme var [82]. İşte bu kuvvetlerin kimin tarafından verileceği konferans’ta söz konusu edildiğinde sorunun güçlüğü ortaya çıkar.

Çünkü İngilizler “Ermenistan’da manda almak niyetinde olmadığından” [83]. Oralarda kuvvet bulundurmanın anlamsız olduğunu bildirirler. İtalyanlar da kuvvet verme yönüne yanaşmaz. Yalnızca Fransızlar, 12.000 kişilik bir kuvvet verebileceklerini açıklarlar [84]. Ancak İngilizler, Fransız askerlerinin karadan, yani Anadolu üzerinden Ermenistan’a gönderilmesine olur vermez.

Çünkü bu nedenle Fransızlar, Nusaybin ve Musul taraflarına sarkmak isteyebilir. Onun için; İngilizler, bu yardım Karadeniz yoluyla yapıldığında desteklemeyi düşünür. Bununla birlikte, Fransızların asker verebileceği haberi türlü oluşumları ve bu arada Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’u memnun eder; Senatonun onayı kaydıyla, Ermeni mandasını kabul edebileceğini söylemesine neden olur.

Büyük devletlerin bu kararsız durumlarına karşın Kafkasya’daki Near East Relief / Yakın Doğu Yardım Teşkilatı hemen devinime geçer. Türkiye’deki Ermeniler de büyük taşkınlıklara başlar [85]. Oysaki Ermeni Patrik’i Zaven Efendi, Türk milliyetçilerinden korkarak Ermenilerin, Erzincan, Erzurum; Samsun, İzmit ve Adapazarı’ndan gittiklerine ilişkin makaleler yayımlar [86].




KAYNAKÇA:

Ali Fuat TÜRKGELDİ
BELGELERLE TÜRK TARİHİ DERGİSİ
Celal BAYAR
D.KİTSİKİS
E.GRANVİLLE
Enver BOLAYIR
ERMENİ KOMİTELERİNİN AMAL VE HAREKÂT-I İHTİLALLIYESI
Esad URAZ
G.JAESCHKE
Hale SOYSU
Hüsamettin ERTÜRK – S. Nafiz TANSU
İ.H.DANİŞMENT
M.K. ATATÜRK
Nimet ARSAN
Selahattin AKSEL
T. BAYTOK
Tayip GÖKBİLGİN
Tevfik BIYIKLIOĞLU

DİPNOTLAR:

1. C. Bayar, I, S. 25.
2. T.Gökbilgin, I, S. 15.
3. “ “ “ “ “
4. Nutuk, I, S. 2.
5. D. Kitsikis, S. 341.
6. İzmir’in ele geçirilişini Ermeniler kutlar. Venizelos verdiği yanıtta “Eminim ki İzmir’in Yunan askeri tarafından işgali Ermeni cemaatine bir hürriyet ve müsavat devresi açacaktır” der. T.Gökbilgin, I, S. 122.
7. T. Gökbilgin, I, S. 63.
8. “ “ “. 66.
9. E. Granville, S. 19.
10. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 8.
11. “Ermeniler Türkiye’ye dinlerini ve kültürlerini idame ettirmiş olmağı borçludurlar”. Bk. E.Granville, S. 19.
12. Altıncı yüzyılda kurulan Etchmiadsin kilisesi, 1827 Rus-İran savaşı sonucu Rusya’ya bırakılır.
13. Bir Rus’un, Ermeni din adamlarıyla ilgili görüşleri: “Bunların din hususunda sa’yleri hemen hiç gibidir. Fakat buna mukabil efkâr-ı milliyenin neşv ü neması hususunda pek çok hizmetleri sebketmektedir. Yüzlerce seneden beri bu gibi efkâr, esrar-engiz manastırların sakit duvarları arasında neşv ü nema bulmuştur. Burada ayin-i ruhani yerine Hristiyan-Müslüman adavt-i diniyyesi kaim olmuştur. Mektepler ve kilise mektepleri de bu hususta rüesa-i ruhaniyyeye pek çok yardım etmişlerdir. Zaman geçtikçe dini taassup yerine hassiyyat-ı milliyye kaim olmuştur. Ermeni kalbinde hissiyat-ı diniye pek az yer tutar”. / [Bunlarım inan konusundaki çalışmaları hemen yok gibidir. Ama buna karşın ulusal düşüncenin gelişmesi konusunda pek çok hizmetleri görülmektedir. Yüzlerce yıldan beri bu gibi düşünceler, gizemli manastırların düşük duvarları arasında gelişme bulmuştur. Burada dinsel törenler yerine Hristiyan-Müslüman “Düşmanlık İnanı” geçerli olmuştur. Okullar ve kilise okulları da, bu konuda dinsel önderlere pek çok yardım etmişlerdir. Zaman geçtikçe, dinsel tutuculuk yerine, ulusal düşmanlık geçerli olmuştur. Ermeni gönlünde dinsel duygular pek az yer tutar. ]. Bak. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 86.
14. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 10.
15. Enver Bolayır, S. 34.
16. İsmail Hami Danişment, S. 332.
17. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 4.
18. Bu tarihlerde İngiltere’de Türkler zararına yayımlanan makale ve kitap pek çok. Ermeniler yararına ve Türkler zararına kitap yazanlardan biri de Oxsford Üniversitesi eski hukuk profesörlerinden Lord James Bryce. 1830 doğumlu olan bu İskoçyalı, türlü yönetsel işlerde bulunur ve İngiltere bakanlar kurulu üyesi olur. Propaganda ereğiyle onun yönetiminde “Treatment of Armenians in the Otoman Empire 1915” adlı ünlü Mavi Kitap’ı yayımlar.
19. İsmail Hami Danişment, 4, S. 334.
20. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât- İhtilaliyyesi, S. 37.
21. Aynı Yapıt, S. 38.
22. E. Granville, S. 79.
23. Ermeni Komitacılarının Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 67.
24. Enver Bolayır, S. 43.
25. Hınçak Kurulu / Komitesi:1886’da Kafkasyalı Nazarbek ile eşi tarafından İsviçre’de kurulur. Önceleri İzmir, İstanbul, Halep gibi kentlerde şubeler açan bu kurul, Van, Bitlis, Elazığ, Erzurum, Diyarbakır, Sivas ve Trabzon illerinde özerk bir yönetim kurulmasını ister. Ama bunun, devletlerarasındaki siyasal anlaşmazlıklardan ötürü kolayca gerçekleşemeyeceğini kabul eden kurul. Ereğine ulaşmak için, Ermenilerin örgütlenmelerini, silahlı ayaklanmalar yapmalarını gerekli görür ve bu yolda büyük atılımlar yapar. Kendini bilmezlik devinimlerinde bulunur. Kurul böylece bir yönden Osmanlı hükümetini bezdireceğini, bir yönden de Avrupa’nın araya girmesini sağlayacağını olurlar. Hınçakların siyasalarını beğenmeyerek 1890’da onlardan ayrılan bazı kişiler, Daşnak adlı ayrı bir kurul oluşturur.
26. İsmail Hami Danişment, 4, S. 334.
27. “ “ “ “ “ “
28. Yabancı anamal ile kurulan bu bankayı basmak ve zarar vermekle, Avrupa’yı, Ermeni sorununa karışmağa zorunlu edeceklerini sanarlar.
29. Padişah’ı ölümden, Şeyh-ül-İslam’la biraz fazla konuşması ve saptanan saatte dışarıda bulunması kurtarır. Olayda yirmiüç kişi ölür, ellisekiz kişi yaralanır.
30. Ermeni Patrik’i İzmirliyan, İstanbul’da oluşan birinci ve ikinci Ermeni patırtılarında birinci derecede rol alan bir kişi.
31. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 42.
32. Aynı Yapıt, S. 47.
33. Bu marş ve şarkılardan bazı örnekler: “İstiklale Da’vet”ten birkaç satır: - Ermeniler, silah başına, kılıç bele, tüfek omuza, Türk Ermenistan’ından bizi bir sese çağırıyor-. ”Ermeni çete önderi Han” için yapılan ezgiden:- Ay yoktu; karanlık bir geceydi, bir çete hızlı hızlı gidiyordu; bu çete kahraman Han çetesiydi; hepsi de silahlıydı. Kahraman Han, Pasin’e çıktığı zaman, top sesleri işitildi, Ermeni kahramanların silahlarından çıkan kurşunlar gürlüyordu. Ermenistan toprağında o kahraman kanını döktü. Ağlama; onu an; Kahraman Han’ın adını hiç unutma-. Hınçakların marşından: - Erzurum’da, İstanbul’da gök gürlemesi gibi ilk hareketin çanını çabuk çal, Ermeniler her tarafta ayaklansın; esirlik zinciri kırılsın-. Bak. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 52.
34. Aynı Yapıt, S. 52.
35. Komiteciler için Sir Mark Sykes, “Tahrik için ve suçsuz insanları cezalandırmak amacıyla Müslümanları öldürmek, hükümete vergi ödeyenlerden haraç almak, ihtilal teşkilatına para vermeyenleri katlatmek” Ermeni ayaklanmacılarının işledikleri suçların yalnızca bir bölümüdür, der. Bak. E.Granville, S. 53. Avam kamarası üyesi olan Sir Sykes, Türk dostu değil.
36. Bu olayda Türklerden 1850, Ermenilerden 17.000 kişi ölür. Bak. İ.H.Danişment, 4, S. 374
37. Aynı Yapıt, S. 374.
38. Olayın çıkması üzerine Adana’ya vali atanan Cemal Paşa, ölüm cezalarını yerine getirtir.
39. Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı. 4.
40. Enver Bolayır, S. 47–49.
41. Doğu Anadolu’daki altı il.
42. Ermeni Komitacılarının Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 61.
43. Aynı Yapıt, S. 63. Ermeniler, “İttihat ve Terakki’nin gizli olmayan maksadı, çeşitli unsurları birleştirmek; asıl izlediği politika ise bu unsurları baskı altında bulundurmak ve gerektiği zaman mahvetmektir” derler. Bak, S. 64.
44. Aynı Yapıt.
45. İsmail Hami Danişment, 4, S. 409.
46. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 131.
47. Amerika, İngiltere, Fransa, Romanya, Bulgaristan ve daha bazı ülkelerde, Ermenilerin bazı “Hayır Cemiyetleri” ve siyasal oluşumları var.
48. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 104.
49. Bu bildirgenin altında “1914 Paris, Sosyal Demokrat Hınçakyan Komitesi Umumi Merkezi” kaydı var.
50. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 96.
51. Aynı Yapıt, S. 97.
52. “ “ “ III.
53. “ “ “ 163.
54. G. Jaeschke, 4. 179.
55. Daşnak’lar, seferberliğin ardı sıra Muş ve Bitlis yöresinin yönetimi Vahan Papasyan’a verirler. Bak. 56. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 173.
56. Aynı Yapıt, S. 194.
57. “ “ “ 222.
58. Enver Bolayır, S. 64.
69. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, S. 222.
60. E. Granville, S. 89.
61. Ermeni komitelerinin Amal ve Harekât-ı İhtilaliyyesi, Ş. 237.
62. GÖÇÜRME YASASI’nın metni: { 1- Savaş zamanında Ordu, Kolordu ve Tümen komutanları ve bunların yerine bakanlar ve Bağımsız Orun komutanları, halk tarafından herhangi bir biçimde Hükümet buyruklarına ve yurt savunmasına ve güvenliğin korunmasına ilişkin işlere ve tertiplere karşı, karşınlık ve silahla saldırı ve direnme görülürse hemen askeri erklerle şiddetli biçimde yola getirmeğe ve saldırı ve direnişi asalından yok etmeğe yetkili ve zorunludurlar. 2- Ordu ve Bağımsız Kolordu, Tümen komutanları, askerlik gereklerinden ötürü ya da çaşıtlık ve hainliklerini sezdikleri köy ve kasaba halkını tek tek ya da toplu olarak diğer yerlere gönderir ve yerleştirebilirler. 3- İşbu yasa, yapımı tarihinden geçerlidir. 14 Mayıs 1914 / 13 Recep 1333–14 Mayıs 1331. }
63. Kayseri’de Ermenilerin bomba yapan fabrikaları var.
64. Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-i İhtilaliyyesi, S. 239.
65. Aynı Yapıt, S. 241.
66. “ “ “ 272.
67. “ “ “ 93.
68. İsmail Hami Danişment. 4, S. 457.
69. İçişleri Bakanlığı’nın telgrafı: “Kazanız dahilinde bulunan bi-l-umum Ermenileri 24 saat zarfında yola çıkaracaksınız. Bunların sevk edileceği istikamet Suriye’dir. Şifrenin alındığının acele bildirilmesi”. Bak. Hüsamettin Ertürk ve S. Nafiz Tansu, S. 297.
70. 9 Nisan’da Kemal Bey’in “idam” kararı, onaylanmak üzere Padişah’a sunulur. Sultan Vahdettin, kararı onaylamadan önce, Şeyhülislam’ın bunu görüp görmediğini sorar. Ve “görmüş ise benim bunu imzalamam için yarın sabaha değin bir fetfayi şerife versin” der. Şeyhülislam, böyle bir fetvayı vermeği güçlükle kabul eder. Ancak Hükümdar, fetfayı almadan önce Kemal Bey’in idam hükmünü onaylar. Bak Ali Fuat Türkgeldi, S. 220–222. Padişah bu idamı protesto edenlerden çekindiği için, bir fetvaya bağlamayı gerekli görür. Çünkü Kemal Bey’in idam edileceği duyulduğunda İstanbul halkı çok üzülür ve bundan ötürü bazı gösterilerde bulunur. Bak. T. Bıyıklıoğlu, I, S. 7.
71. Ali Fuat Türkgeldi, S. 223. Kemal Bey’in tabutu 10 Nisan’da Kadıköy karakolunun önünden geçirilirken halk heyecanlanmış, karakoldaki subay ve erler de bayrağı yarıya indirerek, askeri merasimde bulunmuşlardı. Bak. İ.H.Danişment, 4. S. 457. “İngiltere’ye hoş görünmek isteyen Damat Ferit, yeni sadareti esnasında ayrıca bir tehcir mahkemesi kurdurdu. Bayburt Kaymakamı Nusret, 20 Temmuz’da ölüme mahkûm edilerek 5 Ağustos’ta asıldı”. Bak. G. Jaeschke, 4, S. 181.
72. T. Gökbilgin, I, S. 62.
73. Hikmet Bayur, I, S. 37.
74. Esat Uraz, S. 672.
75. Aynı yapıt, S. 696.
76. Bu konuklamaya Canterbury Başpiskoposu da katılır. Bak. Esat Uraz, S. 696.
77. G. Jaschke, I, S. 19.
78. Sivas, Erzurum, Harput, Diyarbakır, Bitlis ve Van illeri.
79. 89. Kafkas “Ermeni hükümeti, 28 Mayıs 1919 tarihinde Büyük Ermenistan Cumhuriyeti”ni resmen ilan eder. Bak. J. Jaschke, 4, S. 41,
80. T. Gökbilgin, I, S. 28.
81. 23 Nisan 1919’da parlamentoda yaptığı bir konuşmada İngiliz Başbakanı Lloyd George, Ermenistan sorununa değinerek, “Ermenistan sorunu güçlük arzetmektedir. Çünkü nüfusu Ermeni olmayan geniş bir toprak parçasını, tarihsel nedenlerle Ermenilere vermek istemekteyiz”der. Bak T. Baytok, S. 79.
82. T. Bıyıklıoğlu, I, S. 4.
83. Aynı Yapıt, S. 6.
84. G. Jaeschke, 4, S. 41.
85. “Gönüllü Ermeni Alayı komutanı kaptan Tanik” yönetiminde bir çete İzmit ve çevresini bir süre ürkün ve korku içinde bırakır. Eğer Yavuz Bey’in / Yüzbaşı Fehmi Bey’in yaptığı baskın beşyüz kişiden fazla olan bu çete yok edilmemiş olsaydı, öldürülen birçok Türk’ün sayısına daha birçokları da eklenebilir. Bak, M. Arif, S. 80.
86. Nimet Arsan, S. 108


HURŞİT SARAL
Yazar
Tarih Felsefesi Araştırmacısı..

 
Cevapla

Seçenekler

Türk, Ermeni ilişkileri...

Her Telden kategorisinde ve Genel Sohbet forumunda bulunan Türk, Ermeni ilişkileri... konusunu görüntülemektesiniz.HAYLARIN HUYLARI Ermeni adının ilk Perslerce verildiği bilinir. Ermeniler kendilerine Hay / Hayk; yaşadıkları bölgeye de Hayastanan der. Anadolu’dan İran ...


Türk, Ermeni ilişkileri... konusuna benzer konular:

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ermeni Göstericilere Türk Gençleri Cevap Verdi bad-suvar Genel Sohbet 7 04-29-2008 07:10 PM
Ermeni araştırmacıdan Ermeni iddialarına ilişkin değerlendirme mért21 WH Haber Bülteni 0 03-23-2008 03:20 PM
ermeni soykırımı masalıve türk ermeni dostluğu bad-suvar Tarih 0 02-14-2008 09:40 PM
''ABD, Türk-Ermeni ilişkileri için çalışıyor'' Shady08 Dünya 0 03-10-2007 10:14 AM
Türk-Ermeni tarihçiler buluşuyor ! Shady08 WH Haber Bülteni 0 02-21-2007 08:57 AM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:13 AM .





Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.
eXTReMe Tracker
Forums Directory
We Hattı RSS Besleme Alexa Toolbar

Benzer Forumlar: izafet | UslanmaM | TEKplatform | MaxiCep.Com | iDo-FoRuM