Avrupa’da sömürge yarısı sonunda bloklasmalar ve cephelesmeler olmustur. Endüstrilesme sonucu ham madde ve
Pazar arayısı Avrupalı devletleri sömürgecilige itmisti. Avrupalı devletler çıkarlarına uygun olarak sömürgeleri yapmıslardı.
Buraya kadar her sey iyiydi. Bu durum 1870-71’de Italya ve Almanya’nın siyasal birliklerini tamamlamaları sonucunda degisti.
Bu devletlerin Avrupa’da güçlü birer devlet haline gelmeleri Avrupa’da devletler arası deneyi temelinden sarstı. Her iki devlette
birliklerini elde etmek için Avusturya’ya savas açmıslardı. Fransa ise Almanya karsısında büyük bir yenilgiye ugramıstı.
Birliklerini saglayan devletler, durumlarını ve üstünlüklerini sürdürmek amacıyla kendilerine destek a<rama geregini duymuslardı.
Yenilen ve özellikle Fransa, kaybettiklerini yeniden elde edebilmek için bir öç alma siyaseti gütmeye basladı. Iste bu karsıt egilimler ve yeniden hazırlanan sömürgecilik yarısı, çok geçmeden Avrupa’da devletlerin iki bloga ayrılmasına neden oldu.
Bundan sonra Avrupa’da savasın baslaması kaçınılamaz bir duruma gelmisti. Osmanlının kendini olası bir savastan soyutlaması
imkansız gibiydi. Çünkü savasın bir nedeni de Osmanlı toprakları üzerinde çıkar çatısmasıydı.
Ülkenin ekonomik, kültürel, siyasi yatırımlarla nüfus bölgelerine ayrıldıgı, Avrupa’nın devlet ekonomisini ve iç siyasetini
fiilen yönetir bir hale geldigi bir ortamda Ittihat ve Terakki adım adım ülke yönetimine el koymustur. Ittihat ve Terakki, bir
savasa Osmanlı’nın sürüklenmesini önlemek için anlasmalar yapmıs, Osmanlının kötü gidisatını önlemek için çareler aramıs.
Ama yaptıkları çalısmaların savasa sürüklenmesini önüne geçemedigini hatta ülkenin durumunun daha da kötüye gittigini görünce
Osmanlı’nın çıkarlarını en çok koruyacak devletle anlasma zemini aramaya koyulmuslardı. Osmanlı kendini bu sekilde Almanya’
nın yanında itiraflara karsı I. Dünya savasının içinde bulmus.
Osmanlı Devletinin son döneminde içte meydana gelen en büyük olay ittihat ve Terakki cemiyetinin kurulusu ve iktidarıdır.
Bu cemiyetin dogusu devrin siyasi, sosyal,kültürel ve ekonomik sartların bir sonucudur. Cemiyetin kurucularının özel gayretiyle
kısa sürede büyüyerek iktidarı ele geçirmistir.
3 Haziran 1889 da Mektep-i Tıbbiye ögrencilerinden Ibrahim Tema, Ishak Sukuti, Abdullah Cevdet ve Mehmet Resit
tarafından ittihadı Osmani Cemiyeti adıyla kurulmustur. Bu cemiyeti kuranlar Genç Türkler adıyla anılıyordu. Kısa sürede
Harbiye ve Mülkiye Mektepleri ile okul dısı bazı çevrelerde yayılmıs.6
Ittihat Terakki 1889 da teskilatlanmasından sonra 1908 ve daha sonrasında giderek artan biçimde iktidara el koymuslardır.
9 Haziran 1908 de Ingiltere ve Rusya arasındaki Revel görüsmelerinde Makedonya konusunun da ele alınması üzerine cemiyet
silahlı ayaklanma hareketine geçti. 23 Temmuz 1908 de II. Abdülhamit ile iktidarı tam anlamıyla ele geçirdiler. Ve devletin
yıkılısına kadar devam ettirdiler.
Ülkenin ekonomik, kültürel, siyasi yatırımlarla nüfus bölgelerine ayrıldıgı, Duyum-i Umumiye gibi bir kurumla milli servetin
önemli bir bölümünü her yıl Avrupa’ya aktarıp Avrupa’nın devletin ekonomisini ve iç siyasetini fiilen yönetir bir hale geldigi
ortamda adım ülke yönetimine Ittihat ve Terakki el koymustur.7
Baslangıçta tam anlamıyla belirmis siyasi ve ekonomik görüse sahip olmamıstır. Müslüman gayri müslim bütün osmanlıların
“Osmanlı milletini” olusturdugunu belirten 1876 Anayasasının tekrar yürürlüge konması ve Meclisin açılması için mücadele veren
ittihat ve terakki baslangıçta liberal bir siyaset takip etmek istemistir.
Bu dönemde ittihat ve terakkiye göre Avrupa hürriyet demokrasi hak ve adalet demekti. Onlar bu soyut kavramları
mesrutiyetçi bir yönetim eliyle ülkede uygulamayı istiyorlar. Bu sekilde yasanan sıkıntıların ortadan kalkacagını düsünüyorlar.
Onlar Abdülhamit’in gidip mesruti yönetimin uygulanması durumunda Avrupa’nın Osmanlı’ya karsı tutumunun degisecegini umut
etmisler. Emperyalizmi hesaba katmamıslardır. 8
Zamanla ittihat ve terakki liderleri pek çok açıdan hayal kırıklıgı yasamıstır. II. Mesrutiyetin ilanından sonra 5 Ekim 1908
de mesrutiyetin yarattıgı ortamdan faydalanarak Bulgaristan bagımsızlıgını ilan edecektir.Yine “Osmanlı milleti” yaratma çabaları da tam anlamıyla tersi bir duruma yönelmis ayrılıkçı akımlar hızlanmıstır.
Diger taraftan ekonominin daha da liberallesmesi Türk ve Müslüman unsurunun durumunu iyilestirmedi.
Aslında uzun zamandan beri Osmanlı Yöneticileri ve kamu oyu devletin ekonomik ve siyasi bagımsızlıga kavusmasını
istiyorlardı. Genç Türklerde genel olarak devletin kendi ayakları üzerinde durabilmesi egilimindeydiler. Ama bunun için sistemli
bir ekonomi gelistirememislerdir. Osmanlı Devletinden sagladıgı imtiyazlardan memnun olan devletlerin is birligine yanasmamaları
ve gelismeye engel olan anlasmaları gözden geçirmeye razı olmamıslardır.
Buna ragmen ittihat ve terakki ekonomiye nispeten bir çeki düzen vermeye baslamıs, maliye teskilatında bir takım
düzenlemelere gidilmistir.
Ama Avrupa’nın Osmanlı devletine yaklasımı , ittihatçılar üzerinde hayal kırıklıgı yaratmıstır. Ittihatçıların bagımsız bir
ekonomiyi Avrupa’dan bir sermaye olarak basarabileceklerini düsünmeleri zaten hayaldi. Çünkü onlar yabancı sermayeye çok
önem veriyorlardı. Ama onun beraberinde getirdigi kısıtlamaları kesinlikle kabul etmiyorlardı. Bu yüzden 1909 da dıs piyasa
yerine iç borçlanma tesebbüsüne gidilmis ama bir sonuç alınamamıstır. Hükümet bu defa yine Fransa’ya basvurmus fakat önüne
kabul edilemeyecek sartlar sunulmus borçlanma olmamıstır. 10
Bu durumda Osmanlı Devletinin son 10 yılında iktidarı ele alan Ittihat ve Terakki bu dönem içinde dıs baskıların vesayeti
altında hiçbir sey yapamayacaktır. Çünkü Osmanlı gövdesi altında Kapitülasyonlar, Duyur-i Umumiye idaresi, ticaret
anlasmaları, bankalar, imtiyazlı sirketler, tekellerle, demiryolları gibi yollarla asalak hayatı sürdürmekte ve artan bir sekilde
sömürülmektedir.
Içte, önceleri mesruti bir yönetim kuruldugu taktirde Avrupa’nın Türkiye’ye karsı takip ettigi siyasetin degisecegini düsünen
ittihatçılar, özellikle Ingiliz ve Fransız politikaları sebebiyle iç politikada degisiklige gitmislerdir. Bunlardan biri 31 Mart olayıdır.
II. Abdülhamit tahttan indirilmis ve yerine V. Mehmet Resat padisahlıga geçmistir. Ittihat ve terakkinin nüfusu artacak
memlekette tek söz sahibi olacaktır.11
Içte bu olaylar olurken Osmanlı’nın paylasılması süreci devam ediyordu. Balkanlarda yasanan ilhaklardan sonra 1911 de
Trablusgarp Italya tarafından isgal edilmistir.
Bu isgal basladıgında Osmanlı Devleti tamamen yalnız bırakılmıstır. Italya daha önce yaptıgı çalısmalarla isgal konusunda
diger devletlerin onayını almıstır. Osmanlı yalnız bırakılması üzerine savas sırasında bogazları yabancı bandıralı gemilere
kapatmıstı. Bu Rus ticaretine önemli darbe vurmus. Ruslar bogazı açtırmak için girisimlerde bulunmus giderek Rusya bogazların
tehdit altında oldugu ve Osmanlı’nın bu tehdide karsı koyamayacagını ileri sürerek bogazları korumak ve kendi yararına açtırmak
için baskı yapmaya basladı.12
Diger bir sorun balkan savaslarıydı. Balkan savasları Rusya’nın tahrip ve çabaları balkan devletlerinin Türkiye’ye karsı
ittifak etmeleri nihayet Karadag’da çıkan isyanların bu devlet tarafından savas bahanesi olarak görülmesiyle 17 Ekim 1912 de
baslamıstır. Savas Osmanlı Devleti aleyhine çok feci bir sekilde cereyan etmis Osmanlı Avrupa’daki topraklarını kaybetmistir.
Fakat Balkan devletleri bu defada birbirleriyle mücadeleye girmislerdir. Ittihat ve Terakki de 23 Ocak 1913’te düzenledigi
darbe ile iktidarı tamamen ele geçirmistir.13
Balkan Savaslarından sonra Osmanlıcılık siyasetinin yerine Islamcılıgın ve milliyetçiligin geldigi düsüncesi hakimdir. Bunun
Türk milliyetçiligi degil Turancılık oldugu ileri sürülür. Ama önemli olan yeni bir ideoloji ile formülün getirilmesinde izlenensiyasette bir degisiklik yapılmıs olmasıdır.
Islamcılık, Osmanlı imparatorluk ideolojisinin temel taslarından biri olmustur. Milliyetçi duyguların Müslüman Arnavutlar
arasında yayılması ve 1912’de imparatorluktan ayrılmaları Türkleri oldukça sasırtmıstı.
Bu Osmanlıcılıga ve Islamcılıga yıkıcı bir darbe indirmistir. Arnavutlar yıllardır devletin temel taslarından birini olusturmus ve
onlara imtiyazlı davranılmıstır. Türklerin bu degisikliklere karsı gösterdikleri bu tepki daha ırkçı düsünerek ve kendi
milliyetçiliklerine belirli bir biçim vermeye baslamak oldu. Bu tepki önceleri Turancılık biçimini aldı. Turancılık Islamcılık gibi bir
yayılma ideolojisi oldugundan, batı cephesinde tam anlamıyla gerileyen jön Türklerin ulusal gereksinmelerine uygun düsüyordu.
Rusya, Fransa ve Ingiltere ile savasa girilmesi her iki ideolojik akımada güç kazandırdı. Ikisi de din kardeslerini Hıristiyan
devletlerin boyundurugundan kurtarmak amacını güdüyordu.
Gerek Trablusgarb gerek balkan savasları zaten bozuk olan ve açık veren Osmanlı maliyesinde yıkıcı etkiler yapmıstır.
Savaslardan sonra Anadolu’ya akın eden göçmenler de buna eklenince Osmanlı Devleti en fazla kriz içinde oldugu dönem bu
dönem denilebilir. Yine bu dönem yüzyıl süren hızlı bir dünya ya açılıstan sonra ekonomik ve siyasi olarak Osmanlının bölge
Avrupa nüfusu alanları içine çekildigi yani XIX. Yüzyılın basında atılan tohumların meyvelerini vermeye basladıgı dönemdir.14
Ittihat ve Terakki’ nin samimiyetle fakat kısıtlı kaynaklarla baslattıgı ve ilerleme kaydettigi mali reformlar büyük devletlerin
emperyalist siyasetleri yüzünden çıkardıkları Trablusgarb savası balkan harbi ve diger siyasi askeri meseleler nedeniyle yarım
kalıyor amacına ulasılamıyor.
Her askeri siyasi krizle ülke mali bunalıma biraz daha gömülüyor ve yapılan masrafların da etkisiyle ortaya çıkan bütçe
açıklarını kapatmak için Avrupa’dan borç istekleriyle cevaplandırılıyordu. Bu bagımlılık ülkenin nüfus bölgelerine ayrılısında
Avrupa’nın elinde bir koz olarak kullanılmıs.
X. Bu yıllar içinde ittihatçıların karsılastıkları sorunların hemen hepsi izledikleri çagdaslasma siyasetinden dogmaktaydı.
Devleti kurtarma sorununa verdikleri yanıt imp. Bütün yapısını tepeden tırnaga çagdaslastırmaktı. Ayrıca istedikleri devletin o
günkü durumunu korumak degildi. Abdülhamid bunu zaten basarıyordu. Ittihatçılar devleti yeniden canlandırmak dünya
devletleri arasında söz sahibi olacagı bir yere getirmek istiyorlardı. Bir anlamda kumar oynuyorlardı. Istedikleri ya hep ya hiçti.
Getirdikleri ıslahat programı geleneksel düzen sayesinde imtiyazlı mevkilere gelmis olan herkesin onlara cephe alınmasını
saglamıstır. Yasamın akılcı bir düzenle yönetilmesine Hıristiyanlar, Rumlar, Slavlar ve Ermeniler kadar Türkler, Araplar ve
Arnavutlarda karsı koydular. Ama ittihatçılar aynı devletin vatandası olan Müslüman’la, Hıristiyan’ın ayrı yasalarla yönetilmesini
istemiyorlardı. Bu konuda ödün vermemeye kesin kararlıydılar. Bu siyaset imp. Felaketine yol açmıstır.15
Gerek Trablusgarb ve Balkan savaslarında yalnız bırakılan ve bu savaslarda ülkenin bütün kaynaklarını seferber eden
ittihat ve terakki halka dönmek ve Osmanlı Devleti varlıgını koruyabilmek için “Milli bilinç uyandırmak politikası takip etmeye
baslamıstır. Bunun sonucu Müdafa-i Milliye Cemiyeti 31 Ocak 1913 de kurulmustur.”
Aslında Osmanlı yöneticileri ve kamu oyu Avrupa’ya olan bagımlılıgın farkındaydılar. Egemen bir devletin Türkiye’de
yabancılara tanınmıs olan imtiyazlara göz yumması beklenemezdi. Bu imtiyazlar, yasaların bütünlügü ilkesini ihlal ediyor ve
çagdaslasmayı olanaksız kılıyordu.
Ittihatçılar 1914’de kadar kapitülâsyonlardan kurtulmak için ilgili devletlerle görüsmeler yapmıslar ve kapitülâsyonlardan
kurtulmaya çalısmıslardır. Bu yöntemler bir yarar saglamadı. Aynı zamanda bagımlılıktan kurtulmak için Türklerden meydana
gelen bir sermaye grubu yaratılması geregi ileri sürülmüstür. Bu politika savasın yarattıgı ortamdan yararlanılarak uygulanmaya
konulmustur.
Ittihatçıların milli ekonomi politikaları uygulamaya iten sebepler; Avrupa’nın ekonomik boyunduruga aldıkları Osmanlı
Devletinin Avrupa camiasında tecrit ederek parçalanmaya dogru gidisi hızlandırılmalarıydı. Ittihatçılar bu gidisi görüyor. Ve elleri
kolları baglı olarak beklemis olmamak için Avrupa devletleriyle yapılacak bir ittifak anlasması semsiyesi altında devleti korumak
istiyorlardı. Daha Trablusgarb savası öncesinde Ingiltere’ye böyle bir anlasma teklif edilmis fakat konumun barıs saglandıktan
sonra görüsülebilecegi cevabı alınmıstır.16
Balkan Savaslarından sonra ise Avrupa bloklara ayrılmıs bir haldeydi. Yakında bir Avrupa savası çıkması ihtimali de çok
yüksekti.
Iste ittihat ve terakki bu endiseyle 1913 Haziranında Ingilizlere tekrar bir ittifak teklifinde bulundu. Fakat yeniden red
cevabı alınmıstır. Halbuki I. Dünya savasının çıktıgı tarihe kadar Osmanlı hükümet teskilatında Ingiltere hala önemli görevlerde
bulunuyordu.
Osmanlı Ingilizlerden red cevabı aldıktan sonra da ittifak arayıslarını sürdürmüstür. 1914 Nisan ayında Almanya-Fransa
yada Almanya- Rusya arasında kesin bir savasın çıkacagından bahsediliyordu. Osmanlı devlet adamları ise herhangi bir savasın
çıkması durumunda ve Türkiye’ye sıçraması halinde en çok Rusya’dan çekiniyorlardır. Çünkü Rusya ilk fırsatta bogazları ve
Istanbul’u kontrolüne almak istiyordu. Bu endisenin sonucu olarak 1914 mayısında Talat Pasa Ittifak teklifinde bulunmustur.
Ruslar bunu reddetmistir.17
Bu ülkede Rus tehlikesinden kurtulmak için tek çarenin Almanya ile anlasmak oldugu görüsü agırlık kazanmasına yol
açacak. Ama hala genel arzu Ingilizlerin karsısında savasa girilmemesi kanısındaydı. Ingiltere’nin zaten bir harp çıkarsa
katılmayacagı düsünülüyordu. Ama Ingiltere’nin Osmanlı Devleti ile birlikte hareket etmek istemedigi anlasılmıstır. Rusya’nın
emelleri karsısında Almanya’nın Osmanlı’ya daha ılımlı yaklasması ittihatçıları Almanya’ya itmistir.18
Buna ragmen itilaflar yanında yer alabilmek için son çare Cemal Pasa tarafından Fransızlara yapılmıstır. Ama yine
istenilen cevap alınamamıstır. Itilaflar Osmanlı üzerindeki düsüncelerini belli etmislerdir. Osmanlının çok güçsüz oldugunu ve
savasta hiçbir varlık gösteremeyecegini düsünmekteler. Bunun dısında itilaflar zaten Osmanlı’yı paylasmak istiyorlardı. Onlara
göre Osmanlı Devleti savasa katılsa da katılmasa da yine de paylasılacaktır. Osmanlı devleti yöneticileri bu düsüncenin farkında
ve bu düsünce Osmanlıyı onlara daha ılımlı yaklasan Almanya’ya itmistir. Savasın baslamasıyla Avusturya Osmanlı’ya ittifak
almak için çaba sarf etti. Avusturya- Macaristan büyük elçisi Pallavicini Istanbul’da görüsmeler yaptı. Avusturya Osmanlının
iltifata dahili için Almanya’ya basvurdu. Ama Almanya bu öneriyi reddetti. Onlara göre Osmanlıların Ittifaka katılması onlar için
zararlı olurdu. Çünkü Osmanlı Balkan savaslarında hiç güç gösterememistir. Ama Avusturya çabalarını sürdürdü. Enver Pasa
Almanya’nın Istanbul büyükelçisi Vangenhaim’e; Talat pasa da Avusturya’nın Istanbul büyükelçisi Pallavicini’ye Osmanlının
ittifaka dahili için 22 Temmuz 1914 de basvurdular. Görüsmeler 25 Temmuzda basladı. Bir hafta sürdü. 2 Agustos 1914 de
Halil Pasa ile Vangenhaim Istanbul da antlasma imzaladılar. Antlasmanın hükümleri;
- Almanya ve Avusturya Rusya ile savasırsa, Osmanlıda savasa girecek.
Not: Ama zaten Almanya 1 Agustos da Rusya’ya savas açmıstı. Ama Osmanlı yöneticileri bunu bilmiyordu.
- Savas zamanı Osmanlı Ordusunu Alman subaylar yönetecekti.
- Almanya Osmanlı topraklarını gerekirse silahlı olarak korumayı üstlenecekti.
- Antlasma 31 Ekim 1914 e kadar geçerli olacak ve gizli tutulacaktı.19
Bu antlasmanın imzalanmasından hükümetin bile haberi yoktu. Talat,
Enver ve Halit pasalar (Merkez Ittihat) biliyordu. Hükümet bu antlasmayı duyarsa bunu kabul etmedi. Almanya ile görüsmeler
yeniden basladı.
Almanya Osmanlıya ek taahhüt verdi. Buna göre;
- Almanya kapitülâsyonların kaldırılmasında Osmanlıya yardım edecekti.
- Balkanlar Fethedilirse burasını Bulgarlarla Osmanlı arasında paylasılmasında Osmanlıya yardım edecekti.
- Ege adaları konusunda Yunanlılara karsı Osmanlıyı destekleyecekti.
- Osmanlı savas tazminatı alacaktı.
Antlasmada Ingiltere ve Fransa’yı harp hususuna, deginilmemisti. Zaten
Enver Pasa ve arkadasları harp çıksa dahi hemen harbe girme taraftarı degillerdi.
Balkan harbine hazırlıksız girmenin sonucu düsünülerek daha Almanya ile ittifak yapılmadan 30 Temmuz 1914 te eger
savas Türkiye’ye sıçrarsa kısmi seferberlige baslanmıs. Savasın baslamasıyla Osmanlı’nın tarafsızlıgı ilan edilirken bir yandan da
bütün ülkede sıkı yönetim ilan edilmistir. Seferberligin ilanından iki gün önce Ingiltere Osmanlı tarafından daha önce ısmarlanan
gemilere el koymustur. Bunların parası halktan toplanmıstır. Ingiltere parası ödenen bu gemilere el konulması kamu oyunda
büyük tepki yaratmıs Rusya’nın donanmasını tehdidine açık durumda olan Istanbul ve bogazların korunmasında çok önemli olan
bu iki geminin verilmemesi Ingilizlerin Osmanlı’nın parçalanması konusundaki politikasının bir sonucu olarak degerlendirilmis.20
Fakat Osmanlı ilan ettigi tarafsızlıgını uzun süre koruyamayacaktır. Avrupa’da özellikle Rusya’da savasın nasıl
kazanılacagı ve sonunda Rusya’nın müttefikleri ile anlasarak “Türk Meselesinin” kendilerinin istedigi bir sekilde halledilecegi
görüsü hakimdir. Bu durumda Osmanlının harbe girmesinin veya tarafsız kalmasının pek önemi yoktur.
Asıl tehlike olarak Rusya görüldügü için Almanlarla ittifak yapıldıktan sonra da Ruslar ile antlasma zemini aranmıs. Fakat
Ruslar bu teklifi pek ciddiye almadılar. Ama red cevabı vermeyerek oyalama taktigi güttüler. Çünkü Rusya, Ingiltere, Fransa
Osmanlının hemen savasa girmesini istemiyorlar bir süre için tarafsız kalmasını istiyorlardı. Fakat bu sırada iki Alman Kruvazörü
Akdeniz de ki Ingiliz donanmalarından kaçarak bogazlara sıgınmıs. Bu olaydan sonra Ingiltere ve Fransızlar Türkiye’nin
tarafsızlıgının bir süre daha saglanması için çaba sarf etmisler fakat bunlara karsı Osmanlı devleti tarafsızlıgın saglanması halinde
savas sonrası da olacak sekilde toprak bütünlügünün garanti edilmesi, kapitülâsyonların kaldırılması, on iki adanın Osmanlı
topragının kabul edilmesi gibi isteklerine oyalayıcı cevaplar veriyorlardı.
Ingiltere Osmanlı devletinin gemilerine el koymus olmasına ragmen Almanya’dan aldıgı gemileri geri vermesini ve
seferberligin kaldırılmasını istiyorlardı. Bunlar Osmanlıyı müttefiklerin Osmanlı üzerindeki emelleri açısından endiselendiriyordu.21
Müttefiklerin oyalayıcı politikası sürerken Osmanlı 1Ekim 1914’te kapitülâsyonları kaldırdıgını açıklamıs. Olayın ilginç
olan tarafı Itilaflar gibi Almanya ve Avusturya’da bu olaya büyük tepki göstermis.
Görüsmeler sürerken Almanlar da Osmanlıyı bir an önce savasa sokmak istiyordu. Osmanlı savasa girmek konusunda
kararsızdı. Ama Almanlar batıda umdukları basarıyı elde edememislerdi. Ruslarda dogudan taarruza geçmislerdi. Schilidffen
Planının basarısız olacagı anlasılınca Almanlar Osmanlının savasa girmesi için acele etti. Rusya’ya batıdan yardım ulasmasınıönlemek için bogazların kapatılması gerekiyordu. Buda Osmanlının savasa girmesi ile saglanabilirdi. Alman gemilerinin Istanbul’a
gelmesi tarafsızlıkla çelisti. Bakanlar buna karsı çıktı. Almanlar, 6 Agustos da gemilere durmalarını emrettiler. Ama gemiler
durmadılar. Ingiliz gemileri peslerindeydi. Alman gemileri Çanakkale bogazına geldiler. Geçmek için izin istediler 10 Agustos da
izin verildi. Ingiltere donanması da geçmeye kalkarsa onlara ates edilmesi emri verildi. Ingiliz donanması bogazı abluka altına aldı
ve gemileri geri istedi. Ama gemiler geri verilmedi. Osmanlı devleti gemileri Almanya dan satın aldıgını açıkladı. Gemilerin adı
Yavuz ve Midilli olarak degistirildi. Amiral Suson da Osmanlı Donanma Komutanı oldu. Alman mürettebata Osmanlı denizci
giysisi giydirildi. Böylece bu gemiler Karadeniz’ e açıldılar. Bu sekilde Almanya Osmanlı Devletinin savasa girmesi için hemen
hemen her seyi hazırlamıs oldu. Bu iki gemi Osmanlının Karadeniz de deniz üstünlügünü sagladı. Rusya’nın Askeri Atesesi Enver
Pasaya basvurdu. Bu gemiler Osmanlıdan çıkartılmasını ve mürettebatın teslim edilmesini istedi. Bu kabul edilmedi. 27 Eylül
1914 de Osmanlı bogazları kapattı. Enver Pasa kayıtsız sartsız Almanya ile savasa girilmesini istiyordu. Almanya Enver Pasanın
bilgisi dahilinde Susona Osmanlı Devletini savasa sokması emrini verdi. 28 Ekim 1914 de Rus Donanmasına saldırdı. Rus
gemilerini batırdı. Odessa, Sivastopal, Maurezig limanlarını bombaladılar. Osmanlı devleti bir oldu bitti ile savasa girmis oldu.22
2 Kasım 1914 de Ruslar Osmanlıya savas açtılar. 3 Kasım da Ingiltere Çanakkale istihkamlarını bombalamaya basladı.
5 Kasımda Fransa ve Ingiltere Osmanlıya resmen savas açtılar. Osmanlı Devleti de 11 Kasım da Rusya Ingiltere ve Fransa’ya
savas ilan etti. Hemen sonra Almanya’nın istegi ile Islam Dünyasını itilaf devletlerine karsı Osmanlının yanında savasa katmak için
14 Kasımda Fatih Caminde Cihad çagrısı yapıldı. Osmanlı devleti savasa girmis oldu.