Atalarımıza ait geçmişimizi su yüzüne çıkarmak Gelecekte karşı karşıya kalacağımız gerçeklerin bizde yarattığı şok, endüstrileşme sonrası günümüz toplumlarının kalıcı bir olgusu haline gelmiş gözüküyor. Modern toplumların gündelik dünyası, daha şimdiden çağımızın bilim kurgu yazarlarının kozlarını ellerinden aldı bile.
Bundan bir kuşak önce atomun sırlarını çözdük ve şimdi de insansı uzay araçlarımız Mars üzerinde bilgi topluyor.
2002 yılı aralık ayında Clonaid adlı firma, Eve isimli 3,175 kg ağırlığındaki ilk bebeği klonladıklarını tüm dünyaya ilan etti. Her ne kadar şirketin bu iddiası henüz DNA testleriyle kanıtlanmış değilse de bilim adamları insan klonlamanın bizim geleceğimizde önemli bir yer kaplayacağı konusunda hem fikirler. Mevcut teknoloji ve yöntemlerin bazı hayvan türlerinin kopyalanmasını mümkün kıldığını ve hatta çeşitli örneklerin gerçekleştirilmiş olduğunu biliyoruz.
2002 yılında Halk konsorsiyumu (The Public Consortium) adında bir kuruluş da insanoğlunun genetik şifresini ortaya koyacak ilk gen haritası taslağını çıkardıklarını ilan etti.
Bizi insan kopyalamaktan alıkoyacak şey ne olabilir? Her ne kadar insan kopyalanması düşüncesine karşı açık direnç mevcut olsa da büyük olasılıkla bu direnç bir sonraki kuşaklar için etkisini kaybedecek ve kopyalama çok yaygın bir hal alacaktır.
2001 yılında Reuters haber ajansı tarafından Londra’dan tüm dünyaya Bilim adamları DNA dan mini bilgisayar gerçekleştirdiler haberini bildirdi. Tabiat Ana’nın takipçileri adlı İsrailli bilim adamları topluluğu saniyede milyarlarca işlem yapabilen %99,8 doğrulukla çalışabilen bir bilgisayar yaptılar. Bu bilim adamları, trilyonlarcasını bir araya getirdiğinizde bir test tüpünü ancak doldurabilecek boyutlardaki DNA bilgisayarlarını da gerçekleştirmiş oldular.
Weizmann Enstitüsünden Profesör Ehud Shapiro buluşlarını şöyle açıklamaktadır. ” Biyomoleküllerden nanoteknoloji ürünü bilgisayarlardan ürettik, bu bilgisayarlardan bir trilyon kadarı bir araya getirildiğinde bir milyara yakın işlem gerçekleştirebilmektedir.
Nanoteknoloji, Moleküler düzeyde çalışan mikro makinelerin kullanıldığı teknoloji. Genel anlamıyla aşırı hassas ve aşırı ince ayar (atomik ve moleküler boyutlar) seviyesinde üretim yapmak anlamına geliyor. Örneğin bugünkü ulaşılan teknolojik üretim seviyesi elinde boks eldiveni olan birisinin lego oyuncak parçaları ile ev yapmasına benzetirsek, cımbız ve toplu iğne başı boyutundaki legolar kullanarak ev yapmak nanoteknoloji anlamına geliyor. Şöyle bir benzetme yapılabilir, Kömüründe elmasında ana yapı taşı karbon sadece karbon atomlarının diziliş sırası farklı olduğundan biri elmas diğeri kömür elementi , bugün kömürü yakarak elektrik üretmeyi becerebiliyoruz ama kömüre nanoteknoloji ile müdahele edildiğinde elmas üretebilme imkanı doğar.
Dünyada ki insan nüfusunun ilkel koşullarda ve küçük kabileler halinde yaşadığı dönemlerde sağlık, enerji ve zenginliklerin dağılımı şimdikinden çok daha adilane bir durumdaydı, binlerce yıl önce aniden Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayış şekilleri birbirinden çok farklı ama hepside son derece ileri olan 6 farklı medeniyet kendini gösterdi.
MÖ 8000’ li yıllarda başlayan gelişmeleri MÖ 3500 ve MÖ 1500 yılları arasındaki hızlı gelişmeler takip etti.Yerkürenin bu söz konusu bölgelerinde her alanda yeni keşifler meydana gelmeye başladı.Yeryüzünün bu ilk ileri medeniyetleri inanılmaz derecede benzerlikler taşımaktaydılar. Bu benzerlikleri ilginç kılan nedenlerin en önemlisi bunların daha önce insanoğlu tarafından hiç kullanılmamış olmalarıdır. Bu medeniyetlerin hepsi anıtsal yapılar inşa ettiler, kent merkezleri kurdular, avcılık ve toplayıcılık yerine tarımı koydular, yeni araç gereçler icat ettiler, Onlar ayrıca karmaşık estetik ve entelektüel ögeleride yarattılar. Bu medeniyetlerden 4’ ü hala günümüzde kullanmaya devam ettiğimiz mısır, patates, pirinç ve buğdayı ilk defa kullandılar.
Bütün bu benzerlikler bir çok soruyu da beraberinde getirmektedir.Bu altı medeniyet nasıl ve neden ortaya çıktı? Ve nasıl oluyor da Dünya’nın farklı bölgelerinde olmalarına rağmen bu kadar çok benzer özelliklere sahip olabiliyorlar.
Örneğin, neden Sümer, Mısır, Meksika, Peru ve Çin de piramitleri görmekteyiz. Sümer ve Maya medeniyetleri nasıl bu kadar ileri astronomi ve matematik bilgisini edinebilmiştir. Niçin bu toplumlar yüz binlerce yıl gayet başarılı yaşamalarını sağlayan avcı ve toplayıcı yaşam biçiminden tarım toplumu olmak için vazgeçmişlerdi?
Daha da ilginci bu eski medeniyetlerin belirgin sosyal yapılanmaları mevcut olan eşitlikçi sistem yerine en üst noktasında kralın yer aldığı kast sistemine yer vermiştir? Bu değişimin nedeni neydi?
Hala atalarımızdan yadigar kalan “Tufan hakkındaki hikayeleri, tarımın kökenlerini, dünyayı gezen dev ve süper insan özelliklerine sahip bir ırkın insanları yarattığı ve onlara nasıl medeni bir insan olunacağını anlattıkları “gibi efsaneleri anlamaya çalışıyoruz.
Hatta onların coğrafi olarak birbirlerinden bu kadar uzak olmalarına rağmen nasıl olup da aynı efsanelere sahip oldukları hakkında kafa yormaya devam ediyoruz.
Dünyanın birbirinden uzak bu 6 farklı bölgesindeki yaradılış üzerine olan mitler birbirine şaşırtıcı derecede benzerlik gösterir. her birinde tanımlanan tanrılar güç ve bilgi olarak çok yüksek seviyedelerdir ve insan formunu yaratmak için gelmişler ve hediye olarak da medeniyeti vermişlerdir.
Yine ortak bir olgu da medeniyetlerdeki ilk efsanevi kralların tanrısal nitelik taşıdığı ve sonraki kralların tanrılar tarafından atandığı teokratik bir düşüncenin yerleşmiş olmasıdır.
Bu yaradılış tamamlandıktan sonra üstün ırk ya da veya efsanelerde söz edildiği şekliyle Tanrılar, insanoğluna sanatı, tarımı ve medeni yaşamı öğrettiler ve kalıntıları hala var olan devasa anıtları inşa etmelerini sağladılar.
Hiç kimse Büyük piramidin nasıl inşa edildiğini veya Tiahuanaco’daki anıtın devasa taşlarının nasıl taşındığını tam olarak açıklayamıyor, ayrıca hiç kimse piramit veya zigurat inşası fikrinin nasıl ortaya çıktığını ve onları gerçek kuzeyi gösterecek şekilde sıraya dizerek coğrafi birer işaret haline getirmeye nasıl karar verildiğini de bilmiyor.
Belki de en önemli soru, neden bu soruların hiçbirine verilecek bir yanıta sahip olmadığımız.
Bu 6 medeniyet
Amerika kıtasında bugünkü Peru ve Meksika bölgesinde Maya ve İnka medeniyetleri
Afrika kıtasında Mısır medeniyeti
Asya kıtasında da Sümer, İndus, Sarı ırmak medeniyetleri
Bu medeniyetler daha önce benzer örnekleri olmadığı halde aniden ortaya çıktılar
Bu medeniyetler insanlığı ilkel geçmişinden tamamiyle ayrılmaktadır
Bu 6 medeniyetten 4’ ü buğday, patates, mısır ve pirinci ilk defa geliştirmiş ve yetiştirmiştir.
Bu medeniyetlerde tarım, madencilik, tekerlekli araç, matematik, astronomi, inşaat bilgisi ve yazı kullanılmasına rağmen diğer bölgelerde medeniyetin izine rastlanmamıştır bilakis daha uzun yıllar mağaralarda yada kaya sığınaklarında yaşamışlar avcı ve toplayıcı hayat biçimleri devam etmiştir. Ancak çok daha sonraları bu medeniyetlerin özelliklerini yavaş bir süreçte kendilerine yansıtmışlardır.
Nerden geldiğimize dair sorular, eski medeniyetlerde ilgili bilinmezlikler ve benzerlikler insanoğlunun bu konu üzerindeki merakını arttırmış olmasına karşın bu soruların sadece küçük bir kısmına gerçekten tatmin edici yanıtlar verilebilmiştir. |