Genel Kültür - Yaşam kategorisinde ve Hayvanlar Alemi forumunda bulunan Balıklarda aşılama yöntemi konusunu görüntülemektesiniz.Akuakültür dünyanın birçok ülkesinde son 20 yıldan beri çok hızlı gelişen bir endüstri haline gelmiştir. Bir çok gelişmiş ülkede balıkların ...
| |||||||
| Sitemap | Liseler | HaritaG | XML | Kayıt ol | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| Akuakültür dünyanın birçok ülkesinde son 20 yıldan beri çok hızlı gelişen bir endüstri haline gelmiştir. Bir çok gelişmiş ülkede balıkların intensif olarak yüksek populasyon yoğunluğunda yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bu nedenle enfeksiyöz hastalıklar başarılı bir balık yetiştiriciliği için büyük bir tehlike oluşturur. İnsan beslenmesinde büyük bir yeri olan balık geleneksel olarak deniz ve iç sulardan avlanan bir besin kaynağıdır. On dokuzuncu yüzyılın başlarından itibaren hızlı artan dünya nüfusuna paralel olarak ortaya çıkan çevre sorunları ve yoğun avlama balık üretiminde yetersizliğe ve dolayısıyla da kültür balıkçılığında hızlı gelişmelere neden olmuştur.Yurdumuzda 1970'li yıllarda gökkuşağı alabalığı ile başlayan kültür balıkçılığı son yıllarda denizlerde yapılan çipura ve levrek yetiştiriciliği ile çok geniş boyutlar kazanmıştır . Yurdumuzdaki kültür balıkçılığının gelişimine paralel olarak bu işletmelerde bakteriyel , viral ve paraziter hastalıklarda görülmeye başlamıştır. Ülkemizde son yıllarda gelişme gösteren kültür balıkçılığı umut verici bir düzeye erişmiştir.Tatlı sularda alabalık ve sazan denizlerde çipura ve levrek üretimine dayalı işletmeler hızla artmaktadır. Balıkların yoğun olarak kültüre alındığı intensif yetiştiricilik şartlarında hastalıklar görülmeye başlamıştır. Balık üretimde üstün verim ancak sağlıklı balıklardan alınabilir. Bu nedenle hastalıkların çıkmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Hastalık çıktıktan sonra yapılan tedavi, çıkan yangının söndürülmesine benzetilebilir. Farklı etiyolojilere bağlı olarak meydana gelen hastalılardan balıkları korumada bir çok yöntem bildirilmekte olup, bu yöntemler hastalık etkenine göre değişmektedir. Profilaktik amaçla kemoterapötiklerin kullanılması bakterilerde direnç gelişmesine (resistans) yol açarken , balık etindeki kemoterapötiklerin kalıntıları (rezidü) tüketici sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Hastalıklardan korunmada en geçerli yöntem; hijyenik tedbirlerin alınması, hasta ve portörlerin işletmeye sokulmaması ve aktif immunizasyonla balıkların aşılanmasıdır. Balıklarda diğer vertabralılar gibi antijenik uyarılara cevap verirler. Vücuda giren bakteriyel ve viral ajanlar belirli düzeylerde çeşitli antikorlar oluşturabilmektedir. Ancak içinde bulundukları suyun sıcaklığına göre balıklarda, antikor oluşumu ve devamlılığı değişmektedir. Düşük su sıcaklığı (9 derece C ve altında) genellikle yüksek su sıcaklığından (16-18 derece C) daha az antikor üretimine neden olmaktadır. Balıklarda uygulanan aşılama metotları, söz konusu olan canlının su içerisinde yaşaması ve intensif yetiştirilmesi nedeniyle diğer kara hayvanlarından bazı farklılıklar göstermektedir. Bununla birlikte balıklarda aşılar enjeksiyon yöntemi başta olmak üzere oral, püskürtme (sprey), immersiyon (daldırma), banyo, hiperozmotik infiltrasyon ve anal intubasyon yoluyla uygulanmaktadır. Bunlardan en etkini enjeksiyon yolu ile aşının inokulasyonudur. Gerek ikinci derecede etkili olan anal intubasyon yöntemi ile ve gerekse enjeksiyon yöntemi ile binlerce balığı aşılamak pratik değildir. Oral yolla verilen aşı ise sindirim kanalında tahribata uğraması veya rezorbe olmaması nedeniyle yeterli seviyede bağışıklık vermemektedir. Şu anda da bakteriyel hastalıklardan korunmada ticari aşılama metodu olarak immersiyon yada banyo yöntemi tercih edilmektedir. Alabalıklarda pasif immünizasyon denemesinin sadece ölümleri geciktirdiğini ve tam koruma meydana getirmediği bilinmektedir. Ancak Aeromonas salmonicida ve Vibrio anguillarum ‘a karşı pasif bağışıkla oldukça iyi sonuçlar elde edilmiştir. Toxoid aşılarla bakteriyel balık patojenlerinin aşılanması sonuçları değişkendir. A.salmonicida da toxoid aşıları şüpheli sonuçlar verirken, V.anguillarum’a karşı iyi sonuçlar vermiştir. Henüz balık virüslerine ve parazitlere karşı ticari aşılar geliştirilmemiştir.Viral hastalıklardan IPN virusuna karşı deneysel aşılar geliştirilmiştir.Viruslara karşı yapılan aşılamalardan olumlu sonuçlar alındığı belirtilmektedir. Ancak viral aşılar pratikte geniş bir uygulamaya sahip değildir.Paraziter hastalıklardan İchtyophthyrlus multifilise karşı deneysel aşı uygulamarı yapılmıştır. Günümüzde virülensi yüksek insan ve hayvan hastalıkları aşılama ile konntrol altına alınabilmektedir.Halbuki balık hastalıklarına karşı geliştirilen mevcut aşılar hala gelişme aşamasındadır. Yersinia ruckeri,Vibrio anguillarium, Pasteurella piscicida ve Aeromonas salmonicida bakterileri ile ticari aşılar geliştirilmiştir. Bunlardan vibriosis, yersiniosis,frunkulosisve pasteurelosis aşıları ticari olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. . Ülkemizdeki işletmelerdeki epizootilerden izole edilen patojen mikroorganizma suşlarına karşı aşı geliştirmek ve bu aşıların uygulanması aşıların başarısını önemli ölçüde artıracaktır. Balık hastalıkları konusunda son yıllarda yapılan çalışmalar, mikroorganizmaların işletmeye girmeden önlenmesinin şart olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle koruyucu önlemler almalı , ciddi ve devamlı bir şekilde uygulanmalıdır. Koruyucu önlemler arasında balıkların immunizasyonla korunması (aşılama:vaksinasyon) önem arz etmektedir. Balık hastalıklarına karşı aşı kullanımı Avrupa’da özellikle gökkuşağı alabalığı ve salmon yetiştiriciliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. 2.AŞILAR İLE İLGİLİ BAZI TERİMLER Aşılama (Aktif İmmunizasyon): Hayvanları infeksiyöz hastalıklardan yapay yolla korumak için , kontrollü koşullarda belli patojenlere karşı immun yanıtın uyarılmasına aşılama veya immunizasyon denir. Aktif İmmünizasyon: Aşı olarak verilen maddeler antijenik yapıdadır.Organizmada hümoral ve hücresel immun cevap oluşturarak hastalığı geçirmeden , fakat enfeksiyöz hastalığı geçirmişcesine koruma sağlar. Aşılama veya aktif immunizasyon ile hayvanın immun sistemi bizzat çalışarak bir immun yanıt oluşturulduğundan kazanılan bağışıklığa yapay aktif bağışıklık denir. Pasif Koruma: Başka hayvanlarda oluşturulmuş bağışıklık elamanları duyarlı hayvanlara nakledilerek kısa süreli koruma sağlanabilir.Bu işleme pasif koruma denir. Hayvanın immun sistemi çalışmadan sadece nakledilen antikorlarla sağlanan böyle bağışıklığa yapay pasif bağışıklık denir. Antiserum (Bağışık serum):Bağışıklanmış hayvanlara ait , yüksek titrede antikor içeren serumlar. Primovaksinasyon: Belirli bir aşı ile daha önce hiç aşılanmamış bir organizmaya ilk defa aşı uygulamasına denir. Rapel (Booster): Primovaksinasyonla sağlanan bağışıklığın, etkin bir düzeyde devam etmesini sağlamak ve bağışıklığı pekiştirmek için belirli zaman aralıklarıyla yapılan aşı tekrarına denir. Monavalan aşı: İçinde tek bir çeşit mikroorganizma veya tek bir çeşit antijen bulunan aşılardır. Polivalan (karma) aşı: Ölü bakteri aşılardan veya toksoid aşılardan birkaç tanesi karıştırılarak elde edilen aşılardır. Karma aşıların hem uygulaması daha kolay,pratik ve zaman kazandırıcıdır, hemde tek tek uygulamalara göre daha güçlü bağışıklık kazandırırlar. ADJUVANTLAR : AŞILARIN ETKİNLİĞİNİ ARTIRAN MADDELER İnaktif mikroorganizmaların vücutta çok hızlı şekilde katabolize olmaları, immun yanıtı yeterince uzun süre uyaramamalarına neden olur. Bu nedenle inaktif aşıların etkinliğini arttırmak için, vücutta daha uzun süre kalmalarını sağlayacak ve immunolojik belleği uyaracak şekilde verilmeleri gerekir. Bu amaçla kullanılan maddelere adjuvant denir. Adjuvantlar genelde, antijenlerin injekte edildikleri yerde uzun süre kalmalarını, immun sistem hücreleri ile daha iyi temas etmelerini ve hücredeki ek uyarıcı moleküllern artışını sağlarlar. Adjuvantların Görevleri: 1- Antijenlerin depolanmalarını sağlar ve emilimlerini güçleştirir. böylece uzun süreli bir antijenik uyarıma neden olurlar. 2- Antijenlerin fiziksel ve kimyasal özelliklerini değiştirirler. 3- Lenfoid hücrelerin uyarımı ve işleyişini sağlarlar. 4- Humoral yanıtın yanı sıra hücresel bağışıklığıda uyarırlar. Bazı Önemli Adjuvantlar Tip Adjuvant Aliminyum tuzları Aliminyum fosfat, aliminyum hiroksit, alum Su-Yağ emülsiyonları Freund inkomple adjuvantı Bunlar depo etkisi yaparlar. ANTİJEN (İmmunojenler) İmmunojenler vücuda verildiklerinde veya girdiklerinde spesifik bir immun yanıt oluşturabilen substanslara verilen genel bir isimdir. Diğer bir tanımla antijen bağışıklık yanıt verebilecek düzeyde gelişmiş organizmalara verildiklerinde kendilerine karşı bir bağışık yanıtın oluşmasına yol açan ve bu yanıt sonucunda ortaya çıkan ürünler (antikor ve duyarlı hücre algaçları ) ile özgül olarak birleşme özelliğindeki maddelerdir. Antijenlerin üç özelliği vardır. 1. Girdikleri organizmaların yapısına yabancı olmamalarıdır. 2. Organizmaya girdiklerinde kendilerine karşı bir bağışık yanıtın oluşmasına yol açmaları olup buna antijenlerin immunolojik özelliği denir. 3. Bağışık yanıtın sonucu da ortaya çıkan ürünler ile özgül olarak birleşme özelliğidir. Bu özelliğede antijenlik özelliği denir. Humoral (sıvısal) bağışık yanıt sonucunda ortaya çıkan ürünler antikorlardır. Hücresel bağışıklık yanıtta ise ortaya, söz konusu antijene karşı özgül algaçlar taşıyan duyarlı T lenfositleri oluşur. İşte antijenler kendilerine karşı oluşmuş özgül antikorlar ve duyarlı lenfositlerle birleşme özelliğindedir. Vücutta immunojik bir uyarım yapabilme yeteneğini belirlemede immunojenik ve antijenik terimleri, bu kabiliyetin şiddetini ve derecesini ifade eden immunojenite ve antijenite terimleri kullanılmaktadır. En son çalışmalar memelilerde antijenik moleküllerin B hücreleri, T yardımcı hücreleri (Th) ve T suppresor hücreleri (Ts)'ni taşıyıcı bölgeleri (epitopları) içerdiğini göstermiştir. Bu özel bölgeler tüm moleküle oranla çok küçüktür ve sayıları da molekülün büyüklüğü ile orantılıdır . İMMUNOGLOBULİNLER (ANTİKORLAR) İmmunoglobulinler (antikorlar) antijenik uyarımlar sonucu vücutta plazma hücreleri tarafından sentezlenen ve homolog antijenle birleşerek spesifik bir reaksiyon verebilen glikoprotein karakterindeki moleküllerdir. Protein olmaları nedeniyle immunoglobulinler çok iyi antijenik özelliklere sahiptirler. Kendilerine karşı antikor sentezini uyarırlar ve bunlarlada reaksiyon verirler. Antikorlar çeşitli maddelerle (FITC, izotop,enzim) konjuge edilerek serolojik reaksiyonlarda (FAT;RIA ELISA) başarı ile kullanılmaktadır. Bugün memelilerde IgG, IgM, IgA, IgD, IgE olmak üzere 5 farklı sınıf olduğu bilinmektedir. Teleost balıklarda sadece bir sınıf IgM antikorların yanı sıra hiperimmunize edilen havuz japon balıklarında (Carassius auratus) IgG benzeri immunoglobulin moleküllerinin varlığı bildirilmiştir. Memelilerde antikorlar yüksek konsantrasyonda serumda, doku sıvılarında, mukus segrasyonunda, göz yaşında ve sütte bulunur. IgM, IgG serumda ve doku aralıklarında bulunurken, IgA mukus ve süt segrasyonlarında bulunmuştur. Balıklarda antikor ise serumda, doku sıvılarında ve sindirim kanalında, deriden ve solungaçlardan salgılanan mukus içinde bulunmuştur. Antikorlar, antijenlerle uyarılan B lenfositlerinin başkalaşımı ile ortaya çıkan plazma hücreleri (plazmosit) tarafından oluşturulurlar. Kimyasal, fiziksel ve immunolojik incelemelerle, suda tuzlarda ve bazı eriticilerede eriyebilme dereceleri, elektroforez hızları, molekül ağırlıkları, ultrasantrifüjlemedeki çökme hızları, taşıdıkları H polipeptid zincirindeki yapı değişiklikleri ve buna benzer diğer özellikleri yönünden immunoglobulinler arasında önemli ayrımlar bulunduğu saptanmıştır. Buna göre birbirinden az çok ayrımlı immunoglobulin sınıfı ayrılmıştır. Ig G, Ig M, Ig A, Ig D ve Ig E olarak sınıflandırılmıştır. İMMUNİTE(Bağışıklık) Bağışıklık genel anlamda, vücuda giren veya verilen yabancı substanslara (mikroorganizma, toksin, toksoid, protein, polisakkarid, kompleks yapıdaki moleküller, vs.) karşı vücudun bütün genel ve özel savunma mekanizmaları ile karşı koyması, direnç göstermesi, kendini koruması ve zararlı maddeyi elimine etmesi olarak tanımlanabilir. Bağışıklık iki temel karakterde ortaya çıkmaktadır; 1. Doğal Direnç (Natural direnç) 2. Edinsel Bağışıklık (Kazanılan bağışıklık) Bağışıklığın Genel Sınıflaması İMMUNİTE Doğal Bağışıklık Kazanılan Bağışıklık 1-Genetik faktörler 1-Aktif bağışıklık -Türlere ait direnç -Doğal aktif bağışıklık -Irklara ait direnç -Suni aktif bağışıklık (aşılama) -Bireylere ait direnç 2-Pasif bağışıklık 2-Fizyolojik faktörler -Doğal pasif bağışıklık -Vücut ısısı (su sıcaklığı) -Suni pasif bağışıklık (serum) -Yaş durumu -Hormonlar 3-Primer savunma mekanizması -Pullar ve mukus -Deri -Solungaçlar -Gastrointestinal kanal 4-Sekonder savunma mekanizması -Humoral faktörler -Hücresel faktörler -Yangısal reaksiyonlar Balıklarda İmmunite (Bağışıklık) Balıklarda immunite temel olarak yüksek vertebralılarla aynı yapıdadır. İmmun yanıttaki başlıca farklılıklar balıklardaki diğer fizyolojik olaylarda olduğu gibi sıcaklığa bağlı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle uzun bir süre balıkların immunite kabiliyetleri konusunda bir anlaşma sağlanamamıştır. Çünkü bazı araştırıcılar sıcaklık ve zaman faktörlerini dikkate almamışlardır. Balıkların immun sistemi memelilerin immun sistemine göre daha az karışık sistem olmasına rağmen cell mediated immunite ve humoral immunite gibi çeşitli müdafaa mekanizmalarını içermektedir. İmmunite hayvanlarda enfeksiyonlara karşı korunmada en önemli bir fizyolojik mekanizmadır. Vertebralılarda immunite; primer (doğal) ve adaptive (kazanılmış) immunite olmak üzere iki tiptir. Primer immunite, doğuştan savunma (defence) mekanizmalarına dayanır ve vücuda girebilecek çok geniş bir zarar verme mekanizmasına karşı non-spesifik olarak çalışır. Bu savunma mekanizması (non-spesifik immun sistem) fagositik hücrelerin faaliyetini, interferonları ve vücutta çeşitli doğal olarak oluşan lizozim, C-reaktive protein, aglutinin ve lizin gibi maddelerin etkisini içerir. Adaptive immunite kazanılmış bir bağışıklık durumudur ve vücudun reaksiyon verme kabiliyetine bağlı olarak zarar verici spesifik partiküler mikroorganizmalara karşı, spesifik reaktive lenfosit (cell mediated immunite) veya serum antikorlarının (humoral immunite) oluşmasıdır. Yeni yumurtadan çıkan larva balıklarda immun sistemin gelişmesi sırasında antijenle uyarılara karşın etkin lenfosit ve antikor üretim kapasitesi sınırlıdır. Bu eksiklik nedeniyle genç balıklar uyarıcılara karşı hassastırlar ve dolayısıyla hastalıklara karşı dirençleri zayıftır. Halbuki yüksek vertebralıların gençleri hayatlarının ilk bağımsızlık dönemi periyodunda annelerinden gelen pasif immunite ile donatılmış bir savunma kabiliyetine sahiptirler. Bu kolaylık anne tarafından çevresel antijenlere karşı aktif bir şekilde üretilen antikorların hazır bir şekilde annenin dolaşım sisteminden yavrusuna plesenta aracılığı ile veya ağız sütündeki (clostrum) antikorların yavru tarafından 2-40 gün içinde emilmesi suretiyle sindirim kanalından kan dolaşımıyla transferiyle sağlanmaktadır. Primer (Doğal) İmmunite Non-spesifik savunmalar patojenik etkenlere karşı geniş spektrumlu gerçek engellerdir. Bu engeller yapay olarak oluşturulan spesifik antikorlara göre sürekli kalıcı engellerdir. Genellikle vücudu istila eden cansız etkenlere karşı koruyucu olarak hizmet ettiği gibi potansiyel patojenlere karşı da koruyucu etki gösterirler. Non-spesifik sistemin koruyucu faaliyeti genellikle istila edici (invasive agent) etkenin antijenik yapısı ile direkt olarak ilgili değildir. Non-spesifik savunma daha çok balığın belirli bir hastalığa olan hassasiyeti ile ilgili temel sebeplerle alakalıdır. Non-spesifik savunma daha sıkı ve az geçirgen epidermisi, mukusu, makrofajlar tarafından sindirilen mikroorganizmaları opsonize eden kanın kimyasal komponentlerini ve konakçıyı geniş spektrumlu viruslara karşı koruyan interferonları içerir(Anderson 1974, Pelczar et al.1986). Patojenlere karşı ilk müdafaa non-spesifik engeller ve inflamatory reaksiyon ile sağlanır(Timur G 1975 ). Daha sonra spesifik immun reaksiyon gerçekleşir. Bu reaksiyon önceki non-spesifik reaksiyonlardan spesifik olması ile ayrılır. İmmun reaksiyon patojenlerin balığın sistemlerini başarılı bir istilasından sonra başlar (Anderson 1974). Mukus ve epidermis balıklarda ilk müdafaa hattını oluşturur. Bu engellerle koruma çok etkilidir. Epidermal mukoza hücrelerinde devamlı olarak yenilenmek suretiyle salgılanır ve mukus balığın yüzeyinde birikmiş döküntülerin ve mikroorganizmaları kolayca kendisiyle birlikte uzaklaşmasını sağlar. Pullar, epidermis ve dermis fiziksel yaralanmaların neden olacağı açık yaralar ve bunun sonucu muhtemel enfeksiyonların oluşmasında koruyucu kalkan olarak görev yürütür . Mukus balığın eksternal yüzey bölgelerinde paraziter mikroorganizmaların yerleşmesini ve gelişmesini engelleyici faktörler içerir. Mukusun patojenlerle savaşma mekanizması konusundaki aktivitesi hakkında çok az çalışma yapılmasına rağmen genellikle epidermal mukus hücre ürünlerinde yüksek hayvanlar tarafından salgılanan göz yaşı, burun segresyonu ve insan tükrüğünde bulunduğu bildirilen lizozim enzimlerinin anologlarının bulunduğu düşünülmektedir. Bilindiği gibi bu lizozim ve enzimler birçok bakterinin mukopeptit tabakasının parçalanmasında rol almaktadır. Adaptive (Kazanılmış ) İmmunite Kazanılmış immunitede savunma mekanizmasının merkezi lenfosittir. Lenfositler kazanılmış immunitenin, humoral immunite, cell-mediated immunite (CMI) ve bellek (memory) gibi üç safhanın başlatılmasından ve yürütülmesinden sorumludur. Humoral İmmunite Antijen vücuda ilk kez girmesi halinde T ve B lenfositleri birlikte reaksiyon verirler. B lenfositler plazma hücrelerine ve ya hafıza (memory) hücrelerine dönüşürler.(Ellis 1978, 1988a, Minbay 1988, Ellis 1989, Arda 1994a,d) Plazma hücreleri kendilerinin oluşmasını uyaran antijene karşı özel antikor üretirken hafıza hücreleri daha sonra aynı antijenin ikinci kez vücuda girmesi halinde plazma hücrelerine dönüşebilecek özelliğe sahip hücrelerdir. T hücreleri farklı bir fonksiyona sahiptir. Başlangıçtaki T hücreleri, yardımcı (helper) hücreler olarak isimlendirilirler. Bu klon hücreleri antijenin başlangıç stimulasyonu (uyarısı) ile çoğalırlar. Uzun süre hayatta kalabilen yardımcı hafıza hücrelerine dönüşürler. Böylece ikinci bir uyarıda T hücrelerinin sayısı artar. Bunlar sayıları artan B hafıza hücreleri ile işbirliği yaparlar. Böylece ikinci uyarıda kandaki antikor üretimi daha hızlı gerçekleşir ve birinci uyarıya göre daha yüksek konsantrasyona ulaşır. Hafıza hücrelerinin hızlı ve yüksek seviyede reaksiyon kabiliyeti nedeniyle patojen ve aşıların uygulanmasını takiben dikkate değer artan bir dayanıklılık (resistans) oluşturur. Cell Mediated Immunity ( CMI ) T lenfosit populasyonu T yardımcı klonlarının yanı sıra CMI dan sorumlu klonlarada sahiptir. Immun yanıtın bu bölümü geniş bir sahayı içine alır ve vücudu istila eden mikroorganizmaları fagosite ederek sindirmek suretiyle vücudun non-spesifik koruma mekanizmasını oluşturan makrofajların teminini sağlar. Primer antijen stimulasyonunda T lenfosit klonları CMI da rol alan çeşitli farklı fonksiyonel hücrelere dönüşür. Bunlar arasında öldürücü hücreler, baskılayıcı hücreler ve lenfokin üreten hücreler bulunur. Öldürücü hücreler (killer cells) : Bu sitotoksik T hücresi ile hedef hücrenin arasında fiziksel temas sonucunda oluşan bir mekanizma ile yabancı hücreleri eritme özelliğine sahiptirler. Lenfokin üreten hücreler : Antijen stimulasyonu sonucunda bazı T hücresi klonları lenfokin adı verilen bir takım humoral faktörler üretirler. Bu faktörler makrofajların non-spesifik defans mekanizmasını arttırır. Bu aktive olmuş makrofajlar non-spesifik olarak enfeksiyonla daha fazla mücadele etme kabiliyetine sahip hale gelirler. Öldürücü hücreler ve lenfokin üreten hücrelerin yanıtları pozitif immuniteyi oluşturur Baskılayıcı hücreler (Suppressor Cells) : İmmun yanıt oluşumu sırasında antikorların ve lenfokinlerin üretiminin kontrol edilmesi gerekir. Bu kontrol immun yanıtı bitiren veya negatif immunitenin oluşmasını sağlayan baskı yapıcı yani suppressor hücrelerin oluşmasıyla sağlanır. İmmun Yanıtta Rol Oynayan Organlar Antikor üreten lenfositler özellikle bazı organlarda yoğunlaşmış olarak veya dolaşım sisteminde serbest olarak bulunurlar. Antikor uyarılması ve üretimi bir çok organı ilgilendirir. Antikor üretimi ve uyarılması ile ilgili organlar insanda timus, lenf düğümü ve kemik iliğini içerir. Antijen-antikor kompleksinin ve istila edici materyalin döküntüsünün parçalanmasında rol alan hücreler dolaşım sisteminden ve duragan fagositlerden (büyük çoğunluğu makrofajlar), karaciğer sinüzoidlerinin Kuppfer hücreleri ve böbrek hücreleri vardır. İnsanda kan hücrelerinin üretiminden internal vaskularize kemik iliği sorumludur. Halbuki, balıklar kemik iliğine ve lenf nodüllerine sahip değildirler. Teleost balıklarda başlıca lenfoid organlar; timus, böbrek ve dalaktır. Böbrek başlıca antikor üreten organdır. Böbrekler lenfosit ve plazma hücrelerinden zengin hemapoietik dokuya sahiptir. Böbrekler aynı zamanda antijenleri fagosite eden çok sayıda makrofaj içeren filtrasyon organı olarak görev yapar. Anterior böbrek gökkuşağı alabalıklarında en önemli hemapoietik organdır. Bu bölgede çok sayıda blast ve undiferansiye hücreler bulunur. Böbrekte küçük lenfositler, nötrofiller, eosinofiller ve bazofiller de bulunur. Alabalık böbreğinde sirküler kandan veya diğer organlardan daha fazla sayıda fagositik makrofajlar bulunur. Timus balıklarda solungaç çemberinde dorsa-lateral olarak pharyngeal epitel altında çift ve bilateral olarak bulunan bir organdır. Genellikle gelişen lenfositlerden oluşur. Diğer vertebralılarda olduğu gibi primer lenfoid organ olarak ve lenfositlerin üretildiği bir havuz olarak kabul edilir. Lenfositler buradan dolaşıma ve diğer lenfoid organlara göç eder. Timus'un antikor üretimi ve antijenlerin yakalanması gibi yürütücü fonksiyonu yoktur. Dalak böbreğe göre daha az hemapoietik ve lenfoid hücrelere sahiptir. Genellikle sinüslerde tutulan kandan oluşur. Dalak bununla beraber, retiküler fibriller ve makrofajlardan oluşan elipsoid adı verilen özelleşmiş kapillar duvarları içerir. Retikula iplik ağı immun-kompleksler için özelleşmiş bir tuzak oluştururken elipsoidlerdeki makrofajlar yüksek fagositik aktivite yürütürler. Bunun fonksiyonu balıklarda açıklanamamıştır. Fakat memelilerde benzer antijen yakalama prosesi immun hafızanın gelişimi ile ilgilidir. Enfeksiyöz Hastalıklarda Kullanılan Serolojik Yöntemler Enfeksiyöz hastalıkların teşhisi antikorların aranması ve enfeksiyöz etkenlerin tespiti için serolojik yöntemler insan ve veteriner hekimliğinde bu yüzyılın başından beri çok yaygın olarak kullanılmaktadır. 1960' lı yıllardan itibaren balık patojenlerinin teşhisinde, balık serumlarında spesifik patojenlere karşı oluşan antikorların tayininde, aşıların geliştirilmesinde, bakteri suşları ve tipleri arasındaki ve viral patojenler arasındaki serolojik ilişkiyi ortaya çıkarmak için çeşitli serolojik yöntemler giderek daha çok kullanılmaktadır. Klinik diagnoz ve başlıca bakteriyel balık patojenlerinin incelenmesi için serodiagnostik metodlar geliştirilmiştir. Bu metodlar doğal olarak non-lethal (öldürücü olmayan) örnekleme yöntemlerine dayanır. Hızlı olması, doğruluğundaki büyüklük payı ve klinik diagnoz ve inceleme için ekonomik uygulama özelliğine sahiptir . Serolojik çalışmalar temel enfeksiyonların çoğunun teşhisinde zaman ihtiyacını azaltır ve teşhisin doğruluğunu arttırır. Seroloji aynı zamanda immun responsun anlaşılmasınada yararlıdır. Serolojik prosedürler de gerçek test sonuçları ve değerlerinin alınabilmesi için antijen ve antiseranın standartize edilmesi kalitelerinin bilinmesi önemlidir. Eastern Fish Desease laboratuvarı ( şimdiki National Fish Healt Research laboratuvarı ) 1975 yılında balık sağlığı araştırmaları ve diagnozunda kullanılmak için ayıraçlar üretilmeye başlanmıştır Eriyik antijenle uygulanan serolojik yöntemler balık patojenlerinin (viral, bakteriyel, parazitik) daha az diagnostik alet kullanılarak antijenik kompozisyon çalışmalarında kullanılır. Serolojik teknikler 1960' lı yıllarda özellikle salmonid balıkların aeromonas patojenlerinin oluşturduğu çeşitli bakteriyel hastalıkların çeşitli konularını incelemek için kullanılmışlardır. Aglutinasyon testi frunkulosis hastalığının etkeni olan Aeromonas salmonicida' ya karşı teşekkül eden antikorları incelemek için kullanılmıştır. Bugün balık hastalıklarında, aglutinasyon, hemaglutinasyon, komplemant fiksasyon, immunofluoresans, ELISA, immunodiffüzyon, nötralizasyon gibi serolojik testler kullanılmaktadır. BALIKLARDA BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ve AŞILAMANIN GENEL PRENSİPLERİ Omurgalı hayvanlarda bir infeksiyona maruz kalma hayatta kalanlar için aynı patojenik etkene karşı direnç kazanmaları ile sonuçlanır.Bu direnç, kazanılmış bağışıklık olarak adlandırılır. Ve sadece o patojene özgül olarak gelişerek belli bir süre devam eder. Buna immun hafıza adı verilir. İmmun hafıza canlının vücudundaki lenfosit adı verilen bir grup beyaz kan hücresinin, patojen olarak adlandırılan ve o canlıya yabancı olan herhangi bir antijeni tanıma ve yok etme özelliğini belli bir süre koruması ile oluşur. Antijen terimi, canlının tanımadığı vücuda yabancı olan her türlü virüs, bakteri, mantar, parazit ve benzeri organizma ve maddelerdir. Antikor ise, antijene karşı vücudun bağışıklık sisteminin oluşturduğu lenfositler tarafından üretilen özel molekülerdir. Aşılanmanın temeli, özgül ve hafızalı hücrelerin vücutta belli bir süre için oluşturulması prensibine dayanır.Aşı, patojenik organizmalar veya bunların antijenik yapılarının çeşitli yollarla patojenik özelliklerinin yok edilmesi ile hazırlanan preparatlardır.Aşı korunulması istenilen canlıya verildiğinde bağışıklık sisteminde oluşan hafızalı hücreler belli bir süre için o canlıyı aynı patojene karşı korurlar.Ancak bu iş tabiki göründüğü kadar kolay değildir.Aşı, güvenli olmalıdır (yan etkisi olmamalıdır)Aşı yeterli olmalıdır (yüksek düzeyde koruma etkisi olmalıdır.)Aşı kolay üretilebilmeli ve kolay uygulanabilir olmalıdır.Aşılar genel olarak iki tiptir. Ölü aşılar, patojen veya exterlerinin tamamen inaktive edilerek öldürülmeleri ile elde edilir.Canlı aşılar, patojenin hastalık oluşturma kabiliyetinin (virülens) azaltılması veya tamamen yok edilmesi (attenüe) ile hazırlanır. Spesifik Bağışıklık Sistemi Spesifik veya kazanılmış bağışıklık sisteminin iki kolu mevcuttur. 1.Humoral bağışıklık sistemi (antikor üretimi) 2. Hücresel bağışıklık sistemi. Bir antijen ile karşılaşıldığında küçük bir grup lenfosit hücresi o antijeni tanıyan spesifik antijen reseptörleri geliştirirler.Bu spesifik lenfositler klon oluştururlar.Mikroorganizmalar yüzeylerinde farklı antijen yapıları taşır.Ve her antijen farklı lenfosit klonları tarafından tanınırlar. Bir klonun stimülasyonuyla bağlı bulunduğu lenfosit populasyonundaki kardeş hücreleri değişime uğrayarak sayıca artalar. Lenfositlerin iki tip populasyonu mevcuttur.Bunlar balıklarda timustan köken alan T lenfositle ve böbreğin ön kısmından köken alan B lenfositlerdir. 1.Humoral Bağışıklık Bir antijen ile ilk kez karşılaşıldığında T ve B lenfositleri ortaklaşa cevap oluştururlar.B lenfositleri plazma hücrelerine dönüşerek spesifik antikor üretimini üstlenirler ve bunlara hafıza hücreleri adı verilir. T lenfositlerinin farklı görevleri vardır.Orijinal T hücreleri yardımcı hücreler olarak adlandırılır ve bu klon bir antijenle ilk kez karşılaşıldığında yardımcı hafıza hücrelerine dönüşerek antijenle ikinci kez karşılaşıldığında B lenfositlerinin daha kuvvetli ve uzun süreli bir direnç göstermelerine yardımcı olurlar. Hücresel Bağışıklık T lenfosit populasyonu T yardımı hücreleri oluşturma dışında hücresel bağışıklıktanda sorumludurlar.Bağışıklık sisteminin bu kolu herhangi bir antijeni ayırmadan makrofaj adı verilen hücreler vasıtası ile antijeni içine alarak (fagositoz) sindirilmesi temeline dayanır.Primer bir antijeni stimülasyonunda T lenfosit klonları farklı fonksiyonlu hücre gruplarına dönüşerek hücresel bağışıklık yanıtında görev alırlar. Bunlar ; 1.Katil hücreler : Bu sitotoksit T hücreleri yabancı hücreleri lyzis yoluyla ortadan kaldırırlar. 2.Lenfokin üreten hücreler : Antijen stimülasyonu ile klon oluşturarak lenfokin veya interlökin adı verilen humoral faktörler üreten bu T hücreleri makrofajların spesifik olmayan savunma kapasitelerini artırırlar. 3.Supresör (baskılayıcı) hücreler : Yukarıda açıklanan hücrelerin tamamı pozitif yöndeki bağışıklık üzerindedir. Ancak antikor ve lenfokin üretiminin belli sınırlar içinde kalması yönlendirilmesi ve sona erdirilmesi gerektiğinde supresör hücreler üretilerek bu işlem tamamlanır. Spesifik bağışıklık sistemini bu yönü aşılama ile çok ilgilidir. Çünkü aşı içinde verilen antijenin molekül formu, veriliş şekli, konsantrasyonu, hayvanın yaşı gibi faktörler pozitif veya negatif bağışıklığın dengesini etkiler. Aşılamanın amacı tabiki pozitif yöndeki bağışıklıktır. Ancak bazı durumlarda immün tolerans olarak adlandırılan aşının hayvanda antijene karşı cevapsızlık gibi etkilerden oluşabilir. Son yıllarda yapılan çalışmalar ile antijenik moleküllerin, B hücreleri, T yardımcı hücreleri ve T supresör hücreleri için, farklı tanınma bölgelerinin (epitop) bulunduğu saptanmıştır. Bir canlıda bir antijene karşı bağışık cevap oluşturabilme kapasitesi genlerinde kodlanmış olan epitopların üstünlüğüne bağlıdır. Tüm bu genel bilgiler ışığı altında aşılama bireye enfeksiyon riski taşımadan belli bir hastalığa karşı korunma olanağı sağlar. Bir hastalığa yakalanan bireyin aynı enfeksiyona ikinci kez yakalanmadığı veya uzun süre direnç gösterdiği eskiden beri bilinmektedir. BALIKLARDA ANTİKOR ÜRETİMİ Antikor üretiminin kinetiği balığın antijenine ilk kez veya müteakip karşılaşmasına bağlıdır.Antijeninin başlangıç sitümülasyonuna karşı oluşan reaksiyon genellikle primer immun yanıt antijenin müteakip ikinci karşılaşması ise sekonder yanıt olarak bilinir. Sekonder üretim yanıt fazını daha kısa olması ve daha yüksek bir antikor titresinin oluşmasıyla primer yanıttan farklılık göstermiştir. Teleost balıklarda klasik primer ve sekonder yanıtlar demostre edilmiş ve daha yüksek bir antikor titresinin oluşmasıyla sekonder yanıt primer yanıttan farklılık göstermiştir. Teleost balıklarda demostre edilen klasik primer ve sekonder yanıtlarda antikor seviyesinin ulaştığı en yüksek nokta memeliler ile mukayese edilecek özellikte olup genellikle uzun bir üretim fazına sahip oldukları ve antikor titresini yükselmesi memelilere ve kulara göre daha yavaş olduğu bulunmuştur. Genellikle ılık sularda yaşayan balıkların antikor üretiminin sıcak sularda yaşayan türlere göre daha uzun üretim fazına sahip oldukları kabul edilmektedir. Pisi balığı ve gökkuşağı alabalığı gibi türler için üretim fazının 2-3 haftalık bir süre olduğu deneysel çalışmalarla ortaya çıkarılmıştır. Antikor Üretimi ve Üretimi Etkileyen Faktörler Antikor üretiminin kinetiği hayvanın antijenle ilk kez olarak veya müteakip karşılaşmasına bağlıdır. Antijenin başlangıç stimulasyonuna karşı oluşan reaksiyon genellikle primer immun yanıt, antijenin müteakip ikinci karşılaşmasının yanıtı ise sekonder yanıt olarak bilinir. Sekonder yanıt üretim fazının daha kısa olması ve daha yüksek bir antikor titresinin oluşmasıyla primer yanıttan farklılık gösterir. Teleost balıklarda klasik primer ve sekonder yanıtlar demonstre edilmiş ve daha yüksek bir antikor titresinin oluşmasıyla sekonder yanıt primer yanıttan farklılık göstermiştir. Teleost balıklarda demonstre edilen klasik primer ve sekonder yanıtlarda antikor seviyesinin ulaştığı en yüksek nokta memeliler ile mukayese edilebilecek özellikte olup genellikle uzun bir üretim fazına (inductive faz) sahip oldukları ve antikor titresinin yükselmesinin memelilere ve kuşlara göre daha yavaş olduğu bulunmuştur. Genellikle ılık sularda yaşayan balıkların antikor üretimi için sıcak sularda yaşayan türlere göre daha uzun üretim fazına sahip oldukları kabul edilmektedir. Pisi balığı ve gökkuşağı alabalığı gibi türler için üretim fazının 2 - 3 haftalık bir süre olduğu deneysel çalışmalardan ortaya çıkarılmıştır Vücutlarının sıcaklığı çevre sıcaklığı olan ektotermik vertebralılarda çeşitli çevresel ve fizyolojik faktörler antikor üretimini etkiler. İmmun yanıt bütün ektotermik vertebralılarda sıcaklığa bağımlıdır ve düşük sıcaklık antikor üretimini geciktirir veya tamamen durdurur. İmmun yanıtın oluşturulamadığı sıcaklık derecesi türlere ve onların yaşadıkları doğal çevre sıcaklığına göre değişiklik gösterir. Aynalı sazan gibi ılık su balıklarında 12C nin altında antikor üretilmezken, gökkuşağı alabalıklarında 5C gibi düşük sıcaklıklarda antikor üretilir . 1. Suyun Sıcaklığı Sığır serum albümini ile immunize edilen sazan balıkları 12C de tutulduğunda hiç bir antikor titresi elde edilmemesine rağmen, 25C de tutulanlarda artan bir antikor titresi tespit edilmiştir. Daha sonra sıcaklığın immun yanıta etkisi üzerine yapılan çalışmalarda antikor üretiminin sıcaklığa bağlı olduğu yüksek sıcaklıkta antikor üretiminin artığını ispatlanmıştır Bu durum düşük sıcaklıklarda T- supressor hücre proliferasyonunun artmasına bağlı olarak plazma hücreleri tarafından üretilen antikor miktarının azalmasıyla ilgili olabileceği bildirilmiştir. Gökkuşağı alabalıklarında Hagerman kızıl ağız hastalığı (ERM) ile ilgili olarak yürütülen immunizasyon çalışmalarında, fenolle öldürülen bakterilerin tek bir enjeksiyon ile balıklara verilmesiyle immunizasyon yapılmıştır. 17C de üç hafta tutulan alabalıkların serumlarında yüksek aglutinasyon titresi bulunduğu, 9C de tutulan balıklarda ise spesifik serum aglutininlerine rastlanmadığı bildirilmiştir 2. Balığın Vücut Ağırlığı Genellikle salmonid balıklar 0,5 gram ağırlığının altında (10°C de) aşılandıklarında koruyucu immunite geliştirmezler. Bir çok salmonid türde 1 gram ağırlıkta daha yüksek seviyede koruma gelişirken, bu gelişme salmonidlerin bütün türlerinde 2,5 gram ağırlığa ulaşınca oluşur. Bu nedenle balığın büyüklüğü önemlidir. Balık farklı sıcaklıklarda yetiştirildiğinde büyüme oranı farklı olduğu için koruyucu immunite yaş ile değil vücut ağırlığına bağlıdır ve vibriosise karşı balıklarda aşılama ile oluşturulan koruyucu immunite balığın ağırlığına bağlı olarak artar. 1 gramlık balıklarda koruyucu immunitenin 120 gün, 2 gramlık balıklarda 180 gün, 4 gramlık balıklarda 1 yılı aştığı ve erginlik dönemine kadar devam ettiği bildirilmektedir 3.Antijenin Fiziksel Durumu Memelilerde antijenin fiziksel yapısı onun immunojenik veya tolorejenik olma özelliği üzerinde etkilidir. Balıklarda da entijenin uygulanış formu çok önemli olabilir. Balıklarda antijen uygulama formu genellikle immersion (daldırma) metodu şeklinde uygulanmıştır. Antijenin fiziksel yapısı onun alınmasına ve sonra immun yanıta etkili olmaktadır Gökkuşağı alabalıklarında antijenin solungaçlardan girdiğini ve eriyik halindeki antijenin alınmasında partiküler taşıyıcıların (latex tanecikleri) bu işlemi çok kolaylaştırdığı gözlenmiştir. Antikor üretimi için genellikle eriyik protein antijenlerinin adjuvant içinde verilmesi gerekir. Sazanlara serum albümini (BSA) Freund's incomplete adjuvant içinde enjekte edildiği zaman immunojenik etki ettiği halde, fizyolojik tuzlu su içinde verildiği zaman ise immunojenik olmadığı tespit edilmiştir. Antijenlerin immunitesi balık türlerine göre değişmektedir. Bovin serum albumin (BSA) tilapia için iyi bir antijen olduğu halde gökkuşağı alabalığı için adjuvant içinde enjekte edilse bile zayıf immunite vermektedir 4.Antijenin Dozu Primer immun yanıtta antikor üretiminin seviyesi genellikle uygulanan antijen dozu ile ilgilidir. Belli bazı çok yüksek dozlarda antijen enjeksiyonu yapıldığında balık tolerans oluşturmaktadır. 5. Antijenin Veriliş Yöntemleri Balıklarda en iyi bağışıklık kazandıran metod, immunojenin enjeksiyon yöntemi ile verilmesidir. Bu yöntem sırasıyla banyo ve oral yöntem izlemektedir. Yersinia ruckeri antijeni kanal yayın balıklarına intraperitoral (i.p.), intramuskular (i.m.), intraeusophogal verildiğinde en düşük antikor titresi özefagustan antijen verilen balık grubunda rastlanmıştır. Yersinia ruckeri 'ye karşı aşılamada enjeksiyon yönteminin banyoya karşı çok daha iyi bağışıklık sağladığı bildirilmiştir (Johnson and Amend 1983a). Bazı araştırıcılar, antijenin intramuskular enjeksiyonunun intraperitonal enjeksiyondan biraz daha yüksek antikor seviyesi sağladığını bildirmişlerdir (Ellis 1988c). Oral immunizasyon serumda genellikle antikor üretimi sağlamaz fakat antikor sindirim kanalı mukusunda ortaya çıkabilir (Ellis 1988c). Aeromonas salmonicida ile oral immunizasyonu tabi tutulan alabalıklara antijen enjeksiyonu yapıldığında serum antikor titresi oral immunizasyondan kaynaklanan baskılayıcı (suppressor) hücrelerin etkisiyle baskı altına alındığı tespit edilmiştir. Halbuki; yem ile birlikte verilen Vibrio aşısında sistemik supresyon görülmemiştir. Oral aşılamadan 4 hafta sonra kanda aglutinin antikorlar oluşmuştur. 6. Antijenik Kompetisyon (Antijenik Rekabet) Antijenik kompetisyon; bir antijene karşı oluşturulacak immun yanıtın diğer bir antijen uygulanması ile önlenmesi (inhibe olması ) olayıdır.Balıklarda iki farklı gammaglobulin birlikte veya eritrositlerin viruslarla birlikte verilmesi ile bu kompetisyonun varlığı gösterilmiştir. Diğer taraftan salmonid balıklarda bakteriyel antijenlerin çeşitli kombinasyonları ile yapılan uygulamalarda koruyucu immunitenin oluşmasında engellenme tespit edilmemiştir. Bu nedenle balıklarda antijenik kompetisyonun varlığı tespit edilmesine rağmen, polyvalant aşılarda yeterli koruyucu etkinin oluşmasında bir engelleme görülmemektedir. 7. Adjuvantlar ve İmmunostimulanlar Adjuvantlar isimlerinden anlaşılabileceği gibi antijen ile birlikte etki yaparak antijeni daha immunojenik hale getiren böylece immun yanıtı arttıran maddelerdir. Bunlar etki mekanizmaları farklı ve çoğu kere iyi anlaşılamamış çeşitli maddeleri içerirler .Balıklarda immunizasyonda bir çok kimyasal ve biyolojik madde sonradan kazanılan bağışıklığı arttırmak için kullanılmaktadır.Freund's incomplete adjuvant antikor üretimini arttırması ve yüksek immunostimulant etkiye sahip olması nedeniyle balık immunolojisinde genişçe kullanılmaktadır. Ancak bu adjuvantın kullanılması enjeksiyon yerinde nekrotik veya granulamatöz lezyonlara neden olmaktadır(Anderson and Dixon 1984, Ellis 1989. Balıklarda etkili olarak kullanılan diğer adjuvantlar arasında banyo yolu ile uygulanan dimethylsulphoxide ( DMSO) ve intravenöz enjeksiyonla verilen deniz tunicate ( Ecteinascidia turbinata) ekstraktı ( ETE) bulunur ve bu adjuvantlar ticari olarak kullanılmaktadır. 8. Mevsimsel Etkiler Bazı deliller (bulgular) balıkların immun sistemlerinde sadece düşük sıcaklıkla ilgili olmadan mevsimlere bağlı zayıf periyodlarının olduğunu göstermektedir (Wishkovsky and Avtolion 1987, Ellis 1988). 9. İmmun Yanıtı Baskılayan Faktörler Balık sağlığı üzerinde kirliliğin bir etkisi olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Ağır metaller, organik çözücüler ve pestisitler immun yanıtı etkilemektedirler. Balıklarda çeşitli hastalıkların ortaya çıkması, balık yoğunluğu, dokunma gibi strese neden olan faktörlerle ilgilidir (Avtalion 1981, Möck and Peters 1989). Stresin kortikosteroidlerin salgılanmasının artmasına bağlı olarak immun baskı yaptığı bildirilmiştir (Anderson et al. 1982,Ellis 1988c, Arda 1994b). Yersinia ruckeri'ye karşı banyo ile aşılanan gökkuşağı alabalıklarına IP olarak kortikosteroid enjekte edildiğinde kan dolaşımında antikor üreten hücrelerin miktarının etkilenmesi ile antikor titresinin düştüğünü göstermiştir (Manning and Mughal 1985). Antibiyotiklerden oxytetracycline'nin in vivo olarak immun reaksiyonlar üzerinde baskılayıcı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Oxytetracycline'nin bu etkisi fagositik makrofajlar ile B ve T lenfositleri arasındaki etkileşime bağlıdır (Ellis 1988c). 10. Beslenmenin Etkisi Aşılamada yeterli immun yanıt balığın sağlıklı ve iyi kondüsyonda olmasına bağlıdır. Bu nedenle balığa besin ihtiyacının karşılanması için dengeli bir rasyonun temin edilmesi gerekir (Bell et al 1984, Blazer and Wolke 1984ab, Lee and Lovell 1985,Henkel et al. 1987, Salomoni et al. 1987, Ellis 1988c,Landolt 1989, Navarre and Halver 1989, Hrdie et al 1990 , Thomas and Woo 1990, Arda 1994b, Aydın 1994a). Temel olarak ticari yemler sazan, gökkuşağı alabalığı, Atlantik salmonu ve kanal yayın balıkları bu ihtiyacı genellikle yemlerle sağlamaktadır (Ellis 1988c). Kanal yayın balıklarının yavrularında (fingerling); Edwardsiella ictaluri antijenlerine karşı farklı miktarda Vitamin C (ascorbik asit) verilmesini içeren çalışmalarda Vitamin C nin verildiği mega dozda antikor yanıtında belirli bir artma bildirilmiştir (Ellis 1988c, Navarre and Halver 1989, Hardie et al 1991, Thomps et al. 1993). PROFİLAKTİK AMAÇLA AŞI ve KEMOTERAPÖRATİKLERİN KULLANIMI Balıklar içerisinde bulunduğu akuatik ortamda birçok mikroorganizmalarla karşı karşıyadır. Bu mikroorganizmalardan çoğu balık için patojen değildir. Fakat balık patojenlerinin su ortamında bulunması canlı için her zaman potansiyel tehlikedir. Bu nedenle balık mikroorganizmaları ile mücadelede aşıların kullanımı zorunlu olmaktadır. Bazı araştırıcılar balık hastalıklarının kontrolü için kemoterapik kullanımının aşılamadan daha etkili olduğunu vurgulamaktadırlar. Ancak hastalıkların tedavisinin kemoterapötiklerin sık kullanımını patojenlerin kemoterapötiklere karşı direnç kazanmasına neden olmaktadır. Balıklara tedavi sırasında yem içerisinde verilen kematerapötiklerin suya geçmesiyle doğal balıklar kabuklu ve diğer omurgasız su canlılarında kematerapötik madde kalıntılarına neden olmaktadır. Antibiyotik kalıntısı bulunan hayvansal gıdaların insan tarafında tüketimi insan sağlığını tehdit etmektedir. Nitekim kemoterapötiklerin uzun süre kullanımı hem flora bozukluğuna hemde vitamin noksanlığına neden olarak, gelişmelerde gerilemeye neden olmaktadır. Ayrıca kemoterapötiklerin immun sistemi üzerinde olumsuz etkileri vardır. Bir aşıyı üretmek oldukça zordur ve yıllarca süren araştırmalar neticesinde ancak kullanıma sunulabilir. Bununla birlikte aşılar oldukça yüksek maliyetli olmaktadır. Aşını pahalı olmasında araştırma geliştirme ve lisans masrafları en önemli faktörlerdir. Aşının kullanımı için fayda ve sakıncalarının da iyi değerlendirilmesi gerekir. Dünya Sağlık Teşkilatı' nın yayınladığı rapora göre aşılamaya karar vermede göz önüne alınması gereken kriterler şunlardır. • Hastalığın tabiatı ve şiddeti • Enfeksiyona maruz kalma olasılığı • Enfeksiyona maruz kalındığında hastalığın yayılma olasılığı • Aşılanmış bireylerde gerek aşılama sırasında gerekse sonradan olabilecek arzu edilmeyen reaksiyonların şiddeti ve görünme sıklığı • Aşılama ile elde edilen bağışıklığın süresi ve derecesi Bu çerçevede balık yetiştiriciliğinde hastalık problemlerinin artan kemoterapötik kullanımıyla çözülemeyeceği ve başarının ancak etkili aşıların geliştirilmesiyle mümkün olabileceği açıktır. Kemoterapötiklerin ve aşıların dezavantaj ve avantajlarının karşılaştırılması; 1. Aşı Uygulamaları: Korucu olarak infeksiyon ve kayıpları ve azaltmak amacıyla kullanılır. Kemoterapötik Uygulamaları: Ölümler başladığı zaman kemoterapik tedaviye başvurulur. Viral hastalıklar dışında etkilidir. 2. Aşı Uygulamaları: Yalnızca bir ve iki uygulamayla koruma sağlar. Kemoterapötik Uygulamaları: Çok kısa süreli periyotlar için korur. Sürekli uygulamaya gerek vardır. 3. Aşı Uygulamaları: Aşılar banyo şeklinde uygulanabilir ve tüm balıklara tatbik edilebilir. Kemoterapötik Uygulamaları: Bir çok antibiyotik oral yolla verilir. Ancak iştahsız ve enteritli hayvanlarda başarısızdır. 4. Aşı Uygulamaları: Yan etkileri yoktur. Sağlıklı balıklar daha iyi bir büyüme performansı gösterirler. Kemoterapötik Uygulamaları: Önemli ölçüde yan etkileri vardır. 5. Aşı Uygulamaları: Toksik etkileri yoktur. Karkasta artık birikimine neden olmazlar. Kemoterapötik Uygulamaları: Kemoterapötikler balık etinde birikebilirler. 6. Aşı Uygulamaları: Patojenin aşıya karşı direnç göstermesi mümkün değildir. Kemoterapötik Uygulamaları: Birçok bakteri antibiyotiklere karşı direnç gösterir. Bunu için birçok ülkede antibiyotiklerin kullanımına sınırlama getirilmiştir. 7. Aşı Uygulamaları: Teorik olarak aşı ile kontrol edilemeyen hastalık yoktur. Kemoterapötik Uygulamaları: Kemoterapötikler ile viral hastalıklar kontrol altına alınamaz. AŞININ TANIMI VE AMACI Aşılar, hastalık etkeni mikroorganizmalar ve onların antijen unsurlarından hazırlanmış olan, bir hayvana verildiği zaman hastalık meydana getirmeden bağışıklık kazandıran maddelerdir. Belli bir enfeksiyöz etkene karşı, verildikleri canlıdan immun sistemi uyararak aktif bağışık hale getirirler. 1798 de E. JENNER, insan çiçeğine sığır çiçek virüsü ile aşılama yaparak, aşı ile bağışıklık kazandırma çalışmalarına öncü olmuştur. Günümüzde her aşıdan olumlu sonuç alınmazsa bile hemen her enfeksiyöz hastalığa karşı aşının üretilmesi için yoğun çalışmalar yapılmaktadır. İlerleyen teknik ve moleküler düzeyde yapılan çalışmalarla ileride hemen her enfeksiyöz hastalığa karşı etkin bir aşı elde edilebileceği mümkün görünmektedir. Balık aşıları üzerine ilk ciddi uygulama 1942 de Duff tarafından gerçekleştirilmiştir. Duff Salmo clarki balıklarını frunkulozise karşı korumak amacıyla kloroformla inaktive edilmiş bakteri hücrelerinden elde edilen aşıyı oral yolla kullanmıştır. Bu uygulamadan sonra aşı çalışmaları artmış ve ancak günümüzde bakteriyel balık hastalıklarının toplam sayısının % 50 sinden azına karşı aşı geliştirilmiştir. Aşılar, çok çeşitli antijenik maddeleri yapılarında bulunduran mikroorganizmalaradan veya onların ürünlerinden hazırlanırlar. Profilaktik amaçla yani enfeksiyonlarla karşılaşması riski olan balıklarını, o hastalığa karşı korumak için daha önceden bağışıklık kılma gayesi ile kullanılırlar. Aşılar bazen bir enfeksiyonun devamı esnasında kullanılırlar. Böyle bir uygulama sürüde enfeksiyonla karşılaşma ihtimali olan hayvanları korumak veya infekte olmuşları tedavi etmek amacıyla kullanılır. Bir hastalığın kuluçka devrinde olan hayvanlara inaktif aşı verilmesi tehlikeli değildir. Attenüe (zayıflatılmış) virüs aşıları tedavi etmek amacıylada kullanılır. Hastalığın inkübasyon devresinde verilen kuduz aşısı tedaviye yöneliktir. | |
| | #2 |
| paylaşim için teşekürler... | |
| | #3 |
| paylaŞim Icin TŞk Ler | |
| Etiketler: balıklarda oral aşılama, frunkulosis tuzlu su |
| Seçenekler | |
| |
Genel Kültür - Yaşam kategorisinde ve Hayvanlar Alemi forumunda bulunan Balıklarda aşılama yöntemi konusunu görüntülemektesiniz.Akuakültür dünyanın birçok ülkesinde son 20 yıldan beri çok hızlı gelişen bir endüstri haline gelmiştir. Bir çok gelişmiş ülkede balıkların ...
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| güvercinlerde Aşılama Metodları | \\marjory\\ | Hayvanlar Alemi | 1 | 03-11-2008 10:11 PM |
| Aşılama Tablosu | CaRoKıZı | Sağlık - Yaşam | 0 | 02-15-2008 09:14 PM |
| Balıklarda Ağlar | breakerturk | Aşk Hikayeleri | 0 | 01-01-2008 07:13 PM |
| İntrauterin İnseminasyon (IUI) veya Aşılama ne demektir? | HoLyWar | Evlilik Ve Cinsel Yaşam | 0 | 11-25-2007 04:22 PM |
| Aşılama | HoLyWar | Evlilik Ve Cinsel Yaşam | 0 | 11-25-2007 04:21 PM |